Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Sünnet edilen kız

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Kur'an-ı Hakim -Genel-
Forum Adı: Hurafeler-Dinde olmayanlar
Forum Tanımlaması: Kur'andaki Din'de olmayan, olmaması gereken hurafeler, inançlar, uygulamalar ve ilahlaştırılan şahsiyetler....vs
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=10625
Tarih: 26-Ekim-2014 Saat 07:53


Konu: Sünnet edilen kız
Mesajı Yazan: Misafir
Konu: Sünnet edilen kız
Mesaj Tarihi: 09-Kasım-2010 Saat 11:00

Kızlar benim gibi sünnet edilmesin.

http://www.kadinlarkulubu.com/kitap-ozetleri/84387-waris-dirie-col-cicegi-ozet.html" rel="no follow - http://www.kadinlarkulubu.com/kitap-ozetleri/84387-waris-dirie-col-cicegi-ozet.html http://www.sohbetnesesi.com/tag/afrikali-kizlarin-sunnet-edilmesi/" rel="no follow -

 

http://www.sohbetnesesi.com/wp-content/uploads/fft16_mf551059.jpg" rel="no follow - ,

 

Ailem Somali çölünde hayvancılıkla geçinen bir kabileydi. O yüzden çocukluğum doğal görüntüler, sesler ve doğal kokular içinde geçti. Büyük tad aldım.
 

Yazan: Waris Dirie.

Reader’s Digest

http://home.honolulu.hawaii.edu/~pine/Phil110/waris-dirie.html" rel="no follow - http://home.honolulu.hawaii.edu/~pine/Phil110/waris-dirie.html

Çeviren: Hasan Akçay


Bölüm 1: evden kaçış
Bölüm 2: çöl çiçekleri
Bölüm 3: sünnet olmak
Bölüm 4: evlilik
 

EVDEN KAÇIŞ

Güneşlenen aslanları izlerdik. Zürefalar, zebralar, tilkilerle koşardık. Tavşan büyüklüğündeki çöl farelerini kovalardık çölün kumunda. O kadar mutluydum ki. Sonra geçiverdi o günler. Yaşam zorlaştı.

Afrika’da kadınlığın ne olduğunu beş yaşımda öğrenmeye başladım. Tarifsiz acılar çektim.

 

 
Afrika’da kadınlar yaşamın omurgasıdır. İşin çoğunu onlar yapar ama görüş belirtemezler. Evlenecekleri erkek hakkında bile ağızlarını açamazlar.


On üçüme bastığımda gelenekler kıskacına aldı beni. Artık küçük bir kız değildim. Hızlıydım; güzel bir vücudum vardı. Ama hep acı çekmiştim. "Yetti gari!" dedim. Kaçacaktım.

Çileli yolculuğum babamın, "Seni evlendiriyorum," demesiyle başladı. Vakit dardı; oyalanamazdım. Daha önce hiç gidip görmediğim başkent Mogadişu’da bir teyzem vardı; ona sığınacaktım. Anneme söyledim.

Babam ve ailedeki herkes uykudayken annem beni uyandırdı; "Hadi git."

Azık var mı diye bakındım. Ama yanıma alacak hiç bir şey yoktu; ne su, ne süt, ne yiycek bir şey. Bir şal aldım üstüme; kara çöl gecesine yalınayak daldım.

Mogadişu’nun hangi yönde olduğunu bile bilmiyordum. Yönü filan boş verip yalnızca koştum. Çevremi göremediğim için önce yavaş, ama gök ağarınca bir gazel gibi süzülerek, saatlerce koştum.

Öğlen olunca çölün ortasındaydım. Sonsuza uzanan bir görüntü.
 
Aç, susuz ve yorgundum. Yavaşladım; yürümeye başladım. Şimdi napıcam ben, diye düşünürken bir ses duydum: "Waris! Waris!" Babam sesleniyordu. Panikledim. Beni yakalarsa ne yapacağını biliyordum: evlendirecekti.

Erken davranmıştım ama babam kumdaki izlerimden bulmuştu beni. Soluğu ensemdeydi.
 
 

 
Tekrar koşmaya başladım. Geriye baktım. Arkamdaki tepeden koşarak iniyordu. Beni görmüştü. Can korkusuyla fırladım. Sanki kum sörfü yapıyorduk. Ben bir tepeye tırmanırken o arkamdaki tepeden iniyordu. Böyle saatlerce koştuk. Babamın beni izlemediğini anlayıncaya kadar.

Artık beni çağırmıyordu.

Güneş batıp gece olana dek koştum. Zifirî karanlıktı; hiç bir şey göremiyordum. Açlıktan ölmek üzereydim. Ayaklarım yara bere, kan içinde. Bir ağacın altına oturdum dinlenmek için. Uyuya kalmışım.

Sabah gözlerimi açtığımda güneş alev alevdi. Kalkıp yürüdüm. Günlerce gittim böyle. Aç, susuz, korku ve acı içinde. Akşamları karanlık çökünce duruyordum ancak. Öğlenleri bir ağacın altında kestiriyordum.

Böyle bir kestirme anında hafif bir ses duydum. Gözlerimi açınca bir aslanla burun buruna geldim. Ayağa kalkmaya çalıştım. Ama günlerce tek lokma girmemişti mideme; gücüm kalmamıştı. Dizlerim zangır zangır etti, sonra bükülüverdi. Sırtım acımasız Afrika sıcağından beni koruyan ağaca dayalı, yığıla kaldım.
 
 
 
 
Çöldeki yolculuğum sona ermişti. Korku içinde ölümü beklemeye başladım. "Gel al!" dedim aslana. "Ben hazırım." Kocaman kedi, gözlerimin içine baktı bi süre. Ben de onun gözlerinin içine. Sonra yalana yalana önümde volta atmaya başladı. Süzülür gibi, narin, duyarlı. Her an üstüme atılabilirdi. Ama bırakıp gitti.
 
Bi gıdımcık ettim yani; yemeye değmezdim.

Aslanın beni öldürmediğini görünce Rabbimin benim hakkımdaki hükmü farklı diye düşündüm. Her halde yaşamamı istiyor. "Ne bekliyorsun benden?" dedim ayağa kalkmaya yeltenerek. "Nolur yol göster."
...



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Misafir
Mesaj Tarihi: 10-Kasım-2010 Saat 03:13
ÇÖL ÇİÇEKLERİ

Kaçmadan önce yaşantımda yalnızca evim ve doğa vardı. Çoğu Somali halkı gibi kırda yaşıyor; sığır, koyun ve keçi besliyorduk. Deve sütüyle geçiniyorduk. Gıdamız da suyumuz da süttü. Çünkü su yoktu. Kahvaltımız, akşam yemeğimiz süttü.

Sabah gün doğarken kalkıyorduk. İlk işimiz ahırlardaki sağımdı. Hayvanlar gece kaçmasın diye bir de yolumuzun üstündeki çalı çımkıyı toplayıp çitleri onarırdık.
 


Hayvanlarımızı süt için ve alış veriş için besliyorduk. Küçücük bir kızdım ama 60-70 baş koyun ve keçiyi çölde ben güderdim. Uzun bir değneğim vardı. Hayvanlarıma yön vermek için şarkı da söylerdim.

Otlak herkesin malıydı. Onun için ot en çok nerde varsa oraya giderdim.

 

Yırtıcı hayvanlara karşı gözümü dört açardım. Özellikle sırtlanlar çok sinsiydi. Kuzularımı kapıp kaçarlardı. Aslanlar sürü halinde avlanıyordu. Oysa ben tek başımaydım.

Ailemdeki herkes gibi tam yaşımı bilmezdim. Tahmin ederdim ancak. Zamanı mevsimler ve güneş belirlerdi. Güneşle yatar, güneşle kalkardık.

 

Nerde yağış var, oraya giderdik.

 

 
 
Evimiz ot çatılı, çerçöpten, çadırımsı bir kulübeydi. İki metre çapında. Göç zamanı sökerdik onu; develere yükleyip yollara düşerdik. Su ve yeşilliği olan bir yer bulunca bir daha kurardık. Sütümüzü korduk kulübemize; bir de kavurucu öğle sıcağından oraya sığınırdık.

Gece dışarda yıldızların altında yatardık. Bir hasırın üstünde kucak kucağa uyurduk. Babam bize göz kulak olmak için biraz ötede yatardı.

 

Çok yakışıklıydı. Aşağı yukarı bir seksen boyunda, sırım gibi.
 
Annem daha da kilosuzdu. Çok güzeldi. Sanki kara mermerden yapılmış Modigliani heykeli gibi pürüzsüz bir yüzü vardı.

Sakindi, cok sakin. Ama ağzını bir açtı mı küçücük, aptal şakalarıyla bizi kırar geçirirdi.

Mogadişu’da büyümüş anam. Zengin ve nüfuzlu bir ailesi varmış. Babamsa hep çöllerde sürütmüş. Anamla evlenmek isteyince anneannem "Dünyada olmaz!" diye kestirip atmış. Ama annem 16 yaşına girince yine de babama kaçıp onunla evlenmiş.

Annem beni AVDOHOL diye sevgiyle çağırırdı; Küçük Ağız demek. Ama adım Waris’ti yani Çöl Çiçeği.

 

 
Benim ülkemde bazan aylarca bir damla yağış olmaz. O yüzden çok az canlı ayakta kalabilir. Ama bir de yağdı mı bardaktan boşanır gibi yağar. İşte o zaman her yeri pırıl pırıl sarı-turuncu çöl çiçekleri kaplar. Doğanın bir mucizesidir.
...


Mesajı Yazan: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Kasım-2010 Saat 05:32

Sünnet Dosyası:
http://forum.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=10637" rel="no follow - http://forum.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=10637

-------------


Mesajı Yazan: Misafir
Mesaj Tarihi: 13-Kasım-2010 Saat 03:24

Waris Dirie’nin bundan sonra anlattıkları, masal gibi bir başarı öyküsü. Özetle:

 

Mogadişu’da önce ablasının, sonra teyzesinin evinde kalmış. Teyzesi Somali’nin Londra konsolosunu tanıyormuş. Konsolos, Waris’i hizmetçi olarak Londra’ya götürmüş.

 

Waris orda profesyonel bir fotoğrafçının dikkatini çekmiş. Fotomodel olmuş; dünya çapında ün kazanmış.

 

Bir ameliyatla idrarını rahatça yapabilecek hale gelmiş. Evlenmiş.

BBC kendisiyle röportaj yapmak isteyince "Annemi bulmanız koşuluyla evet," demiş. Ailesini Somali’nin kuzey hududuna yakın bir yerde bulmuşlar. Waris annesine, "Seni Londra’ya götüreyim," demiş. Annesi reddetmiş; "Benim yerim burası," demiş.

 

Çöl Çiçeği ve annesi

 

Waris, kız çocuklarını sünnet işkencesinden kurtarmayı gönüllü olarak görev edinmiş. Şimdi onu yapıyor. Birleşmiş Milletler Waris’i iyiniyet elçisi atamış.

 

Waris Dirie başından geçenleri duyarlı insanlarla paylaşmak için Çöl Çiçeği anlamında DESERT FLOWER adında bir kitap yazmış. İşte o kitabın son satırları:

Dostlarım beni, "Bir kökten dincinin kurşunlarına hedef olabilirsin," diye uyarıyor. Çünkü kadınların sünnet edilmesi kökten dincilere göre
Kuran’ın emri imiş. Ama yanlış bu. Kuran’da "Kızları sünnet edin!" diyen bir ayet yok. İncil’de de yok.


Rabbime yalvarıyorum. Hiç bir kız o tarifsiz acıları bir daha yaşamasın. Ben kendimi o işkenceye son vermeye adadım. Beni çöldeki o aslana yem olmaktan kurtaran Rabbim benden her halde bu görevi yapmamı istiyor.

 

Doğrusu korkuyorum. Tehlike var, tamam. Ama bir gözü peklik daha yapacağım. Yaşamım boyunca hep yaptığım gibi.
...........



Mesajı Yazan: {{{{{Hanne}}}}}
Mesaj Tarihi: 17-Kasım-2010 Saat 18:34
TEVRATTA SÜNNET
 
Yaratılış Kitabı
 
Sünnet: Antlaşma Simgesi

BÖLÜM 17


Yar.17: 1 Avram doksan dokuz yaşındayken RAB ona görünerek, "Ben HerŞeye Gücü Yeten Tanrı'yım" dedi, "Benim yolumda yürü, kusursuz ol.

Yar.17: 2 Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım."

Yar.17: 3 Avram yüzüstü yere kapandı. Tanrı,

Yar.17: 4 "Seninle yaptığım antlaşma şudur" dedi, "Birçok ulusun babasıolacaksın.

Yar.17: 5 Artık adın Avram*fa* değil, İbrahim*fb* olacak. Çünkü senibirçok ulusun babası yapacağım.
 
D Not 17:5 "Avram": "Yüce Baba" anlamına gelir.17:5 "İbrahim": İbranice Avraham, "Çokların babası" anlamına gelir.

Yar.17: 6 Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak,krallar çıkacak.

Yar.17: 7 Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım.

Yar.17: 8 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım."

Yar.17: 9 Tanrı İbrahim'e, "Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama
bağlı kalmalısınız" dedi,

Yar.17: 10 "Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur:Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.

Yar.17: 11 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi
olacak.

Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdansatın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnetedilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Yar.17: 13 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinliklesünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecekantlaşmamın simgesi olacak.

Yar.17: 14 Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak,çünkü antlaşmamı bozmuş demektir."

Yar.17: 15 Tanrı, "Karın Saray'a gelince, ona artık Saraydemeyeceksin" dedi, "Bundan böyle onun adı Sara*fc* olacak.
 
D Not 17:15 "Sara": "Prenses" anlamına gelir.

Yar.17: 16 Onu kutsayacak, ondan sana bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. Halkların kralları onun soyundan çıkacak."

Yar.17: 17 İbrahim yüzüstü yere kapandı ve güldü. İçinden, "Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?" dedi, "Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?"

Yar.17: 18 Sonra Tanrı'ya, "Keşke İsmail'i mirasçım kabul etseydin!" dedi.

Yar.17: 19 Tanrı, "Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak*fç* koyacaksın" dedi, "Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim.
 
D Not 17:19 "İshak": "Güler" anlamına gelir.

Yar.17: 20 İsmail'e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım.

Yar.17: 21 Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara'nın doğuracağı oğlun İshak'la sürdüreceğim."

Yar.17: 22 Tanrı İbrahim'le konuşmasını bitirince ondan ayrılıp
yukarıya çekildi.

Yar.17: 23 İbrahim evindeki bütün erkekleri -oğlu İsmail'i, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini- Tanrı'nın kendisinebuyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi.

Yar.17: 24 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.

Yar.17: 25 Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu.

Yar.17: 26 İbrahim, oğlu İsmail'le aynı gün sünnet edildi.

Yar.17: 27 İbrahim'in evindeki bütün erkekler -evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu.


-------------



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat