Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

ÇOCUKTA DAVRANIŞ SORUNLARI

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Sağlık ve Yaşam
Forum Adı: Çocuk Psikolojisi
Forum Tanımlaması: Çocuklara dair psokoloji ile ilgili bilgiler, makaleler...
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=5475
Tarih: 29-Ağustos-2014 Saat 08:14


Konu: ÇOCUKTA DAVRANIŞ SORUNLARI
Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Konu: ÇOCUKTA DAVRANIŞ SORUNLARI
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 13:52

Çocuk psikolojisinde uzmanlar tarafından en çok üzerinde durulan konulardan biri çocuklarda görülen davranış bozukluklarıdır.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir.
Bu ölçütler:

1-Yaşa Uygunluk: Hergelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içindebulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Örn; 2 yaş çocuğunegativist, hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud un anal, Erikson unözerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk birbirey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez,öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok genişolduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırtedemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarakkabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapanbir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarakkabul edilmesindeki 2. ölçüt yoğunluktur. Örn; 5 yaş çocuğunda öfke vehuysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse,davranış bozukluğu kategorisine girer.

3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranıştürünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklerebenzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranışkategorisine girer.

 

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERI


-Dikkat Çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde yada yeterli zamanayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:

-İntikam Alma İsteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almakister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke venefret duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyinoluşmasına neden olur.

-Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olmasıdavranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülütutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir.Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusalolarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesineolanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

 

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLANÇOCUKLARLA OLUMLU ILIŞKI NASIL KURULUR?

1-Karşılıklı Saygı: Azarlamak, bağırmak, vurmak,susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-babaçocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak elealınıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2-Çocuğa Zaman Ayırmak: Çocuklailgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil,nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3-Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesiniistiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli veyüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi içinçok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğuiçin değer vermedir.

4-Sevgiyi Anlatmak:Çocuğun kendini güvenlihissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.



Cevaplar:
Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 13:53
Çocuklarda Gelişim Dönemleri

Çocuk psikolojisini anlayabilmek için öncelikle çocukta gelişim dönemlerini bilmek gerekir.

MOTORGELİŞİM

İlküç ay içinde

Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir ,kucağa alındığında kafasınıdik tutabilir , yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir veyanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir,ellerini yumruk halinegetirebilir.

Üç altı ay arasında

Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır , elinealdığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmayaçalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.

Altı oniki ay arası

Oturabilir , emekleyabilir , tutunarak ayağa kalkabilir , 12. ayın sonuna doğruayakta çok kısa süreli durabilir ,ayakta tutulduğunda ayaklarını hareketettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir , elleri arasındaoyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ilenesneleri gösterebilir.

Oniki onsekiz ay arası

Yürür , elinden tutulduğunda merdiven tırmanır ,ayakta iken çömelebilir,ayağıile topa vurabilir,yere doğru eğilir , destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıklatutabilir.

Onsekiz yimidört ay arası

Kapıyı açabilir , kendi başına merdivenden inip çıkabilir , bir elini daha çokkullanmaya başlar , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıklakullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).

İki üç yaş arası

Düşmeden koşabilir , bazı çizgileri taklit eder , merdivenden rahatlıkla kendibaşına inip çıkabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıklakullanabilir ,düğmesini açabilir,üç tekerlekli bisikleti sürebilir ,tek ayaküstünde kısa bir süre durabilir , bir bardak suyu taşıyabilir ,yürürkenengelleri adım atarak rahatlıkla geçer , rahatlıkla çömelip kalkabilir , gerigeri yürüyebilir.

Üç dört yaş arası

Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir , ayakkabısını giyer , kendinidoyurabilir , düz çizgi çizebilir , tek başına dolaşmaya çalışır , çift ayakla 40 cm sıçrayabilir , öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir , çömelip kalkma hareketini rahatlıklayapabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir ,40-50 cm den aşağı atlayabilir , tek ayakla sıçrayabilir ,dans etme müzik ile beraber tempo tutma , zıplayan topu eli ile tutma ,kağıttaki şekilleri boyar , 3-4 renk eşleştirebilir , aynı kartlarıeşleştirebilir , bazı harfleri eşleştirebilir , artı eksi yapabilir.

Dört altı yaş arası

Makasla kağıtları kesebilir , bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir ,öğretilirse adını yazabilir ,sek sek oynayabilir , üçgen ve kare yi kopyalar ,kendi giyinir kendi soyunur , ayakkabısını bağlar , yüzünü yıkar , dişinifırçalar , altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir , el becerilerigözle görülür bir şekilde gelişir.

DİL GELİŞİMİ

İlk üç ay içinde

Sese karşı tepki verir , agulama şeklinde sesler çıkarabilir , tanıdık kişi veeşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder , kendi kendinegülümseyebilir ,müzik ve konuşmaya karşı tepki verir , kendi kendine oynarkenbazı heceleri tekrarlar , dudakları ile p , b, m gibi harfleri çıkarmayaçalışır.

Üç altı ay arasında

Çevresinde konuşan kişileri arar , ağlarken konuşulunca rahatlar , agulamaşeklinde iletişim kurar , yüksek sesle güler , kendine göre ağlama dışındaheceler kullanır.

Altı oniki ay arası

Annenin sesini taklit etmeye çalışır , cee oyunu oynar , bazı eşyaları sesçıkartmak için kullanır , ma ma -da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır , 12 ayadoğru baba mama der , oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsakonuşmaya çalışır.

Oniki onsekiz ay arası

Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder , her gün gördüğü cisimleriadlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar , insanlar ile ilişki kurarkenanlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar , ailenin öğrettiği kelimelerikendi kendine tekrarlar ,onsekizinci aya doğru iki komutu üst üsteanlayıp yerine getirir. (bardağı al mutfağa götür gibi )

Onsekiz yimidört ay arası

İki kelimelik cümleler yapmaya başlar , tanıdıklarının ismini bilir ,isteklerini rahatlıkla ifade edebilir , ikiden fazla komutu anlar ve yerinegetirir , yirmidördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur.

İki üç yaş arası

Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder , reddetme ifadesi kullanabilir, cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar , vücudunun parçalarınıraharlıkla yapar , bütün komutları yerine getirebilir , kelime hazinesi hızlaartar.

Üç dört yaş arası

Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar , kendine ait yaş ,soyad gibi özellikleri bilir , ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.

Dört altı yaş arası

Grup halinde olan konuşmalara katılır , hikaye ve masal anlatır , sayı sayar ,kelime hazinesi iyice artmıştır , sıfatları rahat kullanmaya başlar , cümleyapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer , isteklerini ayrıntıları ileanlatabilir.

SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

İlk üç ay içinde

Anneyi tanıyarak tepki verir , konuşulunca dinler , kucağa alınınca susar ,nesneleri takip eder , gülümser

Üç altı ay arasında

Anne babasına sarılarak kucaklar , nesneleri ve yiyecekleri ağzınagötürür,kendiliğinden gülümser , elini uzatır.

Altı oniki ay arası

Oyuncakları ile 10-15 dk oynar , ce oyunu oynar , karşılıklı oyun oynar ,yabancıları tanır , tanıdıklarına ses çıkartır , anneden ayrı kalıncaendişelenir , baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır.

Oniki onsekiz ay arası

Kendi kendine bardakla su içebilir , kaşıkla yemek yiyebilir , oyuncaklar ileetkileşimi artar , giyimine yardım eder , müzik ile beraber tempo tutabilir ,istemediği şeyleri belli eder , ayakkabı çorabını çıkarabilir.

Onsekiz yimidört ay arası

Tuvaletini söyleyebilir , istendiğinde ufak komutları yerine getirerekerişkinler ile etkileşime girer , taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyuaraba gibi sürmek gibi ) ,diğer çocuklara ilgisi artar , diğer çocuklar ileoyuncakları ile beraber oynar , oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır ,rahat su içer , yemek yer.

İki üç yaş arası

Evcilik oynar , ev işlerine yardım eder , çatal kullanır , giyimini kendibaşına yapabilir , tuvaletini haber verir , bazı arkadaşlarına daha fazla ilgigösterir.

Üç dört yaş arası

Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır , yetişkinlerinsöylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar , oyunlarındaki kurallara uymayaçalışır , kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir , gece tuvalet kontrolünüsağlayabilir , el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.

Dört altı yaş arası

Sosyal hayata adapte olmaya çalışır , arkadaşları ile uyumu artar , TV da bazıprogramları takip eder , kendine has özellikler belirir , etrafla etkileşimiiyice artar , kendisi masal anlatabilir.

GENEL BİLGİLER

Çocukyetiştirmek en büyük sanattır . Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabildiği bir şeydeğildir . Bazı anne babalar çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelikbeslenme , barınma , sağlık problemlerini gözetip onların olaylarkarşısındaki düşündükleri şeyler , tepkileri , yorumları , üzüntüleri ,sevinçleri hesaba katmazlar . Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı birsağlık mensubu şunu söylüyor acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardançocukların etkilendiğini , bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum ,anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onlar çocuk ne olacak ki diyorlar ,ben buna dayanamıyorum ,onlarındaruh dünyası var şeklinde yakınıyordu.

Hattagünümüzde bırakın ruhsal sorunları , 2000 yılına girdiğimiz bu günlerde,dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan , basit sağlık sorunlarından ,kazalarda , salgın hastalıklarda , anne baba ihmaline bağlı nedenler ilehayatını kaybediyor.

Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip , onların ruhsal sorunlarınainebilmek , ancak eğitim ve anne baba bilinçlendirilmesi ile olacaktır .Ayrıcaçocukların yaşadıkları ortamların , çevre imkanlarının , devletin sağlayacağıimkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkiliolabilmektedir .

Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun toplumahazırlanması büyük oranda , anne babanın hayatın ilk gününden itibarençocuk ile etkileşimi , konuşmaları , eğitim açısından vermeye çalıştıkları , eviçerisindeki tutumları ,etkili olmaktadır .

Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde sosyal , kişilik ve mental motor gelişimin olması ve sağlıklı birpsikolojik yapıya sahip olmaları için yapmaları gerekenler :

Dengeli eğitim ve yönlendirme

Anne babanın kendi aralarındaki söz vedavranış birliği

Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırıdisiplin uygulamalarından kaçınmaları

Olaylar ve ilerleyen süreç içerisindedavranış olarak tutarlı olmaları ve farklı farklı tepki vermemeleri

Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılıolmaması

Güzel ve faydalı şeylerde çocuğundavranışlarının onaylanması

Hatalı durumlarda uygun bir şekildecezalandırılmaları

Yapılan yanlışları sadece kızarakdeğil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları

Onlara değer vermeleri

Kişilik yapılarına saygılı olmaları

Onlara söz hakkı tanımaları

Sevildiklerini hissettirmeleri

Onlara güven duygusunu aşılamaları

Sosyal ve psikolojik gelişiminiyakından takip etmeleri

Gösterilen davranış problemlerine karşıduyarlı olmaları

Kendi psikolojik çatışmalarınıçocuklara yansıtmamaları ile daha sağlıklı çocuk yetiştirme mümkün olacaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 13:54
Çocuklarda Psikolojik Gelişim Dönemleri

 

Çocuk Psikolojisinde Freud'a Göre Çocuklarda Gelişim Dönemleri

Freud'a göre; kişilik ilk 5 yılda oluşur ve daha sonraki yıllarda işlenir. 6. yaşta bir durgunluk başlar, kişilik dinamikleri daha dingin hale gelir. Ergenlikle kişilik dinamikleri yeniden canlanır ve yetişkinliğe doğru tekrar durulur.

1. Oral Dönem: ( 0-2 ) yaş


Haz kaynağı ağızdır. ( Besin almak ) Dudaklar, ağız boşluğu, yutma şeklinde işler. Eğer besin maddesinden hoşlanılmazsa tükürülür. Diş çıkarmaya başlayınca ısırma ve tükürme işin içine girer. Bu yapılar daha sonra kişiliğin karakterini belirler. Ağzın dolmasından hoşlanım bilgi edinme, eşya depolama ve bunlardan haz almaya dönüşebilir ya da kolayca aldatılabilir, her şakaya kanabilir. Yani, " oral saplanım " görülebilir.


Bu dönemde anneye bağlılık çok ön plandadır. Bağımlılık duyguları bu dönemde oluşur ve yaşam boyu da sürer. En zor giderilen duygudur. Egonun gelişmesinden sonra bile bireyin kaygılı, korkulu, güvenini yitirdiği dönemlerde bu bağımlılık duyguları tekrar görülür. En aşırısı ana rahmine dönme isteğidir.

2. Anal Dönem: ( 2-3 ) yaş


Besin maddeleri sindirildikten sonra kalan artıklar bağırsağın son bölgesinde birikir ve anüs bölgesindeki kaslar üzerine basınç yapar. Bunun sonucunda dışkılama yapılır ve rahatlama sağlanır.


İki yaş civarında başlayan tuvalet eğitimi bu dönemde büyük önem kazanır, çocuğun kişiliği üzerinde kalıcı izler bırakır. Çocuğun içgüdüsel olan bu dürtüsünün bazı kurallarla kontrol edilmesi istenir. Böylece çocuk boşaltımdan duyacağı hazzı ertelemeyi öğrenir. Annenin tutumları tuvalet eğitiminde ve çocuğun kişiliğinde bırakacağı etkilerde önemlidir.


Anne Tutumları:

• Anne kuralcı, titiz, katı ise çocuk dışkısını tutmaktan kabız olabilir. Tüm davranışlarını etkilerse çocuk tutucu bir kişilik geliştirir. İnatçı, cimri, sinirli olur.
• Anne baskıcı ise çocuk olur olmaz yerlerde anneyi cezalandırmak için dışkısını boşaltır. İlerde ise eziyet etmeyi seven, dağınık kimlik özelliği geliştirir.
• Anne teşvik edici ise çocuk dışkılama olayının önemli olduğunu anlar. İleride üretken ve yaratıcı olur.

3. Fallik Dönem: ( 3-6 ) yaş


Bu dönemde cinsel organların işlevleriyle ilgili, cinsel ve saldırgan duygular önem kazanır. Mastürbasyon dönemin en egemen işlevidir.


Oedipus Karmaşası: Farklı cinsten ebeveyne karşı cinsel içerikli duyguların olmasıdır. Bu duygular mastürbasyon yaparken çocuğun fantezileriyle ve ana-babaya karşı birbirini izleyen sevgi, başkaldırıcı hareketlerle anlatım bulur.
3-5 yaşındaki çocuklar bu karmaşanın etkisi altındadır. 5. Yaştan sonra ya ortadan kalkar ya da bastırılır. Ama yaşam boyu kişiliği etkilemeye devam eder. Karşı cinsle ve otorite figürleriyle olan ilişkiler Oedipus karmaşasının yaşanış biçiminden etkilenir. Oedipus karmaşası kız ve erkek çocuklar tarafından farklı yaşanır:
• Önceleri her iki çocuk için de anne önemlidir. Çünkü anne, besleyen,
büyütendir. Erkek çocuğun bu duygusu daha sonra da sürerken kız çocuğun duyguları değişir.
• Erkek ( Oedipus ) : Erkek çocuğun annesine beslediği cinsel
içerikliduyguları ve babasına karşı duyduğu öfke çocuğun ana-babasıyla çatışmasına neden olur. Başat düşmanın ( babanın ) kendisine zarar vereceğini düşünür. Bu bir bakıma doğrudur çünkü baba cezalandırıcıdır. Babanın kendisini cinsel organından yoksun bırakacağından korkar. Freud bu korkuya " kastrasyon anksiyetesi " demiştir. Bu korkku, anneye duyulan cinsel içerikli isteğin, babaya duyulan öfkenin bastırılmasına ve baba ile özdeşleşmeye yardımcı olur. Babayla özdeşleştiği an aynı zamanda annasinme karşı olan duygularına da doyum sağlayacaktır. Bu bastırma süperegodaki en son gelişimdir. Freud'a göre süperego erkek Oedipus karmaşasının mirasçısıdır. Çünkü süperego ensest ilişkilere ve saldırganlığa karşı koyan bir siperdir.
Kızlar ( Electra ) : Kızlar, erkeklerden farklı bir cinsel organa sahip
olduklarını görünce, anlayınca düş kırıklığına uğrarlar. Bu durumdan annesini sorumlu tutar. Bu nedenle de annesi bir sevgi nesnesi olmaktan çıkar, tüm sevgisini babaya yöneltir. Çünkü baba değerli bir organa sahiptir. Babasına ve diğer erkeklere bir kıskançlık duyar. Freud buna " penise imrenme " diyor. Kız çocuk erkek doğurursa bu korku büyük ölçüde giderilir.

Kadın-erkek psikolojisi ararsındaki en önemli fark budur.

4. Latent Dönem: ( 6-12 ) yaş


Bu dönemde cinsel içgüdüler uykudadır. 5. yaştan sonra çocuk yoğun bir dinginlik içine girer. Bu da erinlik dönemine kadar sürer.

 

5. Genital Dönem: ( 12-+) yaş


Bu dönem öncesinin nesne seçimleri doğaları itibariyle narsistiktir. Birey kendi bedenini uyararak doyum sağlar. Bireyeler sadece kendi bedeninden aldığı doyuma bazı hoşlanımlar katabilirler. Ergenlik döneminde özseverci duyguların bir kısmı gerçek nesne seçimlerine yönelir. Ergen diğer insanları yalnızca özseverci araçlar diye değil, onları düşünerek sevmeye başlar.


Cinsel çekicilik, toplumsallaşma, grup etkinlikleri, meslek planlaması ve yuva kurma isteği belirir.


Ergenliğin sonuna doğru toplumsallaşmış ve diğer insanları düşünerek yapılan nesne seçimleri oldukça tutarlılık göstermeye başlar. Artık birey hoşlanım arayan özseverci çocuktan, gerçeklere yönelik toplumsallaşmış yetişkine dönüşür.


Genital öncesi tepiler, genital dönem tepileriyle yer değiştirmemiştir. Oral, anal, fallik dönem tepileri genital dönem tepileriyle birleşmiş, kaynaşmıştır.


Genital dönemin en önemli ve belirgin işlevi üremeye yöneliktir. Psikolojik süreçler ise bu işlevin başarılmasına yardım eder.

Çocuk Psikolojisinde Erikson'a Göre Çocukların Gelişim Dönemleri

Erik Erikson, Freud’un kuramını ergenlikten sonra yaşlılığa kadar genişleterek sekiz psikososyal gelişim dönemini tanımlamıştır. Gelişimde kritik dönemler olduğuna inanmaktadır. Erikson’a göre, insanın yaşamında belli başlı sekiz kritik dönem vardır.Her dönemde de atlanması gereken bir kriz,bir çatışma bulunmaktadır.İnsanların sağlıklı bir kişilik kazanmalarında bu dönemlerin başarılı olarak atlanması gerekmektedir. Eğer bir dönemdeki kriz tam olarak çözümlenemezse bireyin yaşamının daha sonraki dönemlerinde de bu kriz devam eder,çözümleninceye kadar problem yaratır.

Gelişim Evreleri


1.Evre: GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK

Bu dönem,doğumdan bir yaşına kadar sürer.Bu dönemde bebekler, çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması,büyük ölçüde anne yada onun yerine geçen yetişkine bağlıdır.Bir başka deyişle,anne yada onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır.Çocukta,iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır.


2.Evre: BAĞIMSIZLIĞA KARŞI UTANMA VE ŞÜPHECİLİK

Bu dönem on ikinci aydan üç yaşına kadar sürer.Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadır.Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağılı kalmak istemezler.Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için,özgürlüğü hissetmesi gerekmektedir.Kendi kendine yemek yeme,eşyalarını toplama,giyinme ve soyunma,giysisini seçme,karşılaştığı bazı problemleri çözme çabalarında teşvik edilmelidir.Böylece çocukta bağımsızlık duygusunu temelleri atılır.Kendi kendini kontrol etme ve saygının özü bu dönemde oluşur.


3.Evre: GİRİŞKENLİĞE KARŞI SUÇLULUK DUYMA

Girişkenliğe karşı suçluluk duyma,üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdir.Çocuğun motor ve dil gelişimi,onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına,daha atılgan olmasına olanak verir.Gerek anne-baba gerekse okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,atlamasına,oynamasına izin verilmelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta,suçluluk duygusu gelişmektedir.

4.Evre: BAŞARIYA KARŞILIK AŞAĞILIK DUYGUSU

Bu dönem altı yaşından on iki yaşına kadar sürer.Erikson’a göre birey kişilik gelişim dönemlerinden ilkinde “bana ne verildiyse ben oyum” ikincisinde “ne yaparsam oyum” üçüncüsünde “hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim” dördüncüsünde “ne öğrenirsem oyum” inancına sahiptir.Bu dönemde çocuk okula gittiği için sosyal dünyasında büyük bir genişleme meydana gelir. Arkadaşlar ve öğretmenin çocuk üstündeki etkisi artarken ana-babanın etkisi giderek azalmıştır.Çocuklar bu dönemde,yetişkinlerin kullandıkları aletleri kullanmaya çalışırlar;bir şey üretmeye çaba gösterirler.Çocukların çabaları desteklendiğinde,çalışma ve başarılı olma davranışları gelişir.Aksi taktirde sürekli olarak yaptıklarında eleştirilen bir desteklenmeyen,beğenilmeyen çocuklar,yaptıklarının değersizliğine inanarak aşağılık duygusu geliştirebilirler.

5.Evre: KİMLİK KAZANMAYA KARŞI ROL KARMAŞASI

Bu dönem 12-18 yaşları kapsar.Ergen bu dönemde kimlik arayışı içindedir.Hızlı fiziksel ve fizyolojik değişimiyle baş etmeye çalışırken bir yandan da gelecekteki eğitimi,kariyeri hakkında yeni kararlar verme durumundadır.Ergenin üstünde akran gruplarının büyük bir etkisi vardır.Erikson’a göre ergen bu dönemde başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse kendine güvenen,kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürür.Bu dönemde “Ben kimim?” sorusu çok önemli hale gelir.Ergen,bu soruyu cevaplarken, ana-babasından çok,akran gruplarından etkilenir.Ergenlik dönemi değişme zamanıdır.


Ergenin bu dönemde cevaplaması gereken birçok soru vardır.Bunlardan bazıları, “Çocuk mu yoksa yetişkin miyim?”, “Bir gün baba yada anne olacak mıyım?”, “Başarılı mı yoksa başarısız mı olacağım?”. Ergenin sağlıklı bir kimlik kazanmasında çevresinde model alabileceği yetişkinlerin bulunması önem taşımaktadır.


Erikson’a göre bu dönemde ergen,başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse,kendine güvenen,kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir ve başarılı olur.

6.Evre: DOSTLUK KAZANMAYA KARŞI YALNIZ KALMA

Yaklaşık olarak 18-26 yaşlarını kapsar.Ergenlik döneminde kimliğini bulan kişi bu dönemde artık başkalarıyla yakınlıklar,dostluklar kurabilir.Karşı cinsle arkadaşlıkta,sevgi ağırlık taşır.Gencin yaşamında evlilik ve iş kariyeri önemli hale gelir.Ergenlik döneminde dostluklar sağlam temeller üzerine kurulur.Gencin yaşamında evlilik konuları ve evlenme önemli bir yer tutar.Bu dönemdeki krizi sağlıklı olarak atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur.Aksi durumda,başkalarıyla dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç,birey için istenmeyen ve salıksız olan psikolojik bir yalnızlığa itilebilir.Genç yetişkinin bu dönemdeki krizi,öğretmenlerine ve çevresindeki tüm kişilere karşılıklı sorumluluklar düşmektedir.


İnsana sevgi ve saygıyı esas alan bir toplum yapısında,bu çatışmaların başarılı bir şekilde çözümlenebileceği gözlemlenmektedir.

7.Evre: ÜRETKENLİĞE KARŞI DURAKLAMA

Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsar.Birey için çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önemli olduğu gibi evi dışında da gelecek nesillerin yetişmesine rehberlik ederek üretken olabilir.Üretken olmadığında da bir işe yaramama duygusuna kapılıp durgunluk içine girebilir.Bu döneme olumlu atlatabilmesi için bireyin evini,işini paylaştığı kişilere önemli sorumluluklar düşmektedir.Yetişkin bu dönemde üretken,verimli ve yaratıcıdır.Kişi evi dışında da topluma yararlı işler yapabildiği,kendinden sonraki kuşaklara rehberlik edebildiği sürece üretkendir.Aksi durumda bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilir.Etrafa karşı kayıtsız tavırlar geliştirirler.Sahte,köksüz ilişkiler kurar,kendi doyumunu ve çıkarını öncelikle gözetirler.Ayrıca hep yerinde saydığını düşünerek mutsuz olabilirler.


Bu dönemdeki krizi,bireyin olumlu bir şekilde atlatmasında;evini,işini paylaştığı kişilere yani çevresinde yoğun etkileşimde bulunduğu bireylere önemli roller düşmektedir.

8.Evre: BENLİK BÜTÜNLÜĞÜNE KARŞI UMUTSUZLUK

İleriki yetişkinlikteki yılları kapsar.Bu dönemde birey ya önceki yedi dönemin olumlu birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş,mutlu, güvenli, sevilen,aranan bir kişi yada önceki dönemlerde çatışmaları sağlıklı olarak geçirmeme sonucu umutsuzluklar içinde hırçın aksi bir insan görünümündedir.

Sonuç olarak,insanın kişiliğinin şekillenmesinde ve gelişiminde başlangıçta anne ya da onun yerine geçen yetişkinden başlayarak daha sonra aile,okul,şehir ve dünyadaki diğer insanlar önemli rol oynamaktadır.O halde mutlu insanlardan oluşan mutlu bir toplum meydana getirmek istiyorsak,bireyin her dönemdeki temel ihtiyaçlarını en iyi şekilde doyurmasını sağlamak çatışmalarını çözümlemesine yardım etmek üzere çaba harcamamız gerekmektedir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 13:55
Olumsuz Aile Tutumlarının Çocuk Gelişimine Etkisi

 

Anne ve baba tutumları çocuk psikolojisinde çok önemli bir yere sahiptir. olumsuz aile tutumları çocuğu yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirmekte ve çocuğun psikolojisini etkilemektedir.


Eğitimciler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelinçocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son dereceönemli olduğunu göstermiştir. Aile tutumları ve anne-babanın ve ailenin diğer bireylerininçocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğayöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesindebüyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayıöğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar. Kişilikoluşumu için gerekli olan özdeşim, büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üyeile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne-baba olmaktadır, fakatağabey, teyze, hala, dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşimnesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde,olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır.


Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-babatarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğununbilinmesi çok önemlidir. Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir. Çocuğuerişkinden ayıran bir çok özellik vardır. Çocuğun kanıtlanabilir en güçlütarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, Montessori`nin "emicizihin" diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar. Kültür, töre,ülkü, duygu, davranış ve inançların "emilip" benimsenmesi, çocuğundoğumuyla altı yaşı arasındaki "emici zihin" döneminde gerçekleşir.

Anne-babanın çocuğa ilişkin tutumlarını değerlendirirken, aile içindeki ilişkidinamiğini gözden geçirmek gerekir. Üç çocuk, anne ve babadan oluşan 5 kişilikbir ailede aile içi etkileşiminin kaç çeşit olduğu teke tek ilişkiler formulüile saptanabilir: 5 kişilik bir ailede X=n2-n= 20 çeşit ilişki mevcutdur. Bu,herkesin kendisinden başka 4 kişi ile ilişkiye girdiği anlamına gelir. Builişkiler çift yönlüdür. Gerçekte ilişkiler daha karmaşıktır. Yani; anne, anneolarak çocukları ile ilişkide, anne ve baba işlevleri gereği çocuklarlailişkide, kızlar ve erkekler birbirleriyle ilişkide gibi değişik ve karmailişkiler vardır. Gerçekte kuramsal olarak formül şöyle olmalıdır:X=1x2x3x4x5=120 çeşit ilişki aile içinde vardır. Beş kişilik aile, 6 kişi olsa,yani bir çocuk daha eklense, ilişki sayısı 120x6=720'e çıkar. Yani aile,ilişkiler yumağı şeklinde gözlemlenir. Olumlu veya olumsuz herkes birbiriyleilişkidedir. Aile üyelerinden birinin başarısı veya başarsızlığı herkesietkiler. Aile içindeki çatışmalar (kardeşler arası, anne-baba, anne-çocuk veyababa-çocuk çatışması v.b.) da aile içindeki herbir bireyi etkiler. Ancakçatışmaları önem sırasına koymak gerekirse, anne-baba çatışması ailenin tümbireylerini diğerlerine oranla çok daha fazla etkilemektedir. Aile için,anne-baba ilişkisi daha temeldir.


OLUMSUZ AİLE TUTUMLARI

Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli yararlı bir yaklaşımdır.

Çocuğun anne-babadan aldığı iki şey vardır: Sevgi ve Eğitim. Sevgi; kabullenme, koruma, kollama ve sevecenlik gibi bütün olumlu duyguları içerir. Eğitim ise;öğretilen herşeyi, verilen bilgileri, becerileri, yasakları, kuralları, inançları,değer yargılarını, görgü kurallarını ve insanın sosyalleşmesi için gerekli olantüm toplumsal değerleri kapsar.

Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya yetersiz veya aşırı, eğitimise gevşek ya da sıkı olmaktadır. Aşırı sevgi tutumunda, aile çocuğu sevgiyeboğucu, onu çok koruyucu ve aşırı kollayıcıdır. Bunun sonucu olarak çocuktabağımlılık ve güvensizlik gelişir. Çocuk karşılaştığı her olayda anne-babasınayaslanır, onlara güvenir fakat kendisine güvensizdir. Sevgi yetersizliği veyayokluğu sonucu ise, çocukta kendine ve çevreye karşı güvensizlik ve olumsuzduygular gelişir. Doğal olarak aşırı sevginin veya yetersizliğinin dedereceleri vardır. Sevgi yetersizliğinin en aşırı ucu, çocuğu terketmek veyakabullenmemektir. Yetersiz sevginin, aşırı sevgiye göre sonuçları daha ağırolmaktadır .

Sıkı eğitim, çocuğa olur olmaz yasaklar koyma ve yaşanmaz kurallar ile çoçuğuyetiştirmedir. Sıkı eğitim ve disiplin uygulayan anne-babalar çocuğu kenditasarladığı bir kalıba göre yetiştirmek amacını güderler. Çocuk sıkı birdenetim altında tutularak en küçük yanılgı ve hataları gözden kaçmamakta,bunların önemle durulmakta ve düzelitmesi istenmektedir. Böyle aileler fizikselcezayı ön planda kullanmakta ve çocuklara kendilerini yönetme fırsatı vermemektedir.Bireyin kendine güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan birdisiplin yöntemi olan sıkı eğitim ile büyüyen çocuklar kibar, sessiz, uslu vedürüst olmalarına karşın küskün, çekingen, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırıhassas bir yapıya sahip olabilmektedir. Gevşek eğitimde ise "hoş gör, boş ver"anlayışı egemendir. Bu anlayışta "Her şeyi hoş gör; çocuktur her şeyi yapar;çocuk özgür olmalıdır; onun her dediğini yapın; ona sevgi verin yeterlidir"şeklinde yüzeyel ve asılsız öğretiler vardır. Bu tutumda çocuğun olumsuzdavranışları aşırı hoşgörü ile karşılanır. Aşırı gevşek tutumla yetiştirilençocukların bencil, sabırsız ve anlayışsız oldukları ileri sürülmektedir. Aşırıdenetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına neden olmaktave olgunlaşmasını engellemektedir. Bazı ailelerde ise disiplin bulunmakta,ancak ne zaman ve nerede uygulanacağı belli olmamaktadır. Anne-babaların tutumuaşırı hoşgörü ile katı cezalandırmalar arasında gidip gelmektedir. Böyle birortamda büyüyen çocuk hangi davranışın ne zaman ve nerede yapılacağınıayırtedemez. Tutarsızlık, bir günün bir güne uymaması biçiminde olabileceğigibi anne-babanın birbirine çok aykırı ceza ve eğitim anlayışlarının olmasındanda kaynaklanabilir. Bu tutum sonucunda çocuklarda iç çatışmalar vehuzursuzluklargelişir, ardından dengesiz ve tutarsız bir yapının oluştuğugözlenir.

OLUMSUZ AİLE TUTUM ŞEKİLLERİ


1. Aşırı sevgi ve gevşek eğitim: Bu tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğaşımartılacak derecede çok verilir ve disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuktançok az şey beklenir. Bu tarz yetiştirilen çocuklar genellikle erişkinlikyaşamlarında sorumluluk taşımayan, hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar.Burada verilen sevgi, aşırı vericilik ve aşırı koruyuculuk biçimindedir.Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse de aslındaailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk ne kadar büyümüşolursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima vermeye ve korumayaeğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve bencil olma olasılığıfazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre daha doyurulabilir; çocukdayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar ve madde kullanımına başlamaolasılığı artar.

Bazı anne-babalar otorite olmayı öğrenememişlerdir; bunlar çocuklarına gereklisınırlamaları koyamazlar. Bir kısım anne-baba ise katı baskı altındayetişmişlerdir. Kendi yaşamadıklarını çocuklarına yaşatmak isterler ve dolaylıolarak doyum sağlamaya çalışırlar. Ne var ki, sınırların katı ve dar olmasıkadar iyi çizilmemesi de çocuğun gerekli rehberlikten yoksun kalmasına nedenolur. Bu gibi çocuklarda başkaldırıcı ve toplumdışı davranışlar daha sıkgözlenir.

2. Aşırı sevgi ve sıkı eğitim: Burada sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibiaşırı verici ve koruyucu bir davranışla sunulmaktadır. Ancak çocuğa bir bebekgibi bakıldığı halde, kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbirşey esirgenmez;özel dersler aldırılır, çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktanileri düzeyde başarı beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olmaolasılıkları çok yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundançoğunlukla çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazençocuk bu özellikleri çok sindirmiştir ve kendisini aşırı derecede kontrol eder;böylece acımasız bir üstbenliğe sahip erişkin olarak yetişir.

3. Yetersiz sevgi ve aşırı disiplin: Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikleaşırı cezalarla uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet) yolunagidilir. Çocuk çoğunlukla aşağılanır ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklardasaldırgan ve antisosyal davranışlara eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyençocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmekisterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorlanırlar.

4. Gevşek eğitim ve yetersiz sevgi: Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerdegözlenir. Çocuğa düşen sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi deyetersizdir. Böyle çocuklar "saldım çayıra, mevlam kayıra" anlayışı ileyetişir. Çocuk, kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif vedonukturlar. Bu tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğinburadaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu aşırıiticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez. Hazır olmadığıçağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi kendisine yetmesi vekendisine bakması beklenir.

Diğer Olumsuz Aile Tutumları

a. Anne ve babanın tutumları arasında tutarsızlık: Bu tutumda, bir çocuğaannenin ayrı, babanın ayrı bir tutum izlemesi söz konusudur. Çocuğa konulansınırların sürdürebilmesi için anne-babanın davranışlarında tutarlı olmasıgerekir.

b. Aile içindeki kardeşlere farklı tutumlar : Burada çocuklar arasındaayrımcılık vardır. Örneğin, kız çocukla erkek çocuk arasında veya yatağınııslatan çocukla diğer çocuklar arasında ayırım yapılır.

c. Aile içi kutuplaşmalar: Aile içinde bazen klikleşmeler, aile içindeki birgrubun başka gruba ya da kişiye karşı çıkması, gizli anlaşmalar oldukça sıkgörülür. Bazen anne-baba çocuklara karşı, çocuklar anne-babaya karşı, bazen debir çocukla baba, bir başka çocukla anneye karşı kutuplaşabilir. Çocuk aileiçinde herkesin yüklendiği bir şamar oğlanı da olabilir.

Sağlıklı tutum: Ailenin çocuğa karşı tutumunun iki temel ögesi vardır; 1.Sevgi, 2. Disiplin. Kuramsal olarak en olumlu tutum, temel gereksinimleri enuygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren,iki temel ögeyi en sağlıklı biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur.

Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır.Ancak disiplin toplumumuzda çoğunlukla "cezalandırma" ile eşanlamlıolarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar kelime anlamıyla "katılık"ve "kuralcılık" gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek anlamdadisiplin, cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir ve çocuğun toplumauyumunu kolaylaştıran davranışın yönlendirilmesini amaçlar. Disiplin, çocuğaistenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme ya da içdenetim demek olan ahlak gelişimini sağlar. Disiplin, tutarlılık ve esneklikgibi temel ilkeleri içermelidir. Katı ve baskıcı disiplinle davranışıyönlendirmeyi amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke vekızgınlık içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarınışiddet yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar.

Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten dahaetkili olduğu saptanmıştır. Disiplin hem yeteri kadar hem de çocuğun yaşınauygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve uygulanabilmelidir. Ceza verilmesigerekiyorsa hemen uygulanmalı ve üstü örtülmemelidir. Ceza, çocuğun özüne değilde davranışlarına yönelik olmalıdır. Anne-babalar çocuklarına sevgi, anlayış, sabırve hoşgörü ile disiplin vermelidir.

Anne-baba-çocuk ilişkilerini içinde yaşanan toplumun etkileri belirler. Türk aile ve eğitim sistemine bakıldığında, genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının ortaya çıktığı, çocukların saygılı,başeğici, pasif ve uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği, kurallara uygundavranışlar ödüllendirilirken; aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışlarıncezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, toplumumuzda çoğunluklapasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilere girmekte, kendigörüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağıolmaktadır. Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar, arkadaşları ileilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen vefikirlerini söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadır.

Sevgi ve şefkat insan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı duygulardır.Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir; değerli olduğunuhisseden insan da çevresine değer verir. Hepimizin ortak amacı çocuklarımızınfiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir. Bunda anne-babalarıntutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz. Anne-babalarınçocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük ölçüde onların kendiiçlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılıolmalarına bağlıdır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 13:55
Çocuk Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Çocuk psikolojisinde ailelerin çocuk eğitimi konusunda dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır. Çocukta bazı becerileri kazandırmak için el yıkama, yüz yıkma, diş fırçalama, saç tarama, yemek yeme, giysi giyip çıkarma gibi bu ilke ve teknikler anne babalara yol gösterici olacaktır.

GÜNLÜK YAŞAM İŞLEVLERİ KONUSUNDA EĞİTİME BAŞLAMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR


Çocuklarınıza günlük yaşam becerileri kazandırmayı kolaylaştırmak içinizlenmesi gereken bazı yol ve yöntemler vardır:

Eğitim süresi 8-10 hafta olmalıdır .Çocuğunuza günde en az iki defa ve önce 2-5 dk sonra giderek artan bir şekildeen az 5-20 dk zaman ayırmalısınız (Bu süre çocuğun kişilik özellikleri ,psikolojik durumu , anne babanın çalışıp çalışmaması vb gibi etkenlere göredeğişebilir).

Çocuğunuzun ve sizin yorgun olmadığınız ,çocuğunuzun uykusuz olmadığı ve sakin olduğu zamanları seçmek uygun olacaktır.

Eğitim yapılan süre mutlaka günün aynı zamandilimine gelmeli (hergün 10-11 ve 16-17 arası gibi ), çocuğun dikkatinidağıtmayacak bir ortam olmalı ( çevrede diğer çocuklar oynamamalı , fazla eşyaolmamalı , TV , Radyo-teyp çalışmamalıdır) dır.

Çocuğunuza mümkün olduğunca yakın veotururken aynı yükseklikte olunuz. Kendi kendine oturamıyorsa tutarakoturmasına yardımcı olunuz. Sizin yüzünüzü rahatça görebileceği pozisyondaolunuz.

Size bakmasını sağlayınız , bakmıyorsaçenesini hafifçe çevirip bakmasını sağlayınız. Gözgöze geliniz , bunu yaparsaödüllendiriniz. Yine bakmıyorsa 1-2 dk sonra yeniden deneyiniz. 2-3 saniye gözgöze gelirse ödüllendiriniz ve bunu 5-6 sn oluncaya kadar sürdürünüz . Evdekidiğer kişilerle göz göze gelmesini sağlayınız. Eğitim süresince çocuğunuz gözgöze gelmiyorsa göz hizasına sevdiği bir şeyi koyarak bunu sağlamaya çalışınız.

Onun anlayabileceği şekilde kısa ve basitcümlelerle konuşunuz (Ali kalk , bardağı tut vb gibi) . Konuşurken mimik vejestlerinizi de kullanınız.

Öğretilecek her işlevi bir kaç kezyineleyiniz . Her beceriyi basitten başlayarak sıralayınız , becerileri küçükbasamaklara bölerek öğretiniz.

İstediğiniz bir beceri için sadece çabagösterse bile ödüllendiriniz. Ödül olarak sevdiği bir uğraş ( Parka gitmek ,oyun oynamak vb ) olabilir.

Çocuğunuzun olumlu bir davranışına sevinmekona sarılmak aferin ne güzel yaptın şeklinde sözlü ifade de ödüldür.Ödül olarak seçtiğiniz şeyi mutlaka istenilen davranışın hemen arkasındangerçekleştiriniz.

ÖZ BAKIM BECERİLERİ

EL YIKAMA

Çocuğunuzunrahatça elini yıkayabilmesi için lavabonun boyuna uygun olması gerekir. Bunusağlamak için bir tabure kullanabilirsiniz. Çocuğunuzun arkasına geçerekellerinizi onun elleri üzerine koyunuz. Çocuğunuzun karşısında bir ayna olmasıyararlı olabilir.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun elini tutarak çeşmeyi açınız.
Ellerini ellerinizin arasına alarak akansuyun altına tutunuz.
Elini tutarak sabunu almasını sağlayınız.
Bir eliyle sabunu tutrupu, diğer elinizleçocuğunuzun eline sabuna sürtüp köpürmesini sağlayınız.
Elini sabunluğa götürüp sabunu bıraktırınız.
Çocuğunuzun iki ileni birbirine sürterekköpürmesini sağlayınız.
Suyun altında ellerini yıkayınız. Gerekinseişlemi tekrarlayınız.
Ellerini tutarak çeşmeyi birlikte kapatınız.
Faaliyete direnmiyorsa ödüllendiriniz. Sonbasamağa kadar faaliyeti birlikte lapıp, son basamakta ellerinizi çekerek onunyapmasını söyleyiniz. Başarabilirse tekrar baştan 7.basamağa kadar faaliyetibirlikte yapınız ve son iki basamağı (7. ve 8.) ona yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirseyine baştan sırayla 5., 4., 3., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyeti birlikteyapıp diğerlerini yapmasını söyleyiniz.

Buarada yardıma gereksinim olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardımediniz, bu şekilde basamakları sondan başa doğru sıralayarak başarabiliydrsa"ellerini yıka" diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonundabaşarı durumuna göre uygun şekilde ödüllendiriniz.

YÜZ YIKAMA

Elyıkama faaliyetlerini öğrendikten sonra hemen arkasından öğretilmelidir.

İŞLEM BASAMAKLARI

Çocuğunuzun elini tutarak birlikte çeşmeyiaçınız.
Ellerini köpürtmesini sağlayınız.
Ellerini köpürttükten sonra sabunu bırakınız.
Çocuğunuzun arkasında durarak her iki elinibileklerinden tutunuz, dairesel hareketlerle ağız ve yanaklarını sabunlayınız.
Bölgeyi köpürtünüz.
Ellerini ellerinizle tutarak önce sabunluellerinizi durumatınız.
Elini bir suya, bir yüzüne götürerek yüzünüdurulayınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp,son basamakta ellerinizi çekerek onun yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirsetekrar 7.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınınız ve son iki basamağı (7. ve8) ona yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirseyine baştan sırasıyla 6., 5., 4., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyetibirlikte lapıp, diğerlerini yapmasını söyleyiniz.

Buarada yardıma gereksinimi olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardımedeniz. Bu şekilde sondan başa doğru sıralayarak başarabiliyorsa " yüzünü yıka"diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonunda başarı durumunagöre ödüllendiriniz.

EL DURULAMA

Büyükbir havlu ve lavaboya yetişebilmek için tabure kullanınız.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun bir elini tutarak havlununarkasına koyunuz.
Diğer elinin içini (avucunu) havlu ileovuşturunuz.
Elinin tersini (üst kısmını) havlu ileovuşturunuz.
Kurulanan eliyle havlunun bir tarafındantutturunuz.
Diğer elinin içini havlu ile ovuşturunuz.
Elinin tersini de havlu ile ovuşturarakkurulatınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp,son basamakta ellerinizi çekerek ( 6.basamakta) onun yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirsetekrar baştan 5. basamağa kadar birlikte faaliyeti yapınız ve son iki basamağı(5. ve 6.) ona yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirseyine baştan sırasıyla 4., 3., 2., ve 1., basamaklara kadar faaliyeti birlikte yapıp,diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Yardıma gereksinimi olursa derseğini tutarakyönlendiriniz.

Basamaklarıbu şekilde yapmayı başarabiliyorsa "ellerini kurula" diyerek faaliyetiyapmasını bekleyiniz.

Herbasamakta başarı durumuna göre ödüllendiriniz.

YÜZ KURULAMA

Lavabonunüzerinde ayna ve yetişebilmek için tabure bulundurunuz.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun arkasında durarak her iki elinikavrayınız ve havluyu birlekte alttan tutunuz.
Ellerinizi çocuğunuzun yüzüne yaklaştırarakhavluyu yüzüne kapatınız.
Yumuşak hareketlerle bastırıp çekmesinisağlayınız.
Kurulama işlemi bitince elini tutarakbirlikte havluyu yerine asınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birliikte yapıp,son basamakta ellerinizi çekerek (4.basamak) onun yapmasını söyleyiniz.

Başarabilirlersetekrar baştan 3.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp diğerlerini yapmasınısöyleyiniz.

Gerekirse,dirseğinden tutup yönlendirerek yardım ediniz. Daha sonra "yüzünü kurula"deyiniz ve yapınca ödüllendiriniz.

DİŞ FIRÇALAMA

Küçükve fazla sert olmayan bir diş fırçası kullanınız. Renkli-kokulu macunlar vesüslü diş fırçaları olayı cazip hale getirebilir. Yemek sonrası ve yatmadanönce en uygun zamanlardır.

Kendiniaynada görebilmesi için çocuğunuzu bir tabureye çıkartınız. Aynaya bakarakgülümserken dişlerinizi ona gösteriniz ve dişlerini göstermesini söyleyiniz.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun elini tutup birlikte musluğuaçınız.
Sol eline diş macununu almasını sağlayınız.
Diğer eliyle diş macununun kapağınıaçtırınız, musluğun kenarına koydurunuz.
Çocuğunuzun elini tutarak diş fırçasınıalınız ve ıslatınız.
Macunu diş fırçasına sıkmasını sağlayınız.
Lavabonun kenarına macunu bıraktırınız.
Elinden sıkıca kavrayarak daireselhareketlerle, önce dişlerin ön yüzeylerini, sonra arka taraflarını olacakşekilde yukarıdan aşağıya doğru fırçalatınız.
Diş fırçasını suyun altında çalkalatıpbıraktırınız.
Avucunuzun içine alarak (veya bardakla)ağzına su alıp çalkalamasını sağlayınız.
Diş macunu kapatıp kaldırmasını sağlayınız.
Ellerini kurulatınız.
Son basamağa kadar (11.basamak) faaliyetibirlikte yapıp, son basamakta ellerinizi çekerek onun yapmasını söyleyiniz.Başarabilirse yine baştan 10. basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınız. Soniki basamağı (10. ve 11.) ona yapmasını söyleyiniz.

Yinebaşarabilirse sıra ile başa doğru yardımları azaltarak geliniz. Her basamağıbaşarıyorsa bir önceki basamağa geçiniz. Gerekirse dirseğinden tutupyönlendiriniz. Dişlerini yıkamasını söyleyerek faaliyeti yaptırınız veödüllendiriniz.

SAÇ TARAMA

Buişleme başlamadan önce çocuğunuzun saçını ortadan veya yandan ayırınız. Saçlarmümkün olduğunca kolay taranır durumda iken bu uygulama yapılmalıdır. Saçfırçasını kavrayabilmesi çok önemlidir. Önce bunu sağlayınız.

Kızçocuklarnıda süslü saç tokaları ile faaliyeti cazip hale getirebilirsiniz.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun arkasında durunuz. Her ikinizinde yüzü aynaya dönük olsun. Çocuğunuzun elini tutarak saçlarını yukarıdanayağıya doğru ve özelllikle acıtmadan fırçalayınız.
Her fırçalamasının (taramanın) ardından elinitutarak saçlarını eli ile düzeltmesini sağlayınız.
İşlemi tekrarlayınız.
Faaliyete katılıyorsa " saçını ne güzeltaradın, çok güzel (yakışıklı) oldun" şeklinde ödüllendiriniz.

Faaliyetison basamağa kadar birlikte yaparak, son basamakta ellerinizi çekiniz ve onunyapmasını sağlayınız.

Başarabilirseyine sondan başa doğru gelerek yapmasını söyleyiniz ve gerekirse destekleyiniz.Ödüllendiriniz.

Herbasamağı bağımsız olarak yapabiliyorsa saçını fırçalamasını( taramasını)söyleyiniz ve ödüllendiriniz.

BARDAKTAN SU İÇME

Çocuğunuzakendi başına su içmeyi öğretebileceğiniz en uygun zaman onun susamış oyduğuzamandır.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuz bardağı eliyle kavrasın, siz deüzerinden tutarak ağzına götürünüz.
Bardağı hafifçe eğerek suyu içmesinisağlayınız.
İçtikten sonra bardağı masaya koyunuz.
Sizir yardımınızla bu basamaklarıgerçekleştirebiliyorsa, su içme becerisini yapabiliyor demektir.

Suyuiçtikten sonra ellirinizi çekiniz ve bardağı masaya kendi koyması için izinveriniz.
Daha sonra elinizi bardakla masa arasındaki yarı yolda çekiniz, çocuğunuzbardağı masaya koysun.
Ellerinizi suyu içer içmez çekiniz ve bardağı masaya koymasını sağlayınız.
Çocuğunuz bardağı ağzına götürünce elinizi çekiniz, suyu içip bardağı masaya koysun.
Çocuğunuz bardağı ağzına götürmeden ellerinizi çekiniz ve böylece yardımıazalta azalta kendi başarıncaya kadar bunu sürdürünüz.
Başarınca ödüllendiriniz.

YEMEK YEME

Çocuğunuzabu faaliyeti kaşık, çatal, bıçağı bir bütün halinde kullanacak şekildeöğretiniz.

Öncetabağa lokma lokma yemek koyunuz. Her lokmayı bitirmeden diğerini almamalıdır.Çocuğunuz bu faaliyeti öğrenme aşamasında iken etrafa döküp saçmasınıkabullenmelisiniz. Plastik mama önlüğü kullanıp, yere örtü, gazeteserebilirsiniz.

Buişleme çocuğunuzun aç olduğu bir saati ve sevdiği yiyecekleri seçerekbaşlamalısınız. Eğer hem sevdiği, hemde sevmediği yiyecekler var ise, öncesevmediği sonra sevdiği yiyeceği veriniz. Sevdiği yiyecek ödül olacaktır.

Eğerolaya küçük aksilikler çıkartarak tepki gösteriyorsa görmezden geliniz, devamederse işlemi erteleyiniz.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuz kaşık ya da çatalı kavradıktan sonrasiz de bileğinden kavrayınız.
Yiyeceği tabaktan alınız.
Kaşık ya da çatalı çocuğunuzun ağzınagötürünüz.
Kaşık ya da çatalı tekrar birlikte tabağagetirip hareketi yineleyiniz.
Çocuğunuz faaliyete direnmiyorsa uygunşekilde ödüllendiriniz. Aynı işlemleri sırası ile bileğinden, dirseğinden vekolundan tutarak yineleyiniz. Her basamağı 4-5 kez başarabiliyorsa "yemeğiniye" deyiniz ve başarırsa ödüllendiriniz.

PANTOLON GİYME

Belilastikli ve bol bir pantolon (eşofman) kullanınız.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun pantolonunu kalçasına kadar çekipellerini pantolonun üzerine koyarak beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunu dizlerine kadarçekip, ellerini pantolonun üzerine koyarak önce kalçasına, sonra beline kadarçekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolununu her iki ayak bileğinekadar çekip, ellerini pantolonunun üzerine koyarak dizlerine, kalçasına veoradan da beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunun bir ayağına geçirip,elleri ile tutturarak diğer ayağına geçirmesini, diz, kalça ve beline kadarçekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunu önünde tutarakayaklarını geçirip beline kadar çekmesini sağlayınız.
Pantolonunun hazırlayıp giymesini söyleyiniz.
Her basamağı birkaç kez denedikten sonrabayarınca ödüllendiriniz.

PANTOLON ÇIKARMA

Çocuğunuzayakta iken pantolonu dizlerine kadar indirip, bir yere oturttuktan sonra birayağından pantolonu çıkartınız, ellerini pantolonun üzerine koyarak diğerayağını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuz ayakta iken pantolonu dizlerine kadar kadar indirip, bir yereoturttuktan sonra bir ayağından çıkartmasına yardım ediniz. Diğer ayağındanyardım etmeden çıkartmasını söyleyiniz.
Çocuğunuz ayakta iken dizlerine kadar pontolununu indirip, ayaklarındankendisinin çıkartmasını söyleyiniz.
Çocuğunuz dizden aşağıya sizin yardımınız olmadan pantolonunu çıkarabiliyorsayardımı azaltınız. Yani ellerini dizden yukarıda, kalçada, belde çekerekpantolonu kendi başına çıkartmasını sağlayınız.
Her basamaktan sonra başarı durumuna göre ödüllendiriniz.

KAZAK (FANİLA) GİYME

Kazak,fanila veya eşofman üstünün çok sıkı olmaması gerekir.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun karşısında durarak, her ikikolunu kazağın kollarnıdan geçiriniz. Ellerini yukarı kaldırarak kazağınbaşından geçmesini sağlayınız. Kazağı giymesini söyleyiniz, ellerini kazağınher iki yanına koyarak aşağı indirmesine yardım ediniz.
Çocuğunuzun her iki kolunu kazağınkollarından geçiriniz ve kollarını başının üzerine kaldırmasını sağlayınız.Kazağı giymesini söyleyerek kollarını aşağı indirmesini ve kazağın etekleriniaşağı çekerek giyme işlemini tamamlamasını sağlayınız.
Çocuğunuzun her iki kolunu kazağınkollarından geçirin, giymesini söyleyerek başından geçirmesine ve kazağını ikiyanından aşağıya çekmesine yardımcı olunuz.
Kazağı tek kolundan geçirip, diger kolunugeçirmesini, başından aşağıya doğru giymesini sağlayınız.
Kazağı yatağın üzerine seriniz. Çocuğunuzagiymesini söyleyiniz. Önce kollarını, sonra başını geçirip, kazağı iki yanındanbeline indirmesini sağlayınız.
Her basamağı 4 - 5 kez yapabiliyorsa birsonraki basamağa geçiniz. Her basamağın sonunda ödüllendiriniz.

KAZAK (FANİLA) ÇIKARMA

Herbasamağı 4-5 kez yineleyiniz. Başarabiliyorsa bir sonraki basamağa geçiniz.

İŞLEM BASAMAKLARI:

Çocuğunuzun kazağını boynuna kadar sıyırıpbaşını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuzun kazağının bir kolunu çıkaranakadar sıyırıp diğer kolunu ve boynundan yukarısını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuzun kazağını kollarına kadar sıyırıp,her iki kolundan ve başından çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuza kazağını çıkarmasını söyleyiniz vegerekirse yardım ederek çıkarmasını sağlayınız.
Her basamağın sonunda "aferin ne güzelbaşardın" diyerek sözel olarak ödüllendiriniz.


-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:08

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

 Anne babaların en çok üzerinde durduğu konulardan biri çocuklarda tuvalet alışkanlığını kazandırma olup , ayrıca tuvalet eğitimi anne baba tarafından uygun şekilde verilmediğinde ilerde çocuğun psikolojisinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir.

Tuvalet egitimin amaci, cocugun tuvalete gitme davranisini kontrol etmesidir.12-15 aylar bu egitim icin uygundur. 1-1,5 yas arasinda baslatilan egitim, anne-cocuk arasinda bir cekismeye-guc savasina donusturulmemelidir.

*Oncelikle cocugunuzun hangi saatler de tuvalete gittigini ve ne kadar sure de tuvalette kaldigini tespit ediniz.
*Onunla birlikte tuvalete gitmeli, onu tuvalete oturturarak yaninda beklemelisiniz.
*Tuvaletini yapmiyor ise 10 dakikadan fazla tuvalette beklemeyiniz. Bu 3 basamak cocugunuzun tuvalet ihtiyaci hissettiginde nereye gitmesi ve ne yapmasi gerektigi konusunda yol gostericidir. Daha sonra, cocugunuzu kendi kendine tuvalete gitmesi konusunda *desteklemelisiniz. Asagidaki her bir basamakta basari saglamadan digerine gecmeyin.
*Tuvalete goturerek oturun ancak yaninda beklemeyin. Ellerini kendisi yikamali.
*Tuvaletin kapisinda getirin, iceri kendisi girmeli. Tuvaletini yaparsa onu guzel bir soz veya davranis ile odullendirin.
*Bu basamakta cocugunuz tuvalete kendi basina gitmeli. Kendi kendine gittikten sonra kapiyi kapatiniz.

Bu surecte cocugunuzu gosterdigi gayret ve cabalardan dolayi odullendiriniz, ovunuz.Kendi basina bir seyler basarma duygusu hosuna gidecektir. Ancak cocugunuz korkar ve tek basina tuvalete gitmek istemezse israrci olmayiniz. Buraya kadar basardigini, gerisini de basarabilecegini soyleyerek onu yureklendiriniz.

Bir basamagi basarmadan digerine gecmeyiniz.

Basarisiz oldugunuz basamakta gerekiyorsa bir alt basamaga donerek yeniden baslayiniz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:09
Çocuk Psikoloğuna İhtiyaç Duyulan Konular

Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa  gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.

Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?

Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.

· Gelişim kontrolü için
· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için
· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için
· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için

Gelişim kontrolü
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;

· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.
· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.
· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.
· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.
· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.
· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.
· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.
· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.

Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.

6 - 36 ay arası 2 ayda bir görüşme
3 yaş - 6 yaş arası 4 ayda bir görüşme

Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.

Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.

Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;

- Gece korkuları
- Fobiler
- Kaygı bozukluğu
- Parmak emme (bebeklik dışında)
- Tırnak yeme
- Öfke ve saldırganlık
- Altını ıslatma
- Dışkı kaçırma veya tutma
- Kekemelik
- Tikler
- Yalan söyleme
- Çalma
- Kardeş kıskançlığı
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon
- Yeme bozuklukları
- Uyku bozuklukları
- İçe kapanıklık
- Aşırı inatçılık

Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.

Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri
Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.

Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;

- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?

Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler

Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.
Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.
Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.
Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.
Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.
Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.
Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:28
Çocukta Davranış Sorunları

Çocuk psikolojisinde uzmanlar tarafından en çok üzerinde durulan konulardan biri çocuklarda görülen davranış bozukluklarıdır.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir.
Bu ölçütler:

1-Yaşa Uygunluk: Hergelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içindebulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Örn; 2 yaş çocuğunegativist, hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud un anal, Erikson unözerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk birbirey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez,öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok genişolduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırtedemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarakkabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapanbir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarakkabul edilmesindeki 2. ölçüt yoğunluktur. Örn; 5 yaş çocuğunda öfke vehuysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse,davranış bozukluğu kategorisine girer.

3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranıştürünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklerebenzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranışkategorisine girer.

 

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERI


-Dikkat Çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde yada yeterli zamanayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:

-İntikam Alma İsteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almakister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke venefret duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyinoluşmasına neden olur.

-Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olmasıdavranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülütutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir.Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusalolarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesineolanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

 

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLANÇOCUKLARLA OLUMLU ILIŞKI NASIL KURULUR?

1-Karşılıklı Saygı: Azarlamak, bağırmak, vurmak,susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-babaçocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak elealınıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2-Çocuğa Zaman Ayırmak: Çocuklailgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil,nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3-Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesiniistiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli veyüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi içinçok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğuiçin değer vermedir.

4-Sevgiyi Anlatmak:Çocuğun kendini güvenlihissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:29
Çocukta Alt Islatma Davranışı

 Aileler genellikle 'normal kabul edilen alt ıslatma davranışı' ile 'çocuk psikolojisinde uyum bozukluğu olarak kabul edilen alt ıslatma davranışı' arasında ayırım yapmanın zor olduğunu ifade eder.

Genellikle çocuklar, 2-3 yaşlarında gündüz mesane kontrolünü kazanırlar. Gece kontrolü ise 3,5-4,5 yaşları arasında tamamlanmaktadır. Çocuğun normal gelişim içinde idrarını gece ve gündüz kontrol edeceği biyolojik olgunluğa erişmesi gereken 5 yaşından sonra tekrarlayıcı olarak istem dışı alt ıslatması enürezis adını alır.

 

Enürezis tanısı konması için; 4 yaşını dolduran çocuğun, yatağına ya da giysilerine tekrarlayıcı nitelikte idrar kaçırması ve bu davranışın en az üç ay süre ile en az haftada iki kez ortaya çıkması ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntı doğurması ya da önemli işlevsellik alanlarında (okulda, toplumsal, v.b) bozulmaya neden olması gerekir. Ayrıca bu davranışın tıbbi bir duruma bağlı olmaması gerekir.

 

İdrar kaçırma sadece gece uyku sırasında oluyorsa bu durum Nokturnal enürezi, eğer idrar kaçırma çocuğun uyanık olduğu saatlerde gerçekleşiyorsa Diürnal enürezis adını alır. Nokturnal enürezis erkek çocuklarda, diurnal enürezis ise kız çocuklarda daha sık görülür. Yaklaşık %75-80 oranında bulunan bebekliklerinden beri enürektik olma durumuna birincil enürezis denir. Bu durum sinir-kas kontrolündeki gecikmeden veya anne babanın yetersiz tuvalet eğitiminden kaynaklanabilir. Alt ıslatma probleminin %20-25lik bölümünü oluşturan ikincil enürezis ise en az 1 yıl boyunca idrarını kontrol edebildikten sonra bir gerilemenin olduğu durumdur. İkincil enürezis bir kardeşin doğumuna tepki olarak regresyon belirtisi olabilir.

 

 

Sıklık

 

Türkiye'de çocukların yaklaşık %20si ve yetişkinlerin %1i bu sorunu yaşamaktadır. Ankara'daki Çocuk Ruh Sağlığı bölümlerine getirilen çocuklardaki enürezis oranı %18-21 civarındadır. Sosyoekonomik düzeyin ve eğitim düzeyinin düşük olduğu ailelerde, psikososyal açıdan olumsuz durumdaki çocuklarda ve erkek çocuklarda kız çocuklardan

daha sık görülmektedir.

 

 

Nedenleri

 

Enürezisin nedenlerinden biri olarak ailesel bir yatkınlığın bulunduğundan söz edilir.

Enüretik çocukların işlevsel mesane kapasitesinin düşük olduğundan, internal sfinkterin tam olarak işlev görmesinin geciktiği de bildirilmiştir. Ayrıca tuvalet eğitimine gelişimsel açıdan hazır olmadığı bir dönemde başlama, katı tuvalet eğitimi ve anne-babanın uygunsuz tutumları enürezise neden olabilir. Bu durumda enürezis, genellikle titiz bir annenin katı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki niteliği taşıyabilmektedir. Tuvalet eğitimine çocuğun sfinkterleri üzerindeki denetimini kazanmaya başladığı 1.5 yaşlarında başlanması daha uygundur. Aile düzenindeki önemli değişiklikler, ailede ölümler, ayrılıklar, boşanma, geçimsizlikler, hastalıklar ya da okulda başarısızlıklar gibi psikososyal etkenler özellikle ikincil enirezisin nedenleri arasında sayılabilir. Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumları da çocuğun bebeksi kalmasına neden olarak enürezis belirtisi ortaya çıkabilir.

 

 

Olumsuz Etkileri

 

Enüretik çocukların benlik saygılarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğunu, sorun düzelince benlik saygısının normale döndüğünü gösteren birçok çalışma vardır. Çünkü enürezis, özellikle çocukların kişilik gelişiminde etkili olan sosyal faaliyetlere katılımını güçleştirir ve yaşamını önemli ölçüde etkileyebilir. Ve bu şekilde çocukta özgüven eksikliğine, benlik saygısının azalmasına ve sosyal kimlikle ilgili sorunlara yol açabilir..

 

 

Ayırıcı Tanı

 

Enürezisin ayırıcı tanısında, organik veya metabolik bir nedene bağlı olan enürezi durumlarına dikkat etmek gerekir. Ürogenital sistem anormalileri, ürogenital sistem enfeksiyonları, poliüri yapan metabolik hastalıklar, şeker hastalığı, epilepsi v.s. olup olmadığı incelenmelidir.

 

 

Tedavi

 

Enürezisin biyolojik bir nedeni olmadığı ve durumun psikolojik olduğu anlaşıldıktan sonra tedavisi başlar. Tedavide uygulanan yöntemler; aileye danışmanlık, davranış tedavisi, psikoterapi ve ilaçlardır. Aileye danışmanlık yaparken, ailenin çocuğun enürezisine karşı duygu, düşünce ve davranışları incelenir. Aileler bu duruma öfke, utanç ve bıkkınlık hissederek cezalandırma, kıyaslama, utandırma gibi tutumlarla olumsuz davranabiliyorlar veya çocuğu bezlerken öpüp severek enürezisi destekleyen tutumlarda bulunabiliyorlar. Her iki tutumun da zararlı olduğu aileye açıklanır. Davranış tedavisinde uygulanabilecek birkaç yöntem vardır. Bunlardan birinde, çocuğun az miktarda idrar yapmasıyla idrar alarmı denilen bir zil çalar ve çocuk uyanarak tuvalete gider. Takvim tutma ve ödüllendirme teknikleri ise çocuğun motivasyonunu artırır ve ona sorumluluk verir. Bu yöntemde çocuk ıslak veya kuru olduğu geceleri bir takvim üzerinde işaretler. Eğer takvimde işaretlenmiş olan kuru günler çoksa çocuğa ödül verilir. Duygusal içeriği olan ödüller (kucaklamak, başardığını hissettirmek, aferin demek) daha etkili olur. Bir başka davranışçı yöntemde de çocuğa idrarı geldiğinde bir süre tutması öğretilir ve bu süre giderek arttırılarak idrar tonusu ve kapasitesinin arttırılması hedeflenir. Bunlardan yanıt alınamazsa ilaç tedavisi denenebilir. İlaç tedavisi etkilidir, ama tedaviye devam edilmezse enürezis yineleyebilir. Çocuğun tedaviye dirençli olması, birlikte davranış ve duygulanım sorunlarının görülmesi, zorlu yaşam olaylarından sonra başlayan ikincil enürezis olması söz konusu ise bir uzmana başvurarak psikoterapi görmesi gerekir.

 



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:30
Çocuklarda Küfürün Önlenmesi

 

Çocuklarda küfür üç temel gruba ayrılır.


-Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşmabiçimi


-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar


-Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak...

 


Çocuklarda Küfürün Nedenleri

1- Dikkat çekme: Bazı çocuklar ana-babadan yeterliilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.


2- Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleriŞok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.


3- Ağızdan kaçıverme: İnsanlardaengellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğundaküfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çokdaraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.


4- Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme birsavunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevredeyetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.


5- Olgunlaşma: Bazen de çocuklar yetişkinolmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.


6- Akranları tarafından onaylanması:


7- Çocukça bir zevk: Küçük çocuklarda banyo ve onailişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortayaçıkarmaktadır.

 

 

Küfürü Önlemek İçin Yapılamsı Gerekenler

1-Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bir konuşmaeğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklitederek öğrenecektir.


2- Dürtülerini ifade edebilme: Eğer çocuk,size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahipise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.


3- Tartışma: Bu kelimeler bir kağıda yazılaraktanımlanır ve daha sonra tartışılır.


4- Önemsememek: Çocuklar kötü sözcüklerkullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa,çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.


5- "Dilsizlik Oyunu": Ana-babalarböyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğuyönlendirebilirler. "senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?","anlamıyorum", denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.


6- Yaratıcı olmaya özendirmek: Yaratıcıuğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımınıengeller.


7- Kötü sözcüklerin yıpratılması: Çocuk bukelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyükolasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötüsözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğiniyapabileceğini söyleyin.


8- Ciddi cezalandırmama: Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bukelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.


Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilirsözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcükkullandığında, çocuğun övülmesi, teşvik edilmesi gerekir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:31
Çocukta Saldırgan Davranışların Önlenmesi


Çocuklarda sık görülen davranış bozukluklarından birisi de saldırganlıktır. Bazı çocuklar davranışlarıyla saldırganlıklarını açıkça sergiler. Çocuk akranlarına ya da çevresindeki diğer insanlara vurur, tekme atar, bir şeyler fırlatır. Etrafındaki insanlara fiziksel zarar verir. Bazı saldırgan çocuklar ise etrafındaki insanlara fiziksel zarar vermez; ancak düşmanca oyunlar oynayarak, oyuncakları kırarak saldırganlığını ortaya çıkarır. Çocuğun sergilediği bu davranışları ne sıklıkla yaptığı ve ne düzeyde olduğu çok önemlidir. Küçük çocukların büyük bir kısmında bu tarz hareketler gözlenebilir; ancak çocuk bu davranışları sürekli ve yineleyerek sergiliyorsa, bulunduğu ortamlarda özellikle arkadaşlarına karşı saldırgan davranıyorsa bu davranışların aile tarafından dikkate alınması gerekir.

 

 

Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk yada başka bir gereksiniminin şekil değiştirerekbaşka bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın birbaşka şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucundaçocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi,tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözelsaldırılarda bulunmasıdır.


Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli,anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin vesürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner veceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez yada kısa süreli etkilenmişgibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileriölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklıçıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar veyetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar dahasaldırgandırlar.

 


SALDIRGANLIĞIN NEDENLERI

1- Saldırgan davranışların ebeveynlertarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığınıonaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse,annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)


2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza,anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi


3- Babanın uzun süreli yokluğunda, anneninsürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan ortam


4- TV. Ve kitle iletişimim araçlarınınolumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.)


5- Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu,çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması


6- Çocuğun ana-babasından dayak yemesi


7- Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesigibi fizyolojik sorunlar

 


SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?

1- Her şeyden önce ana-baba çocuğasaldırganlık modeli olmamalıdır. (Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşinidövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Yadahayvanlara eziyet ediyor.) Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.


2- Çok fazla saldırgan davranışlara toleransgösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerinegetiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Buyolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlarödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemengösterilmelidir.


3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayaklacezalandırılmamalıdır. Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fizikselcezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlargelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı,anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır. (Böyle davrandığıniçin üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman,onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duygulargeliştirir.


4- Çocuk gergin ve sinirliyken onunlatartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgilikonuşulmalıdır.


5- Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitlisorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp,bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.


6- Çocuğa bu davranışın dezavantajlarıgösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini,istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.


7- Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba vediğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışıgörmezlikten gelmelidir. Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olaraködüllendirilmelidir. Örn:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında budavranışını sözel olarak ödüllendirme vb.


8- Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme,bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.


9- Saldırgan davranış diğer çocuklarıngüvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamakgerekir.


10- Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukçadürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesiöğretilebilir. Örn: 10 a kadar say ve ona vurma gibi.


11- Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıyagetirilmemelidir.TV deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederekşiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu şiddet filmlerinin gerçekyaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.


12- Kızgınlıktan kurtulmak için alternatiflerbulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyamaçocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıcafutbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.


13- Her yaş ve dönemdeçocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.


14- Bu çocukların özellikle baba ile daha çokbirlikte olması sağlanmalıdır.


15- Anne-babalar bu çocuklarla iletişimkurarken ben dilini kullanmalıdır. Örn: Böyle kavga ettiğin zaman rahatsızoluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranışanında dile getirmelidir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:32
Çocuklarda Çalma Davranışı

 

Çocuklarda görülen çalma davranışı anne babayı endişeye düşüren bir durumdur. Ancak bu çalma davranışı çocukta bir uyum ve davranış sorunun habercisi olabilir.  

Okul öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması gerekir.

Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;

1. Hatalı anne-baba tutumları
- Aşırı disiplinli tutum
- Kıyaslamacı tutum
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik
- Maddi cezalar verme
- Gereksinimlerin giderilmemesi
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi

Yukarıdaki başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği
Çocuğun kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.

3. Kıskançlık ve rekabet duyguları
Kardeşlerini veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen kişiden öç almak anlamına gelmektedir.

4. Sevgisizlik ve ilgisizlik
Fiziksel ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı fazladır.

Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla
uzmanla birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.

Anne-babalar, bu sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin dikkat etmeleri gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;

Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak
Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek
Çocuğu deşifre etmek
Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek
Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek
Gurur kırıcı davranışlar sergilemek
Şiddete başvurmak



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:41
CryÇocuklarda YalanCry

Çocuklarda görülen yalan söylemenin bir davranış bozukluğu olarak adlandırmadan önce çocuğun hangi yaş grubunda olduğu ve yalanı neden nasıl söylediğine bakmak gereklidir. 

Ana babaların birçoğu, çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler.Oysa 3 yaş çocuğunun -inanılmayacak öyküler-uydurması ve taklit oyunlarında hoşlanması doğaldır.Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur.

Öykü uydurma ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve bunu engelliyici hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.Öykü uydurmaktan ayrı olarak,kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmanın küçük bir çocukla doğaldır ve bu tür yalan çocuğun eğlenmeyi sevmenin,birine takılmaktan hoşlanmasının, doğal övünme arzusunun,arkadaşlarından geri kalmama isteğini ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur.Ayrıca,ana babanın üzerinde durdukları da çocuk bu bir yalana başvurmuş olabilir.

Yaşamın ilk 5 yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur.Gerçeğe sadık kalma çocukta giderek gelişen bir olgudur.Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak yanlıştır.Çocuk açıkça anlaşılan bir yalan söylediği zaman endişeyle karşılanmamalıdır.Ancak çocuk 4 yaşına geldiğinde,yalan salt övünmekten öte bir amaçla söylenmişse,düş gücü ürünü ya da bir şaka değilse,o zaman annenin çocuğa,eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilmeyeceğini söylemesi yeterlidir.Sert cezalar suçlanmadan kaçmak için çocuğun yalan söylemesine yol açar .

YALAN SÖYLEYEN ÇOCUKLARIMIZA NASIL DAVRANMALIYIZ?

1. Çocuğun yalan söylemesiyle etkili bir mücadele için öncelikle yalanın ne tür olduğu bilinmelidir.

2. Küçük çocuğun (sözde) yalanların ahlakı bir hata gibi görülmemelidir. Böyle bir davranış karşısında değer yargılarını anlatmak ya da kızgınlıkla cezalandırmak yanlış olur. Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.

3. Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında, çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidirler. Patolojik yalan karşısında hem psikolojik durum, hem de eğitsel etkenler üzerinde durulması gerekir. Öncelikle nöro-biyolojik muayene yapılmalıdır. Örneğin, iç salgı bezlerinin işlevleri, metabolik düzensizlikler, ansefalik bozukluklar araştırılmalıdır. Bunun yanı sıra, yeniden eğitime başvurulmalıdır..

4. Sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri çocuklara anlattırılmalı, çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri ve hataları sorulmalıdır. Artık yalan söylemedikleri saptanınca, yeniden eğitimde doğruyu söylemenin gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Aşırı duygusal (hiperemotive) çocuğun kaygı ve çekingenlik yüzünden yalan söylemesi nedeniyle ona güven verilmeli, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır.

5. Oluşmuş bir yalan karşısında mücadele, kötünün iyisini yapmaktan başka bir şey değildir.Yalan söyleme davranışını iyileştirmek önlemekten daha zordur. Önemli olan, çocuğu yalana itecek durumlara meydan vermemektir.

6. Çocuklarının kendileriyle birlikte ya da kendi yerlerine yalan söylemelerini isteyen ailelerin sayısı, ne yazık ki, az değildir. Bunlar,davranışlarının sonuçlarını küçümser, haklı nedenler gösterirler, hatta bununla eğlenirler. Çoğunlukla yalan böyle bir örnekten kaynaklanır.

7. Yalanın engellenme biçimi çocukta gerilim yaratabilir. Aşırı kızgınlık, çocuğun yalanını engellemek açısından olumsuz bir davranıştır. Bu yolla yaratılan suçluluk duygusu, çocuğu yalandan uzaklaştıracak yerde, daha çok yaklaştırır.

8. Genelde yalan bir hata gibi görülür ve suçluluk duygusu itirafla son bulur. Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olmalıdır.Ancak çocuğu kendisi ve çevresiyle barıştırmazsa,itirafı değeri yoktur.

9. Yalan söyleyen çocuk bu mücadeleyi anlamlı, onun iyiliği için böyle davranıldığını bilmelidir. Burada bir güç gösterisi değil, yardım söz konusu olmalı ve ona güven vermelidir.

10. Yalan kişiliğin bir eksikliği, bencilliğe ve kolacılığa doğru bir çıkış, bireyi diğer insanlardan soyutlayıcı bir kendini reddetmedir. Yalanla mücadele yeterli değildir, aynı zamanda dürüstlük, açık yüreklilik, içtenlik ve sevgi için de savaşım verilmelidir. Bunlar bireye denge ve mutluluk getirirler.

11. Kısaca,yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Önce çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran nedenlerin bulunması gerekir. Sonra da aile çevresiyle işbirliği yapılır, çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve avantajlar elle tutulur biçimde öğretilmelidir.

Öneriler

1. Çocuğun yalan söylemesiyle etkili bir mücadele için öncelikle yalanın ne tür olduğu bilinmelidir.

2. Küçük çocuğun (sözde) yalanların ahlakı bir hata gibi görülmemelidir. Böyle bir davranış karşısında değer yargılarını anlatmak ya da kızgınlıkla cezalandırmak yanlış olur. Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.

3. Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında, çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidirler. Patolojik yalan karşısında hem psikolojik durum, hem de eğitsel etkenler üzerinde durulması gerekir. Öncelikle nöro-biyolojik muayene yapılmalıdır. Örneğin, iç salgı bezlerinin işlevleri, metabolik düzensizlikler, ansefalik bozukluklar araştırılmalıdır. Bunun yanı sıra, yeniden eğitime başvurulmalıdır..

4. Sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri çocuklara anlattırılmalı, çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri ve hataları sorulmalıdır. Artık yalan söylemedikleri saptanınca, yeniden eğitimde doğruyu söylemenin gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Aşırı duygusal (hiperemotive) çocuğun kaygı ve çekingenlik yüzünden yalan söylemesi nedeniyle ona güven verilmeli, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır.

5. Oluşmuş bir yalan karşısında mücadele, kötünün iyisini yapmaktan başka bir şey değildir.Yalan söyleme davranışını iyileştirmek önlemekten daha zordur. Önemli olan, çocuğu yalana itecek durumlara meydan vermemektir.

6. Çocuklarının kendileriyle birlikte ya da kendi yerlerine yalan söylemelerini isteyen ailelerin sayısı, ne yazık ki, az değildir. Bunlar,davranışlarının sonuçlarını küçümser, haklı nedenler gösterirler, hatta bununla eğlenirler. Çoğunlukla yalan böyle bir örnekten kaynaklanır.

7. Yalanın engellenme biçimi çocukta gerilim yaratabilir. Aşırı kızgınlık, çocuğun yalanını engellemek açısından olumsuz bir davranıştır. Bu yolla yaratılan suçluluk duygusu, çocuğu yalandan uzaklaştıracak yerde, daha çok yaklaştırır.

8. Genelde yalan bir hata gibi görülür ve suçluluk duygusu itirafla son bulur. Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olmalıdır.Ancak çocuğu kendisi ve çevresiyle barıştırmazsa,itirafı değeri yoktur.

9. Yalan söyleyen çocuk bu mücadeleyi anlamlı, onun iyiliği için böyle davranıldığını bilmelidir. Burada bir güç gösterisi değil, yardım söz konusu olmalı ve ona güven vermelidir.

10. Yalan kişiliğin bir eksikliği, bencilliğe ve kolacılığa doğru bir çıkış, bireyi diğer insanlardan soyutlayıcı bir kendini reddetmedir. Yalanla mücadele yeterli değildir, aynı zamanda dürüstlük, açık yüreklilik, içtenlik ve sevgi için de savaşım verilmelidir. Bunlar bireye denge ve mutluluk getirirler.

11. Kısaca,yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Önce çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran nedenlerin bulunması gerekir. Sonra da aile çevresiyle işbirliği yapılır, çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve avantajlar elle tutulur biçimde öğretilmelidir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:42
Tırnak Yeme Alışkanlığı

 Tırnak yeme, çocuğun yaşamında hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun kesinlikle bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmeli ve mutlaka altında yatan sebepler tespit edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Tırnak yeme davranışı incelendiğinde, daha çok belirli bir grup sebepten kaynaklandığı gözlemlenmektedir.

Tırnak yeme alışkanlığını çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33'ünde tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik cağına kadar sürer. Ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir.. Ayıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun için de tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir

Tırnak Yeme Alışkanlığının Nedenleri:
Tırnak yeme, çocuğun yaşamında hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun kesinlikle bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmeli ve mutlaka altında yatan sebepler tespit edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Tırnak yeme davranışı incelendiğinde, daha çok belirli bir grup sebepten kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Bu sebepler aşağıdaki maddelerde gruplandırılmıştır.
- Üzüntü ve sıkıntı duyguları
- Gerilim ve kaygı duyguları
- Öfke ve saldırganlık duyguları
- Korku
- Değersizlik ve güvensizlik duyguları
- Aile içi iletişim sorunları
Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir
eğitimin uygulanması ve bu çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir 
 
 Örneğin, herhangi bir sebepten dolayı anne – babasına kızan, onlara karşı öfke duyan çocuk tırnak yeme davranışını sergileyebilir. Okulda arkadaşlarına kendini doğru biçimde ifade edemeyen çocuk bu sebeple kaygılanabilir ve bu sıkıntısını tırnak yiyerek ifade edebilir. Çok sevdiği köpeğini kaybeden çocuk, üzüntüsü nedeniyle bu davranışa yönelebilir. Bunun dışında, öğretmeninden veya ailesinden korkan ve cezalandırılma kaygısı taşıyan çocuk tırnak yiyebilir. Aile içinde yaşanan huzursuzluklar, boşanma ve ayrılıklarda sorunun ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, kendine güveni olmayan çocuklarda tırnak yeme davranışı daha çok gözlemlenmektedir

 Anne – babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri, anne babanın sık sık kavga etmesi, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir

Tırnak Yeme Alışkanlığına Karşı Alınacak Önlemeler:

En etkili tedavi yöntemi, 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne ve baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasının neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilebilir. Ancak çocuğun kendisini güvensiz hissetmesi halinde bu alışkanlığa yeniden başladığı görülür. Çocuğun gururunu okşayarak, tırnak yemenin onu ne denli çirkin yapabileceği telaşsız biçimde anlatılmalıdır. Özellikle kız çocukları için manikür malzemesi alınarak tırnaklarının manikürlü ve yenmiş biçimleri onlara gösterilmelidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse:

 Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli
 Çocukları korku, kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.
 
 Küçük çocukların kaygı, korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

 Çocuğun ilgisi başka yönede çekilebilir. Televizyon izlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin yerine geçebilir.

 Çocuğa zaman verilmeli fazla zorlanmamalı

 Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir

 Güven duygusunun gelişmesini sağlamalı
 
 Çocuğa yenmemiş tırnağın güzel olduğu fazla üzerinde durmadan anlatılmalıdır

 Tırnak yeme davranışı gerek çocuklukta gerekse ergenlik döneminde çok sık karşılaşılan bir sorun olduğu için hem anne – babalar tarafından hem de tüm toplum tarafından çok kanıksanmış bir davranış olarak görülür. Yalnızca çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yetişkinlik döneminde de bu davranışı sergileyen, devam ettiren birçok insan vardır. Ancak bu davranışın çocukluk ve ergenlik döneminde yeterince önemsenmeyerek giderilmesi yetişkinlik dönemi de dahil birçok sıkıntıya yol açabilir. Örneğin, okul veya iş hayatında, tırnağını yediğini gizlemeye çalışan, ancak bu davranışı bırakamadığı için de daha fazla gerginlik yaşayan birçok insan vardır. Sadece bu durum bile kişide gerilim, suçluluk ve öfke (engellenmeye bağlı olarak) duygularına yol açabilir. Bu nedenle davranış iyice kalıplaşmadan, erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunmalıdır. Tüm uyum bozukluklarında olduğu gibi, sorunun ortaya çıkmasına sebep olan faktörleri bulup, onları ortadan kaldırmak en kalıcı ve doğru çözümü sağlar.

Aileler bu davranışın kendiliğinden kaybolmasını beklerler, ancak kendiliğinden geçmez. Ancak ve ancak buna neden olan sebepler ortadan kaldırıldığında geçer.

Anne – babalara, uzun süren tırnak yeme davranışıyla karşılaştıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologdan yardım almalarını öneriyoruz.


-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:43
Çocuklarda Parmak Emme

Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir pisko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur.parmak emmenin çocuk psikolojisinde çocuklarda bir uyum ve davranış problemi olarak görülemesi için bazı kriterleri karşılaması gereklidir.

 

Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni,yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde, (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır.Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır.


1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.


Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir?


Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emme çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisi, hatta arkadaşlarını alaylarını karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regression) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin,yeni bir kardeşin doğumu,çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir.Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk ,bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.Okul öncesi dönemindeki parmak emme ya da alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.

Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler


Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.(D. Çağlar-1981)


Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir. (D. Çağlar-1981)



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:44
Çocuklarda Tik Bozukluğu

 Çocuk Psikolojisinde tik bozukluğu ,klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Çocuklarda görülen bu tük bozukluklarının nedeni tam olarak ortaya konamamıştır ancak birçok teori ileri sürülmektedir.

Tik, birden ortaya çıkan, hızlı, yineleyici, ritmik olmayan, basmakalıp bir motor hareket ya da ses çıkarmadır.
Cocugunuzun tik sahibi olmasinin baslica nedenleri soyle siralanabilir :
• Kuralci ve titiz ana, baba tutumlari
Denetleyici ve cocuktan performansinin uzerınde bir seyler bekleyen ana baba tutumlari

Tikler çocuklar arasında sık görülür. Özellikle 7-11 yaşları arasında daha fazladır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha sık gözlenmektedir.


Göz kırpma, baş sallama, omuz silkme, boğaz temizleme, ses çıkarma ya da daha karmaşık olabilen tiklerin önemli bir özelliği haftalar ve aylar içinde, hatta gün içinde çevre koşullarının değişimine göre şiddetinin artıp azalabilmesidir. Tikler uykuda belirgin olarak azalır; stres, heyecan, yorgunluk ve hastalık ile artarlar. Tik bozukluğu olanlar tiklerini bir süre için az da olsa baskılayabilirler ama bu süre sonunda tiklerde artış olabilir. Bunu gözleyen anne, baba ve öğretmenler (yanlış olarak) bu çocukların hareketleri bilinçli yaptıklarını, eğer isterlerse hiç yapmayabileceklerini düşünebilirler.
Bu da çocuk ve anne-baba arasında sürtüşmelere neden olabilir.


Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir.


Eğer tikler belirginse çocuğun benlik saygısını düşürüp, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilirler. Ayrıca yukarıda belirtilen nedenle anne, baba ile çocuğun arasında ilişki sorununa neden olabilir, ya da var olan sorunu artırabilir. Bu nedenlerle tedavi edilmesi uygun olur.


Tik bozukluğunu bir yelpaze gibi düşünürsek, yelpazenin bir ucunda çoğu okul çocuğunda görülebilen, geçici, tek belirtili tikler varken; diğer ucunda Tourette Bozukluğu vardır. Geçici ve şiddetli olmayan tiklerde destekleyici tedavi yeterli olabilir. Burada anne, baba ve öğretmenin tiklerin istemli olmadığını kabullenmesi ve çocuğa destek olması önemlidir. Hekim tarafından da stresin azaltılması, çocuğun benlik saygısının ve aile içi ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik yaklaşımlar uygulanabilir. Eğer tikler şiddetliyse ya da kronikleşmişse ilaç tedavisi eklenmelidir.


Tik konusunun cozumunde asagidaki turde yaklasimlarda bulunmak yararli olabilir :
• Cocugunuza tiki ile ilgili " yapma , etme " mesajlari vermeyiniz.
• Cocugunuzun duygularini ogrenmeye calisiniz.
• Tiklerin cogu gelip gecicidir. Kalici olanlar icin bir uzmana basvurunuz.
Cocugunuzun hangi ortamlarda ve kimlerin yanindayken tiksel davranislarda bulundugunu belirleyiniz

Aileye öneriler:
Çocuğunuzda tik benzeri tekrarlayıcı hareketler gördüğünüzde önce bu hareketleri gözlemleyin. Sıklığını, şiddetini arttırıcı ya da azaltıcı etkenler olup olmadığını, birlikte başka fiziksel belirti bulunup bulunmadığını gözleyin ve çocuk hekiminize danışın. Eğer söz konusu olan bir fiziksel hastalık değilse bir çocuk ruh sağlığı çalışanından randevu alın. Bu arada çocuğunuzun bu haraketleri istemli olarak yapmadığını bilin, tikleri için onu uyarmayın. Uyarmanızın çocuğunuzun stresini artıracağından tiklerini de şiddetlendirebileceğini unutmayın. Ayrıca uyarmanız, tam da desteğe ihtiyacı olan çocuğunuzla aranızı daha gerginleştirecek, kendine güvenini de azaltacaktır. Çoğu zaman basit tikler, bu tutumlara dikkat edilirse ve öğretmen desteği de sağlanırsa bir süre sonra geçebilecektir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:45
Çocuklarda Dışkı Kaçırma

 Ailelerin, çocuklarda alt ıslatma davranışından sonra en çok endişe duydukları konulardan biri çocuğun dışkı kaçırmasıdır. Çocuk psikolojisinde dışkı kaçırma davranışının altında olumsuz aile tutumları, kaygı vb. nedenler olduğu görülmektedir. 

Çocuğun barsak kontrolünün sağlandığı ve kakasını tutma ve bırakma işlevini kontrol edebileceği yaşa gelmesine rağmen kakasını uygunsuz yerlerde bırakması enkroprezis adını alır.

Enkroprezis tanısı konması için 4 yaşından büyük olan çocuğun, uygunsuz yerlere tekrarlayıcı nitelikte dışkı kaçırması ve bu davranışın en az 3 ay süre ile en az ayda bir kez ortaya çıkması gerekir. Ayrıca bu davranışın tıbbi bir duruma bağlı olmaması gerekir.

Kabızlık ve sonrasında aşırı miktarda dışkının boşalmasıyla giden ve bu durumla gitmeyen dışkı kaçırma olmak üzere iki şekilde enkoprezis görülür. Kabızlıkla giden enkoprezis gündüz veya gece olabilir. Bu durum kabızlığın tedavisi ile önemli ölçüde düzeme gösterir. Eğer çocuk hiç kontrol geliştirmemişse birincil enkoprezisten söz edilir. Kakasını kaçırma davranışı en az bir yıl boyunca kontrol edebildikten sonra başlamışsa bu durum ikincil enkoprezisdir. Düşük sosyo ekonomik düzeyde, kronik kabızlık durumunda ve erkek çocuklarda daha sık görülür.

Nedenleri

Oluş nedenleri arasında biyolojik olanlar, barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen kas dokusu halkasının yeterince kontrol edilememesi, anal anormaliler, psikojenik megakolon veya nörolojik, bilişsel ve fiziksel gelişme gerilikleri ile bağlantılı olduğundan söz edilir. Psikolojik açıdan balkıdığında; nevrotik yapıya sahip anne ve uzak duran baba veya tuvalet eğitiminin aşırı zorlamalarla cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi, DEHB nedeniyle tuvalet alışkanlığının gelişmemiş olması ve depresyon sayılabilir. Anksiyete veya kabızlıkla birlikte barsak içeriğinin aşırı birikimine bağlı olarak istemsiz olarak dışkı kaçırma görülebilir. Bu durum ağrılı dışkılama yüzünden dışkının tutulmasından da kaynaklanabilir.Yetersiz tuvalet eğitimi veya eğitime yeterli yanıt alınmaması nedeniyle barsak kontrolü kazanılmayabilir. Ya da kontrolü kazanmış olmasına rağmen, tuvalet ve tuvalete gitme ile ilgili korkular veya çocuğun genel olarak inatçı bir tutumu olması nedeniyle tuvalete dışkılamaya karşı isteksizlik ve buna direnç olabilir. Aile içi ilişkilerdeki bozukluklar, çocuğa bakım veren kişinin hastalanması, çocuk ve aileyi etkileyen önemli değişiklikler gibi stresörler de neden olarak sayılabilir.

Olumsuz etkileri

Tedavi edilmezse aile içi ilişkilerinde problemler yaşanır. Çocuk bu durumu yüzünden, sosyal aktivitelerden kaçar ve sosyal çevresinde uyum problemleri yaşar. Çocukta utangaçlık, utanma ve suçluluk duygusu gelişebilir ve kendine saygının kaybı, özgüveninde azalma olabilir. Enkoprezis ikincil olarak bazi bedensel problemlerin gelişebilir. Ve çocuğun yaşına uygun psikososyal gelişiminin bozulmasına yol açar.

Tedavi

Özellikle kabızlığın olmadığı durumlarda psikolojik değerlendirme önemlidir. Aile içi problemlerin veya gerginliklerin giderilmesi belirtilerde azalma sağlamaktadır. Bunun için ailenin desteği alınmalı ve aile eleştirinin veya cezaların azaltılması, cesaretinin kırılmaması yönünde yönlendirilmelidir. Aileye çocuğun altına bez bağlamak ve bu durumu karşısında tamamen sessiz kalmak gibi davranışların enkoprezisi pekiştireceği açıklanmalıdır. Anne baba ve çocuk beraber ele alınmalıdır. Enüreziste olduğu gibi takvim tutma yöntemi, ödül sistemi ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Kabızlıkla birlikte giden tipinde kabızlığın önlenmesi için oral laksatif ve rektal katartikler ile su ve liftin arttırıldığı, ayrıca süt, peynir ve nişastanın azaltıldığı diyet önerilebilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:53
Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Sendromu

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, çocuk psikolojisinde en önemli psikiyatrik  sorunların başında gelir.  Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aileyi, okulu, toplumu  ilgilendiren yönleriyle aynı zamanda bir eğitim ve öğretim sorunudur.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) nun


ZEKA İLE HİÇ BİR İLİŞKİSİ YOKTUR .

 

Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB i yaşayabilir.

ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI

" Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor "

" Tüm araba markalarını biliyor ama bir dakika önce söylediğim şeyi hatırlamıyor "

" Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama ödev başında en çok 10 dk. "


" Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor " " Dersi dinleyemiyor, sürekli etrafı ile ilgili "

" Başladığı işi bitirmiyor " " Doğum öncesinden beri hareketli "


" Eli dursa ayağı oynar "

" Sürekli hareket halinde , yürümez koşar "


" Ya konuşur ya sesler çıkarır " " TV izlerken bile hareket eder "


" Sandalyede oturmanın 50 çeşidini gösterebilir " " Sınıfta nereye baksam onu görüyorum "


" Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor"

DÜRTÜSELLİK BELİRTİLERİ


Davranışları ortama ve sonuçlarına göre düzenlemek ve yönlendirmekle ilgili bir sorundur.
Bir şey yapmadan önce sonucunu düşünmezler ("Bunu yaparsam ceza alırım").
Bir şey yapmadan önce o davranışın o ortam için uygun olup olmadığını düşünmezler ("Burada bu davranış yapılmaz").
Söyleyecekleri şeyin karşısındaki kişide nasıl bir etki yapacağını düşünmezler ( "Bunu söylersem bana kırılır") Aslında ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar.
Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler.
Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar.


ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI

" 10 yaşına geldi hala söz kesmemeyi öğrenemedi "
" Düşünmeden hareket eder " " Sabırsızdır, istekleri hemen olsun ister "
" Asla sırasını bekleyemez "
" Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor "
" Aklına geleni hemen yapıyor "

DEHB in NEDENLERİ


Kalıtsal bir sorundur.
Anne babadan alınan genler bu soruna yatkınlık oluşturur.
Ailenin diğer bireylerinde de benzer sorunlar olma riski yüksektir.

KALITSAL


Aile Çalışmaları

DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla . DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazla DEHB var.


İkiz Çalışmaları
Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanım oranı %80-90, çift yumurta ikizlerinde %30

ÇEVRESEL


Bu etkenler direk olarak DEHB a neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde riski arttırır.
Doğum öncesi (gebelikte hastalanma, alkol, sigara, ilaç kullanımı)
Doğum sırasında ( erken doğum, doğum komplikasyonları)
Doğum sonrası ( Bazı hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma vb)

FİZYOLOJİK


Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgeler yeterince aktif değillerdir.
Dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve düşünmeden hareket etme beyindeki bu merkezlerin iyi çalışmamasının sonucudur.


DEHB TE SÜREÇ


Erken çocukluk dönemlerinde başlar,
En sık ilkokul döneminde tanı konulur,
Çocukluğunda bu tanıyı alanların %70-80 i ergenlikte de aynı belirtileri gösterirler.
Bunların da %50-65 i erişkinlikte de aynı tanıyı alırlar.
DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluktur.
Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır.
Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır.
Dikkat eksikliği yaşam boyu devam edebilir.
İlkokul çağındaki çocukların % 3-5 inde yani her 20-30 çocuktan birisinde görülüyor.
Her sınıfta en az 1 çocukta bu sorunun bulunma olasılığı var.
Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülüyor.
Çocukluklarında DEHB bozukluğu olanların %80 i ergenlikte, %30-65 i erişkinlikte de bu belirtileri taşırlar.
Erişkinler arasında %1-2 sıklıkta görüldüğü bildiriliyor (ABD ve Kanada da).

DEHB ye EŞLİK EDEN SORUNLAR


Dağınıklık, düzensizlik
Dalgınlık, hayal kurma
Tutarsızlık
Bellek sorunları
Sakarlık, koordinasyon güçlükleri
Sosyal ilişkilerde sorunlar
Düşük benlik saygısı

BEBEKLİK DÖNEMİ


Huzursuz, gergin bebeklerdir.
Kolay ağlarlar, zor sakinleştirilirler.
Dış uyaranlara (ses, dokunma gibi ) aşırı tepki verirler.
Uyku sorunları ( az uyuma, sık sık uyanma gibi) olabilir.
"Daha karnımdayken bile çok hareket ederdi"
"Kucağıma aldığımda devamlı dolaşmamdan hoşlanırdı"
"Asla uzun süre uyumaz, çok kolay uyanırdı " OKUL ÖNCESİ DÖNEM
Devamlı hareket eder, atlar, zıplar, bir yerlere tırmanır.
İsteklerini erteleyemez, tutturmaları olur.
İlgi devamlı üzerinde olsun ister, bunu sağlayacak şeyler yapar.
Bir oyundan diğerine geçer, ilgisi çok kısadır.
Çok konuşur, sürekli soru sorar ama yanıtı dinlemez.
Mutsuzluk, mızırdanma, ana babaya aşırı bağımlılık.


İLKÖĞRETİM DÖNEMİ


En sık bu dönemde tanı konulur.
Sakin ve sessizce sırada oturamaz.
Dersi dikkatle dinleyemez, etrafı ile daha çok ilgilidir.
Sorulan sorulara sonunu beklemeden, söz istemeden yanıt verir.
Verilen görevleri tam olarak yerine getirmez.
Diğer çocuklarla ilişki sorunları olabilir.
Kendisine benzer çocuklarla arkadaşlık kurar.
Eşyalarını tam olarak getirmez, kaybeder, dağınıktır.
Akademik başarısı kapasitesiyle orantılı değildir.
Ev ödevlerini almaz, evde ödev yapmak sorun olur.

ERGENLİK DÖNEMİ


Hiperaktivitede azalma olur ama kıpır kıpırlık devam eder.
Ders dinleyemez, uykulu bir hali olabilir ya da kalem çevirme, resim yapma gibi şeylerle uğraşır.
Akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar.
Öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşanır, karşılık verir, saygısız, ilgisiz bir öğrenci olarak nitelendirilir.
Aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar olabilir.
Benlik saygısında azalma, depresyon görülebilir, duygu durumu değişkendir, aniden öfkelenebilir.
Sigara, alkol madde kullanımı başlayabilir.
Yasal sorunlara neden olabilecek, riskli ,tehlikeli davranışları olabilir.

DEHB İLE BAŞA ÇIKMAK TEDAVİ YÖNTEMLERİ


1. Farmakolojik tedaviler(ilaç tedavisi)
2. Anne baba ve öğretmen eğitimi
3. Çocuğun bireysel tedavisi(davranışçı teknikler, sosyal beceri eğitimi)
1. Eğitim
1. Alternatif tedaviler

OLUMLU ÖZELLİKLERİ

Enerjik olma

Yaratıcılık

Sıcak kanlı ve cana yakın olma

Kolay ilişki kurabilme Esneklik Hoşgörülü olma

İyi bir espri yeteneğine sahip olma


Risk alabilme (bazen gerekenden fazla oranda)

İnsanlara kolaylıkla güvenebilme ( bazen gerekenden fazla oranda)


NELER YAPABİLİRİZ?

DİKKAT EKSİKLİĞİ İÇİN...

Öğrenciyi:
Sakin bir yerde oturtun.
İyi örnek olabilecek bir arkadaşının yanına oturtun.
Samimi olduğu çalışkan bir arkadaşının yanına oturtun.
Not tutmada bu arkadaşının yardımını sağlayın.
Sınıfta bütün sıraların arasındaki uzaklığı arttırınız.
Verilen çalışmayı tamamlayabilmesi için ek süre veriniz.
Dikkat süresi ile uyumlu olacak şekilde görevleri ya da çalışma süresini kısaltınız.
Kısa süreli hedefler belirleyin.
Her seferinde bir tek görev veriniz.
Ödevlerinin miktarını azaltınız.
Açık ve kesin yönerge verin.
Etkinliği sürdürmesi için uyarı-sinyal veriniz.

HİPERAKTİVİTE İÇİN...


Çalışırken arada bir duraklamasını sağlayınız.
Sırada oturmaya ara vermesi için fırsat tanıyınız.
Görevleri arasında kısa molalar veriniz.
Aceleci ve dikkatsiz çalışmışsa, yaptığı işi kontrol etmesini öğretiniz.
Küçük, uygunsuz davranışları görmezden geliniz.
Uygunsuz davranışları ihtiyatlı kınayınız.
Olumlu davranışları övünüz.
Öğrencinin aç olmadığından emin olunuz. Gerektikçe el kaldırmasını, seslenmesini öğretin.
Elini yalnızca amaca uygun durumda kaldırdığı zaman yanına gidin.
Soru yanıtlamak için el kaldırdığında övün.


Öğretmene Öneriler

DEHB li çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu bir çok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler. DEHB li çocuklarla başa çıkabilmesi için öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye, sıkı bir gözlem ve denetim becerisine, tutarlı, sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına, işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla), sahip olması gerekir. DEHB li çocukların %50 si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50 si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50 nin yaklaşık %35-40 ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15 lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır. Türk Milli Eğitim sisteminde yer alan müfredat içerikleri dikkat yetenekleri bakımından çan eğrisinin ortasındaki çocuklara göre düzenlenmiştir. Ortalamanın biraz üzerindeki ve biraz altındaki çocuklar okulda genel olarak problem yaşamazlar.

Öğretmenlerin ders anlatırken dikkat dağınıklığı bozukluğu olan çocukların da içinde bulunduğu ortalamanın altındaki çocukları göz önünde tutmaları çok önemlidir. Bazen dürtüsel davranışları nedeniyle DEHB li çocuklar normal çocukların devam ettiği sınıflarda tutulmak istenmez. Alt özel sınıflara gönderilmeleri için anne babalara önerilerde bulunulur. Oysa IQ düzeyi normal olduğu halde dürtüsel ve hiperaktif davranışları nedeniyle bir çocuğun alt özel sınıfa gönderilmesi son derece sakıncalıdır. Aile ya da öğretmen bunu bir çözümmüş gibi görebilir ancak normal IQ ‘ya sahip DEHB li bir çocuk bu tür sınıflarda zihinsel açıdan kapasitelerinin çok daha altında performans göstermeye başlar. Okul değiştirme seçeneği de saklı kalmak kaydıyla sınıf yada öğretmen değiştirmek o an için daha iyi bir çözüm olabilir. Normal sınıfta kalabilmesi için neler gerektiği ve sonuçlarının neler olabileceği aile ve çocukla tartışılmalı, uzman görüşü alınmalıdır.


Eğitim-öğretim ortamı oluşturma DEHB li çocuklar sürekli oturmak ve dikkatlerini derse odaklandırmakta yetersizlik yaşarlar ve bu duygudan kaynaklanan yaramazlık davranışları gösterirler. Sonuçta akranları tarafından dışlanır ve yıkıcı davranışlar sergilerler. Yıkıcı davranışlar gösterdikleri için iyice dışlanır, kolay incinir ve zarar görürler. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen hiperaktivite vakaları, ilaç bağımlılığı, antisosyal davranışlar gösterme ve başkalarından zarar görme riskiyle karşı karşıyadır. Bu çocukların dikkatleri ilgisiz uyaranlarla ve diğer insanların önemsemediği ses ve olaylarla kolaylıkla dağılabildiği için sınıflarının sessiz ve sade olmasında yarar vardır. Öğretmenlerin sınıfı güzelleştirmek veya eğitim amacıyla her yere astıkları materyallerde bu çocukların dikkatini dağıtabilmektedir. Bu öğrencilerin düşünce biçimlerinin farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Doğrusal bir düşünceye sahip olmadıkları ve asla olamayacakları için çocukları bu yönde zorlamak, kaynakları ve zamanı boşa harcamaya yol açar. DEHB li çocukların bulunduğu sınıflarda konular dikkatlice yapılandırılmalı, önemli noktalar açıkça belirlenmelidir. DEHB li öğrenciler için her ders planında fiziksel hareketler planlanmalıdır.(Kalemi açmak için kalkmak, yandaki sınıftan tebeşir almak, öğretmen masasını düzenlemek, çiçekleri sulamak, müdür yardımcısına not göndermek gibi). Okulunda yoğun olarak spora yönelmesi sağlanabilir. Bu konuda beden eğitimi öğretmeni ile işbirliği yapıp çocuğun yatkın olduğu bir spor alanını belirlenip, bu sporu yapması için imkan tanıması faydalı olacaktır. Bu çocukların yerinde duramama özellikleri nedeniyle öğretmenleri tarafından sıklıkla uyarılmaları istenmeyen bu davranışın pekiştirilmesine yol açar. Bir öğretmen olarak kendi hızınızı değerlendirerek sınıfta konuları işlerken ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza dikkat edin. Övgüyü ve cesaretlendirmeyi çok seven bu çocuklar, özellikle cesaretlendirme olmadığı zaman sinirlenirler.

Anlamlı ve eğlenceli buldukları etkinliklere rahat yoğunlaşabildikleri için dersi eğlenceli hale getirmek önemlidir. Şakacı, eğlenceli ve sürprizlere açık olarak DEHB li çocukların ilgisini ve hevesini arttırabilirsiniz. Hayatlarının büyük bir kısmının planlar, listeler ve kurallardan oluşması çok sıkılmalarına yol açar. Oysa sürprizleri ve oynamayı seven bu çocuklar hayat doludurlar. Çocuğun çalışmaya isteyerek katılması ve çalışmadan hoşlanması önemli olduğu için, çalışmaların eğlenceli hale getirilmesine dikkat edilmelidir. Çocuklara bir şey öğretmek için onlarla konuştuğunuzda fiziksel olarak yakın olmak, uygun olan zamanlarda çocuğa dokunmak etkili olabilir. Sürekli göz teması kurarak bu çocukları daha kolay denetleyebilirsiniz. Bir göz atış çocuğu günlük hayallerden sınıf ortamına geri getirebilir. Talimat verirken aşağıdaki noktalara dikkat edin.


Canlı açık bir dil kullanın, kısa konuşun.
Her seferinde bir tek talimat verin.
Konuşurken yüzünüz çocuğa dönük olsun.
Çok duyuya hitap eden talimatlar vermeye çalışın.
Mümkünse yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin.
Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.


Sınıfa soru yöneltirken, önce soruyu sorun sonra çocuğun ismini söyleyin. Önce çocuğun ismini söylerseniz diğer çocuklar soruyu savuşturduğunu düşünüp dinlemeyecektir. Dikkati dağılan çocuğa kolay bir soru sorun, konuyla ilgili olması şart değildir. Çocuklardan bir konuda düşünmeleri istendiğinde birkaç saniyede cevaplayabilecekleri sorular sorulmalıdır. Bir konu üzerinde uzunca bir süre düşünmesi beklenmemelidir. Aksi takdirde çocuğun canı sıkılır ve dikkati dağılır. Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesi istenmeli, verilen görevler arasında kısa molalar verilmelidir. Ne istendiği çok açık bir şekilde öğrenci tarafından anlaşıldığından emin olununcaya kadar tekrarlanarak iletilmelidir. Bu çocukların sınıf içi çalışmalarda hoşlandıkları biriyle eşleştirmek verimi arttıracaktır. Katılma ve bağlı olma ihtiyacı hisseden bu çocuklar grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için katılımları sağlanmalıdır. Sıraları öğretmen masasına yakın olabilir ancak orada amaçlı olarak tecrit edilmemelidirler. Kendisine örnek olabilecek bir arkadaşıyla oturtulabilir.

Sınıfta DEHB ile ilgili bir hikaye okumak, DEHB li çocukları deli olarak gören sınıftaki arkadaşları için yararlı olabilir. Sık sık gelişmeleri gözlemlenip denetlenmelidir. Sık ve çabuk geri bildirimler, onları doğru iş üzerinde tutmaya yardımcı olarak, kendilerinden ne beklenildiğini ve hedeflerini karşılayıp karşılayamadıklarını bilmelerini sağlayarak ve cesaret vererek gelişimlerine büyük yararlar sağlar. Kendini gözlemesini öğretin, düşüncelerine nasıl takılıp kaldığının farkına varmasını sağlayın ve en önemlisi de takılma gerçekleştiğinde tekrar nasıl odaklanacağını konuşun. Öğrenmenin duygusal boyutu ihmal edilmemelidir. Duygusal gelişimin sağlıklı olması, davranışların kalıcı kılınması açısından önemli olduğu için öğrencilerin katılım, ait olma ve eğlence ihtiyaçlarının öğretimsel etkinlikler esnasında karşılanması gerekir. Yaramazlığın dikkat çekme(sıkılma ve sevgi ihtiyacından dolayı), güç mücadelesi(tehdit edilmiş hissettiğinden dolayı), öç alma(incinme ve haksızlığa uğradığını hissettiğinden dolayı) ve yetersizlik(güçsüz hissettiğinden dolayı) olmak üzere dört kaynağı olduğunu akılda tutarak yaramazlıklarının nedenine uygun olarak müdahale biçimi belirlenmelidir. Uygun müdahale doğru sonuçlara götürür. Bu konuda bir sınıf yönetimi kitaplarından yararlanabilirsiniz. Pek çok DEHB li çocuk görsel olarak daha iyi öğrendiği için bir şey söyleneceği zaman göstererek söylemek tercih edilebilir. İstenilen davranış aynı zamanda yazılırsa daha da somutlaşmış olur. Herhangi bir olay yada konunun taslağını çıkarma, kitap okurken ve dinlerken not alma becerisini kazandırılmalıdır. Bu becerileri kazanmak DEHB li çocuklara kolay gelmez fakat bir sefer öğrendikleri zaman okumaktan ve ders dinlemekten daha az sıkılır hale gelirler. Aşırı yorgunluk stres ve baskı çocukların özdenetimlerini azaltıp uygunsuz davranışlara neden olabileceği için dinlenme fırsatları sağlanmalıdır. Sessizlik zamanı ve gevşeme tekniği uygulamaları buna örnek olabilir. Bu çocuklar gün boyunca çok fazla başarısızlık duyguları yaşarlar. Bunun için mümkün olduğunca başarılı olduğu durumlar araştırılıp başarılarının altı çizilmelidir.

DEHB li çocukların özdenetim düzeyi düşük olduğu için özdenetimli olmasına yardımcı olacak geri bildirimler verilmelidir. Nasıl davranacakları konusunda genellikle fikirleri olmayan bu çocuklara alternatifler sunulmalıdır.(Bunu farklı bir biçimde nasıl söyleyebilirdin gibi ) DEHB in en yıkıcı yönü DEHB in kendisi değil özsaygıya yönelik ikincil zararıdır. Bu çocuklar bol bol cesaretlendirilip övülmelidir, ancak överken dikkatli olup gerçek övgülerle sahtelerini kolayca ayırabilecekleri unutulmamalıdır. Çocuğa DEHB in avantajları olduğu da hatırlatılmalıdır. Çok fazla enerji verdiği için aşırı hareketlilik acil işlerin yapılmasında etkili olmaktadır. İleride hareket yada konuşkanlık gerektiren mesleklerde başarılı olabilecekleri belirtilmelidir.


Ödev ve Sorumluluklar

DEHB li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması, yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır. Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı, doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir. Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB li çocuklar için önemlidir. Ağır ödevler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür ödevlerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler. Bu çocuklar çok ödevden sıkıldıkları için az ödev verilerek ödevlerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir. Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar. DEHB li çocuklar bir ödevi yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir. Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli, konular bazen ödev, proje, video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir. Bu çocukların bütün ödevlerini, sorumluluklarını, sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir ödev defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir. DEHB li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır. DEHB li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir.


Kurallar

DEHB li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına, çalışma zamanlarının kısa tutulmasına, dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir. Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı, düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır. Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak, kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:53
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite'de Öğretmen Klavuzu

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE'DE (DEHAB) ÖĞRETMEN KLAVUZU

NELER YAPABİLİRİZ?

DİKKAT EKSİKLİĞİ İÇİN...

Öğrenciyi:

  • Sakin bir yerde oturtun.

  • İyi örnek olabilecek bir arkadaşının yanına oturtun.

  • Samimi olduğu çalışkan bir arkadaşının yanına oturtun.

  • Not tutmada bu arkadaşının yardımını sağlayın.
  • Sınıfta bütün sıraların arasındaki uzaklığı arttırınız.

  • Verilen çalışmayı tamamlayabilmesi için ek süre veriniz.

  • Dikkat süresi ile uyumlu olacak şekilde görevleri ya da çalışma süresini kısaltınız.

  • Kısa süreli hedefler belirleyin.

  • Her seferinde bir tek görev veriniz.

  • Ödevlerinin miktarını azaltınız.

  • Açık ve kesin yönerge verin.

  • Etkinliği sürdürmesi için uyarı-sinyal veriniz.

HİPERAKTİVİTE İÇİN...

  • Çalışırken arada bir duraklamasını sağlayınız.

  • Sırada oturmaya ara vermesi için fırsat tanıyınız.

  • Görevleri arasında kısa molalar veriniz.

  • Aceleci ve dikkatsiz çalışmışsa, yaptığı işi kontrol etmesini öğretiniz.

  • Küçük, uygunsuz davranışları görmezden geliniz.

  • Uygunsuz davranışları ihtiyatlı kınayınız.

  • Olumlu davranışları övünüz.

  • Öğrencinin aç olmadığından emin olunuz.

Gerektikçe el kaldırmasını, seslenmesini öğretin.

  • Elini yalnızca amaca uygun durumda kaldırdığı zaman yanına gidin.

  • Soru yanıtlamak için el kaldırdığında övün.

Öğretmene Öneriler

DEHB'li çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu bir çok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB'li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB'li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler.

DEHB'li çocuklarla başa çıkabilmesi için öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye, sıkı bir gözlem ve denetim becerisine, tutarlı, sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına, işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla), sahip olması gerekir.

DEHB'li çocukların %50'si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50'si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50'nin yaklaşık %35-40' ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15'lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır.

Türk Milli Eğitim sisteminde yer alan müfredat içerikleri dikkat yetenekleri bakımından çan eğrisinin ortasındaki çocuklara göre düzenlenmiştir. Ortalamanın biraz üzerindeki ve biraz altındaki çocuklar okulda genel olarak problem yaşamazlar. Öğretmenlerin ders anlatırken dikkat dağınıklığı bozukluğu olan çocukların da içinde bulunduğu ortalamanın altındaki çocukları göz önünde tutmaları çok önemlidir.

Bazen dürtüsel davranışları nedeniyle DEHB'li çocuklar normal çocukların devam ettiği sınıflarda tutulmak istenmez. Alt özel sınıflara gönderilmeleri için anne babalara önerilerde bulunulur. Oysa IQ düzeyi normal olduğu halde dürtüsel ve hiperaktif davranışları nedeniyle bir çocuğun alt özel sınıfa gönderilmesi son derece sakıncalıdır. Aile ya da öğretmen bunu bir çözümmüş gibi görebilir ancak normal IQ ‘ya sahip DEHB'li bir çocuk bu tür sınıflarda zihinsel açıdan kapasitelerinin çok daha altında performans göstermeye başlar. Okul değiştirme seçeneği de saklı kalmak kaydıyla sınıf yada öğretmen değiştirmek o an için daha iyi bir çözüm olabilir. Normal sınıfta kalabilmesi için neler gerektiği ve sonuçlarının neler olabileceği aile ve çocukla tartışılmalı, uzman görüşü alınmalıdır.

Eğitim-öğretim ortamı oluşturma

DEHB'li çocuklar sürekli oturmak ve dikkatlerini derse odaklandırmakta yetersizlik yaşarlar ve bu duygudan kaynaklanan yaramazlık davranışları gösterirler. Sonuçta akranları tarafından dışlanır ve yıkıcı davranışlar sergilerler. Yıkıcı davranışlar gösterdikleri için iyice dışlanır, kolay incinir ve zarar görürler. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen hiperaktivite vakaları, ilaç bağımlılığı, antisosyal davranışlar gösterme ve başkalarından zarar görme riskiyle karşı karşıyadır.

Bu çocukların dikkatleri ilgisiz uyaranlarla ve diğer insanların önemsemediği ses ve olaylarla kolaylıkla dağılabildiği için sınıflarının sessiz ve sade olmasında yarar vardır. Öğretmenlerin sınıfı güzelleştirmek veya eğitim amacıyla her yere astıkları materyallerde bu çocukların dikkatini dağıtabilmektedir.

Bu öğrencilerin düşünce biçimlerinin farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Doğrusal bir düşünceye sahip olmadıkları ve asla olamayacakları için çocukları bu yönde zorlamak, kaynakları ve zamanı boşa harcamaya yol açar.

DEHB'li çocukların bulunduğu sınıflarda konular dikkatlice yapılandırılmalı, önemli noktalar açıkça belirlenmelidir.

DEHB'li öğrenciler için her ders planında fiziksel hareketler planlanmalıdır.(Kalemi açmak için kalkmak, yandaki sınıftan tebeşir almak, öğretmen masasını düzenlemek, çiçekleri sulamak, müdür yardımcısına not göndermek gibi).

Okulunda yoğun olarak spora yönelmesi sağlanabilir. Bu konuda beden eğitimi öğretmeni ile işbirliği yapıp çocuğun yatkın olduğu bir spor alanını belirlenip, bu sporu yapması için imkan tanıması faydalı olacaktır.

Bu çocukların yerinde duramama özellikleri nedeniyle öğretmenleri tarafından sıklıkla uyarılmaları istenmeyen bu davranışın pekiştirilmesine yol açar.

Bir öğretmen olarak kendi hızınızı değerlendirerek sınıfta konuları işlerken ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza dikkat edin.

Övgüyü ve cesaretlendirmeyi çok seven bu çocuklar, özellikle cesaretlendirme olmadığı zaman sinirlenirler.

Anlamlı ve eğlenceli buldukları etkinliklere rahat yoğunlaşabildikleri için dersi eğlenceli hale getirmek önemlidir.

Şakacı, eğlenceli ve sürprizlere açık olarak DEHB'li çocukların ilgisini ve hevesini arttırabilirsiniz. Hayatlarının büyük bir kısmının planlar, listeler ve kurallardan oluşması çok sıkılmalarına yol açar. Oysa sürprizleri ve oynamayı seven bu çocuklar hayat doludurlar.

Çocuğun çalışmaya isteyerek katılması ve çalışmadan hoşlanması önemli olduğu için, çalışmaların eğlenceli hale getirilmesine dikkat edilmelidir.

Çocuklara bir şey öğretmek için onlarla konuştuğunuzda fiziksel olarak yakın olmak, uygun olan zamanlarda çocuğa dokunmak etkili olabilir.

Sürekli göz teması kurarak bu çocukları daha kolay denetleyebilirsiniz. Bir göz atış çocuğu günlük hayallerden sınıf ortamına geri getirebilir.

Talimat verirken aşağıdaki noktalara dikkat edin.

  • Canlı açık bir dil kullanın, kısa konuşun.

  • Her seferinde bir tek talimat verin.

  • Konuşurken yüzünüz çocuğa dönük olsun.

  • Çok duyuya hitap eden talimatlar vermeye çalışın.

  • Mümkünse yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin.

  • Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.

  • Sınıfa soru yöneltirken, önce soruyu sorun sonra çocuğun ismini söyleyin. Önce çocuğun ismini söylerseniz diğer çocuklar soruyu savuşturduğunu düşünüp dinlemeyecektir. Dikkati dağılan çocuğa kolay bir soru sorun, konuyla ilgili olması şart değildir.

Çocuklardan bir konuda düşünmeleri istendiğinde birkaç saniyede cevaplayabilecekleri sorular sorulmalıdır. Bir konu üzerinde uzunca bir süre düşünmesi beklenmemelidir. Aksi takdirde çocuğun canı sıkılır ve dikkati dağılır.

Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesi istenmeli, verilen görevler arasında kısa molalar verilmelidir.

Ne istendiği çok açık bir şekilde öğrenci tarafından anlaşıldığından emin olununcaya kadar tekrarlanarak iletilmelidir.

Bu çocukların sınıf içi çalışmalarda hoşlandıkları biriyle eşleştirmek verimi arttıracaktır.

Katılma ve bağlı olma ihtiyacı hisseden bu çocuklar grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için katılımları sağlanmalıdır.

Sıraları öğretmen masasına yakın olabilir ancak orada amaçlı olarak tecrit edilmemelidirler. Kendisine örnek olabilecek bir arkadaşıyla oturtulabilir.

Sınıfta DEHB ile ilgili bir hikaye okumak, DEHB'li çocukları deli olarak gören sınıftaki arkadaşları için yararlı olabilir.

Sık sık gelişmeleri gözlemlenip denetlenmelidir. Sık ve çabuk geri bildirimler, onları doğru iş üzerinde tutmaya yardımcı olarak, kendilerinden ne beklenildiğini ve hedeflerini karşılayıp karşılayamadıklarını bilmelerini sağlayarak ve cesaret vererek gelişimlerine büyük yararlar sağlar.

Kendini gözlemesini öğretin, düşüncelerine nasıl takılıp kaldığının farkına varmasını sağlayın ve en önemlisi de takılma gerçekleştiğinde tekrar nasıl odaklanacağını konuşun.

Öğrenmenin duygusal boyutu ihmal edilmemelidir. Duygusal gelişimin sağlıklı olması, davranışların kalıcı kılınması açısından önemli olduğu için öğrencilerin katılım, ait olma ve eğlence ihtiyaçlarının öğretimsel etkinlikler esnasında karşılanması gerekir.

Yaramazlığın dikkat çekme(sıkılma ve sevgi ihtiyacından dolayı), güç mücadelesi(tehdit edilmiş hissettiğinden dolayı), öç alma(incinme ve haksızlığa uğradığını hissettiğinden dolayı) ve yetersizlik(güçsüz hissettiğinden dolayı) olmak üzere dört kaynağı olduğunu akılda tutarak yaramazlıklarının nedenine uygun olarak müdahale biçimi belirlenmelidir. Uygun müdahale doğru sonuçlara götürür. Bu konuda bir sınıf yönetimi kitaplarından yararlanabilirsiniz.

Pek çok DEHB'li çocuk görsel olarak daha iyi öğrendiği için bir şey söyleneceği zaman göstererek söylemek tercih edilebilir. İstenilen davranış aynı zamanda yazılırsa daha da somutlaşmış olur.

Herhangi bir olay yada konunun taslağını çıkarma, kitap okurken ve dinlerken not alma becerisini kazandırılmalıdır. Bu becerileri kazanmak DEHB'li çocuklara kolay gelmez fakat bir sefer öğrendikleri zaman okumaktan ve ders dinlemekten daha az sıkılır hale gelirler.

Aşırı yorgunluk stres ve baskı çocukların özdenetimlerini azaltıp uygunsuz davranışlara neden olabileceği için dinlenme fırsatları sağlanmalıdır. Sessizlik zamanı ve gevşeme tekniği uygulamaları buna örnek olabilir.

Bu çocuklar gün boyunca çok fazla başarısızlık duyguları yaşarlar. Bunun için mümkün olduğunca başarılı olduğu durumlar araştırılıp başarılarının altı çizilmelidir.

DEHB'li çocukların özdenetim düzeyi düşük olduğu için özdenetimli olmasına yardımcı olacak geri bildirimler verilmelidir. Nasıl davranacakları konusunda genellikle fikirleri olmayan bu çocuklara alternatifler sunulmalıdır.(Bunu farklı bir biçimde nasıl söyleyebilirdin gibi )

DEHB'in en yıkıcı yönü DEHB'in kendisi değil özsaygıya yönelik ikincil zararıdır. Bu çocuklar bol bol cesaretlendirilip övülmelidir, ancak överken dikkatli olup gerçek övgülerle sahtelerini kolayca ayırabilecekleri unutulmamalıdır.

Çocuğa DEHB'in avantajları olduğu da hatırlatılmalıdır. Çok fazla enerji verdiği için aşırı hareketlilik acil işlerin yapılmasında etkili olmaktadır. İleride hareket yada konuşkanlık gerektiren mesleklerde başarılı olabilecekleri belirtilmelidir.

Ödev ve Sorumluluklar

DEHB'li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması, yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır.

Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı, doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir.

Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB'li çocuklar için önemlidir. Ağır ödevler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür ödevlerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler.

Bu çocuklar çok ödevden sıkıldıkları için az ödev verilerek ödevlerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir.

Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar.

DEHB'li çocuklar bir ödevi yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir.

Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli, konular bazen ödev, proje, video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir.

Bu çocukların bütün ödevlerini, sorumluluklarını, sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir ödev defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir.

DEHB'li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır.

DEHB'li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir.

Kurallar

DEHB'li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına, çalışma zamanlarının kısa tutulmasına, dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir.

Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı, düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır.

Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak, kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:54
Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

 Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup,   şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir  olduğu ve  nasıl başedeceği öğretilebilir.

Tanım :

Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır.. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar.


Belirtiler:
*Kardeş kıskançlığı, kendine acıma, üzüntü, küçük düşme korkusu, can sıkıntısı, öfke, nefret ve intikam alma düşüncelerinin yanı sıra sevgi, koruma ve yakınlık hissetme isteği gibi karışık duyguların bir bileşiminden oluşmaktadır. Bu duygulardan en etkili olanları öfke, kendine acıma ve üzüntü duygularıdır.
*Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibidir. Artık anne babasının ve diğer yakınlarının sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak durumundadır. Sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içe kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.
* Kabus gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine gerileme görülebilir.
* Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.
*Evden ayrılmayı reddetmeyle birlikte (Örn: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır) huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri sık sık gözlenebilir.
*Yeni bir kardeşin doğumu çocukta ilgi ve koruyuculuk, sıkıntı ve kıskançlık gibi çelişkili duygular yaşanmasına neden olur. Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. Son aylarda annenin yorgun, isteksiz ve yeni gelecek kardeşin hazırlıkları ile uğraşıyor olması çocuğun huysuzlaşıp, anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.
*Bazı çocuklar kıskançlık duygularını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma, "ondan nefret ediyorum" deme gibi davranışlar gösterirken bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterir, bu davranışın altında çoğu zaman ana-babanın sevgisini kaybetme, tepki görme korkusu yatar.
*Anne babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.


Kıskançlıkla baş edebilme:

Sosyal ve ruhsal açıdan sağlıklı çocuklara sahip olmanın yolu birden çok çocuğa sahip olmaktır. Kardeşler arası kıskançlığı yok etmenin herhangi bir yolu yoktur ve tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak hafifletilebilir. Bunun için doğumdan önce ve doğumdan sonra alınması gereken önlemler vardır.

Doğumdan Önce Yapılması Gerekenler


a.kıskançlığı en alt düzeyde tutmanın tek yolu, çocuk evin tek çocuğu konumundayken bütün istekleri yerine getirilmemelidir. Yani şımartılmamalıdır.İlgi ve sevgi normal bir seviyede tutulursa kardeşin gelişiyle de çocuk aşırı kıskançlık durumları yaşamayacaktır.


b.Çocuk, psikolojik olarak kardeşinin gelişine hazırlanmalı ve aileye katılacak ikinci çocukla ilgili bilgiler verilmelidir. Daha bebek gelmeden çocuğun ruhunda kardeşine karşı sevgi oluşması sağlanabilir.


c.Çocuğu bebeğin gelişine hazırlarken kaygılı olunmamalıdır.Bazen ana babalar öyle kaygılanır ki, sanki her şeyin sonu olacaktır ve bu kaygılarını çocuğu da yansıtırlar."Sakın kardeşini kıskanma", "Kardeşini kıskanırsan Allah seni cezalandırır","hiç korkma, seni de kardeşin kadar seveceğiz","Ona ne alırsak,aynısın sana da alacağız" gibi ifadeler çocuğu daha da kaygılandırır.


d.Bebekle ilgili yapılan hazırlıklarda abartıya kaçmamak gerekir.


Doğumdan Sonra Yapılması Gerekenler


• a.Anne bebekle ilgilenirken büyük çocuğu tamamen ilgiden mahrum etmemelidir.


• b.Anne- baba çocuğa olan sevgisini sözlerden ziyade davranışlarıyla göstermelidir.


• c. Çocuğun yanında bebeğe aşırı sevgi gösterilerinden kaçınılmalıdır.


• d.Büyükanne/baba ve misafirler daha çok bebekle ilgilenirler. Gerekirse büyük çocukla ilgilenmeleri için uyarılmalıdır.


• f.Bebeğin uyuduğu ortamda gürültü çıkarttığı için sert tepkide bulunmak, çocuğun kıskançlığını arttıracaktır. Sert tepki ve ceza yerine daha sakin ifadelerle uyarılmalıdır.


• g.Bebeğe zarar verir endişesiyle çocuk,devamlı bebekten uzaklaştırılmaya çalıştırılmamalıdır.Zarar verici davranışlara yöneldiği hissedildiğinde uyarılmalıdır;ancak uyarının boyutu kabul edilebilir düzeyde olmalıdır.


h.Kardeşler arası kıyaslamalar asla yapılmamalıdır.Çünkü her biri ayrı yetenek ve ilgiye sahiptir.


• ı.Hamilelikten önce çocuk ana-babasının yanında yatarken,hamilelikle beraber çocuğu başka bir odada yatırmak yanlış bir davranıştır.Ayrıca kendi odasında yatan çocuğu, bebeğin doğumundan sonra kıskanmasın diye, ana-babasının odasına almak da doğru bir davranış değildir.


• i.Bebeğin bakımıyla ilgili işlerde büyük kardeşin yardım etmesi sağlanabilir.Çocuk verilen görevi yerine getirdikten sonra övücü sözlerle ödüllendirilebilir.Bu tür etkinlikler zamanla alışkanlık haline getirilirse, çocukta kıskançlık yerine koruyuculuk duygularının gelişmesini sağlar.


j.Aile içinde işbirliğine önem verilmeli.Çocukların ilgi ve yeteneklerine göre ayrı ayrı sorumluluklar verilmeli.Değerlendirmede çabaya önem verilmeli.


• k.Çocuğun duygularıyla yüzleşmesi sağlanırsa fiziksel şiddet içeren davranışlar yok olabilir.Örneğin çocuk büyük ise,kardeşi hakkındaki duygularını açığa çıkarmasına etkin dinlemeyle yardım edilebilir.


• Kıskançlıktan dolayın kötü bir çocuk olmadığı mesajı verilmelidir.Aksi takdirde çocuk kendini suçlu hissedecektir.


• Kısacası, çocuk aileye yeni katılan kardeşinden önce nasıl bir konumda ise, kardeş geldikten sonra da bu konumu çok az değişiklikle aynen korunmalı



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:55
Çocukta Davranış Eğitimi

 İstediğinizdavranışları nasıl arttırabilirsiniz?

a) Överek

b) Gülümseyerek, sarılarak, öperek

c) Sevdiği bir işi yaparak ( Örneğin bir öyküokuyarak, TV de sevdiği bir programı izlemesine izin vererek, parka götürerekgibi.)

d) Küçük bir hediye vererek ( Örneğin bir paketşekerleme gibi)

 

Unutmayın ki çocuk ödüllendirildiğinde başardığını anlayacaktır, ve bu onun bu davranışısürdürmesini güçlendirecektir.

Unutmayın ki, övgü anababalarında kendilerini iyi hissetmelerini sağlar, devamlı eleştirmek ve tehdit etmekanababaların da kendilerini kötü hissetmelerini sağlar.

Unutmayın istediğiniz davranışıövün ve istemediğiniz davranışı görmezden gelin.

Olumlu davranışları hemen, açıkbir biçimde ve her seferinde ödüllendirin. Çocuğunuza sizin hoşunuza giden şeyin ne olduğunusöyleyin. Olumsuz davranışları her seferinde tutarlı biçimde görmezden gelin.Bu davranışı başkasının ödüllendirmesine izin vermeyin.

Olumsuz davranışlarıyla ilgi çektiklerinde çocuklar sıklıkla bu durumdan hoşnut olurlar.

Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara ilgi göstermiş olursunuzbu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.

Bağırarak, vurarak, küserek de olsa ilgilenmek istenmeyen davranışlarıarttırır.

Eğer onun şeker yemesini istemiyorsanız bu isteği duymazdan gelin, hiç pesetmeyin. Bunu her şeker isteyerek ağladığında yapmalısınız.

BAZEN İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN OLMAYABİLİR

Eğer davranışlar tehlikeli ve yıkıcı ise o zaman HAYIR demek zorunda kalabilirsiniz ya da onu oradan uzaklaştırmak ve hareketlerinikısıtlamak gerekebilir.

Sürekli eleştiri bir süre sonra çocuk için anlamsızlaşır. Eğer HAYIR sözünü çok sık duyarsa kulaklarını tıkamayabaşlayacaktır. Bu nedenle HAYIR demenizin çokönemli olduğuna karar verdikten sonra bunu sürdürmelisiniz.

Anababaların yerine getiremedikleri boş tehditleri bir süre sonra çocuğunanababalarının sözüne inanmamasına neden olur.

İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI NASIL AZALTIRSINIZ?

Sonunda pes edip ödüllendirdiğinizde çocuğun istemediğiniz davranışınısürdürmesini sağlamış olursunuz. Eğer her seferinde şeker almak için çığlıkatmasını istemiyorsanız çığlıklarını duymazlıktan gelin ve böylece sizinsöylediğinizi yapan biri olduğunuzu öğrensin.

Eğer beş on dakika sonra pes ederseniz eğer o süre boyunca bağırırsa sizinsonunda boyun eğeceğinizi öğrenecektir. Bu nedenle pes etmeden sonuna kadargidebilmelisiniz.

Genellikle anababalar yalnızca çocukların olumsuz davranışlarını onlarıntutturucu hallerini görürler, sorun çıkarmadığı iyi davrandığı zamanları farketmezler. Halbuki istediğiniz davranışı övmeniz ve istemediğiniz davranışıgörmezden gelmeniz gerekir.

NASIL DAVRANAN BİR ÇOCUK İSTERSİNİZ

1. Net ve açık kurallar koyun: Örneğinyatağa yatış saati, yemek zamanları belli değişmez düzen içinde gerçekleşsin.Bu tür bir değişmezlik çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Neyin kabuledilir, neyin kabul edilemez olduğunu çocuk daha iyi bilir. Evdeki tümerişkinlerin bu kurallar konusunda anlaşması gereklidir. Farklı ve uyumsuzmesajlar çocuğun kafasını karıştırır.

2. Yapmasını istediğiniz şeyleri net vetutarlı biçimde anlatın.Çocuğunuzun sizin ne söylediğinizi tam anladığından emin misiniz?

3. Yeni istenen davranışlar öğretin:

a) Yönlendirme: Göstererek, yardımcı olarak ve yapabilmesine izinvererek yeni bir davranış öğretebilirsiniz

b) Her seferde tek bir adım: Zorişleri daha küçük adımlara bölerek çocuğun her seferde bir adım öğrenmesinisağlayabilirsiniz.

c) Başkalarından öğrenme: Çocuklar anababalarını örnek alır onlar gibidavranırlar.

d) Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi birşey yaptığını farketmeye dikkat edin ve onu hemen övün.

ÇOCUĞUNUZA DUYGULARIYLA NASIL BAŞ EDECEĞİNİÖĞRETİN

1. Çocuğunuzun size anlattıklarını dikkatle ve sessizce dinleyin

2. Onların duygularını anladığınızı kısaca ifade edin ( evet, anladım gibi)

3. Çocuğunuzun tanımlamaya çalıştığı duygusunun adını koyun. (çok kırılmışolmalısın vs.. gibi)

Unutmayın : Tüm duygular kabuledilebilir ancak bazı davranışlar kabul edilemez ve sınırlanmalıdır.

ELEŞTİRİ DEĞİL İŞBİRLİĞİ

Çocuğunuza olumlu tutumları öğretirken eleştiri yerine işbirliği yaparakbirlikte çalışın. Şunları yapmaktan kaçının:

1. Suçlamak

" Yine kardeşini ağlattın. "

2. İsim takmak

" Kıskanç bir çocuksun"

3. Tehdit etmek:

" Bunu bir daha yaparsan seni evden atarım"

4. Emir vermek:

" Hemen derslerini bitirmeni istiyorum"

5. Konferans çekmek:

" Kardeşini üzmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu bilmiyor musun,böyle yaparsan ilerde de kimseyle geçinemezsin. "

6. Uyarılar:

" O duvara çıkma, düşersin"

7. Acındırma cümleleri:

" Böyle davranman yüzünden hastalanıyorum, görmüyor musun? Seninyüzünden ölüp gideceğim."

8. Kıyaslamalar:

" Komşunun kızları ne kadar iyi notlar alıyor, sen neden onlar gibideğilsin?"

9. Alay etme:

" Dersini ne kadar da çabuk bitiriverdin, sen bir dahi olmalısın. "

10. Geleceğe yönelik tahminler:

" Böyle gidersen sen adam olamazsın."

SORUNLARLA BAŞETMEK İÇİN NE YAPABİLİRSİNİZ?

1. Problemi tanımlayın

" Koridor çamur içinde kalmış"

2. Bilgi verin:

" Çamurlu ayakkabıların eve girmeden önce çıkması iyi olur."

3. İsteğinizi kısaca tek kelimeyle belirtin:

" Ayakkabılar"

4. Kendi duygularınızı anlatın:

" Silip temizlediğim yerleri çamur içinde görünce çok kızıyorum"

5 . Hatırlatıcı notlar yazın:

" Lütfen eve girer girmez ayakkabılarınızı çıkarın"

CEZALANDIRMAK YERİNE NELERYAPILABİLİR:

1. O andaki duygunuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan net şekilde anlatın:

" Notlarının düşük olmasına çok üzüldüm."

2. Kendi beklentinizi ifade edin:

" İkinci dönem notlarının daha yükseleceğini umarım"

3. Çocuğa kendini affettirme yolu gösterin:

" Derslerine daha fazla zaman ayırarak bunu halledebilirsin"

4. Çocuğunuza seçme şansı verin:

" Kendin çalışabilirsin ya da sana derslerinde yardımcı olacak birisiolabilir, nasıl istersin?"

5. Problemi çözmek için birlikte çalışın:

a) Çocuğunuzun duygularını konuşun

" Bu karne senin için de çok üzücü olmalı"

b) Çocuğunuzu bu konuda birlikte bir çözüm üretmeye teşvik edin

" Bu sorunu çözmek için sen neler düşünüyorsun?"

c) Ortaya çıkan fikirlerin listesini yapın ve bu fikirler içindenhangilerini uygulamaya koyacağınıza birlikte karar verin.

" Evet , bu söylediğini yapabiliriz."

d) İzleyin ve eyleme geçin:

" Bu söylediğini gerçekleştirmek için bir plan yapalım. "

e) Hiçbir zaman çocuğun sizi suçlamasına izin vermeyin:

" Sen hiç beni çalıştırmadın."

" Suçlama yok. Burada nasıl bir çözüm üretebileceğimizi düşünmeyeçalışıyoruz."

ÖVGÜ

Övgüler çocuğun kendine güvenini arttırır ve yaptığı işe daha da heveslesarılmasını sağlar.

Överken şunlara dikkat edin:

1. Genel şeylerden kaçının. Onun yerine gördüğünüz şeyi tanımlayın.

" Çok güzel bir resim yapmışsın " yerine " Bu resimde canlı renkler birarada kullanılmış"

2. Geleceğe yönelik yansıtmalar yapmayın, şimdiye yönelin:

" Sen büyük bir ressam olacaksın" yerine" Bu resim üzerinde gerçektensabırla uğraştın."

3. Kendi duygularınızı anlatın:

" Bu resme bakmak içimi sevinçle dolduruyor."

4. Çocuğun övülmeye değer davranışını kısaca tanımlayın:

" Bu resim çok özenli bir çalışmanın ürünü."



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 14:56
Çocuk Eğitiminde Disiplinin Önemi

 Disiplin, çocuk eğitiminin önemli bir parçasıdır. Disiplinin ilgi alanı ise davranışı etkili bir şekilde ele almaktır; bu nedenle disiplin çocuğun psikolojisinde ve çocuk gelişiminde önemli bir rol oynar. 

Çocukların gösterdiği uyum ve davranış sorunlarının nedenlerinden birisi deanababalarının onlara uygun sınırlar koymamalarıdır. Bazı ailelerde disiplinyok gibidir. Çocuğun tüm davranışları hoşgörüyle karşılanır. "Çocuktur yapar","O daha çok küçük yüklenmeyelim" düşünceleriyle çocuğa sınırsız haklar tanınır.Çocuk istenmeyen bir şey yaptığında anababa yumuşak bir şekilde "Yapma" measjıverir, defalarca aynı mesajı tekrarladıktan sonra ikna edici nedenler veaçıklamalarda bulunulur. Bu arada çocuk istediği şeyi yapmaya devam etmektedir.


Bazı evlerde ise disiplin vardır ancak ne zaman, nerede uygulanacağıbelirsizdir. Annebabanın tutumu aşırı hoşgörü ile sert cezalandırmalar arasındagidip gelmektedir. Normalde izin verilmeyen bir davranış, anne babanınuğraşacak zamanı olmadığında ya da keyifleri yerinde olduğunda görmezliktengelinir. Çocuk nerede durması gerektiğini bilemez. Davranışlarını "Ne zamanyaparsam cezadan kurtulurum" sorusuna göre ayarlar.


Anne babalar kendi ruh durumları, çocuğun yapısı ve çevre koşulları nedeniyleçocuklarına karşı tutarsız davranabilirler. Hiçbir evde her zaman tutarlı olmakmümkün değildir. Burada sözü edilen tutarsızlık sürekli devam edentutarsızlıktır. Birgün görmezlikten gelinen davranış, ertesi gün ağır cezagörüyorsa, annenin yaptığını baba bozuyor ya da babanın verdiği cezaya annekarşı çıkıyorsa, tutarsızlık gerçekten vardır. Tutarlı olmayan yaklaşım gevşekve katı tutumların tüm sakıncalarını taşır. Çocukların sorumluluk almalarınıengeller hem de onları aşırı deneme ve isyana teşvik eder.


Tutarsız yaklaşım içinde annelerin sık başvurduğu yollardan birisi de acındırmayoludur. "Beni çok üzüyorsun", "Sizin yüzünüzden hasta oldum", "Beni birazcıkseviyorsan yapma" diyerek çocuğun söz dinlemesini sağlamaya çalışan annelervardır. Bu yolla çocuk endişelenir ama yine söz dinlemez hatta daha hırçındavranır.


Bütün gün bağıran, azarlayan, söylenen anneler vardır. Çocuk davranışınıannenin ses tonuna göre ayarlamayı öğrenmiştir. Anne en yüksek ses tonuylabağırmadan söz dinlemez. Babaya şikayet etmek, babanın öfkesiyle korkutmak dadiğerbir tutarsız yaklaşım örneğidir. Akşam baba eve gelinceönce çocuklarınbütün gün yaptıkları anlatılır daha sonra "Bu seferlik affet babası bir dahayapmayacağına söz versin" denilerek babayla çocukların arasına girilir. Çocukuyarıların uygulanmayacığını öğrenir, ertesi gün aynı senaryo tekrar yaşanır.


Uygulanması sakıncalı olan ama anababaların sık başvurduğu yöntemlerden biriside çocuğa küsmektir. "Konuşma benimle, ben senin annen değilim", "Git başkaanne bul" cümleleriyle çocuğu yola getirmeye çalışmak ve bunu uzun süresürdürmek çocuğa küsmeyi öğretir. Çocuk tedirgin olur ve annenin kendisiylebarışması için elinden geleni yapar. Sonunda zaten vicdanı rahat olmayan annehiçbirşey olmamış gibi barışır. Bazen anne çocuk arasındaki ilişki küslüköncesinkinden daha yakın olur.


Bir disiplin aracı olarak söz edilmesi uygun olmayan ama günümüzde halenuygulanmakta olduğu için üzerinde durulacak bir yöntem dayaktır. Dayak biranlık öfke ile başvurulan, çoğu kez amacını aşan bir cezadır. Öğretici değeriolmayan, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. Dayak yiyen çocuklarçoğunlukla neden dayak yediklerini unuturlar. O gün babasının kendisinidövdüğünden yakınan bir çocuğa o gün neler olduğu sorulduğunda, olayıhatırlamadığını söyleyecektir. Aklında kalan tek şey dayak yemiş olduğudur.


Disiplin, bir eğitim aracı olarak düşünüldüğünde korkutma, utandırma, gururunukırma gibi kavramlarla iç içe olmamalıdır. Disiplinin iki temel amacı vardır;Birincisi, çocuğa anlaşılır, kesin ve sınırları olan, güvenli bir ortamsunmaktır. Bu ortam çocuğun sağlıklı gelişimi için gereklidir. Disiplininikinci amacı ise, çocuğun kendi kendini yönetme yeteneği yani özdenetimkazanmasıdır. Çocuk denetim altında değilken de öğrendiklerini uygulayabilmeli,kurallara uymayı sürdürebilmelidir. Anababası yanındayken kurallara uyan, amadenetim kalkınca çığrından çıkan çocuk özdenetim yeteneği kazanmamış demektir.


Bazı anababalar, disiplini, sorun olduğu zamanlarda başvurulacak uygulamalarolarak görürler. "çocuğum söz dinlemediği zaman ne yapmalıyım?", "Bana vurduğuzaman ben de ona vurabilir miyim?", "verdiğimiz hiçbir ceza işe yaramıyor, neyapacağımızı şaşırdık" ifadeleri bu bakış açısını tanımlar. Bu anababalar içindisiplin, acil durumlarda dokunulması gereken bir alarm düğmesidir. Böyle birdisiplin anlayışı eğitici değil cezalandırıcıdır. Önceden bir hazırlık yoktur,olay anında tepkisel yaklaşılır. Bu duruma gelmemek için disiplin, yaşamın birparçası olarak görülmeli, "sorunları önceden önlemek için neler yapmamızgerekiyor" sorusuna yanıt aranmalıdır.
Anababaların etkili ve kesin sınırlar koyamamasının bir nedeni de çocuklarınınsevgisini kaybetme korkularıdır. Çocuklar anababanın bu korkusunu hissederlerve sınırlarla karşılaştıklarında onları sevmemekle tehdit ederler. "sen kötübir annesin, senden nefret ediyorum", "çok acımazsızsın, beni hiç sevmiyorsun"gibi cümlelerle annebabaya geri adım attırmayı başarırlar. Hiçbir çocuksınırları isteyerek, memnuniyetle kabul etmez. Çocuğun kural koyan anababaya"Bu kuralları benim iyiliğim için koyduğunuzu biliyorum, iyi ki kurallarınızvar" demesini beklemek yanlıştır. Anababa olmanın zor taraflarından birisi dekonulan kurallar nedeniyle çocuğun kızgın olmasını tolore edebilmek ve geriadım atmamaktır. Çocuğuyla yakın ilişki kurmayı onunla "arkadaş" gibi olmaklakarıştıran anababalar da vardır. Arkadaşlık ilişkisinde eşitlik vardır,taraflar biribirlerine öneride bulunabilir, kararlar uzlaşarak alınır, yaptırımyoktur. Önerilen şey istenirse yapıluır, istenmezse yapılmaz. Oysa çocuklariçin evde tutarlı kurallar ve sınırlar koyan, sevgi ve destek veren bir anababagereklidir. Anababa sınırını koymalı, çok memnun olmasa bile uygulamaya devametmelidir.


Disiplin İçin Önemli İlkeler
1. Tutarlılık disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Anababa çocuğu uygunolmayan bir isteğine birkaç kez "Hayır" dedikten sonra sonunda "Evet" diyorsa,çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir.


2. Anababanın sözbirliği ve işbirliğ yapması disiplin için gereklidir. Anneçocuğa "Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla" dediğinde baba "Bırak gitsin,arkadaşları bekliyor" diyorsa çocuk işine gelen kuaralı dinleyecektir.


3. Anababa davranışlarıyla çocuğa örnek olduğunu unutmamalıdır. Anne babaöğrettikleri kuralları kendileinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşinevurduğu için çocuğunu döven bir baba "kimsenin kimseye vurmaması gerekir"kuralını önce kendisi bozmuş olur. Çocuklar anababaların birbirilerine nasıldavrandıklarını gözlemlerler. Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı birşekilde yaklaşan bir babanın yanında çocuğun kardeşine olumlu ve saygılıdavranması beklenemez.


Anne babaların, çocuklarına karşı tutumlarını etkileyen başlıca faktörler şöylesıralanabilir:
Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedijkleri konusunda, dahadoğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur. Dünyaya gelen çocuk, anne vebabanın beklentilerine uygun ıolmadığı takdirde, oluşan kırıklık sonucu, annebabada red etme tavrı gelişir.
Toplumun kültürel değerleri, çocuklarını yetiştirme konusunda anne-babalarıntutumlarını etkiler.
Çocukların sayısı, cinsiyeti ve kişilik özellikleri anne-babanın tutumlarınıetkiler (uyaran çocuk anne-babanın dikkatini daha çok çeker, kendisiyleilgilendirir).


Bütün bunların dışında, anne-babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimleri,şimdiki tutumlarında etkili olabilir. Çocukluk yıllarında kendi anne babasıylasağlıklı bir etkileşim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da gençkızlık yıllarında aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları, bu kötüdeneyimler nedeniyle olumsuz olabilir.


Yine aile içinde eşler arasındaki ilişki, çocuklara karşı takınılan tavrıetkileyen bir başka faktördür. Örneğin, eşiyle anlaşamayan, mutsuz bir anne,tüm sevgisini çocuğuna vererek onunla aşırı derecede bütünleşebildiği gibi, tamtersine, saldırgan bir tutuma da bürünebilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:05
Cezanın Çocuk Eğitimindeki Yeri

Cezanın çocuk psikolojisindeki yeri ve olması gereken biçimi, ebeveynlerce en doğru şekilde anlaşılmalıdır. Çünkü, çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi bir şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindedir. 

Ceza terimi, olumsuz bir itici uyaricinin, bir davranimin yapilmasindan sonra ona bagli olarak uygulanmasi olayina verilen teknik bir isimdir.


Ceza, istenmedik davranimlari bastirma tekniklerinden biridir.Davranis dagarcigina bir sey katmaz, fakat davranis dagarcigindaki bir davranisin bastirilmasini saglayabilir.


Bu anlamiyla ceza, yeni bir davranis ogrenmeyi degil, ,istenmedik bir davranisi yapmamayi ögretir.


Ceza iki sekilde uygulanir..
• Davranis itici bir uyarici ile sonuclandirilir..(.mesela bir tokat gibi)

Bu ceza, diğer yöntemler işe yaramadığında en son çare olarak kullanılabilir. Bu yöntem, çocuk diğer çocukları ısırdığında, vurduğunda ya da buna benzer durumlarda kullanılabilir. Çocuk önce bir kez ikaz edilir, eğer aynı davranışı sürdürürse, ona önceden belirlenmiş bir odaya ya da odanın bir köşesine gitmesi, orada bir süre, genellikle de bir sandalyede sessiz bir biçimde beklemesi söylenir. Eğer oraya gitmemekte direnirse, kucaklanarak oraya götürülür ve bir süre orada kalması sağlanır. Bu cezanın neden verildiği birkaç cümle ile ona anlatılmalıdır. Çocuğun bekletildiği oda ya da yer çocuk açısından herhangi bir tehlike içermemelidir.
Çocuğun orada bekleme süresi kabaca her yaş için 1 dakika olarak belirlenir (Örneğin, 4 yaşında bir çocuk için 4 dakika gibi). Eğer ceza süresi çok uzun tutulursa, çocuk neden oraya konulduğunu bir süre sonra unutacaktır.

Ceza süresi için saat kurulur, saat çaldığında çocuğa cezasının bittiği söylenir. Çocuk bu süreyi uslu bir biçimde tamamlarsa, sevecen bir biçimde kucaklanır ve "Tatlım, cezalı olduğun için orada kalmak zorundaydın" gibi sözler söylenir ve olay orada kapanır. Bu durumu çocuk ile tartışmak gerekirse en az birkaç dakika geçmesi beklenmelidir. Eğer ceza süresi içinde çocuk gene bağırır çağırır ve olayı protesto ederse, saat yeniden kurulur ve süre baştan başlatılır. Bu yöntemle, genellikle 2 hafta içinde çocuk uyum sağlamayı öğrenecektir.

• Davranis ödülün ortamdan kaldirilmasi ile sonuclanir..(..sokaga cikma yasagi gibi..)

Mantıklı bir sonuç çıkarmak her zaman mümkün olmayabilir. Çocuk ebeveyni dinlememekte ısrar ediyorsa, çocuğa çok istediği başka bir şeyin kısıtlanacağı söylenebilir. Ancak bu yöntem uygulanırken bazı noktalara dikkat edilmelidir: Beslenme gibi çocuğun gerçekten gereksinimi olan şeyler ısıtlanmamalıdır. Bu yöntemin etkili olabilmesi için kısıtlanacak şey çocuğun gerçekten çok istediği bir şey olmalıdır.
Ebeveyn söylediği şeyi gerçekten yapmalıdır. Örneğin, davranışını düzeltmediği sürece çocuğa dondurma yiyemeyeceği söylenmiş, fakat herhangi olumlu bir gelişme olmadığı halde, anne ya da baba onun gönlünü almak için biraz sonra dondurma almışsa, bu yöntem doğaldır ki işlemeyecektir.


Ancak ceza ile davranislari kontrol etmenin önemli sakincalari vardir..Söyle ki;
• Ceza cogu kez itici uyaricinin (dayak, hakaret, yasaklama gibi) kullanlmasini gerekli kilabilir.?tici uyaricilarin kullanilmasi da birey de saldirganlik, korku, kin, nefret gibi duygularin olusumuna zemin hazirlar.Ayrica cezanin etkili olabilmesi icin itici uyaricinin siddeti gun gectikce artirilir..
Ornegin..sikca yapilan hatalardan biri sudur: cocugun belirli bir davranisini kontrol etmek isteyen anne veya baba, dövme , bagirma gibi siddet dolu itici uyaricilar kullanirsa,bunlar baslangicta etkili olmus olsa bile zamanla cocugun bu uyaricilara alistigi gorulur..Ve ebveynler dozu artirmak gibi kisir bir dongu icine girer..
• Cezalandirilan davranislar, bireye belirli sonuclar saglayan ogrenilmis davranislardir.
• Ceza ile bir davranis bastirilmaya calisilirken, bir baska istenmedik davranis ortaya cikabilir.
Örnegin.. cok sevdigimiz vazoyu kiran cocugumuzu cezalandiriyorsak, bu davranisimizla cocugumuza yalan soyleme davranisi kazandirabiliriz.Cocuk cezadan kacmak icin yalan soyleyecektir.
• Ceza etkili oldugunda, ceza veren kisinin davranislarini ödülleyici bir nitelik kazanabilir.Bunun dogal sonucunda, ceza veren kisi, dikkatini , istendik davranislarin kazandirilmasina yogunlastiracagi yerde, zamanla, yalnizca istenmedik davranislarin bastirilmasina yogunlastirabilir.
Örnegin...bir ögretmen cazanin olumsuz yönüne yakalanabilir ve zamaninin büyük bir bölümünü ögrencilere istendik davranislari kazandirmak yerine ceza vermek ve uygulamakla gecirebilir..


BU NEDENLE CEZA, ELDEKI TÜM OLANAKLAR DENENDIKTEN SONRA ÖNCELIKLE ISTENMEDIK DAVRANISLARIN BASTIRILMASININ KACINILMAZ OLDUGU DURUMLARDA KULLANILABILECEK BIR SISTEM OLARAK DÜSÜNÜLMELIDIR.


Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir. "Dayak cennetten çıkmadır" ya da " Kızını dövmeyen dizini döver" gibi atasözleri, ülkemizde cezalandırmanın çocuk eğitiminin bir parçası olarak asırlarca kullanıldığının bir kanıtı olarak dilimizde yer etmiştir. Terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha negatif bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur. "Terbiye etmek" bizim geleneklerimizde genellikle cezayı çağrıştırdığından, "eğitmek" kavramının kullanılması daha yerinde olacaktır. Çocuk yalnızca yanlış yaptığı zamanlarda değil, diğer zamanlarda da davranışları konusunda eğitilmelidir. Hatalı davrandıkları zaman çocuklara kızma ve azarlama yerine, olumlu davrandıklarında yüreklendirme ve takdir etme, onların yanlış davranışlarını daha kolay değiştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklar kendilerine değer verildiğini gördükçe kendilerini daha iyi hissedecek, çevredekileri daha fazla dinlemeye gayret edecektir




-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:05
Ceza ve Sonuçları

Cezanın çocuk psikolojisindeki yeri ve olması gereken biçimi ebeveynlerce en doğru şekilde anlaşılmalıdır. Çünkü, anne babanın her davranışının, yorumunun çocuk psikoloji üzerinde etkisi vardır ve çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek , onları hayata iyi şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindendir.

Hazırlayan: Doç. Dr. Sadi Akşit
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatri Anabilim Dalı

Çocuk eğitiminde cezanın yeri
İyi davranışların takdir edilmesi
Çocuğa değişik seçenekler sunmak
Yapılması istenen davranışı bir oyuna dönüştürmek
İleriye dönük plan yapmak
Olumlu davranışını takdir etmek
1. Doğal sonuçlar
2. Mantıklı sonuçlar
3. Çocuğun çok istediği bir şeyi kısıtlamak
4. Belli bir süre bir yerde bekleme cezası
Etkili bir eğitim için bazı öneriler
Çocuk eğitiminde tokatın yeri var mı?
Çocuğa hangi davranışlarının iyi, hangi davranışları yapmaması gerektiğini öğretmek ebeveynlerin görevidir. Bunların çocuğa öğretilmesi aslında sanıldığı kadar zor değildir, ancak biraz sabır gerektirir. Özellikle küçük çocukların öğrenmesi zaman aldığından, hatalı bir davranışı değiştirmek genellikle birkaç haftalık bir çalışmayı gerektirir. Bunun için acele edip hemen ümitsizliğe kapılmamalıdır.

Çocuk eğitiminde cezanın yeri
Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir. "Dayak cennetten çıkmadır" ya da " Kızını dövmeyen dizini döver" gibi atasözleri, ülkemizde cezalandırmanın çocuk eğitiminin bir parçası olarak asırlarca kullanıldığının bir kanıtı olarak dilimizde yer etmiştir. Terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha negatif bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur. "Terbiye etmek" bizim geleneklerimizde genellikle cezayı çağrıştırdığından, "eğitmek" kavramının kullanılması daha yerinde olacaktır. Çocuk yalnızca yanlış yaptığı zamanlarda değil, diğer zamanlarda da davranışları konusunda eğitilmelidir. Hatalı davrandıkları zaman çocuklara kızma ve azarlama yerine, olumlu davrandıklarında yüreklendirme ve takdir etme, onların yanlış davranışlarını daha kolay değiştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklar kendilerine değer verildiğini gördükçe kendilerini daha iyi hissedecek, çevredekileri daha fazla dinlemeye gayret edecektir.

İyi davranışların takdir edilmesi
Çocuğun ilerideki davranışlarının temeli daha doğumdan itibaren biçimlenmeye başlar. Örneğin, bebek altını kirlettiği ya da acıktığı zaman ağlayarak isteklerini belirtir. Anne hemen onun yanına gidip isteğini karşıladığında, bebek annesinin yanında olduğunu bilerek ona güven duyar.

Bebek iki aylık olduğu zaman, kendi kendine uykuya dalmasına izin verilmelidir. Bu aydan itibaren, bebeğin uyku, beslenme ve oyun zamanları aileye uyum sağlayacak biçimde belirli bir düzene konulmaya çalışılmalıdır. Bebek emeklemeye ve yürümeye başladıktan sonra gereken güvenlik önlemleri alınmalı, onun için tehlikeli olabilecek cisimler ortalıkta bırakılmamalıdır. Çocuk için tehlikeli olmayacak eşyalar ise, merakını gidermesi açısından onun ulaşabileceği yerlere konulmalıdır. Örneğin, ağır tencere ve çaydanlık gibi çocuğun yaralanmasına neden olabilecek eşyalar dolapta kilitli tutulurken, daha hafif olan tabaklar ve plastik eşyaların konulduğu dolaplar açık tutulabilir. Çocuğun hareketlenmeye başladığı bu dönem, ona en fazla dikkat gösterilmesi gereken dönemdir. Örneğin, bebek soba ya da elektrik ocağı gibi sıcak bir eşyaya yaklaştığında, "hayır, sıcak!" gibi ifadelerle oradan uzaklaştırılmaya çalışılmalı ve oynaması için eline bir oyuncak verilmelidir. Başlangıçta bebek bunun bir oyun olduğunu zannedip gülse bile, birkaç hafta sonra onun zararlı bir şey olduğunu öğrenecektir.

Çocuk 18 aylık olduğunda çocuğun kontrol edilmesi biraz daha zorlaşır. Bu yaşlarda çocuk kendi gücünün sınırlarını öğrenmek ister. Bu dönemde, anne, baba birlikte, onun hangi davranışlarına izin verip hangilerine vermeyeceklerini kararlaştırmalıdırlar. Böylece çocuk da bir ikileme düşmemiş olur. Ebeveynin nasıl davranması gerektiği konusunda aşağıda bazı ipuçları verilmiştir:

a. Çocuğa değişik seçenekler sunmak
Belirli sınırlamalar getirirken, aynı zamanda belirli bir serbestlik de tanınmış olur. Örneğin "Oyuncaklarını kendin mi toplamak istersin, yoksa sana yardım edeyim mi?" denilebilir.

b. Yapılması istenen davranışı bir oyuna dönüştürmek
Eğer çocuktan istenen davranış ilginç bir hale getirilirse çocuk bundan zevk alacaktır. Örneğin, ona "Hadi bakalım yarış yapalım, hangimiz daha çabuk elbisesini giyecek?" denilebilir.

c. İleriye dönük plan yapmak
Çocuk hep aynı olumsuz davranışları yineliyorsa, örneğin, bakkala gidildiği zaman sürekli bir şeyler istiyor, tatsızlık çıkarıyorsa, başka bir zamanda bunun doğru olmadığı ona öğretilmelidir. Bunun için, çocuğun karnının tok olduğu bir zaman bakkala götürülerek alıştırılmaya çalışılmalıdır. Sıkılmaması için de çocuğun yanında oyuncak ya da kitap vb. götürülebilir.

d. Olumlu davranışını takdir etmek
Çocuk olumlu bir davranış gösterdiğinde bu davranışı nedeniyle onurlandırılmalıdır. Bu, her zaman çocuğa hediye alınması anlamına gelmez; ona sarılıp "Bugünkü güzel davranışından dolayı çok mutlu oldum, teşekkür ederim" demek de onu çok mutlu edecek, ilerideki davranışları için yüreklendirecektir. Ama bazen işler yolunda gitmeyebilir. Eninde sonunda, çocuk anne ya da babasını dinlemediğinde, onların nasıl davranacağını, gerçekten söylediklerini yapıp yapmayacaklarını sınamak isteyecektir. Eğer çocuk ebeveynleri dinlemiyor ise, bu durumda başvurulacak bazı yöntemler vardır:

1. Doğal sonuçlar
Çocuk yaptığı hareketin doğal sonuçlarına katlanmasını öğrenmelidir. Ancak bu sonuçlar çocuk için herhangi bir tehlike yaratmamalıdır. Örneğin, çocuk sütünü kasıtlı olarak dökmüşse, o öğünde yeniden süt içemeyecek ya da eğer oyuncağını kırmışsa artık o oyuncakla oynayamayacaktır.Bu kendisinin yaptığı davranışların bir sonucu olduğu için de anne ya da babayı suçlamayacaktır (kendi düşen ağlamaz kuralı). Böylece çocuk sütünü bir daha dökmemesini, oyuncağı ile daha dikkatli oynamasını kısa zamanda öğrenecektir.

2. Mantıklı sonuçlar
Çocuğun doğal sonuçlarla öğrenmesi en iyisidir. Ancak bu her zaman işe yaramayabilir. Örneğin, anne çocuğa oyuncaklarını toplamasını söylemişse ve çocuk da bunu yapmıyorsa ne yapılabilir? İşte bu durumda, çocuğun hareketiyle ilgili bir sonuç yaratılabilir. Anne, eğer çocuk oyuncaklarını toplamazsa onları kaldıracağını ve akşama kadar oyuncaklarla oynayamayacağını ona söyleyebilir. Bunu söylerken annenin söylediği şeyi gerçekten yaparak ciddi olduğunu çocuğa göstermesi gerekir. Fakat bunu bağırarak değil, yumuşak bir ses tonu ile söylemelidir.

3. Çocuğun çok istediği bir şeyi kısıtlamak
Mantıklı bir sonuç çıkarmak her zaman mümkün olmayabilir. Çocuk ebeveyni dinlememekte ısrar ediyorsa, çocuğa çok istediği başka bir şeyin kısıtlanacağı söylenebilir. Ancak bu yöntem uygulanırken bazı noktalara dikkat edilmelidir: Beslenme gibi çocuğun gerçekten gereksinimi olan şeyler ısıtlanmamalıdır. Bu yöntemin etkili olabilmesi için kısıtlanacak şey çocuğun gerçekten çok istediği bir şey olmalıdır.
Ebeveyn söylediği şeyi gerçekten yapmalıdır. Örneğin, davranışını düzeltmediği sürece çocuğa dondurma yiyemeyeceği söylenmiş, fakat herhangi olumlu bir gelişme olmadığı halde, anne ya da baba onun gönlünü almak için biraz sonra dondurma almışsa, bu yöntem doğaldır ki işlemeyecektir.

4. Belli bir süre bir yerde bekleme cezası
Bu ceza, diğer yöntemler işe yaramadığında en son çare olarak kullanılabilir. Bu yöntem, çocuk diğer çocukları ısırdığında, vurduğunda ya da buna benzer durumlarda kullanılabilir. Çocuk önce bir kez ikaz edilir, eğer aynı davranışı sürdürürse, ona önceden belirlenmiş bir odaya ya da odanın bir köşesine gitmesi, orada bir süre, genellikle de bir sandalyede sessiz bir biçimde beklemesi söylenir. Eğer oraya gitmemekte direnirse, kucaklanarak oraya götürülür ve bir süre orada kalması sağlanır. Bu cezanın neden verildiği birkaç cümle ile ona anlatılmalıdır. Çocuğun bekletildiği oda ya da yer çocuk açısından herhangi bir tehlike içermemelidir.

Çocuğun orada bekleme süresi kabaca her yaş için 1 dakika olarak belirlenir (Örneğin, 4 yaşında bir çocuk için 4 dakika gibi). Eğer ceza süresi çok uzun tutulursa, çocuk neden oraya konulduğunu bir süre sonra unutacaktır.

Ceza süresi için saat kurulur, saat çaldığında çocuğa cezasının bittiği söylenir. Çocuk bu süreyi uslu bir biçimde tamamlarsa, sevecen bir biçimde kucaklanır ve "Tatlım, cezalı olduğun için orada kalmak zorundaydın" gibi sözler söylenir ve olay orada kapanır. Bu durumu çocuk ile tartışmak gerekirse en az birkaç dakika geçmesi beklenmelidir. Eğer ceza süresi içinde çocuk gene bağırır çağırır ve olayı protesto ederse, saat yeniden kurulur ve süre baştan başlatılır. Bu yöntemle, genellikle 2 hafta içinde çocuk uyum sağlamayı öğrenecektir.

Etkili bir eğitim için bazı öneriler
Çocuğun neler yapıp neler yapamayacağına karar verilmelidir. Her çocuk aynı hızda büyüme ve gelişme göstermez. Ebeveyn çocuğa bir şey söylediğinde çocuk yapmıyor ise, bu kasıtlı olabileceği gibi çocuk onu anlamadığından ya da yapamadığından da olabilir.

Ebeveynler konuşmadan önce iyice düşünmelidir. Daha önce çocuğa herhangi bir uyarıda bulunmuş ya da bir kural koymuşlarsa ona uymaları gerekir. Bununla birlikte, çocuktan beklenen davranış ya da konulan kurallar gerçekçi olmak zorundadır. Bir diğer önemli nokta da, ebeveynin her zaman aynı biçimde davranması, bir gün farklı diğer gün farklı kurallar koymamasıdır. Çocuklar ne zaman nasıl davranacaklarını çabuk öğrenirler. Bunun için de zaman zaman ebeveynin koyduğu kuralları sınarlar ve onun sınırlarını öğrenmeye çalışırlar. Örneğin, bakkalda huysuzluk yapan bir çocuğu sakinleştirmek için anne ona sakız, şeker gibi şeyler alırsa, bir daha bakkala gittiğinde çocuk yine aynı biçimde davranacaktır.Bunu önlemek için ebeveyn her zaman aynı biçimde davranmalı ve kendi koyduğu kuralları çiğnememelidir.

Çocuk huysuzlandığında onun duyguları da dikkate alınmalı ve onun neden öyle davrandığını anlamaya çalışmalıdır. Eğer davranışın nedeni bulunursa çözüm arkasından gelecektir. Ebeveyn onu anladığını çocuğa söylemelidir. Örneğin, "Arkadaşın gittiği için üzülüyorsun, biliyorum, ama yine de oyuncaklarını toplamalısın" gibi onu anladıklarını ifade etmek oldukça yararlı olacaktır.Anne ve babalar da yaptığı hatalardan ders almasını öğrenmelidir. Herhangi bir biçimde yanlış davrandıkları zaman önce sakinleşmeli, gerekirse çocuktan özür dilenmeli, bundan sonra nasıl davranacağını ona söylemelidir. Çocuğa doğru davranışları öğretmek çocuk eğitiminde elbette ki çok önemlidir. Ancak, çocuk kendini kontrol etmesini ebeveynlere ve diğer büyüklere bakarak daha çok öğrenir. Onun için ebeveynlerin söyledikleri ile yaptıklarının tutarlı olması zorunludur. Büyükler gibi (!) çocuklar da zaman zaman bazı hatalar yaparlar. Önemli olan, bu yanlış davranışlardan yola çıkarak, doğruların ona sevecen bir biçimde öğretilmesidir.

Çocuk eğitiminde tokatın yeri var mı?
Eskiden ebeveynlerden tokat yemek çocuk terbiyesinin neredeyse ayrılmaz bir parçasıydı. Bu yüzden, şimdiki erişkinler arasında tokat yemeyen birini bulmak oldukça zordur. Günümüzde de özellikle kırsal kesimde ve büyük şehirlerin varoşlarında çocuklar hala büyüklerinden tokat yemektedir. Hatta okullarda bile zaman zaman öğretmenlerin dayağa başvurduğu bilinen bir gerçektir. Peki bu "cennetten çıkma (!)" olduğu tabir edilen dayağın çocuk eğitiminde yeri var mı? Amerikan Pediatri Akademisi tokatın çocuk eğitiminde kullanılmaması gerektiğini, eğer çocuğun cezalandırılması gerekiyorsa ona alternatif diğer yöntemlerin kullanılmasını önermektedir. Dayak atmanın çocuk eğitiminde yeri yoktur, çünkü: O an için işe yaramış görünse bile, çocuğun davranışını değiştirmede aslında daha önce söz edilen bir sandalyede bekleme cezasından daha etkili değildir.

Tokat atmak çocuğa sorumluluk öğretmez, tersine onun daha da kızmasına ve hırçınlaşmasına neden olur. Ebeveynlerin çoğu, daha sonradan tokat attıkları için pişmanlık duymaktadırlar. Sürekli tokat yiyen çocukta zamanla bu yöntem de artık işe yaramaz olacaktır. Tokat atmak, şiddetine bağlı olarak çocukta ciddi fiziksel hasarlara neden olabilir. Sürekli dövülen çocuklarda depresyon, alkol kullanımı, diğer çocuklara saldırganlık daha sık görülür, hatta erişkin olduklarında kendi eş ve çocuklarını dövme ve suç işleme oranları diğer kişilere göre daha fazla olmaktadır.

Yapılan çalışmalar, dayak yiyen çocukların, erişkin olduklarında diğer kişileri -onları sevseler bile- daha çok cezalandırma eğiliminde olduklarını ortaya koymuştur. Onun için, hekimler olarak bizler, çocuk eğitimi konusunda ebeveynlere doğru yolu göstermeli, sağlıklı bir nesil yetiştirmek için her türlü şiddetten kaçınmaları gerektiğini onlara olabildiğince öğretmeye çalışmalıyız. Son söz olarak, Dorothy Law Nolte'un aşağıdaki satırları bu konuda söylenmesi gerekenleri çok güzel bir biçimde dile getirmiyor mu?

Çocuk yaşadıklarından öğrenir...
Eğer bir çocuk eleştiriyle yaşarsa,kınamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıkla yaşarsa, savaşmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk utançla yaşarsa, suçlu hissetmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övgüyle yaşarsa, değer vermeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alayla yaşarsa, utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk adil yaşarsa, adaleti öğrenir.
Eğer bir çocuk güvenceyle yaşarsa, inanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk dürüstlükle yaşarsa, doğruyu öğrenir.
Eğer bir çocuk yüreklendirmeyle yaşarsa, kendine güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk arkadaşlıkla yaşarsa, dünyada sevgiyi bulmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk onaylamayla yaşarsa, kendinden hoşlanmayı öğrenir



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:06
Anne-Baba Kurallar Koyarken Nelere Dikkat Etmeli

Bebekliğinden itibaren çocuklara sınırları ve kuralları öğretin; uyku, yemek, tuvalet, temizlik, özbakım gibi konularda bir düzen oluşturun.


Çocuğunuzun her türlü ihtiyacını karşılayabileceği şekilde büyümesine özen gösterin. Becerileri geliştikçe her türlü ihtiyacını karşılayabilir hale gelecektir. Böylece kendi sorumlulukları konusunda fazla uyarmanız gerekmeyecek ve itaat problemi yaşama olasılığınız azalacaktır.


Kurallar önceden belirlenmelidir. Öncesinde konuşulmamış, beklenmedik istekler çocuklarda kaygı uyandırır ve söyleneni yapmak istemeyebilirler. Bunun yerine önceden belirlenmiş kurallarla ilgili uyarı yapmak çocuklar üzerinde daha etkili olmaktadır.
Kurallar mümkün olduğunca açık ve net olmalıdır. Çocuğunuzdan nasıl davranmasını beklediğinizi belirtmeniz çocuğunuzun uygun davranma olasılığını arttıracaktır.

Kurallar tutarlı olmalıdır. Sizin tutarlı olduğunuzu gören çocuğunuz sizin sözünüzü dinlemeye daha istekli olacaktır.
İstediğiniz gibi davrandığında ve sözünüzü dinlediğinde onu ödüllendirin. Ödülün "aferin, sözümü dinlediğin için seninle gurur duyuyorum vs." gibi sözel ödül olması çocuğu daha fazla motive edecektir. Annesi ve babası tarafından kabul gördüğünü ve davranışının beğenildiğini gören her çocuk aynı davranışı tekrarlamak isteyecektir.


Çocuğunuzla iyi iletişim kurmanız önemlidir. Çünkü ancak iyi iletişim kurduğunuzda çocuğunuz sizi dinlemeye ve istediğinizi yapmaya istekli olacaktır. Aksi halde "söz dinlememek" anne-babaya duyulan öfkenin bir ifadesi olarak ve anne-babaya bir tepki biçiminde ortaya çıkan bir sonuç olabilir.

Evde kural koymanın öneminden bahsederken kuralların önceden belirlenmesinin gerekliliği de unutulmamalıdır. Çocuklar ne zaman nasıl davranmaları gerektiğini önceden bilmeye ihtiyaç duyarlar ve birden bire ortaya çıkan bir talebe cevap vermek konusunda çok istekli olmazlar. Bu durumda anne-babanın sözlerini dinletmek için biraz daha sert bir uyarıya ihtiyaçları olacaktır. Bu da çocuk ve anne-baba arasında başka problemlerin yaşanmasına sebep olabilir. Oysa zaten kural olan ve çocuğun bildiği bir şey hatırlatıldığında bu söyleneni çocuklar bir tehdit ve rahatsız edici bir şey olarak algılamayacakları için söylenene itaat edeceklerdir.

Çocukların kuralları öğrenmesini ve kurala uymalarını zorlaştıran başka bir durum da kuralların tutarsız bir şekilde uygulanmasıdır. Yapılması yasak olan bir şey başka bir gün kabul ediliyorsa çocukların bu kuralı kural olarak benimsemeleri zor olacaktır. Anne-baba böyle bir durumda çocuğun "söz dinlememesini" olağan karşılamalıdırlar. Çocuk daha önce benzer bir davranışlarının anne-babası tarafından kabul gördüğünü söyleyebilir ve bu yeni yönergeye itaat etmeyecektir. Üstelik bu tutarsızlığı fark ettiği için anne-babasının başka konularda söylediklerine uymakta da problem çıkarabilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:07
Çocuklarda Dil Gelişimi

Çocuk doğduğu andan itibaren hem fizyolojik hem psikolojik bir gelişim süreci içine girer. Çocukta dil gelişimi de  bu süreçte önemli bir yer kaplamaktadır.

3-4 yaş grubu dil gelişimi:

.Günlük yaşamımızda kullandığımız, içmek, açmak, kapamak, uyumak gibi eylemleri belirten resimleri isimlendirebilirim.
· Özellikleri belirtilen nesneleri getirebilirim.
· İki eylem gerektiren direktiflere uyabilirim.
· Çevremdeki nesneleri tanır ve onları adlandırabilirim.
· Söylemesem bile dokuzyüze yakın kelimeyi anlayabilirim.
· Iki ayri nesneli eylemi gerektiren emirleri yerine getirebilirim.
· Beş kelimeli cümle kurarak konuşabilirim.
· Zamirle kendimi ifade edebilirim.
· Sesimin tonunu ve hızını ayarlayarak konusabilirim.
· Yaptığım bir resmi anlatabilirim.
· Kendi kendime konuşur ve çok soru sorarım.
· Onsekiz adet nesne kartı içinden en az on tanesinin ne olduğunu söyleyebilirim.
· Altı kelimelik bir cümleyi, söylendikten sonra tekrarlayabilirim.
· Bir hikaye oluşturup anlatabilirim.
· Olayları birbirine bağlayıp olan biteni anlatabilirim.

4-5 yaş grubu dil gelişimi:

.Özellikleri belirtildiğinde vücudumun kisimlarini gösterebilirim.
· Üç nesneli ve davranişlari emirleri yerine getirebilirim.
· Resimleri mantikli bir şekilde açiklayabilirim.
· Tek başima 3-4 misralik basit şarkilari söyleyebilirim.
· Düzgün ve tam cümleler kurabilirim.
· Yedi kelimeden oluşan cümleleri kurabilirim.
· Geçmiş şimdiki ve gelecek zamanlari doğru olarak kullanabilirim.
· On sekiz adet değişik nesne resminden on dört tanesinin ismini söyleyebilirim.
· Yakin zamanda yaşanmiş olaylari anlatip, olaylar arasinda ilişki kurabilirim.
· Ev adresimi söyleyebilirim.
· Kaç yaşimda olduğumu söyleyebilirim.
· Sürekli olarak "neden, ne zaman, nasil" gibi sorular sorabilirim.
· Kelimelerin anlamlarini merak ederek ne olduğunu sorabilirim.
· Gerçekleri hayallerimle kariştirarak hikayeler anlatabilirim.
· Artik konuşmalarimda bebeksi konuşmalara yer vermem veya çok az konuşurum.


5-6 yaş grubu dil gelişimi:

Adimi soyadimi söyleyebilirm
· Ailemdeki kişilerin isimlerini söyleyebilirim
· Telefonumu ve ev adresimi söyleyebilirm
· 6-8 kelimelik cümleler kurabilir, söylendiğinde tekrarlayabilirim
· Somut nesneleri yapilarina gore daha ayrintili olarak tanimlayabilirim
· Soyut nesnelerin anlamlarini sorabilirim
· Zit anlamli soyut kelimeleri söyleyebilirim
· Zit anlamli somut kelimeleri söyleyebilirim
· Günlük yaşantimi anlatabilrim
· Yer ve hareket tarif edebilirim
· Niçin sorusunu açiklayarak cevaplayabilrim



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:08
Çocuklarda Konuşma Bozuklukları

 Çocuklarda görülen konuşma bozuklukları çocukların çevreleriyle ilişkilerini bozduğu gibi,  çocuğun psikolojisinde çok  ciddi sorunlara da neden olabilir.

İnsanlar arasındaki iletişimin en etkili yolu konuşmadır. Duyma, konuşma ve lisan sözel iletişimin temel elemanlarıdır. Bu 3 elemandan herhangi birindeki aksama konuşma , bozukluğuna yol açabilir.

Konuşmanın ilk alıştırmaları doğduğumuz gün ağlama ve sızlanmalarla başlar. Ağlarken konuşma, dil ve çene hareketlerini öğrenmiş oluruz. Üçüncü ayla birlikte kumru gibi ses çıkarma anlamına gelen cıvıldama dönemine gireriz. Bu dönemde gerçek dille alakalı olmayan, öğrenilmemiş , çevresel etkenlerden ve işitme duyusundan bağımsız olan sesler çıkarırız.


İlk çıkan sesler genellikle anlamsızdır, ancak geleceğin anlamlı sözcüklerinin temelidir. Altıncı ayda hecelemeye, 9 ayda ritmik sesler çıkarmaya (ma-ma) ve iki heceyi bir arada kullanmaya başlarlar.(ma-ma , da-da gibi). 40. haftayla birlikte heceler birleşir ve anlam kazanmaya baslar.(baba, dede gibi). Normal gelişim gösteren çocuklar iki yasında konuşmaya başlarlar. Bu yasta 80-100 civarında sözcüğü anlayan çocuk , ilk basit cümlelerini kurmaya başlar. 3 yasında çocuk anlamlı ve düzgün cümleler kurar ,kendini daha iyi ifade eder ve yabancılarla anlaşabilmeye başlar.


Çocuk 18-24 aylar arasında arka arkaya 2-3 anlamlı kelime söylemeye başlar. Normal gelişim evrelerine göre 2 yas çocuğunun konuşmaya başlamış olması beklenir. 2 yasındaki çocuk, cümleler kuramayabilir ancak arka arkaya 2-3 anlamlı kelime söyleyemiyorsa , iste o zaman endişelenip, bir uzmana müracaat etmeliyiz. Çocuğa 0-6 yas döneminden itibaren gelişim kontrollerinin yapılması çok önemlidir. Anne-babalar çocuklarının konuşma problemi olup olmadığını ancak 18 ayda fark edebilirlerken bir uzman bunu 8-10 aylar arasında fark edip , dil gelişim terapisine başlayabilir.

KONUŞMA BOZUKLUKLARINA BİRKAÇ ÖRNEK:

Artikülasyon bozukluğu : Eğer sesleri doğru çıkarmada ya da kelimeleri doğru söylemede sorun yaşanıyorsa, bu artikülasyon problemidir. Örneğin çocuğunuz ‘araba' yerine ‘ayaba' ya da ‘ekmek' yerine ‘epmek' diyorsa artikülasyon sorunu vardır.

Akıcılık sorunları ( kekemelik) : Eğer çocuğunuz sesleri tekrar ediyorsa; kelimeyi tamamlamayı güçlükle yapıyorsa; akıcılık sorunu/ kekemelik olabilir. Örneğin; ‘sosis' kelimesini söylerken ‘so-so-so-sosis' ya da ‘sssssssosis' diyebilir. kekeleyen çocukların akıcılık sorunları vardır.

Ses bozukluğu : çocuğunuz cümlesine başlarken sesi gür ve net olabilir fakat cümlesi bitinceye kadar sesi azalabilir, kısılabilir ve sesi sanki ağzında geveliyormuş gibi çıkabilir. Bazen de çocukların sesi sanki soğuk algınlığı almış gibi ya da burunlarından konuşuyormuş gibi çıkabilir. Bunlar da ses bozukluğunun birkaç örnek olabilir.

Dil bozukluğu : Çocuğunuz karşısındaki kişinin söylediklerini anlamada sorunu olabilir ya da düşüncelerini ifade etmek için kelimeleri biraraya getirmede sorunu olabilir. böyle bir durum varsa çocuğunuzun dil bozukluğu olabilir.

 

 

Konuşma bozukluklari ile ilgili olarak daha detaylı bilgi için http://www.konusmabozukluklari.org/" rel="no follow - www.konusmabozukluklari.org sitemizi inceleyebilirsiniz..



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:16

Akıcı Konuşma Bozukluğu (Kekemelik)

Kekemelik ya da konuşurken takılma, daha genel olarak tanımlarsak konuşmanın akıcılığını bozan duraklama ya da takılmalar çocuğun büyüme ve gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. 3-5 yaşlar arasında beyin gelişimi hızlanmakta ve çocuk daha hızlı düşünmektedir. İletişim sırasında düşüncelerin aktarılmasına yarayan konuşmanın oluşturulduğu dil ve dudak gibi aktarma organları ise henüz bu hıza yetişememektedir. Böylesi durumlarda konuşmanın başlangıcında bazı sözcükleri bulmada zorluk, takılma, gereksiz duraklama ve nefes düzenleme ile ilgili güçlükler ortaya çıkmaktadır. Eğer sesin oluşumu ile ilgili beyin işlevlerinde ya da aktarma organlarında belirgin bir sorun yoksa akıcı konuşma bozukluğu olarak ele almaktayız.


Belirtilen yaşlarda oldukça sık karşılaşılan bu durum zaman içinde, genellikle hiçbir yardım gerekmeden kendiliğinden düzelmektedir. Bu sorunun kalıcı olmasında çocuğun anne babasının ya da çevresindeki diğer kişilerin tutumları etkili olmaktadır. Çocuklarının konuşmasında bir bozulma ortaya çıkması anne babaları kaygılandırmakta, artık çocuğun çıkaracağı sözcüklere dikkat etmeye, hatta çocuğun bu sözcüklerini düzeltmeye başlamaktadırlar. Bu ise çocuğun konuşacaklarına dikkat etmesine ve takılmayacağı sözcükleri seçmesine neden olmakta, giderek daha az ve seçici konuşmasına yol açmaktadır. Özellikle heyecanlandığında, yabancılarla konuştuğunda ortaya çıkan bu takılmalar nedeniyle çocuk böylesi ortamlarda konuşmamayı tercih etmektedir.

Burada anne babanın konuşmadaki düzensizliğin gelişme ile ilgili olduğunu bilmesi ve zaman içinde geçeceğine inanması gerekmektedir. Böylece çocuğun takılmalarına dikkat etmeyecek, onun konuşmasını destekleyecek, böylece konuşma bozukluğunun yerleşmesini önleyeceklerdir.


Akıcı konuşma bozukluğu daha sonraki dönemlerde de sürüyorsa, çocuk için belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa uzman değerlendirme ve danışmanlığı yararlı olacaktır. Böyle bir değerlendirmede çocuğun konuşmasını bozan aşırı heyecanı ya da kaygısı varsa giderilmeye çalışılır. Konuşmanın akıcılığındaki bu bozukluğa karşın konuşması gerektiği belirtilerek, daha fazla konuşması ve kendini ifade etmesi desteklenir. Konuşmada ortaya çıkan bozukluğun değerlendirilmesi ve tedavisi için konuşma terapistleri ile birlikte çalışmakta ve oldukça iyi sonuçlar almaktayız.

 

Kekemelik ile ilgili daha detaylı bilgiler için http://www.kekemelik.org/" rel="no follow - www.kekemelik.org sitemizi inceleyebilirsiniz..



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:17
Cinsel gelişim

 Çocuk psikolojisinde farklı dönemlere ayrılan  çocuk cinsel gelişim dönemleri   hakkında ailelerin doğru bilgilnmeleri, onların bu süreçte yaşayacağı herhangi bir sorun yada  çocukların soruları karşısında daha sakin olmalarını ve  çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemeden en doğru şekilde davranmalarını sağlar.

Biyolojik özelliklerimizi temel aldığımızda erkek ya da dişi olarak belirlenen bir cinsiyetimiz vardır. Cinsellik ise bu biyolojik yapı üzerine eklenen sosyolojik, psikolojik ve felsefi boyutları da içeren daha geniş bir tanımlamadır. Doğum öncesinden ölüme kadar duyguları, düşünceleri, inançları, davranışları ve yaşantıları içeren gelişimsel bir süreçtir. Belirli bir yaşam döneminde beklenen cinsel duygular, inançlar ve davranışlar o yaşa uygun cinsel gelişimi belirler.

Cinsel gelişim ile ilgili bilgilerimiz psikoseksüel gelişim kuramı ile ilgili temel bilgilere dayanmaktadır. Döneminde birçok olumlu ve olumsuz eleştiri ile karşılaşan bu kuram 1915 yılında Freud tarafından geliştirilmiştir. Psikoseksüel gelişim kuramı günümüzde de sarsılmaz yerini korumaktadır. Başlangıçtaki eleştiriler, bu kuramda aktarılan çocuk cinselliğinin yetişkin cinselliği ile karıştırılmasından kaynaklanmıştır. Aslında çocuklarının cinsellikleri ile ilgili danışmanlık isteyen anne babaların da çocuk ve yetişkin cinselliğini karıştırdıklarını görmekteyiz.

Psikoseksüel gelişime göre cinsel enerji değişik gelişim dönemlerinde değişik beden bölgelerine yönelmektedir. İlk bir yılda ağız gereksinimler, doyumlar ve dış çevre ile ilişkilerde kullanılan organdır. Bebekler tanımak için her şeyi ağızlarına götürmekte, dünyayı ağızları ile tanımakta ve bundan hoşlanmaktadırlar. Bebekler annelerini emmedikleri dönemlerde parmaklarını emmektedirler. Birinci yaştan sonra ağız bölgesinin verdiği haz yerini çocuğun çişi ya da kakasını kontrol edebilme yeteneğine bırakmaya başlar. Çocuk bu kontrolün kendi elinde olmasından çok hoşlanmaktadır. İkinci yılda bu yeteneğin yanında çocuk altının temizlenmesi sırasında ya da idrar yolu iltihabı ve bu bölge pişikleri sonucunda cinsel organlarının farkına varır. Genel olarak bedenine dokunulmasından hoşlandığı bu dönemde cinsel bölgelere dokunulması da haz vericidir. Ayrıca kız ya da erkek olma ile ilgili ilk farklılıklar da bu yaşlarda başlamaktadır. Çocuk cinsel oyunlarla anne ya da babadan hangisine benzediğini anlamaya çalışmakta, sonrasında aynı cinsiyetten ebeveyn ile özdeşim kurarak o dönemi tamamlamaktadır. Özetle çocuğun cinselliğe olan ilgisi bu özdeşim çabaları ve bedeni ile ilgili hazların sürmesine yöneliktir. Yaklaşık 3-5 yaşları arasında giderek azalan bu ilgi yerini daha haz veren ve doyurucu olan kişilerarası etkileşim, arkadaşları ile oynama ve öğrenme çabalarına bırakmaktadır.

Ergenlik ile daha önceki bu özdeşimler ve cinsiyet hormonlarının etkisi ile cinsel kimlik oluşacaktır. Burada sözü edilen artık erişkin cinselliğine yönelik adımları içermektedir. Çünkü yetişkine benzeyen düşünce sistemi ve hormonların etkisi başlamıştır.

Burada cinselliğin de doğal ruhsal ve bedensel gelişimin bir parçası olduğunu vurgulamak için bilgiler aktarılmaya çalışıldı. Anne baba, öğretmenler ve okul yöneticilerinin burada aktarılandan daha fazlasını öğrenmelerini, iletişimde oldukları çocuklara bilimsel bir temelden doğru bilgiler vermeleri gerekir. Bilmediğinizde "bilmiyorum" diyebilmeli, onlarla anlayacakları bir dilde konuşmalısınız. Onların dili ile tıp dilini ilişkilendirmeli, tepkilerinizi onların bedensel, zihinsel ve psikososyal gelişim düzeyine göre uyarlamalısınız. Çocukları her türlü konularda olduğu gibi cinsel bilgi sağlamada da anne babaları ile konuşmaya cesaretlendirmeliyiz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:18
Çocukta Cinsel Gelişim ve Eğitim

Küçük çocuklar, kendi bedenleriyle çok ilgilidirler. Okul öncesi çocuk, çevredeki dünya kadar, kendi hakkında da bilgi sahibi olmaya güçlü bir istek duyar. 2 ya da 3 yaşındaki çocuklar, bakma ve dokunmayla birçok şey öğrenirler ve ancak 5 yaş dolaylarına kadar yalnızca en yalın sözlü açıklamaları anlayabilirler.Bebekler (ben merkezci) yaratıklardır. Kendi duygu ve gereksinimlerine karşı son derece duyarlı oldukları halde, başkalarınınkine değildirler.Yaşamın en başında beri bedenler onlar için en büyük öneme sahiptir.Bebeğini kucağında tutan annenin sıcaklığı ,rahatlığı ve gücü çocuğa güven ve haz duyguları verir. Annenin yüzünün ifadesi, sesinin tonu , teninin dokusu,bebeği tutuşu, tüm bunlar açlık,üşüme ve yalnızlık gibi hoş olmayan, acı verici duyguların anında ortadan kalkmasıyla bağlantılıdır.Yıkanma ve altının değiştirilmesi, bebeğin hoşlandığı şeylerdir;kucakta sallanmanın ya da arabada götürülmenin yarattığı ritmik duyumsamalar (sensation) da bebeğin hoşuna gider. Bebeklerde emme yoğun bir gereksinmedir ve yalnızca biberonlu şişe ya da annenin göğsü bu ihtiyacı uygun bir biçimdi karşılayabilir.

 

Bebeğe,ana ve babasının ilettiği en önemli etkenler sıcaklık, rahatlık ve yakınlıktır.Doğumdan sonraki birinci yılda bebeğin ilk cinsel duyguları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar.Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi,bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır.Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar, biraz daha büyüyünce, kazara cinsel organlarına dokunabilir ve haz verici bir duygunun yeniden yaşanmasını istemek çok doğal ve insana özgü olduğundan, bebek yeniden cinsel organlarına dokunmaya çalışır.

 

Erkek bebekler penislerini çekiştirirler; fakat kız bebekler cinsel organlarının gizli olması nedeniyle dokunmakta daha güçlük çekerler, bu nedenle kız bebeklerde cinsel organlarına dokunma daha az görülür. Bazı ana babalar bu erken cinsel ilgiden rahatsız olur ve bunun anormal olduğundan endişelenirler.

 

Oysa bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır.Cinsel eğitim bu noktada başlar. Ana babaların akıldan çıkarmamaları gereken nokta şudur: Sizin tarafınızdan çocuğu şaşırtıcı ve korkutucu olabilecek öfkeli bir tepkinin gelmesi, duygusal gelişim açısından zararlıdır ve henüz ortaya çıkmamış mastürbasyon için de engelleyici değildir.

 

TUVALET EĞİTİMİ VE CİNSEL DUYGULAR

 

18. aydan 2,5 yaşına kadar uygulanan tuvalet eğitimi, hem çocuğun, hem de annenin ilgisini yeniden cinsel organlara yöneliktir. Bebek, altının ıslak olmaması gerektiğini öğrenirken,mesanesinin dolu olduğunu ve onun yakınındaki organlarda bir tür cinsel duygular uyanmasına neden olan baskıyı fark etmeye başlar. Tuvalet eğitimi sırasında bebek, bezi çıkartılıp oturağa ya da tuvalet yerine oturtulan çocuk, bebek bezi tarafından yalıtılmadığından, baskı ve dokunmayı daha iyi hissedecektir. Şimdi bebek, çişinin idrar yolundan geçişine daha çok dikkat edecek ve bundan haşlanacaktır.

 

Erkek çocukların akışı kontrol etmek için çiş ederlerken penislerini tutmak hoşlarına gidecektir. Tuvalet kağıdıyla silinmek, özellikle idrar yolu çıkışının çok duyarlı olan klitoris ve vajinanın hemen yanında bulunması nedeniyle, kız çocukları için hoşa giden yeni bir duyumsama olacaktır. Küçük erkek çocuklar tuvalet eğitimi sırasında, soğuk oturağa oturduklarında husyelerini örten derinin (skrotum) büzülmesi ve husyelerinin refleks olarak yukarı çekilmesinin verdiği garip duyumsama nedeniyle, bu organlarını daha çok farkına varacaklardır. Eğer küçük oğlunuz oturağa oturmak istemiyorsa, bu durumu göz önüne alarak kendisine her şeyin yolunda olduğunu, endişe edilecek bir şey bulunmadığını anlatmalısınız. Daha ayrıntılı açıklamaya gerek yoktur, çünkü o yaştaki çocuk daha bedenini içiyle dışını tam ayrıt edememektedir. Tüm iyi niyetinize karşın, onun aklını karıştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır bu açılama . Aynı şekilde çocukların cinsel konulardaki sorunlarına yaşlarına göre anlama yetenekleri göz önünde bulundurularak yanıt verilmelidir.

 

CİNSEL EĞİTİMDE AÇIKLIK YADA GİZLİLİK VE SONUÇLARI

 

Hemen her ana babanın aklına takılan soru şudur: (Çocuklarımızı cinsel hayat konusunda aydınlatmamız gerekli mi? ) Günümüzde bu soruya kesin olumlu cevap verilir. Eğer çocuk, doğum, cinsiyet farkı, ana ve babanın rolü gibi konuları ana babasından öğrenmese, başka kaynaklardan cevaplar aramaya başlayacaktır. O zaman sonuç hiç de istendiği gibi olmayabilir.

 

Çocuğun meraklarını yetkili bir kişi karşılamazsa, ortaya çıkacak sonuçları bütünüyle bilebileceğimizi söyleyemeyiz. Bugün yalnız orta yaşa yaklaşma kişiler değil, genç ana babaların pek çoğu da cinsel bilgilerin (sır ) olarak saklandığı bir ortamda yetişmiştir. Ana babaları onlara ne doğum olayı ne de anne ve babanın çocukların oluşmasıyla ilgili rolü konusunda bir şey söylemişlerdir.

 

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları sorulara eksik ya da kaçamak cevaplar vermek neredeyse bir gelenektir. Bazen de bu cevaplar iyi niyetli , ama beceriksizcedir. (Nasıl doğduğunu ) soran bir küçük kıza, annesinin, bir çocuğu olduğu zaman sevinç yerine, çektiği ( korkunç sancıları )anlatması gibi.

 

Leyleğin getirdiği, kapının önünde bulunduğu,lahanadan çıktığı masalları da hala yaygındır. Doktordan ya da (çingenelerden alındığı) masalı da.. Çocuğa (nereden gediği)konusunda bilgi verme yasağı kimi zaman da susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki, çocuk soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hisseder.Sorusuna yanıt aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri, esrarlı ses tonları bu konuyu açıklamada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca (bununla ilgilenmek yasaktır) diye anlaşılır. Bu da çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir.Ama ne yazık ki,yapılanlar hep bir hata duygusuyla karışır.

 

Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir.En kötü, cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi gerektiği sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak, pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, bir çok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü böyle bir yasaklar ortamında, hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel istek, gereksinim ve davranışlar, kişiyi ileride kuracağı evlilikte güzel, sağlıklı, mutlu bir fizik sevgi kavramına götürebilir mi ? Örneklersek, bir ergene evliliğin güzel bir şey olduğu; duyguların, sevginin fizik yanını güzelleştirdiği iyi anlatılmazsa her zaman bu fizik yan üzerinde bir kaygı ya da iğrenme kalabilir. Çocukluklarında fizik sevgiye yanlış hazırlanan kişilerin bunu bütünüyle dışladıkları ve cinsel işlevlerini zevkli bir görev gibi yerine getirdikleri birçok uzmanca saptanmıştır.

 

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek çocuğu bu duyguları daha çok bastırması gerektiği izlenimini verir Cinsellik (tabu) durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. Çocuk böylece susar, soru sormaktan cayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden, bebeklerin nereden geldikleri,erkekler ve kızlar arasındaki farkı, için yalnız (evli ) insanların çocuğu olduğunu sorar durur. Bu durumda en büyük tehlike, bu sorunları daha (bilgili) bir arkadaşın yanıtlamasıdır. Bu cevaplar önce çocuğun ana babasına olan güvenini kaybettirir.

 

Ayrıca çocukta saplantılara yol açabilir. Çocukta cinsiyet farkıyla ilgili sorular 2. yaşta doğumla ilgili olanlarsa 3-4 yaşta başlar. Çocuk, kendince bazı varsayımlar da üretir;annenin şu ya da bu meyveyi yiyip hamile kalması vb. gibi. Çocuk kendi kendine sorduğu soruları yalnız hayal dünyasında aramaz. Kardeşiyle ya da oyun arkadaşlarıyla ilişkisinde, tahmin ettikleriyle bildiklerini doğrulama fırsatı arar.

 

Genelde çocuğun bu tür bilgi edinmesi yanlıştır.Arkadaşların yanında bazen daha büyükler ve bakıcılar da bulunu. Bunların verdikleri bilgi de doğru ( en azında doğal) değildir. Bazen cinsel ilgiler 7-8 yaş ve erinlik arasında diner. Ve cinsel olgunlaşmayla bedensel değişikliklerin belirmesi ve genital bezlerin üretime başlamasıyla yeniden canlanır...Çocukluğunda ana babasının bilgi vermediği ergenin bu zorlu dönemde pek az şansı vardır.

 

Çocukken soruları yanıtlanmadığı ya da yanlış cevaplandığı, ihtiyaçları olduğunda yardım edilmediği için zorda kaldıklarında da ana babalarına başvurmazlar . Artık ana babaya karşı bir güvensizliğin yerleşmesi söz konusudur. Ve ergen zorlu sorunlarında rehbersiz kalmıştır. Annesinden yanlış bilgi alan bir genç kız, bir uzman sorununun şöyle dile getirmiştir:Benimle böyle konuşanlara bir daha hiçbir şey sormam.

 

Çocukluğunda bilgi verilmeyen genç,ne yeni bir merakla ortaya çıkan sorunun aydınlatmak için, ne de öğüt istemek için ana babasına başvurur. Yalız başına okuduklarıyla yetinir. Oysa basit birkaç açıklamayla her şey daha kolay olabilir. Çocuğun cinsel konulardaki merakı, öteki meraklar gibi yerinde ve sağlıklıdır. Bu dünyayı tanıma ihtiyacından doğmaktadır. Aslında sağlıksız merak yoktur.

 

Ancak merakın sağlıksız doyumu vardır. Bu, ana babanın pek de doğal ve açık yürekli olmayan davranışıyla benimsettiği gereksiz gizleyişlerin doğurduğu doyumdur. Kınanan merak,saplantı durumuna gelir. Kimi ana babalar,(bu benim çocuğumu ilgilendirmiyor) (çocuğum bunlarla hiç ilgilenmemiştir), (eminim ki, bunları hiç düşünmüyor) derler. Bu durumda da çoğunlukla yanılırlar.

 

Çocukların ilgilenmeyişleri yalnızca görünüştedir. Gerçekten meraklarını ya içe atar, ya da bilinçli olarak saklar ve bastırırlar. Oysa çocukların kimi şeyleri anlaması için çeşitli olanaklar da vardır.Yeni bir kardeşin doğumu, çocukların nereden geldiklerini açıklamayı sağlar. Hayvanlar da çocukları ilgilendiren canlı bir örnektir. Kız ve erkek kardeşlerin bir arada yıkanması, küçük bebeğin günlük temizliği cinsiyet ayrımını anlatmakta yardımcı olabilir. En kolay ve basit yöntem, çocukların sorularına cevap verme gereğine inanmaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:18
Cinsel İçerikli Soruların Yanıtlanması

Çocukların anne babalarına yönelttikleri cinsel içerikli sorular anne babalarda genelde bir kaygı oluşturur. Cinsel içerikli sorulara en doğru ve çocuğun yaşına en  uygun cevabı vermek çocuk psikolojisi açısından önemlidir.

Çocukların sorunlarına nasıl cevap verebileceğini Dr. G. Richard7ın Çocuklarımızın cinsel Eğitimi (L'education Sexelle de Nos Enfants) adlı kitabından örnekleyelim (Büyük) çocuğumuz, annesinin bebek beklediğini öğrendiğinde, bebeğin annesinin gövdesinde olduğunu, burada bir odası olduğunu ( anne karnı) biliyordu.Bazen kıpırdadığını ve anne gövdesi aracılığıyla duyulabileceğini de biliyordu. Bundan sonra" bebeğin odasından nereden çıkacağı" sorusu geldi. Bize bu konuya sakınmadan, Anne musluğundan cevabını verdik.(Çünkü çocuklarımız cinsel organlarına musluk adı veriyorlardı.Ve bu olay geçtiğinde oğullarımızın biri 5, öteki2 yaşındaydı.)

 

Doğumun acılarını anlatmak konusunda da kaçmadık. Ancak, annenin bu acıya bir çocuğu olmasının sevinciyle katlandığını, bu sevincin acıyı unutturduğunu, doğumdan hemen sonra annesinin sağlığına kavuştuğunu açıklamayı da unutmadık. Daha sonra bu sorular yeniden söz konusu olunca, olanlara, çocuğun annedeki yerini, gelişimini, büyümesini de anlatmaya çalıştık.Çocuklarımıza bu konularda söz etmemiz, çocukluklarında ve yeri geldikçe oldu. Bizden açık, basit,doğal, güzel bir anlatım beklerlerdi.

 

Yeterli cevap aldıklarında bunların sınıflandırırlardı. Bu yüzden de kafaları karışmazdı. Burada şu konuyu belirtmem gerekir: Çocuklukta verilen açıklamalar çoğunlukla unutulur. Ancak bu, açıklamalar yararsız demek de değildir.Emzirme için de yaptıklarımız, annelik ve doğum için yaptığımız açıklamalar kadar basittir.En büyük çocuğumuz, küçük kardeşlerinin emzirilmesi sırasında yardım ediyordu. Öteki iki çocuğumuz da emzirme işi konusunda bilgi edinmekten yoksun bırakılmadılar.

 

Cinsiyet farkı kavramı onlara birlikte tuvaletlerini yaparken ve yıkanırken verildi.Genellikle cinsiyet farkı konusunda kız çocuğunun endişeye düşüren bir sorun ortaya çıkar. Erkek çocukta olup da kendinde olmayanı fark eder ve bunun her zaman için varolması gerektiğini düşünür. Eğer bir kız çocuğunda böyle bir sorun görülmüyorsa, bunun nedeni,tatmin edici cevaplardır. Bunlar küçük ve basit olaylardır, ancak çok derine bastırılırsa, ortaya çıkarmak için özel psikolojik yöntemler gerekir. Her zaman için kız çocuğunu bu eksiklik duygusu tehdit ediyormuş gibi dikkat etmek iyi olur.

 

Bazen soru sorma için erkek bebeğin tuvaletine yardım etmesi yeterli olur, böylece sorun çözülebilir. Bir başka zaman çocuk (neyi) sorusunu sorar. Açıklama, (kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır) dan daha zor olmamalıdır. Eğer bu tehlike atlatılmazsa kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Çocukluğunda yanlış bilgi verilmiş birçok kadının olgun yaşta sıkıntı çektiği görülür.

 

Ayrıca, erkek çocuk da kendini kız çocukla karşılaştırarak yanlış yorumlar yapabilir, özellikle mastürbasyon yaparlarsa, kendilerinden bir şeyin kopacağı fikri aşırı kaygılar yaratabilir. Kadınlardaki adet görme olayı için kızımız 10,5 yaşındayken eğitime başladık. Açılamamız şu biçimdeydi : Genç kız ve kadında her ay "bebek odası" yeni bir bebek için hazırlanır. Bebek olmazsa, odanın kan damarları genişler ve kanın akması kolaylaşır. Daha sonra da "musluk" aracılığıyla dışarı atılır. İşte yalnız bu anda yaralanmadan ve acı duyulmadan kan akar. Kızıma bu olayı resimlerle de gösterdim. Çocuğa ay halini doğal, iyi ve anne olabilme imkanını mutlu bir belirtisi olarak göstermek çok önemlidir.

 

Vücudu üzerinde kuşkular olan kız çocuk, adet görmeyi bir yaralanma,aşağılatıcı bir şey ve bir sakatlama olarak görme eğilimindedir. Zamanında çocuğun bu konuda yönlendiren anne, ondaki düş kırıklığını da azaltabilir, Önceden hiç açıklama yapılmamışsa, kız çocuğu aybaşıyla karşılaştığında, korkar, utanç ve iğrenme duyar. Gerekli açıklamaları reddeder, içine kapanır.

 

Bu anda, yaşadığının doğal bir olay olduğunu söylemek yararsızdır. Dr. G.Richard, çocuklarına verdiği cinsel bilgilerin bir başka bölümün de şöyle aktarıyor. ( Çocuklar )daha önceden niçin yalınız evli insanların çocukları olduğunu biliyorlardı. Onların sorunlarını, annedeki yumurta "küçük tohum"la uyarılır."Küçük tohum"u verede babadır. (Nasıl) sorusunun da (Bebek odasına vererek,) diye yanıtladım. Kısa bir süre sonra bir köyde hayvanlar aracılığıyla bunu daha iyi anladılar.

 

Çirkin ve yasak şey izlenimi edinmemeleri için seyretmelerine izin verdim.Cinsel eğitim konusunda ana babanın en çok sorduğu soru, çocuğu anne ve babadan hangisinin aydınlatacağıdır. Bu sorunun cevabı: ( Çocuk kime soruyorsa o) dur. Ana babalar, onlara güven vermeli, gerekli olan açıklamalardan kaçınmamalıdır.

 

Ana baba, çocuklarını dinlemeye zaman ayırır ve onlara gerçeği söylerse, çocukları fırsat buldukça konuşacaklardır. Eğer ana babalar, soruları geçiştirmeye çalışırlar ya da yanlış,yanıltıcı cevaplar verirlerse çocuklar dışa açılırlar. Hiç kuşkusuz, anne babalar öteki konularda olduğu gibi bu konuda da cevap vermelidir. Hiç değilse bildikleri çerçevesinde.

 

Eğer çocuk sormuyorsa, bunun nedeni, ilişki kurmasının engellenmesi, bir şeylerin saklanması olabilir. Böylece çocuk bu konulara değinilmemesi gerektiğini his eder. Bunu önlemek için çocuğu soru sorması için imkan tanınmalı, bazı şeyleri sezme fırsat verilmelidir. Bu fırsatlar azsa çoğaltılmalıdır. Başka bir soru da, (soruların ne zaman cevaplanması gerektiğidir). Bu, çocuğun karakterine, gelişimine ve ortama bağlıdır. Bunun için bir kural yoktur.

 

Çoğunlukla ana babalar açıklamalarda çok geç kalırlar. Genelde önemli soruların sorulduğu dönem 7 yaş öncesidir. Çünkü 7 yaş ve ergenlik arasındaki dönemde bu sorular azalır. Çocuğun sorduklarına cevap vermek ne kadar önemliyse, çocuğun insanlar arasındaki cinsel ilişkiyi tanık olmaması da o kadar önellidir. Ana baba arasındaki ilişkiyi tanık olan çocuk, genellikle korkar ve bunun izleri uzun zaman silinmez.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:19
Okul Öncesi Çocuklarında Mastürbasyon

Çocuklarda görülen mastürbasyon davranışı, daha ileri yaşlarda normal karşılansa da mastürbasyonun erken yaşta ve yoğun olarak yaşanması pek çok ebeveyn için kafa karıştırıcı olabilmekte ve endişe yaratmaktadır. 

 

"Çocukta cinsellik yoktur!" kanısı yaygındır. Halbuki gelişimin her aşamasında cinsellik vardır. Bebekler altları açıldığında bacaklarını keyifle birbirine sürter, elleri genital bölgeye ulaşabilir hale geldiğinde keyifle dokunur. Bütün vücudu kaplayan deri, birinci yaş içinde (gelişimin hiçbir aşamasında olmadığı kadar) çok duyarlıdır. Bebeklerin görme, işitme gibi duyuları henüz çok zayıftır; etraflarında olup bitenleri daha ziyade derileri ile algılar. Tensel temas haz verir.

3 yaş civarında cinsel merak artar. Çocuklar annebabaları tuvalette ya da banyodayken içeri girmeye çalışır. Bazan bir çocuğun birinin eteğini kaldırıp altına baktığını görebilirsiniz. "Çocuklar nereden gelir?" gibi sorular başlar.

3 - 6 yaş arasında genital bölgenin hassasiyeti artar. Çocuklar bu artan hassasiyetle erotik boyutlu birtakım deneyimler yaşayabilir: Örneğin, kumsalda oturup oynarken, avuçladığı kumları parmakları arasından süzen küçük çocuk, bacaklarının arasından kayarak akışın haz verdiğini fark eder ve bunu etrafındakilere (çekinmeden) keyifle ilan edebilir. Örneğin, denizde kasıklarına kadar suda dikilirken, dalgaların hafif hafif dokunuşunun yol açtığı izlenimleri tekrar tekrar yakalamaya çalışabilir.

Bir kere bile "kendine dokunmamış" çocuk yoktur. Genital bölgesine rastlantısal olarak dokunduğunda hoşuna giden birtakım izlenimler alır ve bu hazzı yaşamak için tekrar tekrar dokunur. Zaten çocuklar yeni bir şey keşfettiklerinde, öğrendiklerini iyice yerleştirmek için tekrar tekrar yapmak eğilimindedir. Bunu, başka yeni bir şey ilgilerini çekene kadar sürdürürler. Bazı çocuklar ise orada takılıp kalır.

Takılıp kalan çocuklar çeşitli davranışlar sergiler: Tanık olduğumuz bazı vakalarda ve bazı anne babaların ifadelerine göre, çocuk genital bölgesi ile uğraşırken ter içinde kalabiliyor ve soluk alış verişi değişebiliyor, yüzü kasılabiliyor; yetişkindeki yoğunluğa ulaşmasa da orgazma benzeyen bir durum yaşayabiliyor. Yetişkindekinden farkı, boşalmaya eşlik eden bir akıntının gelmemesi ve hafif hafif orgazmların, kısa sükun aralıkları ile tekrarlanabilmesi. Her çocuk mastürbasyonu bu kadar yoğun yaşamaz. Bazı çocuklar genital bölgeleri ile, yoğun olmamakla birlikte, sık sık ilgilenir ve hafif bir keyif alışla yetinebilir.

Kız çocukların tercih ettiği yöntemler: alçak masa ya da sehpa gibi bir şeyin üstüne karın üstü yatarak bacaklarını masanın dışında bırakmak ve bacak kaslarını kurbağa gibi gerginleştirip gevşetmek; sert bir iskemlede otururken kalçalarını ritmik bir şekilde sağa sola hareket ettirmek.

Erkek çocukların tercih ettiği yöntemler: karın üstü yatarak pipisini yere sürtmek; pipisini ritmik bir şekilde avuçlamak.

Kız ve erkek çocukların tercih ettiği yöntemler: kukusunu / pipisini doğrudan elle uyarmak, iskemlenin köşesi, masanın bacağı gibi sert bir şeye sürtmek; sert bir oyuncağı kukusuna / pipisine sürtmek; pelüş bir oyuncağı , ya da üstündeki örtünün ucunu toplayıp altına koyarak hareketsiz karın üstü yatmak ve kendini buna sıkıca bastırmak.

Çok yoğun olan ve uzun zaman süre giden mastürbasyon davranışlarında çocuk "bağımlılık" geliştirebilir ve vaz geçmesi zorlaşır. Ayrıca, aşırı mastürbasyonun klitoral uyaranlara fikse oluşa ve vajinal frijitideye yol açtığı da düşünülüyor.

Pipinin sertleşmesi, çişi çok geldiğinde, ılık duşun altında, ya da uykuya daldıktan yarım saat kadar sonra meydana gelebilir. Bunun mastürbasyon ve premastürbasyon diyebileceğimiz durumlarla ilgisi yoktur.

Okulöncesi çocuklarında, "tuvalete gidişi geciktirme davranışı" şeklinde ortaya çıkan, premastürbasyon diyebileceğimiz bir durum görülebilir. Çocuk oynamakta olduğu oyunu bölmemek için tuvalete gidişi mümkün olduğunca geciktirebilir. Çişini hemen hemen tutamaz hale geldiğinde tuvalete gidince (kızlar geciktirmenin son anlarında, erkekler de çişlerini yapmakta iken) erotik diye nitelendirebileceğimiz birtakım izlenimler yakalar. Oyuna dalıp tuvalete gitmeyi geciktirme birkaç kere üstüste geldiğinde, çocuk, çişini geciktirerek yapmak ile bu hoşuna giden izlenimlerin arasındaki bağlantıyı fark eder ve hazzı yaşayabilmek için (artık amaçlı olarak) tuvalete gidişini geciktirmeye başlar. Yetişkinler onu tuvalete yönlendirmeye çalışsa da direnç gösterir.

Genital bölgesi ile yoğun ilgilenen ve / veya çişini geciktiren çocuk, anne babasının onaylamayacağı birşeyi yaptığı için kendini itaatsiz ve suçlu hisseder. Yakalanma tehlikesi içinde yaptığı için gergindir. Cezalandırılma korkusunun yanı sıra, hasar alma korkusu da taşıyabilir. Kastrasyon kaygıları( pisisinin kesileceği kaygısı) hissedebilir. Bu kaygı erkek çocuklarda olduğu gibi kızlarda da vardır. Çocuk yasak mastürbasyon nedeni ile pipisinin / kukusunun hasara uğraması ve / ya da anne babası tarafından yokedilme edilmesi kaygıları taşıyabilir. Bütün bunların yanı sıra uykuya dalmada zorlanma ve / veya sık sık uyanma gibi uyku sorunları da ortaya çıkabilir. Çocuk uyumak istemez, çünkü uykuda (kastrasyon tehlikesine karşı) çaresizdir. Kaygı ve korkularının tamamı bilinç düzeyine ulaşmayabilir. Yani çocuk bunların tam farkında olmayabilir. Yetişkinler yanlış tepkileriyle çocuğun korkularını güçlendirebilir. Eğer yetişkin (belli etmemeye çalışsa da) tedirgin ise ve çocuk mastürbasyon davranışlarını herkesin gözü önünde (sergiler gibi) yapıyorsa, burada bir provokasyon söz konusudur. Sanki çocuk, anne babasına, "Siz benimle ilgilenmiyorsanız, ben kendimle ilgilenirim!" mesajı vermektedir. Ayrıca, (şiddetli suçluluk duygusundan kaynaklanan) cezalandırılma isteği gibi psikodinamikler de cereyan etmektedir.

5 - 6 yaş arasında oluşumunu tamamlamakta olan üst beninin (yani iç denetleme sisteminin) etkisi ile çocuk yasak olandan vazgeçebilir. Dürtülerini denetleme çabaları sırasında, çocukta sık sık öfke nöbetleri, keyifsiz ve bunalmış bir ruh hali görülebilir.

"Mastürbasyon hastalıklı bir davranış mıdır?", "Sağlıksız bir seksüellik midir?", "Normal midir?", gibi sorular akla gelebilir. Çocuğun cinsel içerikli davranışlarını gözlemlediğimizde, onun yeni bir haz kaynağı mı keşfettiğinin, yoksa bu kaynakta takılıp mı kaldığının ayırdında olabilmemiz çok önemli. Yeni keşifler çocuğun yaşantısını zenginleştirir; takılıp kalmak, başka deyişle takılı olmak ise yaşantısını yoksullaştırır. Çünkü bu durumda algı antenlerini, dış dünyadan uzaklaştırıp kendine çevirir.

Biz, yakın yetişkinleri - ki en yakınları anne babasıdır, dolayısı ile de en etkili kişiler onlardır - çocuğun antenlerini dış dünyaya çevirmesini sağlarsak (yani yaşantısını zenginleştirirsek ve olumlu bir duygusal atmosferi paylaşırsak) çocuk takılı olmaz. Takılı oluşun sadece iki nedeni var: (1) Uyaran eksikliği, (2) duygusal açlık.

Önce uyaran eksikliğinden söz edelim: Çocuklar olgunlaştıkça, dünyalarının çeşitlenmesi, zenginleşmesi gerekir. Uyaranları suya benzetebiliriz. Azı yetersizdir, çoğu da sel gibi yıkıcıdır. Yani çocuklara gereksinim duydukları ölçüde uyaran sunmalıdır. Uyaran eksikliği bir de uyku öncesinde yaşanabilir. Artık öğlen uykusuna gereksinimi kalmayan bir çocuğu zorla uyutmaya çalıştığımızda; ya da uykuya dalma güçlüğü olan bir çocuk akşamları uyku öncesinde yatağında uzun uzun sağa sola dönüp durduğunda, dünyası yoksullaşmış demektir. Belki bir süre, yanına onu da dinlendirmek üzere aldığı pelüş oyuncağı veya yorganının ucu ile oyalanacaktır. Bunlardan sıkıldığında, bedeni ile ilgilenirken rastlantısal olarak dokunduğu genital bölgesinden aldığı izlenimler ilgisini çekecektir. Canı sıkıldıkça da çekici bir uğraş olarak bunu yineleyecektir.

"Mastürbasyonun ve premastürbasyonun (yazıdaki sıralamamıza göre) ikinci nedeni duygusal açlıktır." demiştik. Vakaların (kaba bir ölçümle % 80 gibi) ezici bir çoğunluğunda bu ikinci nedene rastlanmaktadır. Hemen bütün anne babalar çocuklarını sever. Fakat sadece sevmek, çocuklara yeterli değildir; onlar sevildiklerini fark etmek ister. Sevgimizi onlara; sahiden onlara ayırdığımız zamanla, ilgileniş tarzımızla ifade edebiliriz. Sağlıklı bir duygusal sıcaklık, ruhsağlıklı bir insan yetiştirmek için vazgeçilmez ön koşuldur. "Sevginin sağlıklı ifadesi" ile, çocuğu şımartmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Yanımızda otururken birbirimize sokulmak, başını okşamak, yanağına sevgi dolu dokunarak gözlerinin içine "İyi ki sen varsın!" der gibi bakmak, kucağımıza oturtmak, beden sıcaklığımızı hissettirmek, sevginin en uygun ifade şekillerindendir. Böyle yaparsak çocuğumuzun kendine yönelme gereksinimi ortadan kalkar.

Çocuğumuzun genital bölgesiyle gereğinden fazla ilgilediğini düşündüğümüzde, durumun farkında değilmiş gibi davranarak, ilgisini başka bir yöne çekmek için birlikte bir oyun oynayabiliriz; onu kucağımıza alıp, bol resimli bir kitaba bakabiliriz; hikaye anlatabiliriz; parmak oyunu oynayabiliriz.Sadece çocuk genital bölgesiyle ilgilendiği sırada böyle davranılması sorunu kökten çözmeye yeterli değildir. Evde anne babaları yeterince ve gerektiği şekilde ilgilenemeyen çocuklara, diğer "yakın yetişkinlerin" doğru destek vermesi de durumu değiştirememektedir.

Nevrotik ya da bilgisiz bir anne / baba veya eğitimcinin, çocuğun seksüel sayılabilecek davranışlarına gösterdiği tepkiler; çocuğa sevgisini azaltma, iğrenme, aşağılama, alaycı gülüşler, (günah / eline iğne batırırım / hastalanırsın / zayıf akıllı olursun gibi) korkutma şeklinde olabilir. Bu tepkiler çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkiler ve onun bütün yaşamı boyunca cinsel hasarlı kalmasına yol açar! Çoğu anne babalar ve eğitimciler (başka çözüm üretemediklerinden) yasaklamayı en kolay ve etkili yol olarak seçer. Çoğu çocuk, genital bölgeyle ilgilenmesi yasaklansa da bunu gizlice sürdürür. Anne babanın yasakladığı şeyi gizlice yapıyor olmak, güçlü suçluluk duygularına yol açar. Çocuğun cephesinden bakıldığında, güven ilişkisi zedelenmiştir. Ayıplama, cezalandırma gibi tutumların neden olacağı suçluluk duygusu çocuğun cinsel ve ruhsal gelişimi açısından daha yıpratıcı olabilir.

Mastürbasyona başka yakınmalar eşlik etmediği sürece ebeveynin aşağıda özetlenen basit müdahaleleri yeterli olacaktır:

Yaptığının yanlış olduğunu düşünmesine neden olmayın
- Cezalandırıcı, yargılayıcı ayıplayıcı ifadeler veya tavırlardan kaçının
- Başkalarının önünde yapmasının görenleri rahatsız edebileceğini öğrenmesini sağlayın
- Daha uygun zamanlar ve mekanlar tercih etmesi konusunda yönlendirici olmaya çalışın
- Aşırı noktalar vardığını düşünüyorsanız ve gerekirse ilgisini değiştirebilecek aktiviteleri özendirmeyi deneyin
- Çocuğun yakın çevresini bilgilendirmek ve gerektiğinde desteğini almaktan çekinmeyin
- En önemlisi de mastürbasyona başka problemlerin eşlik edip etmediği konusunda dikkatli olun

Sanıldığından daha çok yetişkin, çocukluğunda yukarıda anlatılanlara benzer deneyimler yaşamıştır. Bu yetişkinlerin büyük bir kısmı deneyimlerini anlatmaya çekinir veya hiç hatırlamayabilir. Çünkü çocukken, tabuyu çiğnediklerinde onlara çok haşin davranılmıştır. Üstbenleri de(yani iç denetleme sistemleri de) "kötü anıları"nı bilinçaltına, bilinçli çabalarla ulaşılamaz bir yere itmiş, bastırmıştır. Ancak psikoanaliz seanslarında ya da hipnoz sırasında hatırlanabilirler.
Kardeş doğumu, ayrılma deneyimi vb travmatik yaşantıların çocuğun çevreyle uyumunu zorlaması, genitoüriner hastalıklar ve birçok stres faktörü başlangıç için tetikleyici olabilmektedir. Ayrıca cinsel konularla aşırı uğraş, tuvalet problemleri ve depresif yakınmaların mastürbasayona eşlik ettiği durumlar cinsel istismarı dahi akla getirebilir. Bazı epilepsi türleri mastürbasyona benzer görünümde karşımıza çıkabilir. Sosyal ortamda kendini frenleyemeyen, daha doğrusu yargılama becerisi zayıf çocukların zeka düzeyleri de hesaba katılmalıdır. Bunlar belli başlı örnekler ve elbette çoğaltmak mümkün. Bütün bunların ötesinde çocuğa ait aile ortamı ve sosyal çevrenin de durumu değerlendirmek ve yargılamakta yetersiz kaldığı, tutarsız davrandığı durumlarda dışardan profesyonel yardım aranması da çocuk adına yerinde bir çaba olacaktır.
Özetle, tek başına görülen mastürbasyon davranışı beklenen bir gelişim süreci ise de ilave zorluklar ve davranış problemleri varsa bir profesyonel yardımı gerekebilir ve bunun için de çocuğun bireysel özellikleri, aile ortamı ve sosyokültürel çevresi de göz önünde tutulmalıdır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:27
Sünnet ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar


Çocuğun sünnet olmasından önce anne ve babaların dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır.  Çünkü sünnet eğer uygun yaşta ve uygun koşullarda yapılmazsa çocuğun psikolojisi ve cinsel gelişimi olumsuz etkilenmektedir.

Sünnet nedir?

Müslümanlarda Peygamber'in yapılmasını istediği için sünnet olarak adlandırılan, çeşitli toplumlarda yaygın olarak uygulanan cerrahi bir girişimdir. Erkek çocuklarında penis glansını örten derinin belirli bir şekil ve ölçüde kesilmesi olarak uygulanır. Sünnet'in faydaları halen tartışmalı olmakla birlikte kesin olarak tespit edilmiş olanlar


• Sünnetli erkek çocuklarında idrar yolu iltihaplanması daha az gözlenir.
• Penis kanseri sadece sünnet olmayan erkeklerde gözlenir.
• Bulaşıcı hastalıklar sünnet olmayan erkeklerde daha sıktır.
• Kadınlarda rahim kanseri riskini azaltır.


Ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup tüm erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır. Aile için sünnet töreni yapılması zevkli ve gururlu bir olay, manevi bir mutluluk olarak kabul edilmektedir. Çocuk açısından ise sünnet, arkadaşları arasında statü kazanmak açısından önemli bir olaydır.


Ne zaman yapılmalı


Sünnet; çocuğun ruhsal yönden zarar görmemesi için ya iki yaşından önce ya da yedi yaşından sonra yapılmalıdır. 2-7 yaş arasında çocuğun cinsel organına yönelik bir uygulama iğdiş edilme korkusuyla önemli psikolojik zararlara yol açma tehlikesini taşır.


Yararları

Sünnet yapılan erkeklerde bazı enfeksiyon hastalıkları ve kanserler sünnet olmayanlara göre daha az ortaya çıkar. Sünnet olan bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riski 20 kat azalır. Çünkü sünnet derisinin altında mikrop birikimi olmaz. Toplumumuzda sünnet, erkek çocuğun büyüdüğünün, olgunlaştığının kanıtlanması biçiminde yorumlanmakta, ona armağanlar verilerek bu olay kutlanmaktadır. Bu da sünnet olmanın çocuğa getirdiği ikincil bir kazançtır.

Penis başını (glans) örten sünnet derisi yenidoğan döneminde yapışıktır (fizyolojik fimozis) ve bu normaldir. Erkek çocukların yaklaşık %80'inde 3-4 yaşına gelindiğinde bu deri sıyrılabilir. Bazı çocuklarda ise prepisyumun dar olması (fimozis) nedeniyle bu işlem gerçekleşemez. Bu durum idrar yaparken zorlanmaya, glans ile sünnet derisi arasında bakterilerin yerleşmesine ve enfeksiyon (balanit) gelişmesine neden olur. Bilindiği gibi idrar yolu enfeksiyonları da gerekli tedavi yapılmadığı ve altta yatan sebep düzeltilmediği taktirde böbreklerin zarar görmesine neden olabilir. Yapılan sayısız çalışma ile gösterildiği üzere sünnetsiz çocuklarda İYE (İdrar Yolu Enfeksiyonu) gelişme oranı sünnetli olanlara göre 10-20 kat daha fazladır.
Ayrıca ileri yaşlarda da sifiliz, bel soğukluğu, herpes,şankroid gibi cinsel hastalıklar sünnetsiz kişilerde daha sık görülür. Bu yararları nedeniyle bugün Avrupa ve Amerika'da da sünnet çok yaygınlaşmıştır. Hijyenik ve dini nedenlerden başka sünnet, bazı tıbbi zorunluluklar nedeniyle de yapılmaktadır. Bunlar; 3 yaştan sonra fimozisin devam etmesi, parafimozis ve balanitdir.

Sünnetin yararlarını özetlersek :
1.Lokal enfeksiyonların( balanit- postit) önlenmesi
2.Sünnet derisinin geriye çekilememesinden doğan sorunların ortadan kalkması
3.Cinsel ilişki ile geçen (veneryal) hastalıklardan korunma
4.İdrar yolu enfeksiyonlarından korunma
5.Kanser görülme sıklığında belirgin azalma (penis başı ve rahim ağzında)
6.Dini ve sosyal nedenler


Dikkat edilmesi gereken hususlar

Her çocuk yapılacak işlem hakkında bilgilendirilmeli ve bu işlemi kabul edip etmeme hakkına sahip olmalıdır. Sünnette önemli olan, çocuğa yapılacak cerrahi işlemin mümkün olduğunca psikolojik travma oluşturmadan, hijyenik şartlara uygun ve problemsiz yapılmasıdır. Günümüzde sünnet'in anatomik, fizyolojik, psikolojik açılardan bilgisi olmayan kişiler tarafından, uygun olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasının kabul edilebilir hiç bir gerekçesi olamaz. Sünnet ne kadar basit görülse de önemli bir cerrahi girişimdir. Bu nedenle sünnet yapılan yer ve aletlerde sterilizasyon, asepsi,antisepsi gibi tanımladığımız mikrop içermeyen ortam sağlanması zorunludur

İdeal olan; sünnetin ürologlar ya da çocuk cerrahları tarafından yapılmasıdır. Ancak pratik uygulamadaki zorluklar ve bazı toplumsal gerçekler dikkate alınarak, sünnet konusunda eğitim ve sertifika sahibi hekim ve sağlık memurları da sünnet yapabilir

Sakıncalı olduğu durumlar

Eğer çocukta hipospadias denilen idrar çıkış deliğinin penisin alt kısmına açılması durumu varsa, çocuğun cinsel organı çok küçükse ya da doğuştan başka bir bozukluk varsa, ileride yapılabilecek düzeltme ameliyatında sünnet derisi kullanılacağı için sünnet yapılmaması uygun olur.

İşin uzmanı olmayan kişilerce yapılan sünnetlerde oluşabilecek sorunları şu şekilde özetleyebiliriz.
• KANAMA: Normal veya kan hastalığı olan çocuklarda uygun olmayan tekniklerle yapılan sünnetlerde ya da sünnet sonrası travmayı takiben gözlenir. Normal çocuklarda ikinci bir cerrahi işlem yeterli iken, kan hastalığı olan çocuklarda bazen çok geç kalınabilinir.
• ŞEKİL BOZUKLUĞU: Uygun olmayan teknik ya da işin uzmanı olmayan kişilerin yaptığı sünnetlerde gözlenir. Şekil bozukluğu kabul edilebilir sınırlarda ya da aile ve çocuğu rahatsız etmeyecek düzeylerde ise adolesan çağına kadar beklenir. Adolesan çağı sonrası şekil bozukluğu azalmamış yada kaybolmamışsa tekrar sünnet gerekir.
• KALICI SAKATLIK: Aşırı doku kaybı yada koter ile aşırı yanık olmuş ise gözlenir. Çeşitli estetik ameliyatlarla kısmen düzeltilme yapılabilsede fonksiyon kayıpları düzelmez.
• KÖTÜ NEDBE DOKUSU: Yara uçları dikilmeyip kendi kendine iyleşmeye bırakılmış çocuklarda gözlenir.
• ENFEKSİYON, BULAŞICI SARILIK: Özellikle toplu sünnetlerde, asepsi, antisepsi kurallarını bilmeyen kişilerin yaptığı sünnetlerden sonra gözlenir.
• PEYGAMBER SÜNNETİ:İ drar deliğinin daha aşağıda olduğu çocukların sünnet yapılması ile bu çocukların ameliyat şansını kaybetmesi ya da çok daha ciddi bir kaç ameliyat olması gerekebilir.
• TAM PENİS KAYBI


Yukarıda görüldüğü gibi bu liste daha da uzayabilmektedir. Sünnet bir ameliyattır ve ameliyat gibi yapılmalıdır. Asla hafife alınmamalıdır, çünkü ürkütücü ve çocuğunuzun hayat boyu taşıyabileceği sorunlar oluşturabilmektedir. Sünnet evde, sokakta, düğün salonunda itiş kakış halinde yapılamaz. Önce çocuk, cerrahi girişim öncesi psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Çocuk ile iletişim kurulduktan sonra sünnet derisi özenle çıkarılıp, damarları bağlanıp, yara kendi kendine emilen dikişlerle kapatılmalıdır. Bu şekilde yara iyileşmesi sorunsuz ve daha hızlı olmaktadır. Toplumumuz son yıllarda özellikle medya ve iletişim araçlarının artması ile sünnetin ciddiyetini giderek kavramıştır. Bununla beraber bazı ailelerin, sünnet düğününü en güzel yerde ama esas önemli olması gereken cerrahi işlemi ehliyetsiz kişilerce uygun olmayan şartlarda yaptırılmasının kabul edilebilir bir gerekçesi olamaz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:28
Çocuk Korkuları

Birçok anne baba ve eğitimci, çocukların korkuları olduğunu bildikleri halde, çocukların bu korkuları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi değildirler. 

Korku çocukların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri doğal bir tepkidir. Korku bir nesneye, kişiye ya da bir olaya bağlıdır. Korkunun en önemli özelliği, korku veren uyaranın ani ve beklenmeyen bir durumda ortaya çıkmasıdır. Korkunun oluşumu, kişinin içinde bulunduğu çevrenin koşullarına, uyaranın şiddetine, geçmişteki yaşantılarına, o andaki fizyolojik ve psikolojik durumuna bağlıdır.


NEDENLER


Çocuk için yeni olan ve bilinmeyen her şey korku verir. 2-3 yaş çocukları yüksek seslerden, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesten, gök gürültüsünden korkarlar. 3-4 yaşlarında bu korkulara annenin desteğini kaybetme, yalnızlık, yangın, kaza vb. olaylardan korkma eklenir. Bu yaş çocuğu için somut olayların yanı sıra hayal edilen şeyler de korku kaynağı olmaya başlar. Bunun nedeni çocuğun gelişmekte olan hayal gücüdür. Bu nedenle zeki ve üstün yetenekli olan çocukların korkuları daha çok ve çeşitlidir. 4 yaş civarında çocuğun korkularında yavaş yavaş azalma görülür.

5-6 yaşlarındaki bir çocuk masalların etkisi ile imgeleme dayanan nesnelerden korkar. Bu yaş çocuğunun çevre ile etkileşimi ve deneyimi artmıştır. Böylece tehlikeli olayları, durumları ve toplumun değer yargılarını öğrenmiştir. Hangi davranışlarının başkaları tarafından kabul edilmeyeceğini ya da onaylanmayacağını tahmin edebilir. Bu nedenle çocuk zaman zaman davranışlarının başkaları tarafından beğenilmeyeceği korkusunu taşır. 6 yaşta korkularda tekrar artma görülür.

Çocuk korkusunu ağlayarak, annesine sarılarak, bir yetişkinle birlikte bulunmak isteyerek, eşyaların arkasına saklanarak ya da sözel olarak açıkça belirtebilir. Çoğu kez iştahsızlık, uykusuzluk, gruba katılmak istememe, inatçılık, içe kapanma vb. davranışların altında yatan temel neden korkudur. Korku anında yüz sararır, nabız ve kalp atışları hızlanır, mide kasılır, kusma olabilir. Bazı çocuklar ise konuşurken kekelemeye başlarlar.

Çocuk korkuyu anne-babasını örnek alarak öğrenebilir. Annesinin köpekten korktuğunu gören çocuk, annesi gibi köpekten korkmaya başlar. Ayrıca çocuğa anlatılan korkulu masallar, eğitimde korkunun etkin bir araç olarak kullanılması, çocuğun aşırı derecede korunması, çocuğun geçirmiş olduğu kaza, deprem, sel, kavga, yaralanma, ölüm vb. yaşantılar da çocukta korku başlatabilir ya da mevcut korkuların uzamasına neden olur.


ÖNERİLER

Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır.
Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir.
Çocuğa "Aman düşersin!", "Sen tek başına karşıya geçemezsin" vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır
Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır.
Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
Korkuyu hafifletmek amacıyla "Erkek adam hiç korkar mı?", "Sen artık kocaman oldun" gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
KORKU ASLA BİR DİSİPLİN ARACI OLARAK KULLANILMAMALIDIR!


Korku çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğu rahatsız eder. Anne-babanın alacağı eğitsel önlemlerle çocukluk korkularının azalması beklenir. Ancak anne-baba ve öğretmenin hatalı yaklaşım ve davranışları çocukluk korkularının ergenlik hatta yetişkinlik dönemine kadar uzamasına neden olabilir. Korku çocuğun yaşamını engelleyecek düzeyde ise davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Bu durum uzman tedavisi gerektirir.

Çocuk Korkularını Önemseyin!

Korku, küçük yaşlarda yenilmediği zaman çocukta, zeka geriliği, aşırı sinir, hiperaktiflik veya içine kapanıklık (otistik), uyumsuzluk ve hassasiyet gibi tehlikeli rahatsızlıklar başlayabiliyor.


Korkuyu besleyici davranışlardan kaçının
Uzmanlar, aileleri, korkularından dolayı çocuklarını ayıplamaktan kaçınılması ve korkunun üzerine ‘çivi çiviyi söker' yaklaşımıyla gidilmemesi konusunda uyarıyor. Çocuklarda korkunun, bebeklik döneminden başlayıp 4 yaşında doruğa ulaştığını belirtilerek ‘erkek çocuk korkar mı, koskoca adam olacaksın' gibi sözlerin korkuyu beslediğine dikkat çekildi.


Bebeklik dönemine dikkat
Uzmanlar, çocuğun bebeklik döneminde her şeyin ürküntü verici olduğunu dile getirerek, alışılmamış bir nesne, yabancı bir yüz, yanına getirilen bir bebek, acıkma, susama veya altının ıslanması gibi nedenlerin çocukta korku duygusunu geliştirdiğini kaydetti.


Korkularla alay etmeyin
Uzmanlar, şu önerilerde bulunuyor; 'Aileler ve eğitimciler, çocuğun korku tepkileri karşısında sert tepki göstermekten uzak durmaları gerekir. Genellikle korku duygusu ortaya çıktığında ailelerin ‘erkek çocuk korkar mı, koskoca adam olacaksın' gibi sözleri, korkuyu azaltmaz, aksine besler. Korkularından dolayı çocuğu ayıplamaktan, utandırmaktan kaçınılmalı, korkularla alay edilmemelidir. Korkunun üzerine gitmekten mutlaka kaçınılmalıdır. Ev içinde korkutucu bir nitelik, araç veya gereç olup olmadığı iyice araştırılmalı, çocuk eğer oyundan ve arkadaştan yoksun ise bunlara olanak yaratılmalıdır. Aşırı kollayıcı tutkuları gevşetmek, çocuğun kendi işini kendisinin görmesine katkı sağlanmalı. ‘Çivi çiviyi söker' mantığıyla harekete geçip korkuları bastırmaya, bir korkuyu başka bir korkuyla yenmeye çalışılmamalıdır. Karanlıktan korkan bir çocuğu, karanlık odaya sokmaya kalkılmamalı, karanlık odaya birlikte girilmelidir. Köpekten korkan bir çocuğa, çoban köpeği okşatmak korkuyu artırır, ama işe yavru bir köpekle başlarsanız, çocuktaki korku duygusunu en başından yenmiş olursunuz



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:29
Çocuk Ve Okul

 Okula başlama çocukları ve aileleri bekleyen en önemli adımlardır.  Bu adıma ilişkin sorunlar genelde okul başladıkları ilk haftalarda çıkar.

Çocuklar psikososyal ve zihinsel gelişimleri sırasında karşılaştıkları zorluklarda bulundukları gelişim dönemine uygun olarak farklı tepkiler vermektedirler. Kreşe başlama, öğretmen değişikliği, yakın çevreden sevilen birinin hastalığı ya da kaybı, anne baba tartışması ve kardeş doğumu gibi yaşam olayları karşısında zorlanmakta, belirli bir uyum süreci yaşamaktadırlar.

Çocuklar olumlu ya da böylesi olumsuz duygularını sözelleştirebilmeyi ancak ilkokula başladıkları dönemde, daha belirgin olarak ise 9-10 yaşlarından sonra kazanmaktadırlar. Başkalarının ne hissettiklerini ise daha da sonraki gelişim dönemlerinde öğrenmektedirler. Duyguların sözle ifade edilemediği dönemlerde yaşanan kaygı bedensel tepkilerle belirtilmektedir. Kreşe ya da okula başlamada zorlanan çocukların karın ağrıları olmakta, uyku, iştah ya da davranışları ile ilgili tepkiler görülmektedir. Burada "zorlanıyorum" ya da "alışamadım" olarak anlatılmak istenen "karnım ağrıyor", "başım ağrıyor" ya da midem bulanıyor" gibi bedensel yakınmalarla anlatılmaya çalışılır. Bu yakınmaların ne kadar zorlanmaya bağlı ruhsal tepkiler olduğu ya da bir bedensel hastalığın belirtisi olup olmadığı sorularının yanıtı anne baba için hiç de kolay olmamaktadır. Sıklıkla bir çocuk doktoruna başvurularak bedensel hastalığa ilişkin kanıtlar aranmakta, çoğu zaman da uzun süreli ayrıntılı incelemelere gerek duyulmaktadır. Çünkü bu dönemde çocuğun beden ısısı yükselebilmekte, halsizlik, bitkinlik ve iştahsızlık olabilmekte ve gerçekten acı çekmektedir.

Bu karmaşık etkileşim örüntüsü göz önüne alındığında, çocuk ve ergenlerde psikososyal ve duygusal etkenlerin sıklıkla bedensel yakınmalara neden olduğu ortaya çıkacaktır.

Okula başlama çocukları ve aileleri bekleyen önemli adımlardandır. Daha önceden kreş ya da anaokulu gibi okul öncesi kurumlara gitmeyen çocuklarda bu adım daha da zor olabilmektedir. Yeni bir ortam, bilinmedik birçok kural ve bunlara alışmak. Bu ilk adıma ilişkin sorunlar okulun başladığı ilk haftalarda ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler okula anne babaları ile gelmekte, sınıflarda küçük sıralarda öğrencilerin yanında anne babaları da sığmaya çalışarak oturmaktadır. Haftalar içinde bu sırayı dolduran davetsiz konuklar birer ikişer azalır, ancak bazı sınıflarda derslere düzenli devam eden anne babalar kalmaktadır. Okul korkusu ya da anne babadan ayrılma zorluğu olarak tanımlayabileceğimiz bu durum ders başarını etkileyen ilk sorunlardandır. Öğrenci, anne-baba ve öğretmenin birlikte çalışması ile bu sorun giderek azalmakta, çocuk ya da genç yaşıtları gibi uyum sağlayabilmektedir.

Ayrılma kaygısı ya da okul reddi olarak tanımlanan bu durum anne baba tutumları, çocuk ve öğretmenin özellikleri gibi durumlardan kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuğun tüm gereksinimlerini karşılayan, aşırı kaygılı, onun bağımsızlığını desteklemeyen anne-baba tutumlarında okula gitme gibi bir ayrılık hem ebeveynde hem de çocukta kaygı doğurmaktadır. Aşırı koruyan, aşırı kontrolcü ebeveyn çocuğun ayrılığında kaygı duyacaktır. Onun tek başına bir şeyler yapamayacağını, sağlığı açısından sorun oluşturacağını ya da kendi kontrolü dışına çıkacak, yaptıklarını denetleyemeyecek duygusu yaşamaktadır. Çocuklar ise daha önce ayrılma ya da ebeveyne bağlanma ile ilgili özellikler gösteren, duygusal açıdan bulunduğu yaştan daha küçük yaşta tepki veren bireylerdir. Anne baba ile yatan ya da ayrı yatamayan, ağlama, tutturma gibi hemen tepki veren, genelde ev dışında vakit geçirmeyi sevmeyen çocuklardır.

Okul ile ilgili hayali ya da gerçek kaygılar olabilir. Okula gidiş yolundaki tehlikeler (trafik, çevrenin kalabalık ya da ıssız oluşu vb.). Okula uyum sürecindeki öğretmenin tahammülsüz ve/veya ceza ile eğitici tutumu, anne-babadan habersiz ani ayrılma, sınıfa yaklaşınca anne babanın bırakıp kaçması, söz verilen saatte almama, bu süreçte çocuğun yalnız kalması gibi nedenler de etkili olmaktadır.

Okula başlama dönemindeki çocukların yaklaşık % 5 kadarında bu durum profesyonel desteği gerektirecek yoğunlukta olmaktadır. 18 yaşına kadar okula gitme ve aileden ayrılma ile ilgili zorluklar görülebilmekte, genelde 13 yaşından sonra belirtiler ve yakınmalar değişebilmektedir.

Okula gitmek istememe ve okuldan kaçma bu durum dışında; davranış sorunları olan çocuklarda, kaygılı çocuklarda, travma sonrası (örn; deprem) kaygı bozukluğu olan çocuklarda, depresyonu ya da psikoz olarak belirtilen belirgin ruhsal bozukluğu olan çocuklarda da görülmektedir. Ancak bu hastaların diğer belirtileri ile ayrım yapılabilir.

Okul korkusu ya da ayrılma ile ilgili kaygısı olan çocukların önceden ayrılığa, bağımsızlığa alıştırılması, böyle bir sorun varsa anne-baba, çocuk ve okul işbirliği ile çocuğun desteklenmesi gerekmektedir. Çocuğun bu ayrılığa yavaş yavaş alıştırılması (anne ya da babanın sınıfta, sonra koridorda, sonra bahçede ve daha sonra çocuğu evde beklemesi gibi) çocuğa güvence verilmesi ve bu güvencelerin yerine getirilmesi (seni bahçede bekleyeceğim-diyerek belirlenen zamana kadar bahçede bekleme gibi), bu süre içinde çocuğun sergilediği zorlukların bedensel bir nedenle oluşup oluşmadığının araştırılması, kısa süreli ve yaygın değilse bu belirtilerin fazla dikkate alınmaması (uyku, iştah, davranış gibi tüm alanlara yayılan bir bozulma, sadece okul saati öncesinde değil tüm gün olan kaygı, neşesinin giderek azalması gibi) gerekir.

Eğer anne-baba ve öğretmenin çabası yetersizse, belirtiler azalacağı yerde giderek artıyor veya yayılıyorsa, çocuk ve ergen psikiyatri uzmanından değerlendirme ve yardım istenmelidir. Sonuçta anne baba ve çocuğun bu uyum sürecine uzman desteği eklenecek, gerekirse çocuğun kaygısı güvenilir ilaçlarla azaltılacaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:29
Okul Korkusu

 Okul fobisi, çocukların okuldan korktuğu bir tür ayrılma anksiyetesidir. Okula gitmeyi reddedebilir ya da ana-baba figürlerinden ayrılınca ortaya çıkan boğucu anksiyete nedeniyle büyük güçlükler çekerek okula katlanabilirler.

Çocuk birdenbire, birgün okula gitmek istemez; zorlamalar karşısında anksiyete duyar; panik içine girer, midesi bulanır, kusar, ağlar, gitmemekte direnir. Bazıları zorlamalara dayanamayıp yola çıkar, yarı yoldan döner, ya sınıftan çıkar eve gelir. Başlangıç bazen sinsidir. Ön belirtiler günlerce sürebilir. Çocuk neşesizdir, uykuya dalmakta güçlük çeker. İştahı kesilir, ödevlere karşı ilgisi azalır. Her sabah somatik bir belirti ile uyanır. Başı, karnı ağrır, midesi bulanır. Bir gün okula gitmeyeceğini bildirir. Neden olarak, öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazıları da tanımlayamadıkları bir korkudan söz ederler. Çoğu zaman evde rahattırlar. Şiddetli vakalarda evde de huzursuz olabilirler. Aile bireyini (genellikle anne) bir yere bırakmaz, peşinden dolaşırlar.

Her yeni durumun uyum sorunu yaşatıyor olması normaldir. Anneden ayrılık deneyimini ilk defa anaokulu döneminde yaşayan çocuklar, bu dönemde okulun içine girmeye ikna olmakta zorlanırlar ve tedirgin olurlar. Normal gelişim gösteren bir çocukta bu durum kabul edilebilir ancak sorun okula başlamakla ilgili değildir. Anne ve çocuk arasındaki bağımlı ilişkide; annenin çocuğun bireyselleşmesine izin vermemesi, bir bakıma annenin de çocuğa bağımlı olması, ev içinde baskılı-kaygılı ortamların olması, yeni bir kardeşin gelmesi, çocuğun bu süreci henüz anlayamamış olması, anne ve babanın çok kaygılı kişiler olmaları, aile içinde bir yakının kaybı ve hastalıklar gibi birçok faktör de etkili olabilmektedir. Çocuğun okula başlamadan önceki dönemde arkadaş deneyimlerinin niteliği, duygularını ve düşüncelerini anlatmada desteklenmiş olması bu dönemdeki zorlukları atlatmada önemli deneyimler oluşturmaktadır.

Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşları ile oyunu reddeden, anne ile ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşaması beklenilebilmektedir. Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir.

Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilir ayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler. Okulun öğrenme eyleminin dışında çocuğa keyifli gelebilecek yönlerinin de anlatılması faydalı olabilir. Çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar olarak, anne-babalara genel olarak, çocuğun bireysel becerilerini geliştirmesini, kendi başına giyinip soyunabilmesini, yardımsız yemek yeme gibi becerileri kazanmış olmasını öneriyoruz. Ayrıca her anne baba, çocuğunu her dönemde etkin bir şekilde dinlemeli ve kaygılarının olabileceğini kabul etmelidir.

Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamaktan kaçınılmalıdır. Ona bu durumun bir çok çocukta görüldüğü, tedavi edilebileceği anlatılır. Onun güvenini kazandıktan sonra her ne şekilde olursa olsun okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya, derslerden geri kalma korkusunun ekleneceği söylenir. Okula ailesinden birisi ile gitmesi, çıkışa kadar onunla beraber okulda kalması istenir (Bu kişi daha az bağımlı olduğu bir aile bireyi olabilir). Bunun için okulda işbirliği sağlanmalıdır. Bir yandan da çocuğun bireysel tedavisi, davranış ve oyun tedavisi ile sürdürülür.

Aile tedavisi ailede kronik anksiyete, bağlılık, bağımlılık konuları ele alınır. Yaş ne kadar küçükse tedaviye yanıt o kadar iyidir ve kısa sürede çocuk okula döner. Stresle ilgili yinelemeler olabilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:30
Çocuklarda Anksiyete (Endişe)

Çevremizde tehlikeli birşeyler olduğunda ilk tepkimiz endişelenmek olur. Hoşa gitmeyen bir durum olduğunda bununla başa çıkmamızı sağlayan bir rol oynar.


Aşağıda yaşamın ilk yıllarındaki endişe kaynakları ve çocuklukta endişenin ortaya çıkışıyla ilgili bilgiler bulacaksınız.


Yapılan araştırmalar bebeğin anne karnındayken üzgün, mutlu ve korku ifadeleri sergilediğini bulmuşlardır. Bebekler doğar doğmaz annenin sesini, kokusunu tanır ve tercih eder. Bu durum, bebeğin ihtiyaçlarını düzenlemesi için, anneyi bir partner olarak kabul etmesine yardım eder. Bebekte endişeye yol açan öğeler daha çok temel ihtiyaçları ile ilgilidir (doyurulmak, kucaklanmak, öpülmek, altının değiştirilmesi..). Anne bu ihtiyaçları düzenli olarak karşılayabildiğinde stres faktörleri elemine edilmiş olur. Ancak ihtiyaçlar karşılanmazsa ilk endişeler ortaya çıkmaya başlar. Bebek çevreye karşı güvenini kaybeder. 12 aylık bir bebeğin ilişkilerinde bir hiyerarşi vardır; anne, baba, bakıcı, büyükanne ve büyükbaba. Onlardan ayrıldığında protesto ve direnç ortaya çıkar. Ayrılık endişesi 18 ayda en üst düzeydedir. Çocuk büyük bir paradoks yaşar. Bir yandan anneden uzaklaşıp çevreyi keşfetmek ister bir yandan da annesinin yanında olmak ister. Ondan hem yardım ister hem istemez. Gerçekte beklediği, uzaklaşıp keşfetmek istediğinde izin verilmesi ama dönüp yardım istediğinde de anneyi yanında görebilmesidir. Bu sağlanamazsa endişe duyabilir.
Büyüyen çocuk doğru ve yanlış davranışları farketmeye başlar.Yaptığı bir hareketten dolayı anne babasının ona kızmasıyla onların sevgisini kaybettiğini düşünür. Onun için, ebeveynin kızması bunun bir kanıtıdır. Bilişsel sınırlılıkları vardır. Kızgınlığı sevgi kaybı gibi görüp endişeye düşebilirler. Bu nedenle kızgınlık sonrası duyguları konuşmak ve sadece davranışa kızıldığını ifade etmek çok önemlidir.


Yaşamın ikinci yılında tuvalet eğitimi endişeye neden olabilir. Baskılı eğitim çocuk için önemli bir endişe kaynağıdır. Yine bu dönemde cinsiyet farklılıkları endişeye yol açabilir. Farkındalık 15 ay civarı gelişir ve iki yaş civarı artar.


Çocuğun sahip olduğu ya da diğer cinsiyete göre sahip olamadığı şey onda endişe yaratabilir.

Ayrıca,

Ebeveynden sık ve uzun süreler ayrı kalmak,
Ebeveynin, çocuğu kontrol etmek adına kullandığı şu tip sözcükler; ‘Eğer sözümü dinlemezsen seni terk edeceğim', ‘Seni sevmiyorum',
Çocuğu eleştiren ifadeler; ‘Sen çok inatçısın, kötüsün, aptalsın, beceriksizsin',
Çocuğun yaptığı bir şeyle ebeveynine zarar verdiğini düşünmesine yol açan ifadeler; ‘Sen beni öldüreceksin', ‘Bana kalp krizi geçirteceksin'
Dayak gibi fiziksel cezalar,
Ebeveynin çocuğun güvenliği ile aşırı ilgilenmesi. Onun daha dikkatli olmasını sağlamak için sürekli uyarması; ‘Düşeceksin, yaralanacaksın' gibi,
Aşırı endişe ebeveynden çocuğa geçebilir ve çocuk dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılayabilir. Çocuk içinden gelen keşfetme dürtüsüyle ebeveynden gelen mesaj arasında çelişkiye düşer,
Ebeveynin çocuğun bilişsel kapasitesiyle aşırı il gilenmesi.Çocuğun bilgisini test etmek, sürekli bir şeyler öğretmeye çalışmak çocukta performansı ile ilgili endişe yaratabilir,
Ebeveynin çocuğun iç dünyası ve duygularına aşırı dikkat etmesi. Çocuğun ne hissettiğini, duygularını anlamaya çalışması. Bu durumda çocuk sahip olduğu negatif hislerden dolayı endişe duyabilir. Şunu düşünebilir; ‘Ben üzgün, mutsuz olduğumda ailemde mutsuz oluyor. Benden beklenen hep mutlu olmam'



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:38
Çocuklarda OuchDepresyonOuch

Yetiskinlerde oldugu gibi cocuklarda da, yasantilarinda herhangi bir stresor uzun sureli etki yaptiginda, cocuk davranisinda gerileme ve yavaslama goze carpacaktir. Ancak yetiskin ve cocuk depresyonlari arasinda onemli farkliliklar vardir. En goze carpan farkiiliklardan biriside sudur ki; cocuklardaki tespitlerde, depresif devre tektir. Oysa yetiskinle siklikla birden fazla depresif devre gecirmektedirler.

Asagidaki listede bebeklik cocukluk ve adolesan donemi depresyonlarina iliskin belrtiler verilmistir.BU belirtiler en az 6 ay devam ediyorsa depresyon baslamis demektir.

Bebeklik Donemi

1- konusuldugunda ya da dokunuldugunda tepki vermeme
2- aglamama' gulmeme
3- oyun oynamada isteksizlik
4- uyku ve yemek problemleri
5- sindirim sistemi problemleri
6- sese ve dokunmaya duyarlilik
7- yerinde duramama

Cocukluk Donemi

1- olumsuz dusunme ve surekli sikayet etme
2- kronik ic sikintisi
3- kolayca incinme ve aglama
4- dusuk benlik algisi
5- uyku ve yemek problemleri
6- yavas konusma ve hareketlerde yavaslik
7- kabizlik, ishal, tepkisellik
8- kronik uzuntu ve korku
9- bas agrisi, mide agrisi, kol ve bacak agrilari gib fiziksel sikayetler
10- intihar dusunceleri ve denemeleri

Adolesan Donemi

1- kalici mutsuzluk, olumsuzluk, sinirlilik
2- dusuk benlik saygisi,
3- bas donmesi, bas ve mide agrilari, sindirim sistemi sikayetleri gibi fiziksel yakinmalar
4- kontrol edilemeyen ofke patlamalari
5- asiri kendini elestirme, gereksiz sucluluk duygulari
6- intihar dusuncesi ve denemeleri
7- konsantrasyon, dogru dusunme, hatirlama ve karar verme yoklugu
8- yavslamis konusma ve hareket
9- ilgi ve gunluk aktivitelerde gerileme
10- kronik uzuntu ve korku
11- konusmalarda edebiyatta ve cizimlerde olum faktorunun yer almasi

Major depresyon tanisi icin yukarda sayilan belirtilerden en az 5 tanesinin son iki hafta ve daha uzun suredir var olmasi gerekmektedir.

Distimi ise depresyonun bir baska cesidi olup, yukarda tanimlanan maddelerin en az bir sene cocukta belirgin bir sekilde var olmasini gerektirir.

Çocuklarda Depresif Düşünce Biçimleri

Bilişsel psikologlar yaşantılara yüklenen anlamları önemserler. Dolayısıyla olaylara verilen anlamlar yüklenen değerler depresyonu oluşturur, geliştirir veya tetikler.

Bilişsel psikolog Aaron Beck, mantıksız düşünce biçimlerine dikkat çekmiştir.
Bunlar :
· keyfi cıkarsama : çocugunuz sınıfın en basarısız ögrencisi oldugunu söyler.
· Seçilmiş özetleme : cocugunuz okuldan nefret eder çünkü cok arkadası yoktur.
· Aşırı genelleme : çocugunuz kimsenin onun sevmediğini söyler çünkü okul takımında başarılı olamamıştır.
· Aşırı büyütme ve aşırı küçültme : çocugunuz kazanmış olduğu sınava değil başarısız olduğu sınava odaklanmıştır. Kötümserlik söz konusudur.
· Kişiselleştirme : çocugunuz basarısız oldugu işleri kendi sucu gibi algılar.
· Ya hep ya hiç tarzı düşünme : olayları değerlendirirken siyah ve beyaz olarak ele alır.

Ya mutludur ya mutsuz , ya basarılıdır ya basarısız ,ya sevilir ya sevilmez. İçe kapanan, gunluk işlevleri yavaslayan, dikkat sorunu olan, kendini olumsuz degerlendirme eğiliminde olan cocuklarınızla kuracagınız iletisimde yukarda belirtilen dusunce bicimlerinin olup olmadıgını tespit etmelisiniz.
Uzmanlar belirlenmis olumsuz düsüncelerin yerine daha olumlu dusunceler olusturulabilecegini ifade ederler.

Bunun icinde aileler cocuklarına ornek olmalı yeni dusunce bicimleri olusturmada onlara yardımcı olmalıdırlar. Cunku cocuklar depresyon surecine ailelerini ornek alarak ta girebilirler.

 



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:39
Çocuklarda Panik Atak

Panik atak kaygının endişenin motor ve fiziksel faaliyetlere yansımış şeklidir. Düşünce biçimleri tarafından harekete geçirilen kaygı aniden beliren bir takım fiziksel şikayetlerle kendini gösterir.

Dolayısıyla panik atak birden beliren şikayetler ile kaygının diğer şekillerden farklıdır. Cocuklar da da gözlenebile panik atak şikayetleri yetişkinlerle aynıdır. Ancak aynı depresyonda olduğu gibi bu tanı öncesinde de çocugun bu şikayetleri ebeveynlerinden gözlemleyerek ögrenip ögrenmedigini sorgulamak gerekir. Belirtiler:

· hızlı nefes alıp verme
· terleme
· nefes darlıgı
· tıkanma hissi
· titremek ve ya sallanmak
· göguste sıkısma veya agrı
· mide bulantısı
· gercek dısı dusunceler veya kısılk dagılması
· kontrolu kaybetme korkusu
· olum korkusu soguk veya sıcak basması

bu sikayetlere ek olarak ,

· yogunlasan atakların kalıcı olacagını dusunme
· kontrolumu kaybedecegım , cıldıracagım dusuncelerinden kaynaklanan yogun endise duyguları
· ataklarla ilgili davranıslarda anlamlı degismeler

Cocuklar bu atakları yasaa korkusu yüzünden okula gıtmek ve dıs mekanlara cıkmak istemezler, evde kalmayı tercih ederler. Dolayısıyla okul korkularının ardında bu tip sikayetlerin olup olmadıgı degerlendirilmelidir.

Bu sikayetlere sahip olan cocukların en kısa zamanda cocuk psikiyatristine goturulmeleri gerekir. Uzman aileyle beraber sikayetlerle nasıl baş edilebilecegini arastırır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:40
Çocuklarda ve Gençlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk


"Kardeşime istemeden ya bir zarar verirsem... O yüzden ondan uzak durmaya çalışıyorum.

"Zarar görebilirim"
O pantolonu giydiğimde beni eşcinsel sanırlar diye korkuyorum." ( 16 yaşında, genç erkek)

Yeterince temiz mi?
"Birisiyle tokalaştığımda, elimin mikroplandığı düşüncesinden sonra aklım fikrim elimi yıkamakta; saatlerce elimi yıkıyorum temizlendiğine inanıncaya kadar." (14 yaşında)

Kendine göre bir düzenlilik
Küçük kız evde herkesin oturacağı yeri belirleyip, başka yerlere oturulduğunda, eşyaları yerlere fırlatıyor, kafasını duvarlara vurmaya başlıyor. (4 yaşında)

Evden çıkarken belli bir düzende eşyalara dokunup, evdekilerin elini öpüyor. Düzende en ufak bir aksama hissi geldiğinde sil baştan... Evden çıkmak saatler aldığı için okula hep geç kalıyor. (11 yaşında)

Babasının eve kaçta geleceğini tekrar tekrar soran çocuk: "Biliyorum, anladım, ama sormazsam sanki babamın gelmesi mümkün olmazmış gibi geliyor."
Her şey eksiksiz olmalı

Bu düşünlerin yarattığı baskılar çocuğu, genci şaşırtır. Bu düşüncelerini kimseyle paylaşmaz ve bunları anlatmaması gerektiğini düşünür ve gün geçtikçe bunalır.


"Ya bu düşünceler gerçek olursa? Kontrolü kaybedersem?"

"Bir tek ben böyle düşünüyor ve bir tek ben böyle hissediyorum."

"Bu düşüncelere dayanamayacağım..."

Çocuklukta en sık görülen obsesyonlarKirlenme / bulaşma korkusu,
Kendine / sevilene, zarar gelme/zarar verme korkusu
Çocuklukta en sık görülen kompülsiyonlarYıkanma
Tekrar tekrar yapma, kontrol etme


Anne-baba neler yapabilir?

Ailenin davranışları kadar, çocuğuna kan yoluyla aktardığı genetik etkiler mühimdir. Ailede benzer sorunları yaşamış kişilerde olması muhtemeldir. OKB'ye sebep olmasalar bile, anne-babanın problemi hafifletmeye yarayabilecek tutumları olabilir. Anne-baba kompülsif davranışlara katılmamalıdır. Çocuğun mikrop kapma endişesi yüzünden eve misafir çağırmamak, çocuğun eşyalarının anlamsız bir sayı kadar yıkamak, bitmek bilmez onaylama isteklerini karşılamak ya da çocuğun aynı sorusuna defalarca cevap vermek gibi "yardım"lardan kaçınmalıdırlar.


Anne-baba çocuğun kompülsif davranışlarına karşı koymaya çalıştıklarında çocuğun korku ya da rahatsızlık duyduğunu görüp, mücadeleden vazgeçebilirler. Çocuk davranışlarıyla aile yaşantısını kontrol edebildikçe, davranışları daha da artar ve durum kötüleşir.
Anne-baba çocuğun kompülsif davranışlarının kontrolünü tedavi programının bir parçası olarak yaptıklarında, çocuğa geçici bir rahatsızlık verirken, sorunun kontrol altına alınmasına yardımcı olabilirler.
Tedavi, ilaçlar ve psikoterapiden oluşur Sonuç olarakObsesif-kompülsif davranışlar çocuklarda ve gençlerde yaygın olarak bulunurlar. Sıkıntı ve gerginlik yaratan, güvenlik duygusunu azaltan her durumda ortaya çıkabilirler. Çocuklarda, ayrılık veya ayrılık ihtimali taşıyan her değişiklik bu durumların başında gelir.

Obsesif-kompülsif düşünce ve davranış gereksiz, yersiz, engelleyici ve rahatsız edici biçimde ortaya çıktığında, tedavi gerektiren bir bozukluk olarak görülür. Öyledir. Sıkıntılı durumlarda, sıkıntı ile orantısız düzeyde ortaya çıkıp, sıkıntı yaratan durum geçse bile devam ederler.


Obsesif-kompülsif bozukluk çocuğun hayatını ve sağlıklı gelişimini etkileyen, tanısı gözden kaçan ve tedavisi mümkün bir durumdur



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:40
Okul Öncesi Dönem Çocuğunun Özellikleri

Okul öncesi dönemi çocuğun yaşamında gelişim hızının yüksek olduğu ve çocuğun kişiliğinin biçimlendiği en önemli dönemdir. Okul öncesi  dönem çocuğun kişiliğinin temel yapısının oluşması açısından ayrı bir yere sahiptir. Çocuğun yaşamındaki insanlar arası ilişkilerin düzeyi, tepkileri, düşünceleri, duyguları, korkuları, alışkanlıkları, olaylar karşısındaki tutumu, iyi veya kötü huylar edinmesi bu dönemde belirlenmektedir.

Çocukların gelişimlerini desteklemek amacı ile uzman ekibimiz tarafından mesleki teknikler kullanarak çocuğa ve aileye yönelik psiko-sosyal destekli çalışmalar yapılmaktadır.

*Kendi adına düşünebilmek ve karar verebilmek,
*Kendine karşı gerçekçi bir güven duygusu içinde olmak,
*Olumlu bir benlik değerini geliştirmiş olmak ve kendini sevmek,
*Gerçekçi bir çevre algısına sahip olmak (Örnek: Çevreyi düşmanca algılamamak),
*İletişim kurma ve geliştirme becerilerine sahip olmak,
*İstek ve ihtiyaçlarını uygun bir yer ve zamana kadar erteleyebilmek,
*Hataları ile yüzleşmekten kaçınmamak,
*Ben merkezci duygu, düşünce, davranış biçimini aşmak (Örnek: Sadece kendi isteklerini gerçekleştirme doğrultusunda davranmamak),
*Anlık ve tepkisel davranmak yerine duygu ve düşüncelerini muhakeme becerisini kullanarak ifade etmek,
*Sosyalleşme ile ilgili donanmış olmak (Örnek: Sıra kavramı, paylaşma v.s. ),
*Yaşına uygun sorumlulukları alabilmek.


Çocuklarımızın bu özellikleri kazanıp gelecekte sağlıklı bireyler olabilmeleri için onlarla etkili bir iletişim kurmalı ve onların fiziksel, ruhsal ve zihinsel gereksinimleri karşılanmalıdır. Bu açıdan okul öncesi eğitim olanaklarından yararlanıp, çocuklarımıza nitelikli ve yeterli zaman ayırabilir, sevgimizle onlara güven kazandırabiliriz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:42
Çocuk Sağlığına Oyunun Katkısı

 


Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar

Oyun, çocuğun fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar. Çocuk oyun sırasında kendisini ve çevresiyle ilgili bilgileri ifade etme olanağı bulur.

Oyun, çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, işbirliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir. Ayrıca girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur. Bunların yanı sıra, oyun sırasında çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır.

Çocuğun benlik gelişiminde ve sosyalizasyonunda oyun etkili bir gelişimsel süreçtir.

Oyun, çocuğun dikkatinin yoğunlaştırılması ve bunun sürdürülmesine olanak sağlar. Oyun sırasında dikkatini bir noktaya toplama deneyimleri yapan çocuk bunu günlük yaşantısına da aktaracaktır.

Oyun oynayan çocuk, zaman ve mekan kavramlarına ait bilgileri çok doğal bir ortam içinde öğrenir. Grup oyunlarında bekleme, devam etme, başlama, bitirme, gibi durumlar zaman kavramının yaşam içinde özümlenmesini sağlar. Ayrıca, bahçede, sınıfta değişik köşelerde yapılan etkinlikler de mekan kavramının gelişimini destekleyici niteliktedir. Bunların yanı sıra, çocuk oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanarak, renkleri birbirine karıştırarak, nesneleri bir kaba doldurup boşaltarak materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinir.

Oyun Tercihini Etkileyen Faktörler


Oyun gelişimini etkileyen faktörler( yaş, sosyoekonomik düzey) aynı zamanda oyun tercihini de etkilemektedir. Bunlardan başka çevre düzenlemesi, materyal seçimi, eğitimcinin fonksiyonu, çocuğun oyun tercihini etkileyen diğer faktörlerdir.

Çevre Düzenlemesi ve Materyal Seçimi
Oyun, doğal, planlanmamış ve açıkça yapılandırılmamış etkinliklerse de, oyun aracılığıyla rastlantısal ve planlanmış öğrenmenin oluşması için, çocuğun yararlanabileceği şekilde çevrenin organizasyonu ve uygun materyal seçimi içeren bir hazırlığın yapılması gereklidir.

Oyun ortamı çocuğun güven duyabileceği ve kolayca maniple edebileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuğun yetenekleri ilgileri ve gelişim düzeyi doğrultusunda, fizik ve zihin gücünü geliştirebilecek bir düzenleme yapılmalıdır. Çocuğun kapasitesi gözönünde bulundurularak ne aşırı uyarıcı yüklü, ne de potansiyelini kullanabileceğinden az uyarıcılı olmalıdır.

2.Çocuğa Ait Özellikler
Çocuklar, kendi kendilerine oynarken ya da arkadaşlarıyla oynarken, YAŞ ve CİNSİYET' leriyle ilişkili olarak, zihin, fizik özelliklerine göre oyuncak seçerler. Çocuklar cinsel kimliklerinin bilincine vardıkları dört yaşından itibaren cinsiyet tipli oyuncakları seçerler.

Oyun gelişimini etkileyen faktörler;

1 - Yaş: Çocuğun yaşı, oynanan oyun tipini etkileyen en önemli faktördür. Oyun, dil, zihin, sosyal ve motor gelişim özelliklerinin yansıtıldığı bir aktivitedir. Dolayısıyla oyun, çocuğun yaşına paralel olarak bir değişim ve gelişim göstermektedir. Oyun oynama sürecinde çocuk, sosyal bir birey olarak tek başına oyundan, sosyalize olmuş oyuna doğru bir geçiş sergiler.

2 - Cinsiyet: Kız ve erkek çocukları aynı gelişimsel oyun aşamalarından geçmektedir. Kız ve erkek çocuklarının oyun davranışları arasındaki tek fark, cinsiyetlerine özgü oyun tipini daha fazla tercih etmeleridir. Örnek olarak, kız çocukları daha çok sembolik oyunu, erkek çocukları ise daha çok yapı-inşa oyunlarını tercih etmeleri verilebilir.

3 - Sosyo-ekonomik düzey: Çocukların oyunlarının gelişimi, sosyo ekonomik düzeylerinden etkilenmektedir. Oyun, iyi organize edilmiş zengin uyarıcılı çevresel koşullarda normal gelişimini gösterebilir. Aksi tekdirde, çocuğun gelişimine, dolayısıyla da oyunun gelişimine ket vurulmuş olur.

3. Materyale Ait Özellikler

Değişik amaçlar için kullanılabilecek çok fonksiyonlu olmalıdır.
Çocuğun ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır.
Dayanıklı, sağlam olmalıdır.
Çekici olmalıdır. Bu dikkati yoğunlaştırma ve hayal gücünü motive edici bir özelliktir.
Çeşitli gelişim alanlarını birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermelidir.
Çocuğun farklı deneyimlerine fırsat vermek için, oyun materyalleri hem gerçek hem de bunların minyatürü olan iki boyutlu örneklerden seçilmelidir.
Materyalde yenilik özelliği de önemlidir. Sürekli aynı materyalde oynayan çocuk için materyal çok fonksiyonel olsa bile ilk cazibesini kaybeder. Bu nedenle materyallerin belirli zamanlarda değiştirilmesinde yarar vardır. Çocukların yararlanabilecekleri oyun materyallerini aşağıda belirtildiği gibi gruplandırmak mümkündür.

1- Büyük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri;Tırmanma aletleri, itme ve çekme aletleri, büyük toplar, yuvarlanma minderleri, bloklar, bisiklet.
2- Küçük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; çeşitli renkli kağıtlar, makas, dikiş panoları, boncuk, ip, manupulatif oyuncaklar, boş kutular.
3- Duyu ve kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; Farklı özelliklerdeki dokunma panoları, yıkanabilir, kırılmaz bebekler, ses çıkaran oyuncaklar
4- Belleği çalıştıran, problem çözme becerisini geliştiren oyun materyalleri; Yap-boz, takmalı, sökmeli oyuncaklar, ip ve boncuk, halka, anahtar, kilit, ayna, büyüteç, mıknatıs, boncuklu hesap tahtası, kitaplar.
5- Dramatizasyon materyalleri;Mesleklere özgü giysiler, takılar, mutfak malzemeleri, temizlik malzemeleri, kuklalar
6- Duyu ve düşünceyi açığa çıkaran yaratıcılığı geliştiren oyun materyalleri; boya kalemleri, tebeşir, fırça, kum, hamur, kil, tahta, çekiç, çivi, müzik aletleri, artık materyaller.

Çocuk yaşının özelliklerine uygun materyali kullanma eğilimindedir ve materyalin kullanılması da gelişimsel bir takım adımları kapsar.

Çocuk altı aydan itibaren tek bir nesneyle oynar, sonra farklı iki nesneyle ilişki kurar ya da iki nesneyi bütünleştirir. Daha sonra benzer objeler arasında ilişki kurar ve son olarak sembolik amaçlar için onu kullanabilir. Böylece çocuk kullandığı materyale farklı bakış açıları getirerek çevresiyle ilgili farklı bilgilerini yansıtabilir


Yedi aylık bebek, görme ve dokunmayla ilgili görsel ve dokunsal deneyimler ile objeleri manipule eder ve objeleri ağzına alarak tanımaya çalışır. Onüçüncü ayda materyalin fiziksel fonksiyonuyla ilgilenir, onsekizinci aya doğru iki obje ile basit fakat önemli zihinsel fonksiyonlu ilişkiler kurabilir. Nesnenin manipulasyonu zihinsel gelişimin bir göstergesidir. Ve erken çocukluk döneminden itibaren gözlenen bu manipulasyon davranışları, ilkel oyun davranışlarının temeli olarak düşünülmektedir.

Çocuk, bir nesneye göre gösterdiği tepkiyi, diğer bir nesneye de aktarabilmeyi başarmışsa materyalle sembolik düzeyde oynayabiliyor demektir.

Çocuğun materyali sembolik düzeyde kullanması, tasavvur yeteneğinin gelişmiş olmasını gerektirir. Bu, dış dünyadaki eylemlerin içte temsil edilmesidir. Çocuk iki yaşına kadar yeni durumlara deneme yanılmalarla uyum sağlar. İki yaşından sonra çocukta tasavvurlu düşüncenin ürünü olarak anlama gelişmeye başlar, olayları kendine göre zihninde canlandırabilir. Ancak bu zihinsel olgunlaşmayla birlikte herhangi bir nesneyi başka bir nesnenin yerine geçecek bir kullanım ortaya çıkar.

Sembolik oyun gelişiminin ilk dönemlerinde, asıl nesne ile nesnenin yerine geçecek nesne arasında fiziksel olarak benzerlik gözlenmektedir. İleri aşamalarda, iki nesne arasında bir benzerlik olmasa da çocuk hayal gücünü kullanarak, ilk defa karşılaştığı nesneyi zihnindeki eski şemalar içinde değerlendirir ve yeni bir durum içinde sembolik anlamda kullanabilir..

4. Oyun Sırasında Eğiticinin Rolü
Çocuklar arasında bireysel farklılıklar vardır, bazı çocuklar zaman zaman yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyabilir, çocuğun böyle bir anda eğitimcinin yanında olduğunu düşünmesi onu rahatlatacaktır. Oyun çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur ve çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır. Eğitimcinin oyunun çocuğa bu katkıları göz önünde bulundurarak, çocuğa yapacağı rehberliği bir yöntemle belirlemelidir. Eğitimci ne aşırı aktif ne de aşırı pasif, geri planda bir tutum içine girmemelidir. İhtiyacı olduğu anda çocuğu gerçekten rahatlatacak ve onu bir ileri düzeye götürecek bir rol üstlenmelidir. Ancak çocuğa kendi problemini kendi çözebileceği kadar bir süre tanınması gerektiği de göz önünde tutulmalıdır.

Okula yeni başlayan yada çeşitli duygusal problemleri gözlenen bir çocuk için eğitimcinin yönlendirici rehberliğinin özel bir önemi vardır. Bu çocuklar kendilerini ifade etmede, oyuna ilk adımı atmada, başlanan bir oyunu bir düzen içinde sürdürmede ihtiyaç duydukları desteği eğitimcinin bu yöndeki yönlendirmelerinde bulacaklardır.


Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar

Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı.
Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı.
Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı.
Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı.
Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı.
Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı.
Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı.
Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı.
Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı.
Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı.
Dış alanlarda:
Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı.
Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli.
Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli.
Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı.
Mutfakta oyuncak bulunmamalı.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:50
Oyun Terapisi

Oyun terapisi, çocuğun psikolojik sorunlarını gidermeyi, onun daha uyumlu olması için yardımcı olmayı amaçlayan, çocuk ve terapistin birbirlerini oyun yolu ile etkiledikleri bir yöntemdir.

Oyun terapisi, konuşma problemlerinde, okuma problemlerinde, handikaplı çocuklarda etkili olabilir.

Çocuklar genelde problemlerinin farkında değillerdir. Yalnızlık ve anlaşılamamız olmanın yarattığı kaygı ve sıkıntıyla başedemezler. Oyun terapisi ile kendi fonksiyonlarını, yeteneklerini gerçekleştirebilir, duygularını ifade eder ve yaratıcı davranışlar ortaya koyabilirler.

Oyun terapisinde terapist

Öncelikle bu alanda yeterli eğitim ve beceriye sahip olmalı.
Çocukla sıcak, samimi ve dostça bir ilişki kurmalıdır.
Çocuğun duygularını açıklaması için gerekli desteğin verilmesi gerekir.
Çocuğun faaliyetlerine karışmamalıdır, çocuk yolu belirler, terapist izler ancak (bana-kendine ve oyun odasına zarar vermemelisin) kuralı belirtilmelidir.
Terapiyi hızlandırmamalıdır, terapi yavaş ilerler ve terapist tarafından olduğu gibi onaylanmalıdır.
İlk karşılaşmada, terapist kendini tanıtmalı, çocuğun "evet", "hayır", yanıtları verebileceği sorular sormamalı, çömelerek onun göz hızasına inmeli, "seninle biraz oyun oynayacağız, benimle gel ve oyun odamızı, oyuncakları gör" denilebilir.
Çocuğun o ortama getirilme nedeni, ona basit ve anlayacağı bir dille anlatılmalıdır.
Çocuk duygularını ifade etmekte zorlanıyorsa, terapist kendi duygularından bahsederek onu teşvik edebilir. Unutmayın ki açıklık açıklığı doğurur. Mesela "hastalandığımda ben de çok öfkeli ve sinirli olurum" gibi.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:51
Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilecek Noktalar

Ana okulu seçiminde anne babaların dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. 

3 - 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir. Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır. Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır. Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.

Anaokulu Eğitmenlerinde Olması Gereken Vasıflar

Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır. Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:52
Anaokulunun Faydaları

Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.

Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir.

 



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:53
Anaokuluna Başlayan Çocuklara Aileler Nasıl Davranmalıdır ?

Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir. Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir.

Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.

Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.
Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir.

Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.
Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.

Anne Babalar Anaokuluna Gitmeyen Çocuğa Nasıl Davranmalıdır?

3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır. Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 15:54
Agresif Çocuklarla Başetme Yolları

 

Çocuklar onlara ilk anda hoş gelen, heyecanlandıran, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek isterler. Vurmak, ısırmak, saçından çekmek caziptir, heyecan vericidir; güçlü olduğunu, kuvvetini, elinin çabukluğunu göstereceği yollardır bunlar. Şüphesiz bir- iki yaşındaki bir çocuk altı yaşındaki bir komşu kızının saçını çekiyorsa konu olmaz. O henüz bu yaşlarda başka çocukların hislerini anlayamaz, kendini onun yerine koyamaz. Bu nedenle de yetişkinler dikkat etmeli ve onu engellemelidir, engelleyebilmek için mümkün olduğunca göz önünde olmalıdır.


Zamanla düzelir
Çocuk zamanla, yaşı ilerledikçe bu davranışının yetişkinlerce onaylanmadığını, annesinin üzüldüğünü fark edecek; diğerlerine acı verdiğini, kendini kabul ettirmek için başka yolların olduğunu öğrenecektir. Ancak çocuk, yaşı ilerlemiş olsa da davranışlarını değiştirmeyebilir. Çünkü o sürekli bu yolla başarılı olmakta olduğunu görmüş, istediklerini bu yolla elde etmiş, vurarak, iterek istediği oyuncağı arkadaşının elinden almış, hatta artık diğer çocuklar o vurmadan, tekmelemeden onun istediklerini yapar olmuşlardır. Ya da çocuk kendi isteklerini ifade etmek için başka bir yol göremez, bilmez. Genellikle kendini sözlü olarak iyi ifade edemeyen, ifade ve konuşma zorluğu olan ve de konuşabilmek için tez canlı, sabırsız olan çocuk için ısırmak, tükürmek tavır almaya veya derdini anlatmaya göre en kolay ve hızlı yoldur.


Dikkat çekmek isteyebilir
Bazı küçük cocuklarda, daha fazla dikkat çekmek için bu rolde ısrarlı olurlar. Onlar bilirler ki, eğer oyun oynarken yanındakini bağırtırsa, canını acıtırsa, elindeki arabayı hızla alırsa büyüklerinin dikkatnini çekebilecektir. İstediği zaten budur. Oysa arkadaşı ile sakin oynasa kimsenin dikkatini çekmeyecek, kimse yanına gelmeyecek, ne yapıyorsun diye sormayacaktır.


Fiziksel gücünü göstermek için
Genelde özgüveni olmayan veya özgüveni hırpalanmış olan çocuk, en azından fiziksel olarak güçlü olduğunu göstermek ve bunu sürekli olarak yeniden ispat etmek ister. Böyle çocukların genellikle sosyal deneyimi azdır. Onlar diğer çocukların mimiklerine, bakışlarına, tavırlarına pek anlam veremezler, anlayamazlar ve her zaman, en sıradan, doğal bir durumda bile kendilerine karşı bir tavır olduğunu düşünürler, tetikte kendilerini sürekli savunmada tutarlar.


Okul çağında daha fazla görülüyor
Tüm bunlar ve benzeri nedenlerle yetişkinler çocukları saldırgan tutumlarından uzaklaştırmak istiyorlarsa, önce yukarda anlatıldığı gibi bu davranışı ortaya çıkaran sebebi bulmalıdırlar. Ondan sonra, çocuğa zaman tanınmalıdır. Değişim için ilk önce zaman gereklidir. Genellikle okul çağına kadar çocuklar için tartışmak kavga etmek, birbirine vurmak, hızla girişmek demektir. Yavaş yavaş bu tutumlarını terk ederler. Ancak bu bizlerin sürekli davranışlarını doğru bulmadığımız, devamlı ayıpladığımızı söylememizle olmaz. Çoğu kez bu tutum ters teper.


Şiddeti normal görmeyin
Diğer yandan birçok ailede erkek çocukların süratle vurması veya tekme atması genellikle normal görülür. Hatta “görüyor musun yaramazı, kaşla göz arasında ne yaptı” derken biraz da memnuniyet, hayranlık dile getirilir. Çoğu kez “erkek çocuğu dediğin biraz haylaz, yaramaz olmalı” denilerek çocuğa rolü verilir ve bu rol onaylanır da. Kız çocuğu yapmaz, yapmamalı, kıza yakışmaz, ayıp derken”, ama o erkek, doğasında var, ne yapsan engelleyemezsin” denilmez mi? Çoğu durumda, yaşamın bir çok alanında zaten erkek çocuğu eğer erkek gibi erkek olmak istiyorsa vurucu olması gerektiğini ve erkek rolünün de bu davranış biçimi olduğunu görmektedir. Kız çocuğu da genellikle kurbandır, kurban rolünde kalır. Ve yine bir çok kız çocuğu kendileri lehine durumu değiştirmek için saldırıyı yavaşça , sinsice(!) yaparlar; cimdirerek, sessizce saç çekerek.


Böyle bir durumda ilk önce kavga edilenle ilgilenin
Eğer bir çocuk diğerini döverse, ona vurursa biz yetişkinler dikkatimizi önce kurbana vermeliyiz. İlk anda saldırgan çocuğu bir kenara almalı, onunla ilgilenmemeliyiz. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi o dikkati çeksin diye sıkmıştır arkadaşının kolunu. Biz onun elinden metodunu, onun silahını almalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz? Ona başka metodları göstererek. Düşünmeliyiz: bu çocuk özellikle neleri iyi yapıyor, neyle, hangi özellik ve beceri ile diğer çocukların dikkatini çekebilir? Hangi durumda diğer çocuklar kendi içlerine onu kabul ederler? Kendisini ifade edebilmesi, isteklerini dillendirmesi için farklı durumlarda neler yapıyor? Şüphesiz onun da saldırmadığı, farklı davrandığı durumlar oluyordur. Bu durumları gözleyelim ve ödüllendirelim.


Her zaman saldıran rolünü üstlenmemeli
Çocuk grubu içinde, vuranın, saldıranın rolü, izleyenler ve vurulanlar, itilenler olmazsa anlaşılmaz. Daima özellikle kuvvetli olan, biraz daha yaşça büyük olan bu rolü alacaktır. Eğer bir çocuk birkaç kez agresif davranırsa, ki olabilir, diğerleri deneyimleri ile bu çocuğu da kabullenirler. Eğer çocuk elleriyle sorunu çözmeye kalkmış ise, diğer hepsi için kimin suçlu olduğu, kimin ilk önce başladığı bellidir. O fişlenmiştir, yaptığı diğer olumlu, iyi şeyler hiç görülmez. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” misali, kimse ona inanmaz ve güvenmez. Diğerleri onunla oynamak, beraber olmak istemez ve kendini farklı yönleriyle gösterme şansı azalır. O da giderek günah keçisi rolünü benimser ve “her zaman saldıran” çocuk tipini kendi de kabullenir ve bu rolü oynar. Hele ki ona kötü davranıldığını hisseder ve görür ise, hiç değiştirmeden ve dozunu artırarak devam eder. Vurur, ısırır, tekmeler. Ve diğerleri haklı olduklarını bir kez daha görür onu dışlamaya devam eder, bu böylece sürer gider. 

Sorunları grup içinde çözün
Diğer bir konu ise, çocuğun agresifliğinin grup içinde çözülmesi, yani konuyu grup ortamında çok yönlü ele alma gerekliliğidir. Ayrıca sorunu grup içinde çözmek aile içinde çözmeye göre daha kolaydır. Çocuk, evde belki de çok farklı davranıyordur. Evde azarlamak, bağırmak ve ceza vermek genellikle duruma yardımcı olmaz, sorunu ağırlaştırır. Sonuç olarak, grup içinde saldırgan davranışlar gösteren çocuklar dışlanmamalı, olay sosyal bir görev olarak benimsenmeli, eğitimciler ele almalıdır. Sonuçtan herkes, çocuk da, arkadaşları da, eğitmen ve veli de bir şeyler öğrenecektir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:02
Evden Kaçma

 Emniyet yetkililerinin evden kaçan çocuklarla ilgili yapılan görüşmelerinden elde edilen sonuca göre, "Geçimsizlik, fakirlik, dayak, işsizlik, eğitimsizlik" gibi olumsuzlukların bulunduğu aile ortamında büyüyen çocuklar, "iyi bir iş bulmak, kısa yoldan şöhrete kavuşmak, sıkıcı aile ortamından uzaklaşmak, istedikleri gibi yaşamak" ümidiyle ilk fırsatta evden kaçıyorlar. 


Bazıları anne-babalarının sevgilerini deniyor
Bazı çocukların da sadece anne ve babanın sevgisini denemek için evden kaçtığının görüldüğü ifade edilirken, yakınlarına giden bu çocukların kısa sürede geri döndüğü vurgulandı.  Yetkililer, çocuk hangi sebeple kaçmış olursa olsun amacın evden kaçmasına yol açan tutum ve davranışlardan kaçınmak olması gerektiğine dikkat çekti.


Evden kaçmayı önleyen yaklaşımlar
- Çocuğu bir birey olarak kabul edip yargılamadan, suçlamadan dinleme ve anlamaya çalışmak onun aileye olan bağlılığını arttırır.
- Çocuklardan yapamayacakları şeyler istenmemeli, onlara aile içinde yapabileceği basit işler vererek, öz güven sahibi olmaları sağlanmalıdır.
- Çocuklar, evden kaçan çocukları bekleyen tehlikeler konusunda uyarılmalıdır.
- Dayak bir disiplin ve eğitim aracı olarak kesinlikle kullanılmamalıdır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:03
Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

Sorumluluk bireyin yaş,cinsiyet ve gelişim düzeyine uygun olarak yüklendiği yüklenmek zorunda olduğu görevleri yerine getirmesidir.Bu duygu erken çocukluk devrelerinden itibaren çocukta gelişir. İki buçuk yaşından itibaren,çocuğun döküp saçacağını bile bile ona kendi başına yemek yeme fırsat tanıma,döktüğü oyuncaklarını toplamasını bekleme,kendi odası ve yatağını kabullenmesini sağlama sorumluluk alma sürecinde çocuğu cesaretlendirir ve olumlu yol kat etmesini sağlar.Böylece çocuk kendini yöneteceğinden güven duygusunu kazanır.Aile içi iletişim -etkileşim sonucunda çocukta "ben değerliyim"ya da "ben değersizim" DUYGUSU GELİŞİR.Çocuğun kendini önemli hissetmesi onun kişilik gelişimi veya sosyal ilişkileri açısından önemlidir.Çocuğun kendini değerli olarak görmesi,öncelimle yakın çevresinden kabul görmesine bağlıdır.Bunun içinse çocuğa uygulama fırsatı tanınmalıdır.Dilendiğince giyinen,giysisini seçen ,istediği resmi yapan,yemeğini baskısız yiyen,hareketlerine katı sınırlar getirilmeyen,kişiliğine saygı gösterildiğini gören ve kendini özgürce ifade eden çocuk "ben değerliyim"diye düşünür.Bu da onu başarılara ve yeni atılımlara,dolayısıyla sorumluluk almaya yönlendirir.Çocuğa kendine yetmeyi ve kendini yönetmeyi öğretmek gerekir.Ona özgür bir ortam hazırlamalı,ayakları üzerinde durmayı,kendi kanatlarıyla uçmayı öğretmelidir..Çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilip,başarması için desteklenmelidir.Secim yapması engellenmelidir.Sorumluluk alanlarında çocuğun çabalarına saygı gösterip kendi başına düşünüp sorunları çözmesi sağlanmalıdır.

Ebeveynler olarak neler yapmaliyiz?
• Mesajinizi iletin :Öncelikle cocugunuz, sizin ondan ne istediginizi net ve acik bir sekilde bilsin..mesela,
o "kardesinle kavga etmeni istemiyorum"
o "odani toplamalisin"
o "her gün bir saat ders calismani istiyorum"
• Simdiye dek kullandiginiz ve bir ise yaramayan cezalandirma yontemlerini birakin.
• Cocugunuza, istediginiz yapmaz ise sonucun ne olacagini ve bundan da kendisinin sorumlu oldugunu soyleyin. Mesela,
o "kardesinle kavga edersen sinemaya gidemezsin"
o "odani toplamazsan arkadaslarinla bulusamazsin"
• Bu son ve en önemli asamadir..SOYLEDIGINIZ SÖZÜN ARKASINDA DURUN..ASLA YERINE GETIREMEYECEGINIZ SOZLER SARFETMEYIN..


Muhakkak cocugunuz israrla istemediginiz sekilde davranacakti, ancak sizin dediklerinizi yapacagindan emin olursa davranisini degistirecektir.


SAYET BIR KEZ TUTARSIZ DAVRANIRSANIZ. BUNU EN KISA ZAMANDA SUISTIMAL EDILECEGINI BILMELISINIZ.
Siz tutarli ve kararli oldugunuz sürece, cocugunuz davranislarinin sonucundan kendisinin sorumlu oldugunu ve yapmasi gereken bir isi yapmaz ise sonuclarina katlanmasi gerektigini ogrenecektir..


TOPLUMUMUZUN, DAVRANISLARININ SORUMLULUGUNU ALMASINI BILEN YETISKINLERE IHTIYACI VARDIR.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:03
Büyükanne Ve Büyükbabanın Önemi

Çocuk psikiyatrisinde bebeğin psikososyal ya da psikoseksüel gelişimi göz önünde bulundurulduğunda; ilk 9 ay (ortalama ilk yıl) içinde bebeğin "Temel bakımı veren bir kişi" ile sürekli, tutarlı ve karşılıklı güvene dayalı doyurucu ilişkisinin önemi konusunda fikir birliği vardır. Burada özel bir kişi verilmemektedir. Genellikle annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı ile ilgili önemli bir sorun yoksa temel bakımı veren kişi annedir ve bebek için yaşamın ilk yılında anne ile olan ilişki önemlidir.


Gebelik, doğum ve doğum sonrası anne sağlığı ile ilgili olası sorunlar yanında bu döneme özgü ruhsal bozukluklar göz önüne alındığında temel bakım veren kişinin her zaman anne olamadığını biliyoruz. Bu dönemdeki ruhsal sorunlardan; annenin gebelik öncesi ruhsal sorunlarının alevlenmesi, annelik hüznü, postpartum depresyon ya da psikoz gibi bozuklukları bebeğe bakım vermesini kısa ya da uzun süreli engellemektedir. Bu durumlarda Temel bakım veren kişinin çocuğu gerçekten seven ve ona bağlanacak bir kişi olması gerekmektedir. Bu da kan bağı olan bir yakın olmalıdır.

Annenin çalışması, diğer fiziksel yakınmaları, çocuktan kısa süreli ayrılmaları. İlk yıl içinde temel bakım veren kişiden uzun süreli ayrılmaları önermiyoruz. Bebekte nesne sürekliliği oluşmadığından, annenin ayrılması ve yeniden döneceğine ilişkin zihinsel-psikososyal gelişim yoktur. Bu dönemde annneden ayrılan süreye göre çocukta çeşitli belirtiler görülmektedir. Özellikle hastaneye yatışlarda bilindiği gibi yuva hastalığı ya da anaklitik depresyon adını verdiğimiz ağır depresyon tablosu oluşabilmektedir. Bu dönemlerde de çocuğun kısa süreli bakımında büyük anne babalar devreye g,rebileceklerdir.

Çocuk 9 aydan sonra anne babadan kısa süreli ayrılabilmekte ancak kreş gibi okul öncesi kurumlara uyum sağlayabilmek için gerekli sosyalleşmeyi yaklaşık 2.5-3 yaşında kazanmaktadır. Çalışan anne babaların giderek arttığı çevremizde kreşe kadar olan dönemde çocuğun bakımı ile ilgili sorun ortaya çıkmaktadır. Şimdiye kadar olan deneyimlerimizden; bu dönemde sıklıkla bakıcı anne ya da ablaların devreye girdiğini biliyoruz. Sizlerin sıklıkla tanık olduğunuz kaza ve yaralanmalar bu dönemde olmakta, çocuğun dil ve motor gelişim gibi birçok alandaki gelişimi bu bakıcılar tarafından karşılanamamakta, hatta çocuklar kontrol edemediğimiz bu ilişki sırasında çeşitli ihmal ve istismarlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Kendini koruma ve ifade etmeden yoksun olan bu yaş grubunda da bu ara bakımın çocuğu sevebilecek kan bağı olan kişilerce verilmesini öneriyoruz. Sosyalleşmeye geçmede büyükanne/babalar bu dönemde önemlidir. Anne babadan çok yabancı olmayan, tanık yüzlere geçme çocuğun uyumunu artıracaktır.

Bunun dışında ilk çocuklarına kavuşan deneyimsiz anne baba için bu dönemi yaşamış kişilerin deneyimleri de yararlı olabilir.
Bunun dışında çocuğun anne ya da baba kaybı ya da uzun süreli ayrılığı yaşadığı durumlarda da büyükanne/babaların rolü önemlidir.

Ancak bu sayılan olumlu katkılar yanında geçmişle ilgili aktarılan ve bilimsel olmayan büyükanne/baba deneyimlerinin çocuğun fiziksel sağlığı ile ilgili olumsuzlukları tartışılabilir. Bu çocuk yetiştirme ve psikosoyal gelişiminde de karıştırıcı olabilmektedir. Özellikle aile terapistlerinin üzerinde durduğu; anne baba için bağımsızlığını kazanmış ve yeni bir ev kuracak olgunluğa gelmiş bireyler değillerse, büyükanne/baba için de yetiştirilen neslin evden ayrılmalarını kabullenecek olgunlukta değillerse iki ayrı ev hiçbir zaman oluşamıyor ve bireysel ya da eskilerden gelen özellikler farkında olmadan bebek anne-baba ilişkisine aktarılabiliyor.

Bunun sonucunda çocuğa farklı tutum ve mesajlar aktarılmaya başlıyor. Disiplin sorunları (bir yanda disiplin verilmeye çalışılırken diğer yanda hoşgörü, tolerans), çocuk üzerinden aktarılan olumsuz duygu ve düşünceler (annen beceriksizin teki, baban kızıma uygun biri değil) buna örnek verilebilir. Disiplin dışında çocuğun özdeşimi, olumlu annebaba çocuk ilişkisinin bozulması gibi

Büyüklerin çocuğun gelişimi üzerine etkisinde şu özelliklerin de etkisi olduğunu düşünüyoruz: Birlikte ya da ayrı yaşama (çekirdek-geniş aile), Büyüklerin fiziksel sağlığı (hastalıkları, kayıpları ve çocuğa gelişim dönemine göre etkisi), Anne babanın ekonomik bağımsızlığı ya da büyüklere bağımlılığı.

Boşanma sonucu dağılan ailelerde anne babadan biri çocukla yaşamakta ve diğer ebeveyn aralıklı çocuğu görmektedir. Böylesi ayrılıklar sıklıkla ayrılan eşler için travmatik olmakta ve eşler anne ya da babaları ile birlikte yaşamaya başlamaktadırlar. Bu ailelerde diğer ebeveynin yerine sıklıkla büyük anne ya da büyükbaba girerek anne ya da baba rolü üstlenmektedirler. Çocuğun gelişim dönemine göre birçok olumsuzluk başlamaktadır.

Günümüz toplumunda giderek çekirdek aile (anne, baba ve çocuklar) yaşantısına geçiş olduğu için büyükanne/ babaların bu karıştırıcı etkileri giderek azalmaktadır. Bakıcılar, öğretmenler ve komşular gibi çocuğun yaşantısında kısa süreli etkileri olabilecek diğer karıştırıcılardır. Anne baba ve çocuktan oluşan aile içinde çocuğun gelişimi destekleniyor ve bu karıştırıcılar kısa süreli ya da kontrol edilebilir düzeyde kalıyorsa çocuğun ruhsal gelişimi açısından olumsuz ve kalıcı etkilerini görmüyoruz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:04
TV Çocuğu Nasıl Etkiliyor?

 

Uzmanlara göre, TV 0-3 yaşları arasında daha etkili oluyor. Çünkü, bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psikososyal ve psikomotor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorunun bütün hayatı etkilediği belirtiliyor. Uzmanlar, televizyonun yaşalara göre etkisini şöyle açıklıyor...


0-3 yaş gurubuna etkiler


0-3 yaş için TV bazı durumlarda ciddi sıkıntıların kaynağı olabiliyor. Ailelerin sosyoekonomik zorlukları, çalışan annelerin durumu, çocuğun-ilgilenilmesi gereken - ek kardeş durumu, anne babaların kendilerine ait sorunları, yapılması gereken ev işleri, anne babaların sosyoekonomik zorluklardan dolayı ek işlerde çalışmaları, anne babalardan birinin veya ev içerisindeki bireylerden birinin kronik hastalığı, ailelerin kendi psikososyal ihtiyaçları için zaman ayıramaması, anne babaların kendilerinin psikiyatrik sorunları, istenmyen hamilelik sonucu bebeğin doğmuş olması , çocuğun bedensel bir hastalığının olması ve buna benzer sayacağımız onlarca etken nedeni ile anne ve babalar çocuklarına yeterince zaman ayırmamakta veya ayıramamaktadır. Bu nedenlerden dolayı anne babalar isteyerek veya istemeyerek çocuğu ile fazla ilgilinemiyor. Çocuğu ile ilgilenme fiziksel bakım ( karnını doyurma, altını temizleme vb. ) ötesine çok fazla geçemiyor.


Onunla gerçekten ilgilenin
Bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak, kucaklamak, onun ile konuşmak, sevildiğini hissettirmek, onun ile oynamak, onun ile birlikte vakit geçirmek , onu gezdirmek, psikomotor ve psikososyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek , onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi , aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasına yol açar . Bu bağlanma yolu ile önce anneye karşı bir ilişki gelişir . Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk bu bakım veren aracılığı ile iletişim geliştirmeye , kendini ifade etmeye , ihtayaçlarını anlatmaya çalışmaya , kısacası sosyal ortamın gereklerini yaparak yanında ve çevresinde bulunan insanlar ile iletişim ve etkileşim içerisine girmeye başlar.


Hareket eden ve seven olun
Çocuk cansız bir varlığın karşısında, duygusal ve sosyal uyarıdan mahrum, sevgiden ve bağlandığı kişiden uzak, çocuğun konuşmasına, bakışına, gülümsemesine karşılık vermeyen, gönderdiği iletişim ve etkileşim mesajlarına cevap vermeyen, sert, soğuk bir cismin karşısında kaldığında ( ne kadar ses ve görüntü olursa olsun çocuk onları yorumlayacak ve kabul edecek durumda ve psikososyal seviyede değildir ) biraz önce saydığımız sosyalleşme ve bireyselleşme ve kendiliğinden gelişecek olan psikososyal yönlerin hepsi eksik veya yetersiz kalacaktır. Neden küçük çocuklar için bu biraz daha sıkıntılı bir durum ? çünkü çocuğun busosyal ve duygusal eksikliği telafi edeceği arkadaş ve sosyal ortamı, konuşmak veya vakit geçirmek için gideceği ikinci bir ortam ve bunu telafi edebilecek psikomotor, psikososyal yeterlilik henüz gelişmemiştir ayrıca alternatif bir gelişim ortamı yoktur .

4 -7 Yaş Çocuklar Ve Tv


Bu yaş grubunda çocuğun gelişimi ile ilgili önemli adımlar atılır. 0-3 yaş grubunda olduğu gibi çocuğun gelişimi bu dönemde de çok hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönemde anne baba , arkadaş ve sosyal çevre ile etkileşim ve iletişim belirgin olarak artmış ve artık erişkinlerle birlikte belirgin olarak uyum sağlanmıştır. Bu dönemde gerek dil gelişimi , gerek motor gelişim de önemli aşamalar kaydedilir. Bu dönemde çocukta ki etkilenmeler hayat boyu çocuk için çok önemli olmaktadır.
Soyut ve somut kargaşası yaşanabilir .


TV nin bu dönemde çok aşırı izlenmesi çocuğun dil ve sosyal gelişiminde bazı sıkıntıların ve eksikliklerin oluşmasına neden olabilir. Bu dönemde çocuklar TV de gördükleri görüntüleri tamamen somut olarak yorumlarlar yani çocuklarda tam olarak soyut düşünce gelişmediği için gerek çizgi filmler gerek filmler de görülen görüntüler olduğu gibi algılanır. Çocuk bütün bunları olduğu gibi uygulamaya çalışabilir. Yani çizgi filmde gördüğü bir hareket veya sahneyi olduğu gibi yapmaya çalışabilir. Çocuk için bu dönemde şiddet içeren ve aşırı abartılı konulardan oluşan çizgi filmler oldukça sakıncalı olabilir. Bilinçaltı şiddet duygularının yerleşmesine neden olabilir. Aynı zamanda çocuğun bu dönemde izleyeceği gerilim, korku veya aşırı şiddet içeren görüntülerden çocuklar oldukça aşırı etkilenebilir , bu durum onları akla gelen görüntüler ve düşünceler ile günlerce rahatsız edebilir. Ek olarak çocukta uyku bozukluğu , yalnız kalmak istmememe , korku ve endişe duyguları yerleşebilir ( klinik ortamda bunun örneklerini görmekteyiz ) . O nedenle anne babaların bu dönede izlenen programlara özellikle dikkat etmesi gerekir.

7-12 Yaş çocukların Durumu


Bu dönemdeki çocuklar genelde ağır eğitim şartları içinde olan grubu oluşturmaktadır. Aynı zamanda TV nin eğitim amaçlı kullanımından daha fazla yararlanacak bir yaş grubunu oluşturmaktadır. Yukarıda saydıklarımıza ek olarak bu yaş grubunda soyut düşünce yerleşmeye başlamış olmasının etkileri görülür. Çocuklar TV deki görüntülerden etrişkin düzeyinde etkilenmeye başlarlar. Yukarıda değindiğimiz gibi bu yaş grubunda da şiddet içeren , korku ve gerilime neden olan sahnelerin çocuğun gelişiminde problem oluşturacağını söylemek gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz iletişim ve sosyal adaptasyon üzerine etkileri 0-3 yaş ve 4-7 yaş grubundaki kadar negatif şekilde olmaz . Çocukların bu yaşlardan itibaren TV üzerinden kazanımları eğer iyi yönlendirilir ve seçici davranılırsa devam eder. Bu yaştaki çocukların ders ve okul saatleri de göz önüne alınarak TV izleme saatleri uygun bir şekilde sağlanmalıdır. TV izlemenin aşırılığı durumunda çocuğun sosyal aktivitelerinde , arkadaş ilişkilerinde , ders başarısında , sportif faaliyetlerinde , yaşa uygun becerilerin geliştirilmesinde sorunlar yaşanabilir.


Tv Sosyalleşmeyi Engelliyor

Çocuğun sosyalleşmesi , yakınları ile diyalog kurması , sosyal adaptasyonu , dil gelişimi ve buna benzer konular TV izleme (aşırı miktarlarda) ile eksik kalabilir. Bu yaşlardaki çocukların eğitici programlar harici özellikle şiddet içeren ve çocuklar için travmatik olacak görüntülerden uzak kalmaları uygun olur. Bu hazırlıksız karşılaşılan görüntüler onlarda bilinçaltı kaygı , gerilim , korku , şiddete eğilim gibi sıkıntılara yol açabilir. Amerika ve Avrupada uzmanlar küçük yaşlarda gösterilen şiddet davranışlarının önüne geçmek için çok büyük gayretler sarfetmekte ,özellikle son zamanlarda okullarda gösterilen şiddet olaylarından sonra meselenin öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır . Mühim olan ve yapılması daha basit olan şey çocukların ruh sağlığı bozulmadan koruyucu önlemlerin alınması gerekliliğidir.


Fazla Tv İzleyen Çocuklarda Neler Gözlenebilir ?

Bu dönemde uzun süre çok aşırı miktarda TV karşısında kalan çocuklarda başka hazırlayıcı nedenler yok ise, başka nedenler de eklenerek bazı psikiyatrik tablolar gelişebilir. Bu tür çocuklarda etrafa karşı ilgisizlik, seslenince bakmama, göz kontağı kurmama, insanlara ve yaşıtlarına ilgisizlik, onlarla duygusal ve sosyal iletişime geçmeme, kendi halinde olmaya çalışma , kendi etrafında dönme, sallanma, aşırı derecede cansız nesneler ile ilgilenme , konuşmama , cümle kurmama , iletişim ve etkileşimde problemler , duygusal olarak karşılık verememe vb. bir çok belirti görülebilir. Bu nedenle ane babaların özellikle bu yaş için TV izleme konusunda sınırlamalar ile birlikte durumu yönlendirmeleri , normal psikomotor ve psikososyal gelişim için uygun olur.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:04
Karne Ve Tatil

Çocuk ve ergen yaşına uygun yeni bilgiler öğrenmek ve beceriler kazanmak için okula gider. Bu çocukların anne ya da babaları gibi ev dışında geçirdikleri bir zaman bölümüdür. Nasıl ki büyükler evi geçindirmek için çalışıyorlarsa, çocuk ve ergenler de bir iş olarak okula gitmekte ve öğrenmektedirler. Bu nedenle okul bilgi edinilen bir kaynak olması yanında çocuğun kendisi ve çevresi ile uyum becerilerini kazanacağı bir yerdir.

Okul başarısı bir çok etkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlar arasında çocuğun zihinsel kapasitesi, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi ve tutumları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir. Çocuklara ilişkin öğrenmeyi etkileyen nedenler arasında dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik en sık karşılaşılan gelişimsel bir bozukluktur. Böylesi çocuklar normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyleri olduğu halde dikkat sürelerinin kısalığı nedeniyle dersleri uzun süre izleyememekte, öğrenme için önemli olan bilgilerin tekrarlanmasını yani ödevleri yapmada zorlanmaktadırlar. Genellikle çocuk ve ergenlerin bulundukları yaştan beklenen öğrenme kapasitesine sahip olduklarını biliyoruz. Bu yaş grubunun ancak çok küçük bir kısmı özel eğitim ve öğretime gereksinim duymaktadırlar. Öyleyse aynı okul ve öğretmenin yetiştirdiği öğrencilerin neden tümü başarılı olamıyor?

Bu soruyu kötü karne ile karşılaşan anne baba çoğunlukla "Neden zayıf getirdin?" şeklinde sormaktadır. Karnelerin alındığı dönemlerde anne, baba ve çocuklar açısından karşılaşılan en önemli sıkıntılardan biri bu şekilde başlamaktadır. Ders başarısı ve sonuçta karneye yansıyan öğrenme düzeyi anne baba kadar çocuk ve ergen için de önemlidir. Başarılı bir karne ile kendine güven gelecek ve öz saygı gelişecektir. Karne sonrasında gelecek olan yaz tatili yani iş yaşantısının sonrasındaki izin dönemi hakedilecektir.

Kötü karne sonucunda çocuk ve genç birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır. Sevgi yetersizliği, olumsuz koşullar, yanlış tutumlar ve ilgisizlik. Böylece bilgi edinmede zorluk çeken çocuğun, öz saygı geliştirmesi ve kendine güveni de tehlikeye girmektedir. Bu ise farklı gelişim dönemindeki çocuk ve gençlerde, beklenmedik davranışların sergilenmesine yol açmaktadır. Anne baba tepkileri ya da içinde bulundukları bu olumsuz duygular nedeniyle çocuk ve gençler zaman zaman medyadan da izlediğimiz üzücü sonuçlara yol açan davranışlar sergilemektedirler.

Her çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve yeteneğine göre başarısının değişebileceğini biliyoruz. Bu başarıyı nelerin etkileyebileceğini de özetlemeye çalıştık. Eğer anne baba eğitim yılı içinde okul ve öğretmen ile yeterince işbirliği yapmışsa, çocuğun sınıf içindeki düzeyini ve nasıl bir karne alacağını tahmin edebilecektir. Bu nedenle başarısızlık durumunda "sonuçtan çok bu sonuca nasıl gelindiğinin" değerlendirilmesi önemlidir. Öncelikle, çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler geliştirebilmek için her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır. İlköğretim birinci ve altıncı sınıfları çocukların yaşantılarında önemli değişikliklerin olduğu dönemlerdir. Birinci sınıfta yeni bir ortama uyum sağlama, arkadaşlara ve öğretmene alışma yaşanırken, altıncı sınıfta birden fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döneminde ise okula devam ederken aynı zamanda sınavlara hazırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklenmektedir. Ayrıca içinde bulunduğu gelişim dönemi de çocuk ve ergenin öğrenmesinde etkili olabilmektedir. Ergenlik döneminin başlangıcında, sağlıklı ve uyumu iyi olan bir çocuk bile okulda başarısızlık gösterebilmektedir. Ergenlik bir yeniden düzenleme dönemidir ve yaşamın sosyal yanları öne çıktığı için, ilgi alanlarında geçici de olsa bir kayma olabilir. Ancak böyle bir uyum sürecinden sonra ergenler kısa sürede toparlanmakta ve okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmektedirler.

Çocuk ve ergenin ders başarısını etkileyebilecek bu genel nedenler dışında, geçen ders döneminde yaşadığı kendi ve çevresi ile ilgili özel nedenler de olabilir. Bu karne döneminde aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir. Ailesinin ya da anne babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benimsenen çocuk ve ergenler bu üzüntüyü kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı olmaktadırlar. Burada anne babanın yapabileceği çocuğun dışındaki nedenleri ele almak ve çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir. Böyle bir sorumluluğu çocuğuna vermeyen anne babanın tüm çabalarının sonuçsuz kalacağını unutmamalıyız. Çocuklarımız şu anda bu yılki eğitim döneminin yarıyıl tatili dönemine geldiler, bir iş dönemi tamamlandı ve yeni bir dönem için dinlenmeyi hakettiler.

Yaz tatili ile birlikte hekimler çocuk ve ergenlerin sağlığı konusunda birçok uyarıda bulunmaktadırlar. Ozon tabakasında meydana gelen olumsuz değişikliklerle birlikte güneşin zararlı etkileri; şapka kullanma, güneş gözlüğü seçilmesi ve en uygun güneş yağının özellikleri gibi. Bunun dışında tatil bölgelerinde olabilecek haşere ve zehirli hayvan sokmalarına ya da sıvı ve gıda alımına ilişkin öneriler, allerjiler, su sporlarına ilişkin kaza ya da diğer tehlikeler gibi.

Ruh sağlığı açısından ise tatilin anlamını çocuk ve ergenler için yetişkinler belirlemekte ve buradaki tutumlara ilişkin öneriler anne babaları ilgilendirmektedir. Çocukların yaz döneminde de ders konusunda zorlanmaları, onların bir dinlenme süresi geçirmeden yorgun bir şekilde okula başlamasına ve derslerle ilgili bıkkınlığa yol açabilmektedir. Bu nedenle ders çalışmaya ara verilmesi ve çocuğun okulu, öğretmenlerini ve arkadaşlarını özlemesi sağlanmalıdır.

Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklara verilecek destek eğitiminin ise farklı bir şekilde sunulması gerekmektedir. Okuma ve yazma ile ilgili zorluğu olan çocuk ve gençlere ders kitapları dışında, yaş dönemlerine uygun seçilecek resimli öykü ya da gençlik romanlarını okumayı özendirmek, yazma konusunda ise günlük tutma şeklinde yazma alışkanlığını desteklemek uygun olacaktır. Ayrıca ailenin olanakları ölçüsünde çocuğun yabancı dilini destekleyen yaz okulları bu amaçla seçilebilecek uygun desteklerdir. Ayrıca aileden ayrılma, bağımsız kalabilme, yaşıt gruplarına katılma gibi zorlukların üstesinden gelmede de önemli yararları olabilecektir.

Yaz dönemi çocukların gelişimlerindeki adımları kolaylaştırmak için de kullanılabilir. Tuvalet eğitimi, odanın ayrılması, kendi başına yemek yeme gibi gelişimsel beceri kazandırma girişimlerini bebek ve çocuklar bu dönemde daha kolay kabullenmektedirler

Çocuk ve ergen psikiyatrisi bölümlerinden tedavileri sürdürülen çocuklar için de eğer şartlar uygunsa ve hekim ile işbirliği yaparak tatil döneminin dinlenerek geçirilmesi ve uygulanan ilaç tedavilerine ara verilmesi uygun olacaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik nedeniyle Ritalin ya da Tofranil gibi ilaç tedavisi sürdürülen çocuk ve gençlerden tatil döneminde ders başarısı beklenmeyeceğinden genel olarak ilaç tatili verilmektedir.

İçinde bulundukları gelişim dönemine ve fizik güçlerine göre özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan çocuk ve gençlerin tatil dönemlerinde anne babalarına işlerinde yardımcı olduklarını biliyoruz. Aileye ekonomik açıdan katkıda bulunmak ya da kendi harçlığını kazanmanın çocuk ve ergenin kendine güveni ve benlik saygısında olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Ancak bu ekonomik katkının çocuk ve ergenin gücü göz önünde bulundurularak planlanmasının önemi açıktır.

Tatillerin aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve birlikte geçirilen zamanı artırma yönünden de önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması sınırlı aile içi etkileşimi artıracaktır. Aile üyelerinin hep birlikte geçireceği bu tatil dönemlerinin iletişim, çocuklarına model olma, onları tanıma ve gelişimlerini görebilme açısından da yararları olacaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:13

Çocuk larda Hayvan Sevgisi

Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor, onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve halihazırdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereğide budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilinmekte ve "Çevrecilik" akımları tarafından çok açık bir biçimde vurgulanmaktadır.


insan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi bir bütünlük içinde ve birbirini az yada çok etkileyerek tamamlanır. Çocuk önce kendini ve kendi dışındaki dünyayı beş duyusu ile algılar, algıladıklarını da taklit ederek, onlarla karşılıklı ilişkiye girerek öğrenir. Özellikle de bu karşılıklı ilişkinin kiminle? nasıl? ne sıklıkla? olduğu onun zihinsel, ruhsal, sosyal gelişimini yakından etkiler.

Muhakkak ki bu ilişkideki önemli kişiler önce annesi ve diğer aile bireyleri, daha sonraları da yakın ve uzak çevresindeki insanlardır. Hayvan ve bitkiler de gerek canlı, gerekse cansız (oyuncak) halleri ile çocuğun dünyasına bebeklikten itibaren girerler.

Özel bir bebek veya oyuncak ayıcık çocuğun annesinden sonra en yakın arkadaşı olabilir. Bu oyuncak ayıcık veya bebek onun sırlarını paylaşır, kızgınlığına katlanır, huzursuzluğunu giderir. Evcil hayvanlarda aynen bu oyuncaklar gibi çocuğun yaşamında etkili olabilirler. Çocuk bir evcil hayvan ile insanlarla nasıl sosyalleşileceğinin provalarını yapabilir, mutluluğunu veya mutsuzluğunu paylaşabilir, öfkesini ona bağırarak giderebilir. Ona bakarak birine birşeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir. Yine çocuk evcil hayvana bir şeyler öğreterek, kendi bir şeyler öğrenir, korkularını onun üzerinde deneyerek yenebilir ve de insan ilişkisinin temelini oluşturan sevmeyi, vermeyi, korumayı bağımsız bir kişi olmayı öğrenir.

Doğaldır ki; bu sayılan ruhsal ve sosyal süreçler sadece hayvanların yardımıyla yapılabilir anlamına gelmez, ancak bir yerde bir süre için çocuğun hayatına katkıda bulunabilir. Özellikle de çocuğun herhangi bir nedenle yoksunluk yaşadığı durum ve zamanlarda bu katkısı daha da artacaktır. Örneğin: Sevdiği birini kaybettiğinde, ev okul değişikliklerinde ana-babanın ayrılıklarında çocuk için bu evcil hayvan "bir yerine koyma", paylaşma işlevi görebilir.

Kuşkusuz ki bütün bunların yanı sıra çocuk yaşadığı dünyayı doğasıyla, bitkisiyle, hayvanları ile bir bütün olarak algılayacak ve kabullenecek bu da onun hem birey olarak daha mutlu olmasına, hem de sosyal bir varlık olarak daha saygılı, daha verici olmasına yardımcı olacaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:14
Babalık Ve Kariyer

Yakın bir geçmişe kadar toplumun aile içinde kadın ve erkeğe yüklediği geleneksel roller gereği babalar, iş hayatı ve aile hayatı arasında bocalama durumunu anneler kadar yoğun yaşamıyordu. Çünkü bu toplumsal roller gereği yeni doğan bebeğin bakımı, yeni hayatına sosyal ve fiziksel uyumunun sağlanması, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması gibi sorumlulukları üstlenen ve gerektiğinde işinden fedakarlık yapan büyük ölçüde anne olurken; baba işine öncelik vererek ailesine maddi destek sağlamakla yükümlüydü. Ancak günümüzde çocukların bakım ve yetiştirilmesinde babaların da aktif katılımı gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle ebeveynliğin ilk yıllarında anne babanın çocukla beraber vakit geçirmeye özen göstermesi hem çocuğun hem de ebeveynlerin gelişimleri açısından önemlidir. Çocuğun duygusal ve fiziksel olarak anne-babaya ihtiyaç duyduğu heran onun yanında bulunabilmek ebeveynler için full-time bir iş sayılabilir. Bu sebeple de bir baba olarak işinize ayırmanız gereken zamanla çocuğunuza ayırmak istediğiniz zamanı dengelemede zorluklar yaşayabilirsiniz.


Ayrıca bebekle daha fazla vakit geçirdiği için anneyle bebek arasında ilk başlarda oluşan yakınlığa dahil olamama ve anneye göre bebek bakımı hakkında çok daha bilgisiz ve tecrübesiz olma gibi sebepler bir baba olarak başlarda biraz dışlanmış hissine kapılmanıza yol açabilir. Ama bu durum aslında son derece normaldir ve bebeğinizle bir süre vakit geçirip onu tanımaya, onun bakımı ve gelişimi ile ilgili detayları öğrenmeye başladıkça bu dışlanmışlık ve yabancılık duygusu kendiliğinden yok olacaktır.

İş hayatınızdaki stres bulaşıcıdır. İşyerinde yaşadığınız stresi, sorunları farketmeden eve yansıtıyor olabilirsiniz. Bu durum hem eşinizi hem çocuklarınızı olumsuz etkileyecektir.

İş stresinizi eve mümkün olduğunca az yansıtmak ve işinizle çocuklarınıza aıyrdığınız zaman arasında sağlıklı bir denge kurabilmek için size birkaç küçük ipucu:

• Patronunuzla öncelikleriniz hakkında konuşmayı deneyin. Aileniz ve çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanın sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışın ve mümkünse iş programınızı aile düzeninize uygun biçimde oluşturmaya çalışın. Patronunuza işinizin sizin için çok önemli olduğunu ancak iş hayatındaki performansınızın da ailenizdeki mutluluğunuzla doğru orantılı olduğunu belirtmeniz de faydalı olabilir.
• Stresli bir iş günü sonunda eve dönüyorsanız, eve girmeden önce (ofiste ya da arabanızdayken olabilir) kendinizi rahatlatmak, kafanızı boşaltmak için kısa bir süreyi kendinize ayırın. Böylelikle eve girdiğiniz andan itibaren sizi bekleyen çocuklarınızla paylaşabilecek enerjiyi toplamış olursunuz.
• Eşinizle sürekli iletişim halinde olun ve işinizde yaşadığınız stresi, iş ve aile arasında dengeyi kurmada yaşadığınız zorlukları ona, yakınmadan, anlayışlı bir tarzda anlatmayı deneyin. Unutmayınki eşiniz ve siz bir takımsınız. Eğer eşiniz iş yaşamınızla ilgili bilgi sahibi olursa size olan desteği ve anlayışı artacak ve size elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışacaktır. (örneğin eve geldiğiniz ilk dakikalarda çocukları biraz oyalayarak buarada sizin kendinizi toparlamanıza ve iş stresinden sıyrılıp ev ortamına adapte olmanıza zaman verebilir.)
• Eşinizden sürekli olarak sizin işte bulunduğunuz sürede çocuklarınızın günü nasıl geçirdiğine dair bilgi alın. Çocuğunuza siz yokken oynadığı bir oyun ya da izlediği bir filmle ilgili sorular sorup yorumlar yapmanız, ayrı olduğunuz zaman dilimlerinde bile onunla ilgilendiğinizi hissetirecektir.
• Gün içerisinde ofisten çocuklarınızı arayıp okuldaki sınavın ya da basketbol maçının nasıl geçtiğini sorun, günlük aktivitelerini yanında olmasanız da takip etmeye çalışın.
• Eğer mümkünse çocuğunuzu birkaç kez iş yerinize götürüp yaptığınız işleri ve bunları neden yapmak zorunda olduğunuzu açıklamaya çalışın. Sizi kendinden ayrı tutan bu ortamı tanıyıp anlaması aranızdaki yakınlığı güçlendirecektir.
• Eşinizle bir anlaşma yapın ve günlük sorunları ya da çocukların disiplini ile ilgili konuları eve girdiğiniz ilk saatlerde tartışmamaya özen gösterin. Eve girer girmeniz çocuklarınızın o günkü yaramazlıklarını ve günlük problemleri dinlemek durumunda kalmanız çocuklarınıza iş dönüşü verebileceğiniz ilk tepkilerin negatif olmasına yol açabilir. Oysa birkaç saat eşiniz ve çocuklarınızla güzel vakit geçirdikten sonra bu tür sorunlarla ilgilenirseniz daha yapıcı çözümler bulabilir, aile içinde daha ılımlı bir hava yaratabilirsiniz.
• Eğer sıklıkla iş seyahatine çıkmak zorunda kalıyorsanız, her defasında evden ayrılmadan önce çocuklarınıza nereye gittiğiniz, orada neler yapacağınız konusunda detaylı bilgi verin. Hatta seyahat zamanlarınızla ilgili onların anlayabileceği şekilde küçük takvimler ve günlük programlarınızı hazırlayıp verirseniz kendilerini sizin hayatınıza daha fazla dahil olmuş hissedeceklerdir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:14
Babanın İlgisi

Araştırmalar göstermektedirki babanın yakın ilgisinin, çocuğun sosyal, fiziksel ve duygusal gelişimi üzerinde olumlu etkileri vardır.


• İlk aylarda baba tarafından yoğun ilgi ve bakım gören bebeklerin çevreleriyle iletişim kurmada daha istekli olduğu belirtilmektedir.
• Babanın çocuğun bakımıyla yakından ilgili olması özellikle erkek çocuklarda, ileriki yaşlarda karşı cinse şiddet uygulama eğilimini düşürmektedir. Tek başına bir anne tarafından yetiştirilen çocuklar büyüme süreçlerinde sadece anneyle beraber oldukları için en ufak mutsuzluklarını ya da sorunlarını bile direk anneye bağlayabilir ve ileriki yaşlarda anneye, dolayısıyla karşı cinse karşı olumsuz tepkiler geliştirebilirler. Babanın çocuğun büyüme sürecindeki aktif rolü ise bu olasılığı düşürmektedir.
• Yapılan araştırmalar babalarının yakın ilgisiyle büyüyen çocukların genelde kendilerini ifade etme ve iletişim kurabilme konusunda daha becerikli olduğunu göstermiştir.
• Babanın, çocuğun bireyselleşmeyi öğrenmesi üzerinde rolü büyüktür. Çünkü anneler çocuk bakımında çok daha korumacı, denetleyici bir yaklaşım sergilerken babalar çocuğun çevreyi ve hayatı keşfetme aşamasında ona daha fazla özgür alan bırakmayı tercih eder. Örneğin çocuk hayatında ilk kez yabancı bir varlıkla (bir köpek, yeni bir oyuncak gibi ) karşılaştığında anne çocuğa mümkün olduğunca yakın durarak onun rahatlamasını, güvende hissetmesini sağlar. Oysa babalar genellikle daha geri planda kalarak çocuğun bu yeniliği tek başına keşfetmesine olanak sağlar. Böylelikle çocuk ebeveynlerden ayrılmak durumunda kaldığında ya da yabancı kişilerin yanındayken de rahat olmayı, ağlamamayı öğrenir.
• Yetişme sürecinde babanın aktif rol oynadığı çocukların içgüdülerini kontrol etmede ve sosyal adaptasyonda daha başarılı oldukları bilinmektedir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:15
Çocuk Nasıl Öğrenir?

 

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse
Kavga etmeyi öğrenir
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle eğitilmişse
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse
Adil olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven içinde yetişmişse
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:16
İki Yaş Sendromu

 İki yaş dönemi çocuk gelişiminin en önemli ve en zor devresi. Sık sık yaşanan öfke nöbetleri anne ve babalara zor anlar yaşatıyor. Ancak problemlere karşı hazırlıklı olarak 2 yaş sendromunun üstesinden gelmek mümkün.

Anne ve babalar bebeklik döneminin yorucu temposundan kurtulduktan sonra her şeyin daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ancak, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özellikle çocuklarda özerklik dönemini diye adlandırılan 12-36 aylarda önemli değişiklikler gözleniyor. 2 yaşla birlikte çocuklar sadece yürümekle, konuşmakla yetinmiyor, kendi bildiklerini okuyorlar. Sinirleniyor, ağlıyor ve öfke nöbetlerine kapılıyorlar. Bu noktada aileler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öncelikle sorunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. İki yaş ve sonrasında anne - babaların kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri son derece faydalı. Sebepleri bilindikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra iki yaş dönemini atlatmak aslında hiç zor değil.

Doğal bir tepki

Bu negatif dönemde çocuk dengesiz, olumsuz ve inatçı oluyor. Anne ve babasıyla sürekli çatışma halinde olan çocuk onların istediğinin tam tersini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli, söz dinleyen ve kolay yönetilebilen çocuk, birdenbire ters ve huysuz oluyor. Acıbadem Hastanesi’nden Psikolog Penbe Yazıcı bu durumun son derece doğal olduğunu belirterek şunları söylüyor: “2 yaş çocuğunda yargılama düzeyi oldukça yetersizken güçlü irade kombinasyonu onun anne babayla sıkça çatışmasına yol açar. İşte bu çatışmaların en üst noktası öfke nöbetleridir. Bu nöbetler çocuğun mutlaka kötü huylu, iyi yetiştirilmemiş ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez. Sadece bu yaşlarda doğal kabul etmemiz gereken kontrolsüzlüğün ifadesi diyebiliriz. Çocukların öfke davranışları ; her şeye itiraz etme, ağlayıp kendini yere atma, başını duvara veya yere vurma, yemeği reddetme, yediği yemeği kusma, eline geçeni fırlatma gibi oldukça çeşitlidir.”

Öfkenin nedenleri

İki yaşına kadar edilgen, bağımlı ve güçsüz olan çocuk, yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etmenin yollarını ararken sosyalleşmenin de adımlarını atıyor. Sosyalleşmeye çalışırken de kendilerinde öfkeyi oluşturacak uyaranlarla karşılaşıyorlar. Psikolog Yazıcı bu uyaranları şu başlıklar altında topluyor:

  • Oyuncağının elinden alınması
  • Yıkanma
  • Engellenme
  • Baskılı tuvalet eğitimi
  • Yemek yeme

Annenin aşırı koruyucu olması, ailede öfke ve şiddet, çocuğun fizyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin doyurulmaması,aşırı kuralcı anne-baba davranışları, kardeş kıskançlığı gibi durumlarda da öfke davranışlarıyla karşı karşıya kalınıyor.

Anne ve babaya düşen görevler

Bu dönem anne-baba ve çocuk arasında ilk çekişmelerinde yaşandığı bir dönem olduğu için, onların dengeli ve tutarlı davranışları oldukça önemli. Her şeyden önce anne-baba bu olumsuz tutum ve hırçınlıkların geçici bir durum olduğunu bilerek sabırlı davranmalı, çocuğu katı bir düzene zorlamadan, soğukkanlı bir biçimde çocukla gereksiz çekişmelere girmeden ilgisini oyunlara yönlendirmeli. Psikolog Yazıcı anne ve babalara şu uyarılarda bulunuyor: “ Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı,davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar."

Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:24
Tek Çocuk Ve Tek Çocuklu Aileler

Tek çocuklu aile sayısı her geçen gün artmaktadır. Gerek sosyo-ekonomik gerekse ailelerin birden fazla çocuğa yeterli ilgiyi gösterememe kaygıları tek çocuklu aile sayısının artmasına neden olmaktadır.

Tek çocukla yetinen aileler genellikle çocuk sahibi olmaya fazla değer veren ve çocuk yetiştirme konusunda kaygıları olan ailelerdir. Bu aileler çocuklarının gelişim dürtülerini engellememeye, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini desteklemeye önem verirler. Bu kaygıyla çocuklarını çok koruyup kollama eğiliminde olabilirler. Ortaya çıkabilecek her türlü problemde kendilerinde bir hata arama eğilimindedirler. Bu da çocuğa uygulayacakları disiplinde dengesizliklere yol açabilir. Örneğin çocuğun her isteğini karşılamaya çalışmak, tüm kararları çocuğa verdirtmek büyük sorunlara neden olabilir. Çünkü çocuklar kendi ihtiyaçlarının karşılanmasında diretseler de bir şekilde sınırlandırılmaya ihtiyaç duyarlar. Davranışlarına, yaşlarına uygun sınırlar getirildiğinde daha huzurlu, daha yaratıcı olurlar. Her konuda kendi istedikleri olsun, kendileri karar versin isterler ama bu kararların ya da davranışların sonucunun sorumluluğunu alamaya hazır olmayabilirler. Bu da çocuğun başarısızlık yaşamasına ve ortaya çıkan tatsız durumdan ötürü suçlanmasına, "Sen istedin böyle oldu" gibi suçlanmalara neden olabilir.

Tek çocuklar bütün çocuklar gibi uygun anne-baba tutumuyla problemsiz bir yaşam sürdürebilirler. Unutulmaması gereken konu çocuk sayısının değil anne-baba tutumunun önemli olduğudur.

İlk üç yılda bütün çocuklar tek bir kişinin sürekli ilgisine muhtaçtırlar. Ve mümkün olduğunca anne ile temaslarının yoğun olması önemlidir. Bu dönemde çocukların bu tek kişilik yoğun ilgi ihtiyacı karşılanabilirse bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirirler. Ancak üç yaşından sonra tam bir sosyalleşme ve birey olma dönemine girilir. Yuva vb gibi sosyal bir kuruma gitmek bu dönemde çocuğun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için önemlidir. Eğer çocuk böyle bir kuruma gidebilirse yine tek çocuk olmak bir sorun yaratmaz. Çünkü yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olma, oyun oynama ve yaşantıdan deneyim kazanma ihtiyacı bu kurumlarda karşılanabilmektedir. Ancak çocuk üç yaşına gelmiş olmasına rağmen hala sadece yeşitkinlerle birlikte oluyorsa, çocuklarla zaman geçirme fırsatı verilmiyorsa, bu durum çocuğun sosyelleşmesini ve yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmesini geciktirebilir. Çünkü çocuk paylaşmayı, beklemeyi, dinlemeyi, kurala uymanın önemini ve bir gruba ait olmanın keyfini en etkili çocuklarla yaşadığı deneyimde öğrenebilir.

Diğer yetişkinleri ise ya bir şekilde kontrol etme eğilimindedir ya da onlara itaat etmeye mecbur bırakılır. Ayrıca sürekli anne-babasıyla ya da ailedeki diğer yetişkinlerle olmaya alışan çocukta güven gelişimi de olumsuz etkilenir. Başka ortamlarda da kendine güvenemez, anne-babaya bağımlı kalabilir. Bu da yetersizlik duygusu geliştirmesine neden olabilir ya da her ortamda ayrıcalıklı olmak ister. Olamadığında ise mutsuz olur ve sorun çıkarabilir. Ayrıca sadece yetişkinlerle olan çocuklar kendilerine yetişkinleri model aldıkları için kendilerinden beklentileri yüksek olabilir ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olabilirler. Bu da en ufak hatalarında mutsuz olmalarına ve başaramama endişesine dönüşebilir. Bu nedenle yeni şeyleri ve durumları deneme konusunda, başaramama korkusuyla çekingen davranabilirler.

Tek çocuklu ailelerde çocuk için ayrılan özel zaman miktarı ister istemez çok çocuklu ailelere göre daha fazladır. Aileler zamanlarını iyi organize ederlerse çocuğun her tür psikolojik ihtiyacını karşılamaları için gerekli fırsatı bulabilirler. Tek çocuk olmanın belkide en önemli avantajı budur.

Ancak anne-babanın çocuğun üzerine çok fazla düşmesi ve çocuğun sürekli gözlem altında olması , serbest deneyimler yaşamasına fırsat verilmemesi, en az ilgisizlik kadar olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Anne ve babanın söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeleri şarttır. Çocuğun istenmeyen bir davranışı bir ebeveyn tarafından engellenmeye çalışıldığında diğer ebeveynin müdahale edip çocuğun bu davranışını sürdürmesine izin vermesi hem çocuğun kural öğrenememesine neden olur hem de anne-baba arasında çatışmalara neden olur. Bu durumda sorun yaşanmasına neden olan çocuk suçluluk duyguları yaşayabilir.

Tek Çocukların İlerki Yaşamları Nasıl Etkilenir?

Tek çocuk olarak benmerkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı ilgiyi ileriki yaşantısında da isteyeceketir. Girdiği sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediğinde, öncelikli konuşma, karar verme hakkı ona verilmediğinde hayal kırıklığı, öfke yaşayabilirler, çevrelerine agresif davranabilirler. Ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye değer olmadıklarını düşünüp içe kapanabilirler. Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler. Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler. İhtiyaç ve istekleri başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler. Annelerine bağımlılıkları uzun sürebilir. Eleştiriye tahammülsüz olabilirler. Okulda ve iş yaşamında sebatsızlıklar ve uyum sorunları olabilir.

Unutulmamalıdır ki, bütün bu sorunlar aslında sadece tek çocuk olduğu için değil uygun olmayan anne-baba tutumları sözkonusu olduğu için yaşanan sorunlardır.

Tek Çocuklu Aileler Neler Yapmalı?

Tek çocuğa; öncelikle tek çocuk olarak değil, çocuk olarak davranın. Unutmayın ki sizin onun tek olmasıyla ilgili kaygılarınızı çocuğunuz hissedecektir.


Standart disiplin yöntemlerini uygulayın, yaşına uygun kurallar koyun; bu kuralları kararlılık içinde uygulayın. Çocuk kurala uymanın keyfini, bundan yaşayacağı kabulün mutluluğunu yaşasın.


Beklemeyi, sabretmeyi öğretin; her istediğini anında karşılama çabasına girmeyin. Uygun olan; gerekli olduğunu düşündüğünüz isteklerini karşılayın. İsteklerinin yaşına ve sizin koşullarınıza uygun sınırları olmasını sağlayın.


Üç yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olmasını sağlayın. Yuvaya gönderme imkanınız yoksa bile çocuğu olan ailelerle görüşüp çocukların bir arada olmasına, oyun oynamalarına, arkadaşlıklar kurmalarına fırsat verin.


Onunla iyi iletişim kurun. Yalnız veya mutsuz hissettiğinde size duygularını anlatabilecek kadar yakın hissetmesini sağlayın.


Yababileceğinden fazla şey beklemeyin. Hep mükemmel olmaya çalışmak çocuğu yorar ve başarısızlık korkusu artar.


Çocuğa söz hakkı verin ama bu, tüm kararları çocuğa aldırmak şekline dönüşmesin. Size uygun karar alternatiflerini sunun, çocuk sizin alternatiflerinizden birisini seçsin (örneğin; bu arabayı alamayız, paramız yetmiyor ama bu uçağı ya da gemiyi alabiliriz gibi)


Bireyselliğinin gelişmesini destekleyin. Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik gibi her türlü özbakımını yapmasına fırsat verin. Evde sorumlulukları olsun; size bağımlı olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılaması için destekleyin.


Anneanne, babaanne gibi aile büyükleri genelde çocukların benmerkezciliklerini pekiştirici tarzda davranırlar onlara engel olun, sizin kullandığınız yöntemleri kullanmalarını sağlayın. Unutmayın ki çocuğunuzun psikolojik sağlığının ve kişilik gelişiminin birinci de recede sorumlusu onlar değil sizsiniz.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:24
Çocuk Aile İnternet Kullanımı Sözleşmesi

Bilgisayar ve Interneti kullanmak istiyorum ve Interneti kullanırken uymam gereken bazı kurallar olduğunu biliyorum.

1
Ailemin benim güvenliğimi ve sağlığımı düşündüklerini biliyorum. Bu yüzden, bilgisayar ve Internet konusundaki kurallara uymam konusunda ailemle işbirliği içinde olacağım. Internetle ilgili yapmamı istemedikleri bir şey olduğunda onların sözünü dinleyeceğim.

2
Adımı, adresimi, telefon numaramı, okulumu, ailemin adını, adresini, telefon numarasını ya da başkalarının beni bulmasını kolaylaştıran herhangi bir bilgiyi (tuttuğum takım, gittiğim yerler vb.), internette tanıştığım kimseye vermeyeceğim.

3
Aileme sormadan Internet aracılığıyla hiçbir şey satın almayacağım ve hiçbir kredi kartı numarası vermeyeceğim.

4
Ailemle konuşmadan Internet aracılığıyla sorulan sorulara cevap vermeyeceğim. Hiçbir form doldurmayacağım ya da hiçbir yarışmaya katılmayacağım. Ayrıca girdiğim sitenin bir güvenlik ilkesi olup olmadığını kontrol edeceğim. Verdiğim bilgilerin başkaları ile paylaşılmayacağı konusunda güvence verip vermediğine bakacağım. Aksi halde hiçbir şekilde kişisel bilgi vermeyeceğim.

5
Bazı insanların kötü niyetli olabileceklerini ve çocuk olmadıkları halde çocuk gibi davranabileceklerini biliyorum. Bu nedenle Internette tanıştığım kişileri aileme söyleyeceğim. Ayrıca yeni tanıştığım kişilerden aldığım mesajları aileme gösterecek ve onların onayı olmadan bu mesajlara cevap vermeyeceğim.

6
Internette hiçbir tartışmaya ya da kavgaya katılmayacağım. Eğer biri benimle tartışmaya ya da kavgaya yeltenirse, onlara cevap vermeyeceğim ve ailemi konudan haberdar edeceğim.

7
Eğer hoşlanmadığım bir şeye rastlarsam ya da ailemin benim görmemden hoşlanmayacağını düşündüğüm bir şeye rastlarsam, geri tuşuna basacağım ya da oturumdan çıkacağım.

8
Eğer bazı kişilerin çocuklara söylememesi gereken bir şey söylediğine rastlarsam aileme söyleyeceğim.

9
Internetle ilgili konular hakkında hiçbir şeyi ailemden saklamayacağım.

10
Eğer birisi bana resim gönderirse, görmemem gereken bir siteyi ziyaret etmemi ya da uygun olmayan bir dille konuşmamı önerirse ailemi durumdan haberdar edeceğim. Aynı şekilde yapmamam gereken bir şeyi yapmamı isterse, bunu aileme söyleyeceğim.

11
Ailemin onayı olmadan Internette tanıştığım kimseyi telefonla aramayacağım.

12
Ailem yanımda olmadan ve onaylamadan Internette tanıştığım kimseyle buluşmayacağım.

13
Internette tanıştığım kimseye, ailemin izni olmadan hiçbir şey göndermeyeceğim.

14
Eğer Internette tanıştığım birisi bana posta ile ya da bir kişi aracılığıyla, herhangi bir şey gönderirse aileme söyleyeceğim.

15
Internette iyi bir dil kullanacağım ve nazik olacağım.

16
Sadece şaka yapıyor olsam bile kimseyi korkutmayacağım ya da tehdit etmeyeceğim.

17
Bilgisayarıma herhangi bir disk ya da Internetten bir bilgi yüklemeden önce virus kontrolü yapacağım.

18
Ailem bana daha önce çok büyük bir tepki göstermeyeceğine söz verdiği için, Internet yüzünden başıma ne gelirse gelsin, onlara söyleyeceğim.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:25
Çocuk İçin İnternet Kullanımı Önerileri

1
Internette sohbet ederken, mesaj panosuna mesaj gönderirken, ya da mektup arkadaşınızla mektuplaşırken, adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaranız gibi kişisel bilgilerinizi ve kredi kartı numaranızı asla vermeyin


2
Diğer kişilere Internette kullandığınız adınızı ya da parolanızı söylemeyin


3
Web sitesinin "Güvenlik Politikası"na bakın ve sitenin sizden istediği bilgileri ne amaçla kullanacağını öğrenin


4
Internette ailenizle birlikte gezinin. Eğer ailenizin zamanı uygun değilse, ziyaret ettiğiniz siteleri ailenize söyleyin


5
Ziyaret ettiğiniz sitenin "Güvenlik Politikası"nı ailenize söyleyin. Böylece siz ve aileniz, sizin hakkınızda istenen bilgilerin, sitede ne amaçla kullanılacağı konusunda bilgi sahibi olacaksınız


6
Bir aktiviteye ya da oyuna katılabilmeniz için sitenin çok fazla kişisel bilgiye ihtiyacı yoktur. Bu nedenle gereğinden fazla bilgi vermeyin, gerekirse siteyi terkedin


7
Bazı insanların kötü niyetli olabileceklerini ve çocuk olmadıkları halde çocuk gibi davranabileceklerini unutmayın. Bu nedenle Internette tanıştığınız kişileri ailenize söyleyin. Ayrıca yeni tanıştığınız kişilerden aldığınız mesajları ailenize gösterin ve onların onayı olmadan bu mesajlara cevap vermeyin


8
Ailenize sormadan Internet aracılığıyla hiçbir şey satın almayın ve hiçbir koşulda kredi kartı numarası vermeyin


9
Ailenizle konuşmadan Internet aracılığıyla sorulan sorulara cevap vermeyin. Hiçbir formu doldurmayın ya da hiçbir yarışmaya katılmayın. Ayrıca girdiğiniz sitenin bir güvenlik politikası olup olmadığını kontrol edin ve verdiği bilgilerin başkaları ile paylaşılmayacağı konusunda güvence verip vermediğine bakın. Aksi halde hiçbir şekilde kişisel bilgi vermeyin


10
Internette hiçbir tartışmaya ya da kavgaya katılmayın. Eğer biri sizinle tartışmaya ya da kavgaya yeltenirse, ona cevap vermeyin ve ailenizi konudan haberdar edin


11
Eğer hoşlanmadığınız bir şeye rastlarsanız ya da ailenizin, sizin görmenizden hoşlanmayacağını düşündüğünüz bir şeye rastlarsanız, geri tuşuna basın ya da oturumdan çıkın


12
Eğer bazı kişilerin çocuklara söylenmemesi gereken bir şey söylediğine rastlarsanız ailenize söyleyin


13
Internetle ilgili konular hakkında hiçbir şeyi ailenizden saklamayın


14
Eğer birisi size resim gönderir, gitmemeniz gereken bir siteyi ziyaret etmenizi önerir ya da uygun olmayan bir dille konuşmayı önerirse, ailenizi durumdan haberdar edin


15
Eğer birisi yapmamanız gereken bir şeyi yapmanızı isterse, ailenize söyleyin


16
Ailenizin onayı olmadan internette tanıştığınız hiç kimseyi aramayın


17
Aileniz yanınızda olmadan ve onaylamadan Internette tanıştığınız kimseyle buluşmayın


18
Internette tanıştığınız kimseye, ailenizin izni olmadan hiçbir şey göndermeyin


19
Eğer Internette tanıştığınız birisi size herhangi bir şey gönderirse ailenize söyleyin


20
Internette iyi bir dil kullanın ve nazik olun


21
Sadece şaka yapıyor olsanız bile kimseyi korkutmayın ya da tehdit etmeyin


22
Ailenizin sizin güvenliğinizi ve sağlığınızı düşündüklerini bilin. Bilgisayar ve Internet konusundaki kurallara uyma konusunda ailenizle işbirliği içinde olun ve Internet yüzünden başınıza ne gelirse gelsin onlara söyleyin



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:26
Çalışan Anneler İçin Çocuk Bakıcısı Seçimi

Çocukları için doğru çocuk bakıcısını bulmak anne-babalar için en zor deneyimlerden biridir. Çocuklarını çalışarak büyüten anneler, çocuklarını bir bakıcıya emanet etmenin yaşamlarındaki en zor tecrübelerden biri olduğunu söylerler. Aileler, çok zor olan çocuk bakıcısı arayışı ve doğru bakıcıya karar verme süreçlerinde belli noktalara dikkat ederlerse kendileri ve çocukları için en sağlıklı seçimi kolaylıkla yapabilirler.
 

Öncelikle, aileler, çocuk bakıcısı aramaya başlamadan önce bakıcıda aradıkları özellikleri ve bu özelliklerin önem derecelerini belirlemeliler. Bakıcıyı hangi kanaldan bulmak istediklerine karar verdikten sonra, kendilerine aracılık yapan kişilerle de aradıkları temel özellikleri paylaşmalılar. Anne-babalar, çocuk bakıcısı ile görüşmeyi birlikte yapmalı, bakıcının ne zaman çalışmaya başlayacağına, bakıcının iş tanımına ve bakıcıdan neler beklediklerine birlikte karar vermelidir. Bakıcı arayışına girmeden önce, çocuğa akrabalardan birinin bakıp bakmaması konusu konuşulmuş ve bu konudaki kesin karar da verilmiş olmalıdır. Bazı eşler bu konularda birbirleriyle yeterince açık konuşamamaktadır. Eşlerden biri çocuğuna bakıcının bakmasını uygun bulurken, bir diğeri çocuğa annesinin bakmasını isteyebilir; bu gibi kararlar bakıcı arayışı başlamadan verilmelidir. Bu konular önceden konuşulmazsa, karar verme sürecinde veya bakıcıyla görüşme sırasında gönülsüz eş nedeniyle anlaşmazlık yaşanabilir. Çocuğa bakmasına karar verilen kişi bir akraba olabilir, bu durumda aşağıdaki koşulların karşılanmasına dikkat edin;

  • Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
  • Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakmasını isteyin,
  • Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
  • Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

Çocuğunuza bakan kişi ister bir akraba veya aile büyüğü olsun, isterse bir çocuk bakıcısı olsun, çocuğunuzun kendi evinizde bakılmasını sağlmanız daha uygun olur. Kendi evinizde temizlik, düzen ve hijyen kurallarını daha kolay koyabilir ve uygulanmasını daha kolay sağlayabilirsiniz. Ayrıca, çocuğunuzun yaş dönemine ve dönemsel gelişimine göre karşılaşabileceği tehlikelere karşı önlem alabilmeniz de daha kolaylaşır. Örneğin emeklemeye başladığında, prizler veya mutfak çekmeceleriyle ilgili önlem almanız gerektiğinde, bunu kendi evinizde yapmanız daha kolay olur. Başka bir evde, even giren çıkan kişileri kontrol edemezsiniz, ancak kendi evinizde bu tip bir kontrolünüz olabilir. Tüm bunların dışında, çocuğun kendi oyuncaklarından ve evinden ayrı kalmaması, kendini güvende hissetmesi açısından da önemlidir.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin normal koşullarda çocuğunuz 3 yaşına gelene kadar sizinle çalışmayı düşünüp düşünmediğini öğrenin. Böylece, çocuğunuz kreş yaşına gelene kadar bakıcı değiştirmek zorunda kalmazsınız. Çocuğunuza bakacak kişi akrabanız da olsa bunu onunla konuşmalısınız; çünkü çocukların sık bakıcı değiştirmeleri doğru değildir. Çocuk yetişkine bağlanır ve onunla duygusal bağ kurar, bebeklik döneminde sık sık değişen bakıcılar çocuğun psikolojisi açısından sağlıksızdır. Ayrıca, her defasında yeni birine alışmaya çalışmak çocuk için de, anne-baba için de yorucudur.

Her ailenin çocuklarına bakıcı ararken belirledikleri özellikler farklıdır, ancak, ailelere hatırlatma olması bakımından, çocuk bakıcısı ararken dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıdaki gibi sıralanabilinir;

  • Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
  • Aile yaşantısının düzenli olmasına,
  • Dakik ve elinin çabuk olmasına,
  • Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
  • Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
  • Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
  • Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
  • İletişim becerisinin olmasına,
  • Kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
  • Sabırlı olmasına,
  • Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
  • Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
  • Sigara içmemesine.

Çalışacağınız bakıcıya karar vermeden önce mümkünse bakıcıyı evinde ziyaret edin, kendi çocukları varsa onlarla ilişkisini gözlemleyin. Unutmayın, bir bakıcı, sizin çocuğunuza en fazla kendi çocuklarına davrandığı kadar iyi davranabilir. Sizin çocuğunuza, kendi çocuklarına davrandığından daha vicdanlı ve merhametli davranamaz, sizin çocuğunuzu, kendi çocuklarını sevdiğinden daha fazla sevemez.
Ayrıca, bakıcının varsa referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, nüfus cüzdanı örneği vb. gerekli belgeleri temin edin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun. Bunun için gerekirse, bu konuda çalışan, kişillik testleri uygulayan veya çocuk bakıcılarıyla görüşmeler yapan bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Koşullarınız gerektirmiyorsa, bakıcının yatılı kalmasını talep etmeyin. Bakıcının yatılı çalışması gerekiyorsa, çocuğunuzla akşamları siz ilgilenmeye çalışın. Çalışan kişinin sosyal ortamından ve ailesinden sürekli ayrı kalması onun sağlığı açısından çok sağlıklı değildir. Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne -baba biraradayken konuşun. Bakıcıdan performansının üzerinde beklentilerinizin olmamasına dikkat edin, ona kendi evindeki gibi rahat edebileceği bir ortam yaratmaya çalışın.

Ailedeki herkesin çocuğunuzun bakıcısına sevgi ve saygıyla yaklaşmasını sağlayın. Bu kişinin en kutsal mesleklerden birini icra ettiğini herkese hatırlatın.

Çalışan bir anneyseniz, işe başlamadan önce yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın. Çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın. Birlikte çalıştığınız kişiyi yeterince tanımadan çocuğunuzu bırakmak zorunda kalırsanız, sık sık evinizi arayarak evde herşeyin yolunda olduğundan emin olmaya çalışabilirsiniz veya komşularınızdan, akrabalarınızdan birinden arada bir eve uğramasını rica ederek çocuğunuzu kontrol etmelerini rica edebilirsiniz.


-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:27
Çocuk ve Ölüm

Ailenin bir üyesi öldüğünde, tüm çocuklar şöyle ya da böyle bundan etkilenir veyetişkinlerden farklı davranırlar. Yaşı çok küçük olan çocuklar ölümü anlamakta zorlanabilirler. Sevdiği birini kaybeden bir çocuğun kendini güvende hissetmesiancak ailedeki en yakın üyelerden gelecek sevgi ve şefkatle mümkündür.
 

Ölüm acısının ve yaşanan karmaşık duygularınüstesinden gelmek çok güçtür. Küçük çocuklar aileden birinin ölümüyle ilgiliduygularını dile getiremezler. Bu yüzden çocuklar, ölüm hiç olmamış vekendileri bundan hiç etkilenmemiş gibi davranabilirler. Ölümle ilgiliduygularını anlaşılması zor, farklı davranışlarla ve oyunlarıyla belli ederler.Çok küçük çocuklar bile, ifade edememelerine rağmen derin bir yas duygusuyaşarlar.

 

Okul öncesi yaştaki çocuklar ölümü genellikle geçicibir durum sanırlar. Ölenin geri gelmesinin mümkün olduğuna inanırlar. Çizgifilmlerde ölen ve tekrar yaşama dönen kahramanları gördükleri için bu inancıtaşımaktadırlar. Yaşları 5 ila 9 arasında olan çocuklar, ölümü yetişkinler gibialgılamaya daha hazırdırlar ama yine de kendilerinin veya yakınlarınınölebileceğine inanmazlar.

Çocuklar sevdikleri birinin ölümükarşısında nasıl davranırlar?

Yas tepkisi beş aşamadan oluşur. Bunlar şok, korku,öfke, suçluluk ve kederdir. Bu aşamalar, aslında ister çocuk, ister yetişkin,ister doktor, ister hemşire olsun, ölümü yaşayan herkes için geçerlidir. Ancakherkesin bu aşamalardan geçerken gösterdiği davranışlar farklılaşabilir.

Kardeşi ya da anne-babasından biri ölen bir çocuk,çok büyük bir şok yaşayabileceği için bu ölümün gerçek olduğuna inanmaz. Sankiolmamış gibi davranabilir. Aile üyeleri ya da akrabalar, kendileri olayınşokunu üzerlerinden atamadıkları için, çocuğu istemeden ihmal edebilirler."Çocuktur" diye onun neler hissettiği ile ilgilenmeyebilirler. Bu da durumudaha karmaşık hale getirir.

Anne ya dababasının ölümünden sonra çocuk kendisine şimdi kimin bakacağını merak eder,endişe duyabilir. Sevdiği diğer insanları da kaybedeceğini düşündüğü için yoğunbir korku içinde olabilir. Yakınlarının eteğine yapışır ve sıklıkla kendisinisevip sevmediklerini ya da ne kadar sevdiklerini sorabilir.

Ölen kişi, çocuğun dünyasında çok önemli bir yertuttuğu ve çocuk kendini onun yanında güvende hissettiği ve o kişinin ölümü ilebirlikte bu güven duygusunu yitirdiği için çocuk öfkelenebilir, kızabilir vesaldırganlaşabilir. Bunlar normaldir. Bu öfke onun itiş-kakışmalı oyunlarında,kabuslarında, gergin ve sinirli davranışlarında kendini gösterebilir. Çocuğunöfkesini, ailenin sağ kalan bireylerine yöneltmesi de epey sık görülür.

Annesi ya da babası ölen bir çocuk genellikle, dahaküçük bir çocukmuş gibi davranabilir. Bebeksi tavırlarla, sürekli beslenmeyi,kucaklanmayı ve altının bağlanmasını isteyebilir. Konuşması bebek gibi olurparmağını emmeye, kekelemeye ve gece altını ıslatmaya başlayabilir.

BUNLARIN ÇOK DOĞAL AMA GEÇİCİTEPKİLER OLDUĞUNU UNUTMAYIN.

Küçük çocuklar yakınlarının ölümüne kendilerininsebep olduğuna inanırlar. Şöyle ki, eğer depremden çok daha önce, kardeşi, anneya da babasına kızdığı için, yaşının gereği çok doğal bir tepki olarak, "keşkeölse" diye düşünmüşse bu dileğinin gerçekleştiğini sanır ve bundan büyük birsuçluluk duyabilir. Çocuk baş ve mide ağrısı çekebilir, kendisinin deöleceğinden korkabilir. Daha büyük çocuklar ölen kişiyi taklit edicidavranışlar içine girebilir.

Çocuğun ölüm olayı karşısında gösterebileceği budavranışların hepsi normaldir. Bu tür bir yas sürecinden geçen kişi için zamanönemli bir faktördür. Uzmanlara göre, çocuğun önemli bir ölüm olayının ardından6 ay sonra, artık yavaş yavaş normal davranışlarına dönmesi ve günlükyaşantısını sürdürmesi beklenir. Ancak aileler, bu davranışların yanında,normal olmayan belirtilerin de farkında olmalıdırlar. Ölümü izleyen haftalarda,bazı çocukların ölen yakınının sağ olduğu konusunda ısrar etmesi doğaldır. Amaölümün uzunca bir süre inkar edilmesi veya ölenin arkasından ağlayıp üzülmektenkaçınma, üzüntüyü uzun bir süre bastırmak, sağlıklı tepkiler değildir. Budavranışlar, daha ileride kendini ciddi sorunlar halinde gösterebilir. Eğer bualtı aylık süre sonunda, söz konusu tepkiler devam ediyorsa ve aşağıdaki türdenbelirtiler varsa, çocukla ilgilenen kişilerin bir öğretmen, çocuk doktoru ya dabir ruh sağlığı uzmanından yardım istemeleri yararlı olacaktır.

Çocuğunaltı aydan daha uzun sürecek şekilde, gündelik olaylar ve faaliyetlerleilgilenmemesi, her şeye karşı ilgisiz olması;

Altı aydan daha uzun bir süre,"bebeksi" davranışlarını sürdürmesi;

Ölen kişinin davranışlarını aşırışekilde taklit etmesi, sürekli onunla beraber olmak istediğini tekrarlaması;

Arkadaşlarından uzaklaşması;

Okul başarısının çok önemli bir şekilde gerilemesi; okula gitmek istememesi;

Ölüm Olayının Çocuğa Söylenmesi 

Sevilen birinin ölümünün ardından geride kalanlariçin en zor işlerden biri, bu konuyu çocuğa söylemektir. Aile üyeleri zatenkendileri kederliyken, bu sorun pekişmektedir.

Ölümü kabul etmek ve bu üzüntünün üstesinden gelmek,pek çok yetişkin için bile çözülmesi zor bir sorun olduğundan, onlar çocuklarında bu konuyla baş edemeyeceğine inanırlar. Ölümle ilgili konuşmalardan,törenlerden çocuğu uzak tutmaya çalışarak, onu koruyacaklarını sanırlar. Asılbu durum çocukları endişelendirir, şaşkınlık yaşamalarına ve kendilerini yalnızhissetmelerine yol açar. Çevrelerindeki insanlardan en çok destek ve güvenceistedikleri bir zamanda, zihinlerini kurcalayan pek çok soruyla baş başakalırlar. Bu sorulardan bazıları arasında: "Bana şimdi kim bakacak?",
"Babam/annem/kardeşim/dedem, vb. neden öldü?", "Ne zaman gelecek?" gibi sorularbulunmaktadır. Çocukların bu sorularına, onların anlayabileceği tatlı birdille, olabildiğince gerçek ama basit cevaplar verin. Örneğin, 5 yaşından küçükbir çocuğa, ölen kişinin, uzun bir yolculuğa çıktığını, bu yolculuğun bildiğimizyolculuklardan farklı olduğunu, o yüzden kendisine veda edemediğini ama herzaman bizi sevmeye devam edeceğini, bizi düşüneceğini söyleyebilirsiniz. Eğerçocuk 6 yaşında ya da daha büyük ise, ölümü, diğer canlıların (bir çiçek veyabir hayvan gibi) ölümü ile ilgili bir örnek vererek açıklayabilirsiniz.
 

Ölümün ardından olabildiğince kısa bir süredegündelik yaşantıya dönün. Kimsenin kendisini bırakmayacağına, onu sevipbakacağına inanabilmesi için, şefkat ve ilginizi sık sık, çok açık bir biçimdegösterin. Sorularına yanıt vermiş olsanız bile o size tekrar tekrar sorabilir.

Sabırlı davranın ve sorularını tekrar tekrar yanıtlayın. Bazen çocuğun sorularınıncevaplanması kadar sormaya cesaret edemediği ancak sizin sezdiğiniz ihtiyaçlarıda önemli olabilir. Bunların hepsi için çocuğu tatmin edecek şekilde açıklamayapmaya dikkat edin. Örneğin "Babam ne zaman geri gelecek?" sorusunun altında,"Bize kim bakacak?", "Bizi kim koruyacak?" korkusu olabileceğinden, yanıtınızşöyle olabilir: "Yavrum, baban maalesef geri gelmeyecek, biz onu artıkgöremeyeceğiz ama hep seveceğiz. Hep düşüneceğiz. Ama merak etme hayatımız çokfazla değişmeyecek, sen okuluna gidebileceksin, arkadaşlarınla oyun oynamayısürdürebileceksin. Ben de hep yanında olacağım ve seni koruyacağım."

Çocuk böyle bir durumda yapılması gereken uygundavranışların da ne olduğunu bilemeyebilir. Sorular sorması, hissettiklerini söylemesi için cesaret verin. Kendi başınızdan geçmiş ölüm olaylarında neleri merak ettiğinizi; ailedeki bu kayıpla ilgili olarak yaşadığınız duyguları paylaşın. Ama asla, "Metin olmalısın, ağlamamalısın, sen ağlarsan o da üzülür gibi" sözlerle, neler hissetmesi, neler hissetmemesi gerektiğini söylemeyin.

Size sevgisini göstermesine izin verin. Yakın birzamanda sevdiği başka insanların ölmeyeceği konusunda güvence verin. Ölümolayının çocuğun o kişiye yönelik herhangi bir kızgınlığıyla ya da öfkesi  ile ilişkili olmadığını özellikle vurgulayın.

Ölenkişinin ölümünden sonra yapılacak törenlere şu ya da bu şekilde çocuğun da katılmasınısağlayın. Cenaze töreninin ne olduğu ve neden yapıldığını ona açıklayın, fakatgelmesi için ısrar etmeyin. Korku içinde olan bir çocuğu cenaze töreninegitmesi için zorlamak doğru değildir. Onun yerine, dua etmesi, bir süre sonraziyaret etmek amacıyla kabristana götürülmesi uygun olacaktır.

 Çocuklar bir kez ölümü kabullendiklerinde, yaşadıkları kederi, zaman zaman ve bazen de hiç beklenmedik anlarda ifade edeceklerdir vebu uzun sürebilir. Geride kalan akrabaların, çocukla birlikte olabildiğincefazla zaman geçirmeleri, ona korku ve üzüntülerini açıklamak için fırsattanımaları çok yararlıdır. Ancak özellikle okul çağındaki ve daha büyükçocukların, istedikleri zaman yalnız kalmalarına da izin verin. Zaman zaman üzüntülerini kendi başlarına yaşamak istemelerini anlayışla karşılayın.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:37

Çocuk Cinsel İstismarı

1- Çocuk istismarı (çocuğa kötü muamele) nedir?

Dünya Sağlık Örgütü negöre "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir "


2- Cinsel çocuk istismarı nedir?


Çocuğun kendisinden en az 6 yaş büyük bir kişi tarafından cinsel haz amacıyla zorla ya da ikna edilerek cinsel etkileşime maruz bırakılmasıdır. Ensest, tecavüz, çocuğu pornografi ve fuhuş malzemesi yapmaktan; teşhircilik, cinselliği kışkırtan konuşmalar, cinsel ilişki ya da pornografik film seyrettirme,cinsel organları okşama, oral sekse kadar değişen eylemler cinsel istismar spektrumu içindedir.

3-Seksüel davranışların suç olması için gerekli koşullar nelerdir?


15 yaşını bitirmemişkişiye yapılması (eylemde rıza olsa da suçtur), Reşit olmayan kişilere yapılması, Reşit olan kişiye zor ve şiddetkullanarak ya da tehditle yapılması, Hile ile gerçekleştirilmesi (narkoz, eter koklatma gibi),Akıl ya da bedenhastalığından muzdarip kişiye yapılması, 15 yaşını bitiren kızın evlenme vaadiyle kızlığınınbozulması, Seksüelolayların açıkta olması.

4- Hangi yaşgrubunda çocuk cinsel istismarı daha sıktır?


Cinsel istismara maruz kalançocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; %30 unun 2-5, %40 ının 6-10,%30 unun 11 - 17 yaş grubunda olduğunu görüyoruz. Bir başka deyişle olguların%70 ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismara maruz kalan çocuklarda kız/erkekoranı 3 tür. Yurt içi yayınlarda ise kız/erkek oranı birbirine yakınbulunmuştur. İstismarcıların %96 sı erkek, %80 i de çocuğun tanıdığı birisidir.


5- Çocukistismarı tanısı nasıl konulabilir? Çocuk cinsel İstismarı tanısında fizikmuayenenin yeri nedir?

* Fiziksel/genital muayenebulguları,
* Çocukla yapılan istismartanı görüşmeleri,
* Çocukta ortaya çıkan ruhsalbulguların değerlendirilmesi sonucunda multi disipliner bir ekip tarafındantanı konulmalıdır.
Cinsel istismara bağlıolarak küçük çocuklarda sık görülen ve istismar açısından en spesifik bulgularcinsel içerikli oyun ve davranışlardır.

Genital muayene bulgularıçoğunlukla normaldir ya da tanı koydurucu değildir. Genital muayene bulgularıolguların ortalama %20-30 unda normal, %10-15 inde kuşkulu (fissür gibi),%40-50 sinde non spesifik (kızarıklık, ödem, sıyrık gibi) bulunmuş, ancak%15-35 (sfinkter yırtığı, perianal ekimoz, hymende kaideye inen yırtık gibi)olguda tanı koydurucu özellikte olduğu bildirilmiştir. Genital muayenenin kapsamıkonusunda kuşku duyuluyorsa genel anestezi altında muayene gerekebilir. Muayeneöncesinde anogenital bölgenin değişik bölgelerinden alınacak örneklerspermatozoid bulunması durumunda istismarı doğrulayacağından önemlidir. Cinselyolla bulaşan hastalıklara ilişkin lezyonlar da cinsel istismar için tanıkoydurucudur. Cinsel istismara maruz kalan çocukların %70 ini küçük yaş grubuoluşturmaktadır


6- Cinselistismar tanı görüşmesi sırasında görüşmeci nelere dikkat etmelidir?

Çocuğun yaş ve gelişimineuygun (kognitif özellikler, zihinsel gelişim, sözcük haznesi) uygun sözcüklerkullanılmalı, çocuğa soruları yanıtlamak için yeterince zaman tanınmalı,çocuğun duygusal tepkileri dikkatle izlenmeli ve uygun tepkilerle çocukdesteklenmelidir.


7-Çocuklar muayene sırasında neler söylerler?

Çok küçük çocuklar bileyaşadıkları önemli olayları, aradan uzun süre geçmesine karşın doğruhatırlayabilirler. Olayın anımsanması, olayın karmaşıklığına, çocuğunkatılımına, duygusal etkisine, çocuğun sözcük, bilgi düzeyine göre değişir.Kişiler ve yerden çok aktiviteleri hatırlarlar. Özellikle küçük çocuklardazaman kavramı gelişmemiştir.
Özellikle okul öncesiçocuklar farklı görüşmelerde farklı (tutarsız) ancak %90 oranında doğru bilgiverirler (parçalı hafıza). Görüşme öncesinde yapılan görüşme ve yönlendirmelernedeniyle özel sorulara yanlış yanıtlar verebilirler. Açık uçlu sorularaerişkinler kadar (%94) doğru yanıt verirler.

8-Çocuklar yaşadıklarını neden söylemezler?

Kendilerine inanılmayacağından korkarlar.
Başlarının belaya gireceğinden korkarlar.
İstismarcının tehditlerinden korkarlar.
İstismarcıyı korumak isteyebilir, sevebilir ama yaptıklarını sevmezler.
Nasıl anlatılacağını bilmeyebilirler.
Cinsel davranışların yanlış olduğunu bilmeyebilirler.
Arkadaşları tarafından dışlanabileceklerinden korkarlar.
Homoseksüel olarak adlandırılabileceklerinden korkarlar.
Büyüklerle (otorite figürleriyle) cinsel
konuları konuşmaktan utanırlar, korkarlar.
Gammaz olarak adlandırılmak istemezler.
Iyi çocukların cinsellikle ilgili sözcükleri kullanmasının doğru olmadığı söylenmiştir.

9- Çocuklarsonunda nasıl söylerler?

İstismarınderecesi, sıklığı artar ve çocuğu korkutursa, Cinsel istismardan korunmaylailgili bilgi alırsa ve kendisine yapılanın doğru olmadığını fark ederse vesöylenmesi gerektiğini öğrenirse, Çocuklar sırlarını en yakın arkadaşları ilepaylaşmak isteyebilirler.
Kardeşler ikendisinin ilk istismar edildiği yaşa gelmişse onları korumak maksadıyla,Ergenliğe gelmişse hamilelikten korkar ya da istismarcının baskısındankurtulmak için, Çocuk güvenebileceği ve kendisi ile yakından ilgilenen biryetişkinle karşılaştığı zaman, Fiziksel bir yakınması (üriner enfeksiyon vb.)sonrası doktora gittiğinde.


10- Cinsel istismara maruz kalan çocuklarda görülebilenbulgular nelerdir?

Tekrarlayıcı,rahatsız edici düşünceler, Olayla ilgili kabuslar, Uykuya dalma güçlüğü(karanlık olayı çağrıştırabilir ya da kabus göreceğini düşündüğü için uyumakistemez), öfke patlamaları, konsantrasyon güçlüğü, İlkokul sonrası ve adolesanlardaflashback ler (olay anını yaşıyormuş gibi hissetmeleri-durumu çıldırmış gibihissettikleri şeklinde açıklarlar),
Olayıanımsatan nesnelere karşı yoğun psikolojik sıkıntı, korku reaksiyonu, Olayıanımsatan yerler, kişiler, görüntüler ve konuşmalardan kaçınma,Yineleyicioyunlar (olay sırasında yaşadığı sıkıntıyı oyun sırasında yenerler, çünkü oyunukendileri yönlendirebilirler).

Yaşınauygun olmayan cinsel davranışlar, Cinsel davranışlarda artma, masturbasyon,Yaşadıkları cinsel travmayı yeniden yaşama ve tekrarlama eğilimi: cinseloyunlar oynama, erişkinleri ayartıcı davranışlarda bulunma gibi, Cinsel kimlikbozuklukları, Cinsel işlev bozuklukları, Cinsel istismara uğrayançocukların %50 sinde travma sonrası stres bozukluğu görülmekte, depresyon,düşük benlik saygısı, intihar davranışları, damgalanmışlık hissi, alkol vemadde kötüye kullanımı eşlik edebilmektedir.
Borderlinekişilik bozukluğu saptanan kişilerin %70-80 inde, çoğul kişilik bozukluğusaptanan kişilerin %85-95 inde çocukluk çağı cinsel istismar öyküsü pozitifbulunmuştur. Yine cinsel istismarda bulunan kişilerin de %60-95 inde öyküpozitiftir. Çok küçük çocuklar bile yaşadıkları önemli olayları, aradan uzunsüre geçmesine karşın doğru hatırlayabilirler.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:37
Çocuk ve Resim

 


Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı, oranlı ve gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.


1-KARALAMA DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI

Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel çizimler yaparlar. Resimler daha çokoyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı vb. dir.

2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI

Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş ve ayaklarıolan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir. Dört yaş çocuğu kollarıve bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş yaşındaki çocuğunun yaptığı insanve evler daha belirgin olmaktadır. Altı yaş çocuğunun yaptığı resimler de artıkyavaş yavaş konuda vardır. Resimlerde yer zemini çizgisi mevcuttur. Resimlerdesaydamlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarındaçiziliyor olması gibi.


RENKLERİN ANLAMLARI (4-7) YAŞARASI

Dört beş yaşlarındaki çocuklargenelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleriöğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde geneldekahverengi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengiseviyorsa, resimlerde ağırlık o renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızırenkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil eder. Pembe, sarı, turuncu......gibisıcak renkleri seçen çocuklar sevecen, uyumlu, işbirlikçi......dir. Siyah,mavi, yeşil, kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aileortamında yetişen iddiacı, çekingen, güçlükle kontrol edilen, uyumsuz, gerçekduygularını bastıran .... çocukları temsil edebilir.

3-ŞEMATİK DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI

Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıklaanlaşılabilir. Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır.Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyleolan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleriağırlıktadır.


4-GERÇEKÇİLİK DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI

Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı çizimler ve gerçekçi bir yaklaşım görülür.Resim konularında kızlar ve erkekler arasında farklılıklar gözlemlenir. Kızçocukları daha çok bebek resmi,portreler,elbiseler...erkek çocukları ise araba,gemi, uçak...çizerler. Resimleri beğenmeme, aşırı hassasiyet ve kendini ifadegüçlüğü görülür.


5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI

Nesneler orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü objelerinorantılarını, boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle yansıtmaya çalışır.Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.


ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİ

Resimlerde belirgin herhangi birkonu yoktur. Plansızdır. Yaşıtlarının resim özelliklerinden oldukça gerilikgösterir. Resim cılız ve ilkeldir. Çoğunlukla kağıda resim yerine çeşitlikaramalar yaparlar. Ayrıntılar bulunmaz. Örneğin insan resmi çiz dediğimizde sadecesınır belirten bir çizgi çizilir. Gözler, ağız, burun vs. çizilmez. Evçizdiğinde çatısı kapısı, bahçesi başka bir yere çizilir. Çocukta resimleriters çizme sıklıkla karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü çekebileceğidüşünülebilir. Örneğin ağaçların ters çizilmesi gibi.

 

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN RESİMLERİ

Üstün kabiliyetli kişi diğer insanlardan farklı düşünebilme davranabilmekabiliyetine sahiptir. Resimlerde dikkati çeken ortak özellikler kısaca,akranlarından üstün bir performans göstermeleri, farklı kavramlar arasındamantıklı ilişkiler kurabilmeleri, gelişmiş hayal gücü, çizilen figürlerinhareket halinde olabilmesi, renklerin genelde canlı olması kağıdın tamamınınkullanılması gibi......

UNUTULMAMALIDIR Kİ
Çok güzel resim yapan çocuk zekidir,zeki çocuklar güzel resim yaparlar DENİLEMEZ.

ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITAN RESİMLER

OKUL FOBİSİ : Resimlerde aile bireyleri ağırlıklı olarak çizilir.Okul ,öğrenci resmi çizmek istemezler. Ev ve evde mutlu çocuk resimleriçizerler. Resimler saydamdır.


GÜVENSİZLİĞİ YANSITAN RESİMLER: Kağıdıntamamı kullanılmaz, boşluklar fazladır. Çizimler yarımdır. Küçük figürler çizmeve kağıdın bir bölümünü kullanma eğilimindedirler. İnsan figürlerinde el veayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye uyumda yaşanılan güçlüğü,iletişim eksikliğini, paylaşım azlığını, kendinden başka insanlarla birlikteolmamayı, bencilliği de ifade etmektedir. Güvensiz çocuğun resimlerindekiçizgiler daha çok silik ve kesik kesiktir.


HİPERAKTİF ÇOCUKLARIN RESİMLERİ: Taşkınve çok renkli resim çizerler.Gerilimli oldukları için genelde karalamayı tercihederler ve resimleri hep yarım kalır. Çizdiklerinde ise resimleri çok büyükolur.


CİNSEL KİMLİK KARMAŞASI : Anneve babaya aşırı yaklaşılması, zıt cinsel kimlikte çizimlerde yoğunlaşma, evresimlerinde yatak odasının çizimi, etek giyen, çocuk emziren baba, ava gidensakal bırakan anne figürlerinin çizilmiş olması bize bazı ipuçları vermektedir.

 

AİLEDE İLETİŞİM KOPUKLUĞU VE PROBLEMLERİN OLDUĞUNU İFADE EDEN RESİMLER

Ailedeiletişim kopukluğu, aileyi konu alan resimlerde açıkça görülmektedir. Resimdeaile üyelerinin birinin veya birkaçının eksikliği.. ,(annenin,babanın,kardeşlerin,aile içinde yaşayan diğer fertlerin hala, amca,dede, ninenin ..... çizilmemiş olması ) Aile fertlerini çizmeyi ret etmesi,ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi, sevgi eksikliğini, anne babave çocukların arasına nesnelerin yerleştirilmesi, aile bireylerinin arasınaköprü, gökdelen evler, yol, ırmak, ağaçların................. çizilmesi,iletişim problemlerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
Anne babanın çok büyük çocuğun çok küçük veya anne babadan birinin büyükdiğerinin küçük çizilmiş olması, ailede baskıyı, aile fertleri arasındaproblemin olduğunu, baskıcı ve otoriter tutumu, anne babanın çok abartılıçizimi onlara duyulan hayranlığı da temsil edebilir.
Resimde küçük kardeşin anne babanın elinden tutuyor olması ve diğer çocuğun çokuzaklarda çizilmesi veya hiç çizilmemiş olması, sevgi yoksunluğunu, kardeşkıskançlığını, kendisini yok saydığını, iç çatışmaların bir göstergesiolabileceği düşünülebilir.

RESİMLERDEKİ FİGÜRLERİN ANLAMLARI İNSAN FİGÜRÜNDEKİ KISIMLARIN ANLAMLARI

Büyükveya çok küçük kafanın çizilmesi zihinsel aktivite de problemlerin olduğunu,zihinsel geriliği ifade eder.
Vücudun organlarının çizilmemesi veya eksik bırakılması, endişe duyulan,rahatsızlık hissedilen kısımları yansıtır.
Kolların abartılı çizimi, aile içi ve çocuğa yönelik şiddeti, kollarınçizilmemesi ise güç ve kuvvetin azlığını,
Ağzın büyük veya küçük çizimi dil ve konuşma problemini, ağzın çizilmemesiiletişim problemlerini....
Gözlerin büyük çizimi merakı, boş ve anlamsız bakan gözlerin olması görmeproblemini ve görmeye bağlı öğrenme problemlerini...
Burunun abartılı çizimi astım, bronşit vb. solunum yoluna bağlı problemlerinolduğunu... burunun çizilmemesi güç savaşını, güçsüzlüğü, desteksizliği..
Kulakların normalinden farklı, büyük veya küçük çizimi işitmeye bağlıproblemlerin olduğunu....
Ellerin çok büyük çizilmesi dayağı, şiddeti, çalma eylemlerini, çok küçükçizilmesi ise güvensizliği, çevreye uyum güçlüğünü ....
Ayakların abartılı çizimi kendine olan güveni, küçük çizilmesi ise güvensizliğive yardımsızlığı,
cinsel organların çizimi saldırganlığı, aşırı endişeyi ve anne babayı çıplakgörmüş olmayı temsil etmektedir.

EV FİGÜRLERİNİN YORUMLANMASI

Ev,çocuğun duygusal yaşamının oluştuğu merkezdir. Evin saydam olarakçizilmesi,yaşamı canlılığı, içini göstermeyen duvarların çizilmiş olması isekaramsarlığı, yaşam ifadesindeki güçlükleri, kendini anlatmakta karşılaşılanzorlukları ifade etmektedir.
Evlerdeki bacalardan yükselen kalın dumanlar, aile içinde yaşanılan kavgaları,çatışmaları, sürtüşmeleri gösterir.

Yüksek binalar ve gökdelenler, çocuktaki özlem ve komplekslerin, gerginliğinyansımasıdır . Ezilme ve başkaldırı vardır.
Evlerden çıkan yollar rehberliğe, yol gösterilmeye duyulan ihtiyaçtır.
Resimlerde, insan resimlerinin azlığı veya yokluğu sosyal ilişkilerde kopukluğubelirtir. İnsan figürünün çokluğu ise sosyal ilişkilerdeki gelişmişlik düzeyini belirtir.
Çizilen kuş resimleri özgürlüğe duyulan ihtiyacı belirtir.
Çizilen ağaçlarda meyve olması verimli olma isteği, yeşil yapraklı ağaçlarcanlılığı, solmuş yapraklı ağaçlar ve yaprak dökümü ölüm isteğini, ağaçköklerinin olması içgüdüye önem vermesi ve bağımlılık duygularını yansıtır.
Resimlerde çok bulut veya koyu renkli bulutların olması, çözülemeyenproblemleri ifade etmektedir.


ÇOCUK RESİMLERİNİN GENEL OLARAK YORUMLANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Çocuğun bize kendisini yansıtmasıve olaylar hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmesinde, yalın bir anlatımaracı olan resmin önemi büyüktür. Resim etkinliğinin aynı zamanda sözsüz dilioluşturması ve bu yolla anlatımın kolay olması, yaşı ve kişilik özelliklerinedeniyle sözlü iletişim kurmakta güçlük çeken çocukları tanımada da önemli birteşhis aracı olmasını sağlamaktadır.


Çocuk resimlerini yorumlarken, dikkat etmemiz gereken bazı önemli noktalarbulunmaktadır.
Tek resimden yola çıkarak yapacağımız bir değerlendirme bize hatalı sonuçverebilir. Çocuğun diğer resimlerine de dikkat etmeli ve toplu birdeğerlendirme yapılmalıdır. Resim değerlendirmesine başlamadan önce.....Çocuğungenel tutum ve davranışlarını, içinde yaşadığı psikolojik, sosyo-kültürel veekonomik durum, arkadaşlarıyla, kardeşleriyle ilişkileri, okul ve aile içiilişkileri, çocuğun yaşını, cinsiyetini, ailede kaçıncı çocuk olduğunu varsauyum ve davranış sorununun türünü, ailesinin genel özelliklerini, okulbaşarısını, çocuk hakkındaki genel izlenim ve görünüm, diğer önemli özellikleride göz önünde bulundurulmalıdır.
Resim aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Resim çizmede öğretmen faktörü deönemlidir. Çocuklar resim çizmeyi kendi kendilerine, ailelerinden,öğretmenlerinden veya arkadaşlarından öğrenebilirler.

Konu seçimi yapmadan haydi bakalım bize bir resimçiz dediğimizde, çocuk ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda içinde yaşadığıpsikolojik duruma uygun ve hayal gücünün de etkisiyle resim çizebilir. Serbestkonu verdiğimizde çocuğun çizmiş olduğu resimdeki tema da çok önemlidir.


Unutulmamalıdır ki, resim değerlendirilmesi projektif bir tekniktir. Yorumlar,yorumlayana göre değişkenlik gösterebilir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:38
Çocuk ve Ebeveyn Çatışmaları
1.         Onüç yaş altındaki çocukların davranışsal problemleri, çocukların ebeveynleriyle ve ailenin diğer üyeleriyle çatışmalar yaşamasına sebep olur. (örn. dışa vurumcu tavırlar, yıkıcı davranışlar, okula gitmeyi reddetme,vs.)

 

2.        Çocuğun davranışları, ebeveynler arasında sürekli kavga ve tartışmalara sebep olur, bu durum da ebeveynlerin çocuğa karşı yaklaşımlarını olumsuz etkiler.    

3.        Çocuklar ve ebeveynler arasındaki sınırlar zayıflar, güç ve kontrol gibi konularda sorunlar yaşanır, bu da ebeveynlerin görevlerini yeterince yerine getirememesine sebep olur.   

4.        Çocukların davranışsal sorunları, okuldaki ve komşu çevredeki çocuklara da yayılır; bu durum aileyi strese sokar.

 

5.        Tüm aile üyeleri arasında, evdeki sorunlara bağlı olarak gerilim ve çatışmalar yaşanır.   

6.        Çocuklar ebeveynler arasındaki ayrılıklardan yararlanır, kendi çıkarları için ebeveynlerden birini diğerine karşı kullanır.

 

7.        Ebeveynler birbirine karşı öfke duyar, ebeveynler öfkeleri sebebiyle birbirlerinin otoritelerini kıracak davranışlar sergilerler, bu durum da çocuğun davranışsal problemlerini daha da arttırır.


-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:39
Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Ailelerine Sunulacak Psikolojik Yardım

Ozel egitimde anababanin egitime katkisi cok onemlidir.Ana baba

okulla iliskilerini artirmali
ogretmenlerle sik sik gorusmeli
programin uygun kisimlarini evde calismalidir.
Ozurlu cocuklarla ilgili yasal duzenlemeler ornegin hangi kurumlara gidecekleri, cesitli yas donemlerinde hangi egitim kurumlarindan yararlanabilecekler gibi konular ailelere bildirilmelidir.

Ozurlu cocuklarin ana babalarinin cevreden aldiklari destekler soyle ozetlenebilir:

aile ici destekler.
doktor egitimci ve psikolog tarafindan verilen destekler.
medya, devlet hizmetleri egitim sistemi ve okullar araciligi ile saglanan destekler.
kulturun ekonominin ve dinin sagladigi destekler.
Ergenlikte cocuga, bagimsiz yasam arkadas iliskileri, kabul gorme ve ergenin kendini oldugu gibi kabul etmesine donuk psikolojik yardimlar gereklidir.

Ailelerin arkadasliga, dostluga, yalniz olmadiklarini hissetmeye, kisacaduygusal destege ihtiyaclari vardir.Bu destek aile cevresinden saglanabildigi gibi, psikolojik danisma gruplarinda difer anne ve babalardan da alinabilir.

Bu gruplar ana babalarin birbirlerine duygusal ve sosyal yonden yaklasmalarina yalniz olamdiklarini farketmelerine yardimci olur.

Boylece depresyon ve karamsarlik duygulari yerini, basarma, kendine guven ve baskalarina yardim etmenin getirdigi tatmin duygularina birakir.

Bunun sonucunda ailenin yasadigi kaygi duzeyinde belirgin azalma olur.

Aileleri gelecekle ilgili planlar yapmaya gudulemek, kendileri ve cocuklari icin bir gelecek oldugunu hissettirmek, psikolojik danisma gruplarinin temel amacidir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:39
Wechsler Çocuklar İçin Zeka Testi

 


Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği, araştırmalarda ve zeka ölçümlerinde en sık kullanılan araçlardan biridir. Bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla uygulanan bireysel zeka testidir. Test, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölüm de bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Herhangi bir alt testin bozulması durumunda bozulan alt testin bulunduğu bölüme ait yedek test uygulanır. Test sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir. Bazı alt testleri süreye dayalıdır, alt -teslerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama esasının belirginliği, psikometrik özelliklerin doyuruculuğu, bu ölçeğin tercih edilmesine katkıda bulunmaktadır.


Bir tanesi yedek olmak üzere 6 alt testten oluşan sözel ölçeklerle; soyut sembollerle çalışabilme becerisindeki yeterlilik, bugüne kadar aldığı eğitimden sağladığı fayda, sözel hafıza becerileri, sözel akıcılık boyutunda ki yeterliliği değerlendirilmektedir.


Bir tanesi yedek olarak ayrılan 6 alt testen oluşan performans ölçekleri ise; çocuğun çevreyle sözel olmayan temaslarının kalitesini, algısal uyaranla motor tepkiyi ne ölçüdü bütünleştirebildiğini ve hızlı çalışabilme yapabilme becerisini ölçmektedir.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.


Mesajı Yazan: SÜMEYRA
Mesaj Tarihi: 31-Aralık-2008 Saat 16:47
Çocukta Dikkat Çekme Mekanizması

Çogu cocugun ustalikla kullandigi bir yöntemdir. Bir grubun parçasi olamadigina inanan çocuk ilgi ve dikkat çekme amaciyla bu mekanizmayi kullanir.Olumsuz olan ve dikkat çeken bir cok davranis bulunmaktadir.

Mesela, grup içinde bagirarak konusma, arkadaslarina sözel ve fiziksel tehidtte bulunma, istedigi olmayinca bagirarak aglama, ebeveynin veya yuva egticilerinin sinirlenmesini saglayacak sekilde davranma gibi.Burada önemli olan yetiskinin de sistem içine cekilmesidir..cocugun hedefi budur.yetiskini de oyunu içine cekerek dikkat cekmek ve yetiskinin kendisine hizmet etmesini saglamak.

Unutulmamalidir ki çocuk görmemezlikten gelinmek yerine cezalandirilmayi tercih edecektir.Ancak bazen çocuklar olumusz davranmak yerine yetiskinlerle isbirligine giderek kendilerinden istenildigi gibi davranirlar.Bu durumda, çocugun yardim etmek ve katkida bulunmak için mi yoksa ilgi ihtiyacini karsilamak icin mi isbirligi yaptigini kestirmek güçtür.


Dikkat cekme yoluyla ilgiyi üzerinde toplamak ögrenilmis bir davranis ta olabilir..ebeveyn tutumlari sonucu cocuk olumsuz davranarak ilgiyi üzerine cekebilecegini cabuk kavrar.ve sürekli olumsuz davranarak ( mesela, isteklerini bagirarak veya aglayarak belirtir, grup içinde saldirganca davranir, bagirarak konusur, birseyler çalar veya kirar vb.) Yetiskinin ilgisini çeker.bu gibi durumlarda yetiskin uyanik olmali,


Cocugun kendisini sinirlendirmek istedigini acikca ona ifade etmeli ( beni sinirlendirerek sana ilgi göstermemi istedigini düsünüyorum tarzi)
Empati yaparak cocugun içnde bulundugu duygu durumunu ( öfke, nefret kirginlik gibi) anlamaya calismali
Kendisinden örnekler vererek cocukla iletisime gecmeli..( Bende senin yasindayken annemi boyle kizdiriyordum ancak sonra istedigimi elde edince de hep sucluluk hissetim. Tarzi..bu yaklasim cocugun kendisiyle ilgili konusmasina olanak verir.

Çocuklarda Çekingenlik



Çekingenlik, sosyal ortamlardan kendini geri çekme, çok yakını dışındaki diğer insanlarla aynı ortamı paylaşmaktan çekinme, başka insanlarla bir ilişki için girmek istememe, başkalarınca olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlı olma gibi, davranış ve düşüncelerle açıklanabilir. Çekingen çocuklar, anneleri ya da sürekli birlikte oldukları kişi dışında hiç kimseyle iletişim kurmak istemezler. Annelerinin yanından ayrılmazlar. Birisi onlara yaklaşmaya çalışırsa ondan kaçıp uzaklaşırlar. Annelerinden ayrıldıklarında ilk tepkileri ağlama olur. Bu çocuklar, yaşıtları ile ilişki kurmada zorlanırlar, arkadaşları ile birlikte olmaktansa yalnız kalmayı tercih ederler, yaşıtlarından çekinirler, bazı hallerde kendilerinden küçüklerle bir araya gelebilirler.


Çekingen çocuklar, kendilerini sözlü olarak ifade etmekten çekinirler, kendilerine soru sorulduğunda genellikle cevaplandırmaktan kaçınırlar, başlarını öne eğerler, nadir hallerde de göz veya baş hareketi ile cevaplandırmakla yetinirler. Çekingen çocuklar, çoğunlukla güvensiz ve huzursuz çocuklardır, bazılarında saldırganlık duyguları da görülebilir. Çekingen çocuklar, okul ortamı veya arkadaş grubu içinde olduklarında oyuna katılmak isteseler de kendilerinde bu cesareti bulamazlar. Mutlaka birisi onları elinden tutup oyuna sokmalıdır, oyuna girdikten sonra da mutlu oldukları görülür. Yeni bir durum, yeni bir olay, yeni bir ortam onları çok tedirgin eder.


Çekingen çocukların çoğunun sınıfta sevdikleri bir yer vardır. Bu yer genellikle faaliyetlerden, kalabalıktan uzak ve rahatça oturabilecekleri bir minder üstü veya düz bir yerdir. Burada olup biten şeylerin çoğuna karşı ilgisiz ve birçoğundan habersiz görünürler. Onların çok az şeye karşı ilgi gösterdikleri ve kendilerini rahatlatmak için sık sık parmak emdikleri, ileri geri sallandıkları, tırnak yedikleri veya kendi saçlarını ve kulaklarını çektikleri görülür.


ÇEKİNGENLİĞİN NEDENLERİ


Çekingenliğin her durumda geçerli olabilecek kesin bir nedeni yoktur. Nedenler kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenleri şöyle açıklayabiliriz.


Kişiliğin oluşumunda en büyük pay genellikle ana-babaya aittir. Çocuğun fikirlerini, inançlarını ve davranışlarını büyük ölçüde ana-baba şekillendirir. Çekingenliğin ortaya çıkışında da ana babanın kişilik özellikleri ve çocuk yetiştirme tarzlarının büyük etkisi vardır. Ailenin aşırı koruyucu bir tutum içinde bulunması çocuğun pasifize olmasına yol açabilir ve böylece kendi başına kararlar alıp uygulamaktan korkan çekingen bireyler yetişir.


Ezilen, sövülen, dövülen, aşağılanan, küçük görülen, alay edilen bir çocuğun içinde ‘sen değersizsin, sevilmeye layık değilsin' mesajı yer edinir. Kendisini ezilmiş hisseden, değersiz bulan, sevilmeye layık görmeyen biri de insanlarla iletişim kurarken rahat davranmakta zorlanır ve çekingen, pısırık bir kimliğe bürünebilir.


Olduğu gibi kabul edilmeyen, nasıl olduğuna değil, nasıl olması gerektiğine önem verilen, sözleri önemsenmeyen, duygularını olduğu gibi ifade etmesine izin verilmeyen, ana babasının istediği kalıplara girmek zorunda bırakılan bir çocuk zamanla kendi özünden kopar ve kendine yabancılaşır. Böyle davranılan çocuğun da kendi başına girişimlerde bulunup sorumluluk alması kolay olmaz. Çocuğun çabasına karşı tepkisiz kalmak, onu hiçbir şekilde yönlendirmemek, çekingenliğin nedenlerindendir.


Çocuğun kendisi bir şeyler yapmak ister ve bunu başaramazsa ya da bir işe başlamadan önce başarısızlık korkusu hissederse çekingen olur.


Çevrenin çocuktan beklentileri yüksekse ve bu beklentileri yerine getiremiyorsa; çocuk kınanıyor, eleştiriliyor, başkalarıyla kıyaslanıyorsa; yaptıklarında hep bir kusur aranıyor, hatalarına hoşgörü gösterilmiyorsa bu çocuk muhtemelen çekingen olur.
Çekingen olan çocukların birinci dereceden akrabalarında da çekingenlik görülme oranının yüksek olması genetik yatkınlığa kanıt olarak gösterilebilir. Aile üyelerinin birbirlerine benzer biçimde çekingenliğe yatkın özelliklere sahip olmalarının nedeni, ana babaların tutum ve davranışlarının çocuk tarafından taklit edilip benimsenmesinde aranabilir.


Altyapısı önceden hazırlanmış olan çekingenlik, bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve yerleşmiş olabilir. Örneğin öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanç hissine kapılmış ve bedensel belirtiler göstermiştir. Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve bu defa benzer bir hata yapmasa ve kimse ona gülmese bile o yine aynı şeyleri yaşayabilecektir.



ÇÖZÜM NE OLABİLİR?


Eğer çocuğunuzda çekingenlik varsa, çocuğunuzdaki bu çekingenliği önemseyin. Çünkü her 100 çocuktan 10'u aşırı çekingenlik sorunuyla karşı karşıya kalıyor.


Çocuğun çekingenlik sorunundan kurtulması için, önce teşvik ve iltifat edilmesi gerekir. Çocuğun sırtını sıvazlamak, ‘aferin' demek onu motive eder. Çocuğun uygun tercihlerine saygı gösterilmelidir. Çocuğun yeteneklerinin gelişmesi için özgür ve öz denetime dayalı bir disiplin anlayışı geliştirmelidir. Çocukla hem oynamalı, hem eğlenmeli, hem de ciddi konularda ilgilenilmelidir.


Bu çocuklar sürekli eleştirilmekten kaçınılmalı, sosyal olmaya zorlanmamalıdırlar. Bu sorun hemen ve kolayca halledilebilecek bir sorun değil, küçük adımlarla ve zamanla ancak üstesinden gelinebilecek bir sorundur. Unutmamanız gereken şey, çocuğunuzun sınırlarını aşarak göstermiş olduğu her ayrıntıyı fark etmeniz ve yüreklendirmenizdir.


Çocuğunuzu çekingen gibi algılamayın. Bu etiket sizin beklentilerinizi yansıtır. Her zaman değişmesini istediğiniz özelliğini vurgulamak yerine, her zaman onun iyi yönlerinden söz edin.


Çekindiği durumlara zorla onu itmeyin. Bu ona çekingenlikten kurtulması için yardımcı olmaz. Aksine bu duygularının daha da derinleşmesine sebep olur. Ona yalnızca kendine güvenini kazanmasını ve reddedilme korkusunu yenmesini öğretin.


Çekingen çocuğunuzu korumanız altına almayın. Bunun yerine ona yardımcı olun, ihtiyaç duyacağı davranışları öğretin ve bunları deneyebileceği ortamlar yaratın. Öncelikle bağlı olduğu kişiden kopmasına yardım etmek, sonra bir arkadaşla birlikte olmasına fırsat vermek, daha sonra da bir arkadaş grubu ya da faaliyet grubuna, okul ortamına girmelerini sağlamak gerekir. Başarılı ve mutlu olacakları bir alanın keşfedilmesi de onları huzurlu kılar.


Çekingen çocuğun uyum sorununun giderilmesinde öğretmene ve okula düşen bazı sorumluluklar da vardır. Öncelikle öğretmen, çocuğun kabuğundan çıkmakta güçlük çekeceğini kabullenmeli ve sabırlı olmalıdır. Çocuğu ilk günden faaliyete katılması için zorlamamalıdır, hoşlandığı faaliyetleri bir süre karşıdan izlemesine izin verilmelidir. Zaman zaman bir köşede yalnız oynamasına izin verilmelidir.


Öncelikle öğretmen kendisi çocukla diyalog kurmalı, sonra tek arkadaşla diyalog kurması sağlanmalıdır. Çekingenlikten kurtulabileceği su, kum, kil, çamur, boya gibi malzemeleri kullanmaya teşvik edilmelidir. Yaratıcı faaliyetlere yönlendirilmelidir. Çocuğa başarı ve deşarj alanları bulunmalı, en ufak bir başarısında öğretmen tarafından yüreklendirilmelidir.

Düzenlenmiş faaliyetler esnasında çekingen çocuklar için ne yapılabilir?
Çekingen çocukların çoğu sizin onunla ufak ilgilenmenizle açılıp konuşmaya başlarlar. Sınıfınızda nasıl bir davranış istediğini bilen ama işbirliği yapmak istemeyen çekingen bir çocuk bulunabilir. Bu çocuk yeni faaliyetlere başlamaktan korkan ve bundan dolayı sizden fazladan teşvik isteyen bir çekingen çocuk olabilir. Bu çocuğun herhangi ufak bir gayretinden dolayı aferin diyerek veya başını okşayarak takdir ediniz. İşinde ufakta olsa bazı başarılar elde ettikten sonra işbirliği yapmak ona daha kolay gelir.


Halka şeklinde çalışma esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir?
Halka şeklinde çalışmaya katılması için çocuğa baskı yapmak iyi değildir. Bu çocuklara karşı yavaş ve onlardan az iş isteme şeklindeki bir yaklaşım genellikle daha çok etkilidir. Çocuğa yapılanları seyretmesi konuşulanları dinlemesi için izin verilmelidir. Çocuğun isteğine veya sorusuna hemen cevap verilmeli ama bu onu susturacak şekilde bir cevap olmamalıdır. Çocuğun kendine karşı güveni arttıkça grup çalışmasına daha istekli olacaktır.


Öğretim esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir?
Bireysel dikkat gösterilir ve bireysel talimat verilirse çekingen çocuk verilen işi en iyi şekilde yapabilir. Siz çocuğun işine karışmayan ve onu sakinleştiren biri olarak görülürseniz daha faydalı olacaktır.


Dışarıda oyun esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir?
Dışarıda oynanan oyunlar çocukların; sosyal becerilerinin, akranları arasında etkileşimin, anlama becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Çekingen çocuk dışarıda özel bir dikkati gerektirir. Bu durumda çocuğu birkaç basit faaliyet içine sokmayı denemelisiniz. Çocukta birkaç beceri elde ettikten sonra faaliyetleri diğer becerileri de içine alarak genişletebilirsiniz. Yavaş yavaş her defasında bir çocuk olması şartıyla diğer çocukları da faaliyete sokabilirsiniz.


Düzenlenmiş oyun esnasında çekingen çocuk için ne yapabilirsiniz?
En iyi tutum, işbirliği yapması için çocuğa baskı yapmamaktır. Sadece faaliyeti seyretmesi ve anlaması için zaman ayrılmalıdır. Çocuk konuya karşı ilgi göstermeye başladığı zaman bireysel talimat verilerek çocukla ilgilenmeye başlanmalıdır. Bu ilgilenme yerini yavaş yavaş çocuğun diğer çocuklarla yapacağı etkileşime bırakmalıdır. Çekingen çocuğun diğer çocuklarla yapacağı etkileşimin sözle olacağı beklenmemelidir. Ancak siz ona talimat vermeli, düzenli konuşmalar yapmalısınız.


Serbest oyun esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir?
Serbest oyun çekingen çocuk için çok değerli bir faaliyettir. Bu faaliyette çocuğun diğer çocukların oyunlarını seyretmesi onlarla etkileşimde bulunması serbesttir. Çocuğu gözlemek çocuğun ilgilerini öğrenmeye yardım eder. Öğrenince çocuğa zevk alabileceğini düşündüğünüz birkaç oyun öğretebilirsiniz. Çocuk arkadaşlarının yanında onlarla açıkça görülen bir ilişki kurmadan benzer faaliyetlerde bulunursa, çocuğun onlarla gerçek bir etkileşim için ilk adımı attığını bilmelisiniz.


Müzik ve resim çalışmalarında çekingen çocuk için ne yapılabilir?
Bazı çocukların resim ve müzik faaliyetlerine pek yatkınlıkları yoktur. Fakat onları çekici bulurlar. Bu faaliyetleri bir süre izledikten sonra huzursuz bir çocuk kendi isteğiyle faaliyete katılabilir. Bu durumda çocuğun faaliyete katılması için sıkılmadan kibarca teşvik edebilirsiniz, baskıdan sakınılmalıdır.


Anlaşılıyor ki aile ya da öğretmen, çekingen çocukla iletişimde ısrarcı, baskıcı olmamalıdır. Çoğu zaman çocuk kendi haline bırakılıp, yalnızca ilk adım için teşvik edilmelidir. Bunun yanında bütün çocukları aynı görmemek, her çocuğun kendine özgü özelliklerini, duygularını ve davranışlarını kabul edip, ona göre davranmak yerinde olacaktır.



-------------
(FETİH suresi 13. ayet) Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat