Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

ALLAH

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Kur'an-ı Hakim -Genel-
Forum Adı: İslam GENEL
Forum Tanımlaması: İslam Din'i hakkında genel bilgi, soru, görüş ve makaleler...
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=5961
Tarih: 23-Ekim-2014 Saat 12:19


Konu: ALLAH
Mesajı Yazan: Misafir
Konu: ALLAH
Mesaj Tarihi: 04-Mart-2009 Saat 14:53

 

           

ALLAH;

Bir zaman; gayet akıllı,zengin,güçlü ve mahir bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş. Konuklara her türlü ikramı yapmış. Resim sergisini gezen misafirler, harika eserlere bakmışlar,ne kadar güzel diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, sanatkarı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.

Bir kısım insanlar;bu tablolar “kendi kendine” olmuştur demişler.

Bir kısım insanlar; bu tabloları “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.

Bir kısım insanlar ise; “tabloyu meydana getiren materyaller olan boya, fırça, kağıt, kafa kafaya verip birleşerek, bu harika resimleri meydana getirmiştir” demişler.

Bir kısım insanlar ise;harika eserlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir,güçlü, zengin bir sanatkar tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O sanatkarı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.

İşte biz de;bu canlı kainatın, tek;sanatkarına,yaratıcısına,Rabb”ine, İlah”ına, Musavvir”ine, Bedii”sine
; Allah diyoruz.

Bir sanatkarın yaptığı bir eser ile; Allah”ın bir şeyi yaratmasındaki fark şudur ki; sanatkar; Allah”ın yarattığı materyalleri kullanarak ancak bir eser yapabilir.

Mesela; bir ressam; boya,fırça vs.materyalleri kullanarak ancak cansız bir resim yapabilmektedir. Allah ise, bir başkasına veya başka bir şeye muhtaç olmadan ve yine kendisinin yarattığı ve kendi eseri olan zerrecik bir nutfeden, yaklaşık 60 trilyon hücreden müteşekkil koca bir insanı inşa etmekte ve canlı ve cüz-i iradesi,aklı,şuuru,ruhu,duyguları vs. olan harika bir eser yaratmaktadır.

Evet evet;pozitif ilimler;” bu kainat nasıl yaratılmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.Din ise;”bu kainatı kim ve ne için yaratmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.

***Bir eser,sanatkarının bir parçası olmadığı gibi; sanatkar da, eserinin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Yoksa Allah mahlukatın bir parçası olsa idi; cehennemde cehennemliklerle birlikte; kendi kendini yakması gibi akla ve mantığa aykırı bir şey olur idi.***

Mesela; bir balona üfleyerek şişiren bir kişinin nefesinin; o balonun içinde olması; o kişinin balonun,bir parçası olduğunu göstermediği gibi;hem balon da o kişiden farklı ve ayrı bir şeydir.Hem Allah;Ferd olduğundan,eşi ve benzeri olmadığından; mahlukatın cinsinden olamaz ve Allah; yarattığı hiçbir şeye benzemez.

Mesela;bir aynada tezahür eden güneşin timsaline istinaden; o ayna ben güneşim diyemez. Belki ben güneşi gösteriyorum diyebilir. Hey kendini Nemrut veya Fravun gibi Allah zanneden veya mahlukata bu Allah”tır diyen a
kılsız; sen kim; Allah kim.

Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Mana-i harfi ile bakılmalı. Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın camını ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah,
Fesubhanallah; bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli, ikramları içinde teşekkür etmeli.Subhanallahu vebihamdihi demeli.

*Soru:Allah”ı kim yaratmıştır?

Cevap:Allah’ı kimse yaratamaz. Yaratılan bir şey zaten Allah olamaz.

Allah; eşi,benzeri,rakibi, ortağı ve hiçbir şeye muhtaç olmamalı. Ölümsüz,ölmeyen ve öldürülemeyen;Ezeli ve Ebedi yani başlangıcı ve sonu olmayan,kusursuz bir şey olmalıdır.

Bir varlık; nasıl olur da;başka bir varlık tarafından yaratılmamış, her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden evvel hiçbir şeyin olmadığı,kıyametten sonra da bir vakit kendisinden sonra hiçbir varlığın olmayacağı; doğmamış, doğrulmamış, zamandan ve mekandan münezzeh, ölmeyen, varlığı hiç değişmeyen, çok sabırlı, çok merhametli; bir varlık olur?Bu Uluhiyyet sırrı; bizim için, kapalı bir kapı olsun.

Farzedelim ki; bir sarayın açık doksan dokuz kapısı olsun.Ama bir kapısı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini;inkar etmek, kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir.

Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.

*Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani resim sergisindeki harika eserleri kim yapmıştır?

Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun! Resim sergisindeki harika eserlerin, bir sanatkarın eseri olduğunu inkar ediyorsun.Kurnaz olduğun için;kendi kendine, tesadüfen olmuştur, tabiat kanunları yapmıştır veya bu akılsız ve şuursuz,aciz maddeler; bu harika eserleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun! Çünkü; böyle desen; saf ,tertemiz ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini ve ”çocuk mu kandırıyorsun!Cansız bir eserin bile sanatkarı var iken ve olması lazım iken;canlı bir eserin sahibi evleviyetle, haydi haydi vardır.Sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır” diyeceklerini çok iyi biliyorsun!

***Hz.Ali”ye bir gün Allah”a ve Ahiret gününe inanmayan birisi gelir ve “insanlar ölünce yok olur;Hem Allah ve Ahiret yoktur”der.Hz.Ali;o kişiye; ”Ya; varsa” diye cevap verir.O kişi;bu ihtimali hiç düşünmemiştim der ve iman eder.***

Evet evet; inanan kişi,inancından dolayı bir şey kaybetmez ama; inanmayan kişi; işini şansa bırakmış olur ki;bu da akıl karı değildir.


*Soru:Madem,her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;o halde insanlardan niçin hesap soruluyor ve niçin cehenneme gidiyor?

Cevap:Evet her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.

Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hem de geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir. Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplayarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”.

Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa;

Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?

Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?

Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.

Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için o olaylar olmamakta;fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, öyle yazmıştır.

Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar, tali yoldan; şu diyara götür dese.

Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir” diye cevap verse.

Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tehlikeli,dar, virajlı yolda,bir kaza olsa.

Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?

Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da baştan yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir.Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır.

Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani farık ve mümeyyiz olunca,yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir. Kasten yani bilerek ve isteyerek; kundaktaki bir masum çocuğa kurşun sıkıp; vahşice öldüren katilin, Hakime; “ben kader kurbanıyım,Allah benim kaderimi böyle yazmış ben ne yapayım” diyerek ; tahliyesini talep etmesi de nafiledir.

 

*Soru:Dua ve tevekkül nedir?Şartları nedir?Niçin her duamız kabul olmuyor?

Cevap:Dua;mahlukatın;Allah”a muhtaç olduğunu anlaması, hissetmesi ve ihtiyacını Allah”a fiili ve kavli arz etmesidir. Hem duanın şartları vardır.Hem her duada mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir.

Bir çiftçi, ürün almak için,evvela; toprağını sürecek, tohumu dikecek, sulayacak vs.yani; cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek.

Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.

Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir.Hem kavli dua da halisane olmalı;istiğfar,şükür, Peygambere Salat ve Selam ile duaya başlanmalı,mümkün ise;Allah”ın tüm isimleri zikredilmelidir.

Önce devemizi sağlam bir kazığa,sağlam bir ip ile bağlamalı, sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızı da hiçbir zaman unutmamalı.Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı, gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbir zaman dizgini elden bırakılmamalı. Her zaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamalıdır. Bundan sonra da;  Erzurumlu İbrahim Hakkı”nın Marifetname eserinde dediği gibi;”Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultan”ı,Malik”i ve sahibinin olduğu” bilmeli. “Hasbunallahu nimel vekil” diyerek;Allah”a; Tevekkül edip,güvenmeli.

***Hey gemici kardeş filikayı almayı unutmayasın.Hey yüzücü kardeş can yeleği takasın.Sakın yanlış anlama;biz sen yüzme bilmiyorsun demiyoruz.Allah”a güvenme de demiyoruz.Biz diyoruz ki;el ve ayaklarına kramp girdiği zaman boğulma ve kendine de fazla güvenme; tedbiri elden hiçbirzaman bırakma diyoruz.Sana gülen olursa da aldırma diyoruz.***

Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.

Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslamamalı.

Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve batmıştır.

Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol.Dikkat et; sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hıyanetlik etme ve bil ki onların her birinden,bir gün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.

***Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.***

Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir.

Her şeye muhtaç olan birisinin, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.

Evet evet;oruç;hem insanı terbiye eder,hem Allah”a muhtaç olduğunu hatırlatır. Misafirin; babanın çocuğuna ve mazlumun duası ise asla geri çevrilmez.

*Soru :Din nedir?Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu? İlerlememize ve yükselmemize mani oldu!Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı?

Cevab:Din;Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. Hem;İslam dini;bir lokma bir hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine karşıdır. Hem savaş esiri de;köle değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.

Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesela; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak önemli bir buluşa imza atabilir veya bir kişinin katli, öldürülmesi; bir dünya savaşına da sebep olabilir. Mesela; birinci dünya savaşında olduğu gibi.

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz.

Mesela;küll-i bir hayır olan ve sayısız mahlukatın susuzluk ihtiyacını gideren yağmurun yağması ile;üzeri ıslanan birisi” yağmur şerdir” diyemez ve o kişi için de yağmur terk edilemez.

Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları,kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları,dul ve yetimleri, küçükleri, , talebeleri, bekarları, masumları,mecnunları,savaş esirlerini, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları koruyunuz ve gözetiniz.

Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır. Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir.

***İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere inandığı için;din değiştirmesine gerek olmadığı gibi; hiçmi hiç akıl karı da değildir.***

Evet evet;çoğu savaş ve kavgaların asıl sebebi din değil;menfaat çatışmasıdır. Asıl savaş ise; imanı kazanmak veya kaybetmek savaşıdır.Hem zulme de rıza göstermemeli. Hem komşu devletler ile iyi geçinmeli,karlı ticaret yapmalı. Ama iç ve dış hainlere de müsaade etmemeli; daima uyanık ve tedbirli olmalı.

***Evet evet;burda ki hain; ayet ve hadislerde belirtilen haindir; yoksa kendi nefsinize ve beşeri kanunlarınıza göre hükmettiğiniz her kişi; hain değildir.***


*Soru:Allah”ın bir şekli ve sureti varmıdır? Mana-i harfi ve mana-ı ismi ile bakmak ne demektir?Allah”ı kimler ne zaman görebilir;hiç gören varmıdır?

Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise; Ezeli ve Ebedi”dir, yani; ne bir başlangıcı ve nede bir sonu vardır.

Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ,biçim ve suret veremezsiniz.

Mesela; görüntü bir şeyin üzerine düşen ışığın yansıması ile olur.Eğer o şey; ışığı tümü ile emer veya yansıtmaz ise o şey görülemez. Mesela;hayalet uçaklarının radara yakalanmaması  gibi.

Mesela; hava zerreciklerini göremediğimiz gibi.Nasıl ki;hava zerreciklerini veya mikropları göremememiz onların olmadığını göstermediği gibi; Allah”ı görememeniz de Allah”ın olmadığını göstermez.Nasıl ki;mikropları görmek için mikroskop ve ışık gerektir.Öyle de;Allah“ı görebilmek içinde iman ile kabre ve haşirden sonra cennete girmek gerektir.

Dikkat ediniz; mana-i harfi ile bakmak demek, Allah“ın tasarrufatını görmek demektir.Yoksa zatını görmek demek değildir.Hem ancak; ahirette ehl-i cennet Allah“ı görecektir.Evet evet; biz sadece Allah“ın Kudret fırçasını ve yaptığı eserlerini ve tasarrufunu görmekteyiz;O bizi görmekte ama biz zatını görememekteyiz.Mesela; bir aynaya bakıyoruz;sadece aynayı ve içindeki görüntüleri görüyoruz.Ama aynanın arkasındaki polisleri ve emniyet amirini göremiyoruz.İşte aynanın arkasınıda fark etmek; o aynaya mana-i harfi ile bakmak demektir.

Mana-i ismi ile bakmak ise;sadece resmi görüp; resmin arkasındaki gizli kudret elini  ve resmin sahibi olan ressamı fark edememek demektir. Mesela; sevgiliye bakıyor onun güzelliği ile mest oluyoruz.Ama o güzelliği yaratan; ve cennetete Cemalullah ve Muhabbetullah  ile mest olup kendimizden geçeceğimiz; Allah”ı hep unutuyoruz.

Sadece;Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; bizzat gözleri ile Nur olarak görmüş;ama sureti şöyledir dememiştir.

 

*Soru:Miraç hadisesinde kısaca ne olmuştur?

Cevab:Miraç hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır.

Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur?Gelecek nasıl görülebilir?Zaman nasıldır?Benim aklım bu gibi şeyleri almıyor!

Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde, daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz.

Mesala; farzedelim ki;büyük bir saatin akrebine, yelkovanına, saniyesine veya salisesine binen kişilerin konumları ile sabit bir sürede aldıkları, kat ettikleri yol ve iş aynı değildir.Hız arttıkça yapılan iş de artmaktadır.

Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve Mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.

Mesela; Büyük okyanusta çok büyük bir deprem olduğunu ve dev dalgaların hızla  2 saat sonra kıyıları vuracağını uydudan gören ve hesaplayan ve Tusinami uyarısında bulunan birisi bir manada geleceği görebilmekte ve insanların tedbir alması için gerekli uyarıları 2 saat önceden yapmaktadır.Bu uyarılara kulak veren ve tedbirini alanın kurtulma şansı daha kuvvetlidir.

Mesela ;Hz.Nuh peygamberin uyarılarını dikkate almayanlar ;suda gark olmuşlar.Hatta oğlu bile kurtulamamıştır.Hey kardeş ben falan soydan geliyorum diye kendinde ayrıcalıklı bir meziyet olduğunu zannetmeyesin! Allah; Adil ismi gereğince, herkese ve herşeye eşit mesafededir bilesin.

Kab-ı Kevseyn makamına çıkarılan Hz.Peygamber ise;elbette ve herhalde ve evleviyetle haydi haydi geçmişi ve geleceği görebilir ve görmüştür. Hem geçmiş ve geleceğin yazılı olduğu bir Kader defteri de vardır.Hem insan; geleceğini öğrenmeye de pek meraklıdır.

Evet evet,bir cismin kütlesi değişmediği halde;ağırlık dünyanın farklı yerlerinde farklıdır. Çünkü yerçekimi;dünyanın her yerinde aynı değildir. Altın tacirlerinin veya Hazineden sorumlu kişilerin buna çok dikkat etmesi gerektir.Hem bu da bir fizik kaidesidir.

Mesela; aya çıkan birisinin ağırlığı ile, dünyadaki aynı kişinin ağırlığı aynı değildir.Çünkü  ağırlıkta mekana gore değişmektedir.Çünkü farklı mekanların yerçekimi de farklı farklıdır. Hareket kabiliyetleri de farklı farklıdır.

Zaman da; mekana ve kişilerin konumuna göre değişkendir. Size göre gelecek bir şey; bir başkasına göre geçmiş olabilir.Işık hızında bir şey;ışık hızının altında olan bir şeyden hep bir adım öndedir.

Mesela; ışık hızında olan bir kişi; bir merminin tabancadan çıkışını ve istikametini görebilir ve kendisini o mermiden koruyabilir.Çünkü ışık hızı; merminin hızından kat ve kat hızlıdır.

Mesala; süper bir bilgisayarın hızı ile demode olmuş bir bilgisayarın hızı aynı değildir. Dahi birisinin düşünce hızı ile; normal birisinin düşünce hızı aynı değildir.

Hem cezbeye giren yani İlahi aşk ile yanan birisinin hali ile; normal birisinin hali de aynı değildir.Hem bir peygamberi de kendiniz ile kıyaslamamak gerektir.Sen bir zerre isen ;o bir güneştir.

Bast-ı zaman yani;az zamanda çok uzun bir zaman yaşamak mümkündür.Mesela;bazen bir dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız ve yaşamanız gibi.Miraç hadisesinde ;beka alemine giren Hz.Peygamber ;bize göre çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç ile Bast-ı zaman yapmıştır.Hem beka aleminin birkaç dakikası şu dünyanın binler senesine denk gelir.Miraç; zamanda yolculuktur. İlim adamlarının, zaman içinde yolculuk yapmak içi çalışmaları da boşuna değildir.Hem sıra dışı olayların ve kişilerin varlığı da bir vakıadır.Mesela;peygamberler ve mucizeleri gibi.

Güneş günü ile dünya günü de aynı değildir.Çünkü dünyanın kendi çevresinde bir dönüş süresi ile;güneşin kendi çevresinde bir dönüş süresi farklıdır.Kainat 6 günde yaratılmıştır. Burdaki gün dünya günümüdür yoksa başka bir günmüdür  bu konuda çeşitli rivayetler vardır.

Mesela; tayy-ı mekan yani bir şeyin aynı anda birkaç yerde olması hadiseleri mümkündür. Hem ışınlamanın bir çeşidi de keşfedilmiştir. Mesela;faklı mekanda olan birisinin sureti; başka bir yere ilim ve teknoloji sayesinde getirtilebilmektedir. Görüntülü telefon ile karşılıklı görüşme yapılabilmektedir.Hey kardeş; peygamberleri,mucizeleri, hakikatleri ve sırları merak eder isen; Kuran-ı Kerim okumalısın.

*Soru:Allah bize çok yakın,ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir?

Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır.Bak güneş ışığı; cild ve tenimizin üzerinde, sıcaklığı ile bizi bronzlaştırmakta, karartmakta ve yakmaktadır.

Evet evet;biz  güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini dünyadan bir manada anlayabiliriz.

Veya; bir uzay aracı ile; yaşlı dünyamızın lambası ve sobası olan güneşe; yaklaşarak; gerçek mahiyetini, yüzünü, sıcaklığını, yakıcılığını ve Azametini anlayabiliriz.

 

*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?

Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali,ışık ve ısısı ile;heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.

Allah ise; kudreti ile heryerde hazır ve nazırdır;her şeye tasarruf etmektedir ama gerçek zatı  o yerde değildir; hem zaman ve mekan ilede kayıtlı değildir.Hem mahlukat; değil zatına, zatının tek bir şuasına ve tecellisine bile dayanamaz. Mesela;uzaktan kumanda aleti ile bir arabayı veya model bir uçağı idare eden kişi; o aracın içinde değildir.Ama irtibatsızda değildir.

Hem Allah; mahlukatının bir parçası da değildir. Bir ressamın tablo ile irtibatı ve teması fırça veya eli iledir.Ama ressam o tablonun içinde değildir.Hem ressam; tablonun cinsinden de değildir.Tablo belirli bir yerde asılı iken;ressam o yer ile kayıtlı da değildir.Tablo cansız iken;ressam cansız değildir. Tablo; ressama bağlı iken,ressam tabloya bağlı değildir.Ve dahi o tablonun; bir Sahibi ve o tabloda O Sahibin bir imzası ve mührü vardır.Mesela;insan elindeki baş ve şehadet parmaklarını birleştirdiğinizde; Allah yazısını görebilirsiniz.Hem avuç içindeki çizgilerinde bir manası olsa gerektir. Hem hiçbir parmak izide bir başkasınınkine benzememektedir. 

Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetine dayanamayıp korkup bayılması gibi. Ey aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azrail”i gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.

Mesela;herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenip,dinlenebilmesi gibi.Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır edilmesi gibi.

Mesela;Nurani bazı evliya ve abdalın aynı anda; farklı yerlerde görülmesi gibi.

Mesela;Azrail”in bir anda; farklı yerlerde farklı kişilerin ruhlarını kabzetmesi gibi.

 


*Soru:Şeytan kimdir,amacı nedir?Allah”tan başkasına secde edilmez ise; Şeytan”a “Hz.Adem Peygambere secde”  emri nasıl bir emirdir?  Hz.İbrahim”in; oğlu Hz.İsmail”i kurban etmeye kalkışması nasıl açıklanabilir? Bir zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız?

Cevap:Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık, bir düşmanıdır. Mahlukatı, Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı insanlar için cehenneme çevirmeye çalışır.

İnsan, şeytan”dan her bakımdan üstündür.Hem insan;mahlukatın en eşrefidir. Mesela;Hz.Süleyman peygamber, cinleri emri altında tutmakta ve cinlere istediğini yaptırabilmekte idi. Fakat şeytan”ıda hafife almamak gerekir.Çünkü; Hz.Adem babamız ile Hz.Havva annemizin; cennetten çıkmasına vesile olmuştur. Evet evet; şeytanın inadına,bu dünyayı cennete çevirmek için çalışmalıyız.

***Dikkat ediniz!Allah”ı inkar etmemek ayrıdır,Allah”a iman etmek ayrıdır. Allah”ı inkar etmek ise; hiç mi hiç akıl karı değildir. Yani şeytanın;Allah”ı inkar etmemesi, Allah”a iman ettiğini göstermez.***

Daha önce meleklere bile ders veren,şeytan, kibrinden dolayı; Allah”ın “ Ademe secde et” emrine karşı gelmiş.Bu yüzden; Allah’ın Rahmetinden kesin bir şekilde kovulmuş ve imtihanı kaybetmiştir.


Hem şeytan; Allah”tan,süre istemiş, Kıyamet vaktine kadar, kendisine sınırlı bir süre verilmiş. ”Bende Senin ihlaslı kulların hariç,herkesi Sana düşman edeceğim ve onları azdıracağım” diyen şeytan; Hz.Adem peygambere ve nesline karşı,büyük bir savaş başlatmıştır.

***Sakın sizi şeytan,” Allah afedicidir ” diye yanıltmasın.Evet; Allah kesinlikle af edicidir ama, kul hakkı hariçtir. Kulun af edip etmiyeceği ise;kulun ihtiyarına bırakılmıştır.Hem cehennem dahi luzümsuz değildir.Hem; Allah aynı zamanda “Kahhar”dır.Nice milletler Allah”ın kahredici gücü ile tarih sahnesinden silinmişlerdir.***

Mesela;Hz.Nuh Peygamber zamanındaki isyan ve zulümler neticesinde; Allah”ın emri ve kudreti ile, bir rivayette güneş sistemimizin yakınından geçen büyük bir yıldız; denizleri med-cezir gibi kendine çekmiş denizler dağlara kadar yükselmiş; Hz.Nuh peygamberin gemisindekiler kurtulmuş ama o Aziz Peygamber oğlunu kurtaramamış;bu nedenle Allah”a ne düşman olmuş nede oğluna hidayet nasip olmadığı için Allah”a kırılmıştır. Peygamberin vazifesi tebliğdir.Hidayeti ise insanın Allah”tan kendisinin talep etmesi gerektir.Hem din de zorlama da yoktur.Ama iman ettikten sonra da dinin emir ve yasaklarına uyma ve uyulmadığı vakit bunun bir müeyyidesi vardır. Herkes imtihana tabidir ve Allah nazarında herkes eşittir Hiç kimsenin; hiç kimseye üstünlüğü yoktur. Kim ki; Allah”tan korkar ve itaat eder o kişi üstündür.Bu kişi bir çobanda olabilir,bir kralda.

Sanığı cezalandırmadan önce,suça sebep olan nedenleri; işsizliği, cahilliği, fakirliği, acizliği, çaresizliği, kaldırarak; suçu önleyici tedbirler alınız. Suçluyu öyle bir ceza ile ürkütünüz ki ;o sucun yanına bile yanaşamasın. Gaye o ürkütücü cezayı vermek değildir, caydırmak olmalıdır. Yoksa o suçlu; suçu tekrar işlemeye devam edecek toplumun huzur ve sükununu bozacaktır.

Mesela;Göze göz,dişe diş diye;bir ceza olsa. Kimse adam öldüremez. Çünkü kendisine de aynı cezanın verileceğinden korkar,yapmaz,yapamaz. Hem kan davası da olmaz ve olamaz.Cezalar caydırıcı olmalıdır.Yani suçu önleyici olmalıdır.Yoksa ceza; amaç olmamalıdır. Bir suçu işleyen sanık ile birlikte; insanları; suça iten, kullanan, satın alan, azmettiren; perde arkasındaki; gizli, hain ve kurnaz iştirakçiyi hele hiç unutmayınız.

Önce tedbir sonra terbiye sonra ceza. Islahı gayr-i mümkünse ve cezasıda idam ise infaz etmek gerektir. Çünkü dönüşü mümkün olmayan bir yola giren suçlu için en hayırlı yol hem kendisi,hem ailesi, hemde toplum için cezanın infazıdır.

Hem sen Allah”tan daha fazla merhametli olamazsın.Hem sen kul hakkına da karışamazsın.

Hey kardeş;cahiliye devrinde kız çocukları niçin toprağa gömülür idi bilirmisin.İpin ucu kötülerin elinde idi.Bir baba için en kötü şey;kızının kötü yola düşmesi ve düşürülmesi idi. Şayet Hz.Paygember; kötüleri ve kötülükleri yerin dipine geçirmese idi, kıyamet kopacak idi. Sakın yanlış anlama kardeş; şimdi de cahiliye devrinden bir fark yok diyip; eşini ve çocuklarını öldürmeye hiçmi hiç kalkmayasın!

Hey kardeş;kötü yola düşürene sesini çıkarmazsın.Kötü yola düşene ise etmediğini komazsın öyle mi! Niçin bataklığa düşeni kurtarmazsın.Niçin bataklığın kökünü kurutmazsın.

Evet evet;şeytana  ve şeytanlaşmış kişilere ve şeytani şeylere acımamak gerektir. Merhametten maraz doğar bu demektir.Sakın yanlış anlama; güzel, iyi,masum, mazlum, yetim,piri fani vs. şeylere ise herzaman merhamet gerektir.

Hey şeytan; “bende bir günah keçisiyim; insanlar yapılan günahları benim üzerime yıkıyor. Allah ise; “hem beni kullanıyor,hemde mülküne sahib çıkmıyor” deme. Sen Kaderi insanlara tersten ve yanlış anlatıyor ve faturayı da Allah”a kesmek istiyorsun ve insanları sinsice, kurnazca ve cerbeze ile Allah”a düşman ediyorsun. Hem insanları dönüşü olmayan yola ve bataklığa düşürüyorsun; ondan sonrada onları dolduruşa getirip; haydi şayet Allah var ise ve gücüde yetiyor ise;sizi bu bataklıktan kurtarabilirse kurtarsın diyorsun değil mi!

***Evet evet; şeytana, Hz.Adem peygambere secde emri; ubudiyet secdesi değil, Uluhiyet secdesidir.Yani şeytanın emre itaat edip etmiyeceğinin tespitidir. Yoksa elbetteki Allah”tan başkasına secde edilmez.***

Hem;Hz.İbrahim peygamber ile oğlu Hz.İsmail peygamber kıssasında ise;Hz.İbrahim peygamberin Allah”a vermiş olduğu bir ahdi yerine getirip getirmeyeceğinin bir tespitidir. Yoksa;  Allah merhametsiz ve gaddar değildir.Hem o bıçak Hz.İsmail Peygamberi kesmiş de değildir.Hem sakın yanlış anlama; hem kendi çocuğunu veya başka birisini de kurban etmeye kalkma!

Hey şeytan;kibirlenip senin gibi kendini birşey zannedip ebedi cehennemde kalmaktan ise; herzaman günahkar ve kusurlu olduğumu bilip; tövbe edip, velevki günahlarımın bedelini ödedikten sonra; cennete girmek; benim için çok büyük bir nimet ve şereftir.

Bir kazayı veya zulmü ve zulmü yapanları gördüğünüzde; Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan, o zalimi Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır.

*Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek nasıl olur? Mütevazı olmak ne demektir? Sıhhat nedir? Gerçek zenginlik nedir? İslamiyet nedir? İman nedir? Müflis ve yiğit kime derler?

Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir.

Mesela; bir asker görevde ve savaşta; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü, silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.

Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı, ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil;Hak”tan, haklıdan, doğrudan ve hakikattan yana olmalıdır.

Her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir. Yalana da hiçbir cevaz yoktur.Bunun gibi özel hallerde;susmak en doğru bir iş olsa gerektir.

Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki bulgurdan da olabilirsiniz.

Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni kahretmesi de imkan dahilindedir.

Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi bir rivayette Urfa şehrinde ateşe atan ve Allah”a ok atmak için kendisine yüksek bir kule yaptırtan Nemrudu; kahreden şey; emsalleri tarafından alay edilen,  bir sivrisinek tarafından öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi.

O sivrisinek,Allah”a;”Allah”ım beni niçin yarattın” diye sitem etmiş ve o çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham edip, taltif edip, memnun etmiş ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve burun deliğini kapamayı unutmuştur.Burnundan kafasının içine giden sinek; migren gibi çok şiddetili baş ağrılarına neden olmuş; ağrıyı dindirmek için kafasına vurulmasını emretmiş;sonunda vura vura kafasını patlatmıştır.

Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp daha kötü bir duruma düşmek değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmeli; hem namertlere fırsat vermemeli hem namertlere alet olmamalı hem de gizli ve sinsi oyunlarını bozmalı.

Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve ululemre; Haktan ve hakikattan ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat etmek gerektir.

İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz. İşinizi tam ve eksiksiz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani ustanın maharetine bakınız; yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine, cinsiyetine, milliyetine vb. bakmayınız.Yeter ki; o kişi hain olmasın.

***İnsanların; aslında Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa akraba ve kardeş olduğunuzu unutmayınız.***

***Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek, hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız. Tıbbın piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir.***

Evet,evet;bu dünyada gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatli ve ruhun, huzurlu olmasıdır. Huzur ise imandadır ve helalinden; çalışmak, kazanmak, paylaşmak insana huzur verir. Tersi ise insana tedirginlik verir. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise,Hak”kı kabul ve tasdiktir. Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir.

Evet evet; ahirette gerçek müflis;hesap günü günahları altında ezilen kişidir. Gerçek zengin ise; hesap gününden selametle çıkan;kimseye borçlu olmayan kişidir.

Hey genç arkadaş huzur yalnız paradadır diyorsan.Git zenginlere huzurlu olup olmadıklarını sor. Sakın yanlış anlama;biz fakir ol, zengin olma demiyoruz. Mesela; Hz.Süleyman peygamber gibi;mal mülk sahibi olmak bunu Hak yolda kullanmak; Hz.Davud peygamber gibi hem yol gösterici, hem de Kral gibi olmak gerek diyoruz.

Ey fakir kardeş;bilirmisin ki,belki de Allah seni ve mahlukatını sevdiği ve koruduğu için sana vermemektedir.Hem bilirmisin ki;çoğu insanlar zengin olduktan sonra Allah”ı unutmaktadır. Hem her şeyin en hayırlısını talep etmek gerektir.

Belki de; senin hakkını zalimler gasp etmektedir!İsyanını Allah”a değil;o zalimlere yapmalısın. Hem üzülme;” sevgilimi en zengin kaptı” diye.Sen de zengin olsa idin; o güzeli bir başkasına kesinlikle kaptırmaz idin.Hem sana zengin olamazsın diyen mi var.Yoksa o diyarda zengin olmana mani gizli kast sistemi mi var!

Hem, Karun; “ben ilmim ile zengin oldum “ demişti ve kendini bir şey zannetmiş ve şımarmış idi. Sonra toprak onu yuttu.

Hey hep dört ayak üzerine düşen kardeş;dikkat et; Fravun da hep dört ayak üzerine düşer idi. Hem hiç de hasta olmamıştı.Sonra kendini bir şey zannetmiş ve haddi aşmış idi.Sonra deniz onu yuttu.

Nemrut da; Allah ile savaşmak için kendisine yüksek bir kule yaptırmış idi.Güya Allah”a ok atıp onu vurmak istemiş idi. Sonra bir sivrisineğe yenildi.

Ebrehe de; Allah”ın Beytullahını yıkmak istedi. Cesim filleri ile geldi. Sonra Ebabil kuşlarına yenildi.

***Gerçek yiğit; hasmını yenebilecek durumda iken;öfkesine sahib olan ,zayıf ve küçükleri; garip ve kimsesizleri kollayan ve koruyan;zulme ve haksızlığa da razı olmayan kişidir. ***


*Soru:Biz gençlere ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, ne zaman, nasıl kurtaracak?

Cevap:Ey gençler;kendinize uygun,münasip bir iş ve eş bulmak için çalışınız. Yoksa oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür. Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz. Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık yayarlar.

Mesela; sıtma ve aıds gibi.

Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak; seni ve tüm insanlığı, şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır.

O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivrisinekten veya Hz.İbrahim peygamber için yakılan ateşi söndürmek için ağzında küçücük bir su damlacığı ile gelen karıncadan daha mı acizsin! Yoksa bir kurtarıcı mı bekliyorsun! Yoksa iş işten geçtikten sonra mı aklın başına gelecek!

Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbirzaman unutma.Hem sen hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın.Niçin o kurtarıcı sen olmayasın.Senin diğer kurtarıcılardan neyin eksik.Bir musibet geldiğinde mi uyanacaksın.

Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler; malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz kalmayacaktır.Hem verdiğiniz sadaka ömrünüzü uzatacak; zekat ise toplumda sosyal;dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayıp, malınızın kirini giderecektir.

Evet evet;cömert zenginler hem ahirette kat kat yaptıkları hayırların karşılığını alacak;hem de,o yanında istihdam ettiği kişinin yaptığı hayıra da hissedar olacaktır.

Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler. Görevinizi eksiksiz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz.

Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar. Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı dünyamıza; bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz.

Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;batıl ve hurafeleri kaldırmış ve şeytanın dünya saltanatlığına son vermiş;aileleri tarafından diri diri mezara gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır.

Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen değilmisin! Evet,evet; iktisat etmek, ısraf etmemek,çok çalışmak,üretmek, ayağını yorgana göre uzatmak,alacaklı ile anlaşmak,borcun aslını ödemek, helalleşmek, bir daha faize; tövbe etmek gerektir.

Ey sarhoş arkadaş; gözünü kapayarak ve aklını iptal ederek;gerçeklerden kaçamazsın. Niçin çoluk çocuğunun nafakasını ve sağlığını heba edersin! Artık ayılmanın zamanı gelmedi mi?

Ey kumarbaz kardeş;zengin olmak için mevcut son sermayeni niçin tehlikeye atarsın.Hem bilmez misin ki;kumar seni;yenmek için kurulan bir tezgahtır; sakın o zar; cıvalı, o kağıt; işaretli,o torba; çift bölümlü;kumarhanede gizli ve özel kamera ve oyun aletleri özel yapım ve uzaktan kumandalı olmasın!

***Hem bir şey yapmıyorsunuz;hem bir şeyler yapmaya çalışanlara, Mani oluyor ve “dünyayı kurtarmak sana mı düştü ” diye alay ve tenkit ediyorsunuz. Dünyada; Tesadüf diye bir şeyin olamayacağını,kendi kendine hiçbir şeyin olmadığını,her şeyin bir sebebe ve kaidelere bağlı olduğunu bilmiyor musunuz!***

Hem kulağınızı tıkayarak veya pembe gözlük takarak gerçeklerden kaçamazsınız ve kendinizi ve başkalarını da aldatamazsınız.Hem niçin her şeyi; Allah”a havale ediyorsunuz.Neden korkuyorsunuz,neyi bekliyorsunuz! Hem; elbet bir gün ölmeyecek misiniz!İlla bir yılanın sizi ısırmasını,bir taşın başınızı yarmasını mı bekliyorsunuz. Niçin o yılanın sokmasına göz yumuyorsunuz! Niçin yoldaki taşı hemen kaldırıp bir kenara koymuyorsunuz! Niçin yapılan zulümlere ses çıkarmıyor ve razı oluyorsun! Bir gün seninde kapını çalabileceklerini düşünmüyor musunuz!

*Soru:Dünyadaki;hadsiz kötülüklere, günahlara, cinayetlere,Allah; niçin Mani olmuyor, zalimleri niçin hemen cezalandırmıyor? Niçin mülküne sahip çıkmıyor? Yoksa uyuyor mu! Yoksa bizi terk mi etti?

Cevap: Şu an imtihan vakti olduğundan; imtihanın huzur ve sükununu bozmuyor, yalnız huzuru bozanları ve kopya çekenleri tespit edip sessizce dışarı çıkarıyor. İmtihanın, ahengini bozmamak ve talebeleri korkutmamak ve imtihanı amacına ulaştırmak ve sonsuz şefkatinden dolayı ve bir aile reisi gibi, cezayı bazen hikmeti gereği erteliyor ve mahlukatına son nefesine kadar süre veriyor.Ola ki yanlış yoldan döneler,ola ki hidayete ereler.

Hem imtihan olmasa idi; Elmas ruhlu peygamberler ile kömür ruhlu şeddatlar, nemrutlar, fravunlar nasıl ayırt edilecekti?Şayet öğretmen soruları bazı talebelere iltimas yapıp önceden dağıtsa veya kopyayı serbest bıraksa idi;hem imtihanın sırrı bozulacak,hem hayatın ve imtihanın zevki kalmayacak, hem de çalışkan talebeye ve çalışana haksızlık, Adaletsizlik olacak ve hem de terakki ve yarış olmayacak, hem medeniyet ve insanlık yerinde sayacak, hem de öğretmene haklı bir itiraz yapılacak idi.

***Hem büyük davalar; büyük şehirlerdeki büyük mahkemelerde görülür. Dünyadaki hadsiz kötülük,günah ve cinayetler ile ilgili davalarda ancak ahiretteki büyük Mahkemede görülecek;yapanın yanına kar kalmayacaktır.***

Sem olan Allah,her şeyi duymakta. Basir olan Allah,her şeyi görmekte. Habir olan Allah ise her şeyden haberdardır.Her şey melekler tarafından kayıt altına alınmakta ve ahiretde bir mahkeme-i kübrada, delil olarak saklanmaktadır. Hem; Allah”ın uyuduğunu nerden çıkarıyorsun!Yoksa çok uyuyan ve uyutulan ve vazifesini yapmayan ve Allah”ı dinlemeyen ve her haltı işleyen ve her türlü zulüm yapan sen misin! Yoksa Allah”tan bile daha çok; saygı gösterdiğin ve korktuğun; bir şeyin, seni ahirette kurtaracağını mı zannediyorsun!Hem cennet ucuz değildir. Hem cehennem dahi lüzumsuz değildir.

Hem,eğer her haksızlıkta Allah size şiddetli bir tokat vursa idi o zaman herkes korkudan zoraki iyi olur ve hayat yaşanmaz bir hal alır, idi. Yoksa,keşke vursaydı da cehenneme girmeseydik mi diyorsun!Allah”ın emir ve yasaklarına uymayan ve uygulamayan sen; Allah”ın kanun ve düzenini; yürürlükten kaldıran ve bunun ile övünen sen;” beşeri kanunlarımı Allah bile yürürlükten kaldıramaz” diyen sen; kendini Allah”tan daha üstün gören ve savaşlarla dünyayı yakıp yıkan sen, haksızlıklara ses çıkarmayan ve görevini yapmayan ve görevini kötüye kullanan sen; doğruyu söyleyenleri; dokuz köyden kovan, cezalandıran sen; sonra kendi yaptığın kurduğun düzen iflas edince; sorumluluktan ve cezadan kurtulmak için suçu kadere ve Allah”a yıkmak isteyen,sen!

Sakın yanlış anlama; biz diyoruz ki; madem siz kendi beşeri kanunlarınız ile yönetiliyor ve kendi kanunlarınızı kendiniz yapıyor; acaba bu kanun ne için ve kimin için ve niçin çıkardığınızı dahi bilmiyor; Aziz milletinizin Ali ve yüksek menfaatlerini bile koruyamıyor;iseniz; Allah”a niçin isyan ediyorsunuz ve suçu niçin kadere yıkıyorsunuz!

Hem;beşeri kanunlarınızı ve düzeninizi çok beğeniyor iseniz; Devletinize niçin isyan ediyorsunuz! Yok biz kendi kendimizi yönetmiyoruz, kendi kendimizi yönettiğimizi zannediyoruz,bizi perde arkasındaki gizli güçler ve eller yönetiyor, alın teri kazancımızın neredeyse hepsini elimizden alıyor, kendileri ise istisna ve muafiyetler ile çalışmadan risksiz kazançlarına kazanç katıyor; bizleri üç kuruşa köle gibi karın tokluğuna çalıştırıyor; onun için baş kaldırıyor ve isyan ediyoruz diyorsanız; niye o hainlere fırsat veriyorsunuz! Niçin bunları ve durumunuzu devletinizin; akıllı ve civanmert vekillerinize, yetkili, görevli kişi ve kurumlara söylemiyorsunuz, kanunlarınızın daha adil olması insanların huzur ve refah içinde yaşaması için; niçin orijinal fikirlerinizi ve projelerinizi beyan edip;yetkili ve görevlilere yardımcı olmuyorsunuz!

Hem o silahı; mazlum ve masum halkınıza niçin çeviriyorsunuz! Yoksa siz; “birbirinizi kırın,yiyin; bizde sülük gibi kanınızı ve milli servetinizi emelim, sömürelim, parçalayalım, köle gibi sizi çalıştıralım” diyen o gizli hainlere mi çalışıyorsunuz. Yoksa sizi sinsi hainler kurnazca kullanıyor mu! Hem siz bu gizli hainleri niçin kollayıp, koruyor ve hiç ses çıkarmıyorsunuz!

Yoksa o gizli hainler;vatan millet;din iman;eşitlik özgürlük diye saf insanları kandırıp, kullanıp; insanları birbirleri ile çatıştırıyor; elinize silah ve para verip; daha da ezmek ve zalim düzenlerini sürdürmek için sebep mi arıyor!

Soru:İyi güzel de;biz bu tüm dediklerini yapıyoruz.Derdimizi kimselere anlatamıyoruz. Artık bu devletten fayda gelmeyeceğini anladık bu yüzden isyan ediyoruz.

***Cevap:Diyelim ki; isyan ettiniz.Karşınıza isyanı bastırmak için yine askerlik veya polislik vazifesini ifa eden belki de kendi kardeşiniz çıkacak;hem, o kendi öz kardeşiniz ile savaşmak hiç mi hiç akıl karı değildir.Hem dahilde savaş; silah ile değil,akıl ve kalem ile olur. Hem kalem;kılıçtan daha keskindir.***

Soru:Ne demek istiyorsun; zulümlere razı mı olalım?Hiçbir şey yapmayalım mı?

Cevap:Hayır;zulme rıza zulümdür. Ama;zamana, mekana ve makama göre akıllı hareket etmek gerektir.Siz zannediyor musunuz ki; deccal”in kuvveti sadece kendindendir.Hayır hayır; onun arkasında şeytan ve şeytanın dostları vardır.

Bunlar gayet; dessas, kurnaz, ikiyüzlü,hain,kötü,zalim,zengin ve güçlüdürler. Siz nazar-ı dikkatinizi; sadece ve sadece deccal”e verip;perde arkasında deccal”e gizli destek veren asıl gerçek hainleri ve o hainlerin örgütlerini unutuyor;sonra da o hainlerden destek bekleyip, “haydi birlikte bu deccali yıkalım” diyorsunuz öyle mi!

Hem deme; “bu terör ve anarşi niçin bitmiyor” diye. Yoksa bitirmek mi istemiyorlar. Yoksa sizi mi bitirmek istiyorlar. Yoksa anavatanınıza  mı gidin diyorlar.

Hey kardeş;düşman ile savaşacak silahınız,askeriniz ve savaş bilginiz ve birikiminiz,servet ve cesaretiniz yok ise; düşmanı tahrik eden hareketlerden ve sözlerden sakınmak gerektir. Zaten düşman size ezmek ve toprağınızı işgal etmek için bahane aramaktadır.O halde o bahaneyi vermemek gerektir.

Hey kardeş; akılsız bir liderin peşinden gidip yok olacağına, aklınızı çalıştırıp; akıllı ve Adil bir devletin hüküm ve tasarrufu altında yaşamak daha evladır. Hem tanka karşı; sapan ile savaşılmaz. Düşmana karşı koyacak mukabil bir silahın yok ise; düşmanını aklın ile alt etmelisin. Hem pekçok devletin ekmeğini yiyebilir, suyunuda içebilirsin.Hem pekçok devlet; sen niçin namaz kılıyorsun veya oruç tutuyorsun da vs.demez.Velevki o devlet; şeytanın ve deccalin hüküm ve tasarrufu altında olmasın! Çünkü; şeytanın diyarında akıllı kişilere iş,ekmek ve su yoktur.Hem akıllı kişileri yönetmek pek zordur.Hem şeytan kendisinden daha akıllı olanı sevmez. Deccal”in; mehdiyi sevmediği gibi!

Evet evet;zengin,akıllı ve güçlü insan; dağa çıkmaz ve çıkarılamaz; hem kendini kullandırtmaz, hem kandırılamaz. O halde; elektriksiz, susuz, yolsuz, fabrikasız, barajsız, okulsuz, evsiz vb.yer bırakmamak; ülkeyi imar ve ihya etmek; terör, anarşi ve bölünmeye zemin hazırlamamak; acizliğin,fakirliğin, cahilliğin,işsizliğin, dinsizliğin, dini taassubun, batıl ve hurafelerin belini kırmak,gizli kast sistemini ve köleliği kaldırmak;batıl;fikir, görüş ve  ideolojileri  ve kanlı ve baskıcı rejimleri,terör örgütlerini,ifsat komite ve yuvalarını tasfiye etmek, köle,uyuşturucu,içki ticaretinin kökünü kazımak; hertürlü  kumar ve tefeci faaliyetlerine son vermek ve batakhaneleri kaldırmak;Allah”a ibadet edilen yerleri; korumak  gerektir.Hem; cami,kilise,havra; ehl-i kitabındır bilesin.Hem dine de saygılı olasın.Velev ki o din senin dinine saygılı olmasın. Hem her peygamberin yoğurt yiyişi farklıdır bilesin.Hem sakın Allah”ın sevgili bir peygamberi ile uğraşmayasın.Hem uğraşır isen;Nemrut gibi kafanın kırılacağını iyi bilesin.

Hey hain; akıllı ol.Milletin maddi ve manevi bağlarını koparma.Yoksa sende o gemide boğulursun. Sakın yüzme biliyorum ,filikam,can simidim ve can yeleğim var diyerek kurtulacağını da zannetme. Büyük okyanus ve denizlerde; büyük gemiler bile hortuma ve girdaba yakalanıp batmaktadır.Hem parana,aklına ve gücüne de fazla güvenme; sen boğulduktan sonra;okyanusun derinliklerine batan hazinenin de sana bir faydası olmaz ve seni de kurtaramaz.

Hem insanları sömürüyor ve aç bırakıyorsunuz; sonra da; bir taş ile iki kuş vurup; bıyık altından gülüp;bu nasıl vicdansız Allah; sömürdüğümüz insanları açlıktan kurtarmıyor öldürüyor diyorsunuz öyle mi!

O hainler; açtıkları ve geri kapattıkları petrol kuyularındaki petrolü; acaba vatanınızı parçalayıp, sizi birbirinize kırdırdıktan sonra mı çıkarmayı düşünüyorlar!

Hey kendini bir milletin kurtarıcısı zanneden akılsız; yoksa o silahı masum insanları katl etmek için o hainlerden mi aldın!Akıl odur ki;mevcud durumunun daha iyi olması için çabalamaktır.Yoksa mevcud durumunu tehlikeye düşürmek ve daha kötü duruma düşmek ve Aziz milletini mahvetmek değildir.

Hey hain ekmek yediğin devlete silah çekip,isyan edip, yeni devlet kuracaksın da ne olacak. Madem kuracağın veya yeni kurduğun devletin hukuk sistemi ile; ekmeğini yediğin devletin hukuk sistemi aynı ve benzer veya pek farkı yok ise veya daha kötü ise; ne için ve kimin için savaşıyorsun!Niçin masum insanların günahlarına giriyorsun!

Yeni bir devlet kurdun da başın göğe mi erişti.Yoksa kurduğun devlet paravan ve kukla bir devlet mi! Yoksa o hainler; kurdurttuğu yeni devleti sıçrama taşı gibi kullanacaklar mı! Yoksa milletleri birbirine kırdırtmak mı istiyorlar! Yoksa yık dinini; kur devletini mi diyorlar!

 
Yoksa ben Allah”ın kanun ve düzeninin uygulandığı bir devlet kurmak istiyorum ve onun için savaşıyorum mu diyorsun.Heyhat; Müslüman kardeşini ve masum insanları öldürerek mi o devleti ve düzeni kurmayı düşünüyorsun.Çok yanılıyorsun.Hainlere ses çıkaramıyorsun; gariban ve güçsüzlerle uğraşıyorsun öyle mi! Yoksa antika silahlar ile devlet mi kurmaya kalkıyorsun!Yoksa hainler ile anlaşmadan yeni bir devlet kurulamaz mı diyorsun!

Sakın yanlış anlama;biz haksızlığa karşı susun, hiçbirşey yapmayın demiyoruz; şeytan ve deccal ile savaşmayın da demiyoruz. Hem ekmeğini yediğiniz devlet; şöyle veya böyledir; yıkın,kaos çıkarın,ihtilal için zemin hazırlayın veya ihtilal yapın da demiyoruz.

***Biz diyoruz ki; hernerede yaşıyor iseniz,öncelikle batıl ve yanlış; zihniyetleri, hurafeleri, sistemleri,fikirleri,düzenleri,kanunları;  insanları ikna  ederek, davanızı akli ve mantıki deliller ile ispat ederek,mümkün ise;güzellik ile tahvil edin,değiştirin diyoruz.Devletleri savaşlar ile fethetmekten ziyade öncelikle insanların kalplerini,akıllarını fethedin ve insanlığa güzel örnek olun diyoruz. ***

Evet evet; devlet aynen bir babaya benzer.Tabaiyyeti altındaki vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılaması ve herkesi memnun etmesi kolay olmasa gerektir. Nasıl ki;dindar bir kişi ile; şeytan çok uğraşır.Aynen bunun gibi Allah”ın düzen ve kanunu ile yönetilen bir devlet ile de uğraşan ve o devleti yıkmak isteyen çok düşman olur.

Hey kardeş merak etme;nerede olursan ve hangi devlette yaşarsan yaşa; Allah senin ekmeğini gönderecektir; velev ki hainler senin ekmeğin ile oynamasınlar ve o ekmeği gasp etmesinler. Hem ekmeğini yediğin devlete de silah çekme.Silah ancak cana kast halinde ve kendini veya bir üçüncü şahısı müdafa için çekilebilir. Hem meşru müdafa bir Hak”dır.Ama sınırını da aşmamak gerektir.

Hey, devlet baba;Allah”ın kanun ve düzeni ile yönetilmez isen;kendi yaptığın kanunların dışına çıkmak zorunda kalır; hem görevli ve yetkili kişileri de zor duruma sokarsın.Niçin kanunlarında “göze göz;dişe diş” demezsin!Niçin devletin derin devlet olsun!Evet evet;beşeri hukuk ve adalet ile; İlahi hukuk ve adalet arasında boşluk olmamalıdır.Hem devletin bekası ve milletin huzur ve saadeti için bu elzemdir.Ve devlet dahi kendi bekası için gerekeni yapar! Ama; Allah”ın sınırlarını da aşmamak ve zorlamamak gerektir.

Hey çocuk; her şeye burnunu sokup; devlet babayı üzmeyesin.Hem yaşın küçük olduğu için bazı şeyleri zamanı gelince öğreneceksin!

Hey kardeş;devletinin Kadir ve kıymetini iyi bilesin.Hem ona iyi sahip çıkasın.Hem ona karşı gelir isen;kafanın kırılacağını bilesin. Her ne kadar bazen Deccal o devlete sahip çıksa da; o zalimin elinden Aziz devletini kurtarasın.Hey kardeş devlet senin devletin.Niçin hainlerin eline bırakasın!

Soru:İkiyüzlü;ne olduğu belli olmayan,münafık,Şeytani bir devlete ve düzene nasıl sahip çık dersin? Batakhanenin yanına; ibadethane yapmışlar.Faize bir kılıf uydurmuşlar. Irz,can, mal emniyeti ve Adalet kalmamış.Allah”ın kanun ve nizamı kaldırılmış.İnsanlar kumar ile işlerini şansa bırakmış.Sen neden bahsediyorsun!Yoksa sende mi bu şeytani devleti savunuyorsun! Yoksa aklımızı çelip;bizi sinsice kandırmaya mı çalışıyorsun!

Cevap:Sakın yanlış anlama; devletini, o şeytanın elinden,şeytani düzenden kurtar diyoruz. Hem devlet;ikiyüzlü,münafık,şeytan”dır demiyoruz.Hem şeytan”ı ve şeytan”i bir düzeni savunmak ve insanları kandırmak da hiç akıl karı değildir.Hem akıllıca dizgini; şeytan”ın elinden almak;şeytan”ın düzenine alet olmamak ve uyanık olmak gerek diyoruz.***

Sakın yanlış anlama; hain,münafık,ikiyüzlü,dönüşü ve ıslahı mümkün olmayan yola girmiş insanları hoş görmek, onlara makam,mevki,fırsat vermek de doğru değildir. Hele şeytan ve şeytanlaşmış kişilere acımak hiç akıl karı değildir.Sakın yanlış anlama; cezayı siz değil;devlet vermeli.

Soru:Devletin verdiği ceza; ceza değil sanki mükafat.Hem hainlere ne dokunan var ne sorgu sual soran var!Sanki kanunlar hainlerden yana! Fakir ve işsizler ise; dışarda sürünmekten ise gider hapiste yer içer yatarım diyor! Sanki hapishane cennet; dışarı cehennem olmuş?

Cevap:O kanunları ve düzeni sen anayasa oylamasında kabul etmedin mi!Yoksa sana zor ile mi kabul ettirdiler! Yoksa seçtiğin vekillerinin yapmış olduğu kanunları beğenmiyor musun! Yoksa bizi öyle bir oyuna getiriyorlar ki;o anayasayı kabul etmeye mecbur ediyorlar mı diyorsun.

Yoksa sizin anayasanız aslında devletiniz kurulur iken; hainler tarafından önceden size dikte edilmiş gizli anlaşmayı yani gizli anayasayı göstermiyorlar mı! Yoksa sizi uyutuyorlar mı! Yoksa hakimiyet sizde değil mi! Yoksa siz bağımsız bir devlet değilmisiniz! Yoksa seçtiğiniz vekiller;mevcut anayasanın bir hükmünü bile değiştiremiyorlar mı?Sakın yanlış anlama kardeş; senin devletin böyle olmasa gerektir.

Yoksa Allah”ın kanunlarından başka kanun ve nizam; tanımam ve bilmem mi diyorsun.O halde niçin Allah”ın kanunlarını oylamada kabul etmiyorsun! Yoksa oylamayı öyle yapmıyorlar mı diyorsun! Yoksa kim gelirse gelsin nasıl olsa hiçbirşey değişmiyor göstermelik bir seçim yapıyorlar;millet ile dalga geçiyorlar mı diyorsun!  Yoksa Allah”ın kanun ve nizamı önümüze kanduda bizmi kabül etmedik veya bizmi uygulamadık diyorsun!

Hey hain şeytan; kendi diyarında öyle bir düzen kurmuşsun ki; hapishane cennet; dışarı cehennem olmuş! Millet  hayatını idame ettirebilmek ve insanca yaşamak için,çok çalıştığı halde ancak ölmeyecek kadar kazanabilmekte;sana karşı gelenlerde perişan edilmektedir!  Yoksa Allah”tan intikam mı alıyorsun! Yoksa millet ile dalga mı geçiyorsun! Faiz, vergi,harç vs. ile milleti inim inim inletiyorsun!Uyanık ve akıllı kişileri de susturuyorsun!

Hey şeytan ve şeytanlaşmış nankör;size af , acıma,Aman yoktur.Çünkü siz insanlara hiç acımıyor ve daima zülmediyordunuz.Hem Allah”ın bir tek emrinin uygulanmasına bile yok diyor;hem de böyle bir emir yok diyordunuz. Hem o yüksek makam ve mevkilerinizden insanlara tepeden bakıyor kendinizi yükseklerde uçan kartallar zannediyordunuz.

Sakın yanlış anlama kardeş;her yüksek makam ve mevkide oturan ve senin yaşadığın diyar ve her kanun ve düzen ve her devlet böyle olmasa gerektir.

 

*Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza ulaşamadığınız için; dünyaya küsmek veya dünyayı terk etmek mi gerekir!

Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya ve sevgiliye küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.

Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları için öyle değildir.Hem; iyi ve kötü;doğru ve yanlış;helal ve haram;güzel ve çirkin;zamana, mekana, kişilere ve değerlere göre değişkendir.Ölçü ise; daima Allah”ın emir ve yasakları olmalıdır.
Bunlar ise;Kuran-ı Kerim de ve sünnet-i seniyyede mevcuttur.

Bir vakit; beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Veya zemin ve şartlar evlenmeye Mani olabilir.Hem evlenecek kişinin;evliliğini devam ettirebilmesi için evini geçindirebilecek bir işinin olması da gerektir Elbette ki;her anne baba; evlenecek çocuğunun rahat etmesini, güzel bir evlilik yapmasını ister.

Hey işi gücü yerinde;belirli bir maaşı olan, bekar kardeş senin evlenmen  ve  sıkıntı içinde olan kayınpeder ve kayınvalidenin yükünü hafifletmen gerektir.

Hey sevgilisine kavuşamayan; ellere kaptıran kardeş;üzülme.Her olmayan bir şeyde bir Hayır vardır.

Hem eş seçiminde ve evlilikte; eşin akıllı ve ehl-i iman olmasına, eşlerin birbirine denk olmasına, birbirlerinden hoşnut olmasına, zorluk ve mani çıkarılmamasına, tarafların rızalarının olmasına, eşlerin güzel ahlaklı olmasına ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.Hem evlilikte de keramet vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe; cebir ve şiddet de olmaz. Hem güzelliği, zenginliği ve aklı zaman içinde gitmekle; bu nedenle boşamak ve atmakta olmaz.Hem emanete de; hıyanetlik olmaz.

Boşanmak;ne haramdır, nede hoştur.Demek eş getirince iyi, getirmeyince kötü öyle mi! Yoksa “getirsinde nasıl getirirse getirsin mi “diyorsun.Niçin ayağınızı yorganınıza göre uzatmıyorsunuz.Niçin iktisat ve kanat etmiyorsunuz.Niçin kendinizden daha kötü durumda olanlara bakıp şükretmiyorsunuz.Hep kendinizden üstün olanlara haset ile bakıp nazar ile yıkıyorsunuz.Hem çalışmıyorsunuz; hemde çalışana Mani oluyorsunuz.

Hey;nasıl olsa çocuklar büyüdü bana bakarlar diye;eşini boşamaya kalkmayasın! Çünkü sen;evlendiğin vakit kayınbaba ve kaynanana bakmam ve yok demiştin.Çocuğunun eşide; sana yok diyecektir.

Evet evet; ne eker isen,onu biçersin.Sakın yanlış anlama; evlilik çekilmez bir hal almış ise; ve dahi istenmeyen  kötü hadiselere mutlak gebe ise;boşanma bir Hak olsa gerektir.Ve dahi; boşanma neticesinde taraflar daha kötü bir konuma düşecekler ise; boşanmayı ve dahi çocukların istikballerini düşünmek gerektir.

Evet evet;benim eşim şöyle veya böyle demeyesin.Herkesin; rızkı,huyu, kabiliyeti ve çalışma alanı farklı farklı ve değişkendir.Herkes zengin olsa idi; kim çalışacak idi.Herkes fakir olsa idi; size kim iş verecek idi.Evet evet; aslında herkes zengindir. Kimi ilmen ve aklen zengindir. Kimi mal ve mülk olarak zengindir. Kimi ise güç ve kuvvet olarak zengindir.

Hiç üzülme;tencere yuvarlanır kapağını bulur.Hem dört dörtlük bir eşi bulmakta çok zordur.
Evet evet; söz dinleyen akıllı kişiler ise; her zaman kazanır.Kaderi zorlayan kaybeder; razı olan ise,kazanır.Hey aşık; sevgilini doyurmak için çok çalışmak gerektir.

***Hey aşık; sevgilinin suretine doyasıya bakmak hoş ise; Cennette Ruyetullah daha da hoştur. Hem üzülme sevgilim çirkinleşti diye; çünkü cennette daha güzel olarak sana gelecektir.Hem üzülme dünyada veya cennette sevgilim beni seçmedi diye; sevgilinin suretinde çok gılman ve huri olacaktır. ***

İlahi aşk ile; beşeri aşk aynı değildir. Hem Allah; seni hiçbir zaman terk etmez; hem senden bir şeyde beklemez. Hem bir anne veya babanın çocuğuna gösterdiği şefkat; aşktan da üstündür.Bir eş; eşini terk edebilir ama çocuğunu kolay kolay terk edemez.

***Dünyayı bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz. Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete; çalışınız.Bazen inzivaya ,itikafa çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. ***

Mesela; Hz.İdris peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz. Muhammed peygamber; çoban,Hz.Musa peygamber işçi vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler. Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek içinde çalıştılar. Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde; böbürlenmediler.

Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten kaçınınız.

*Soru: Dar-ül İslam nedir? Dar-ül Harp nedir?

Cevap:Dar-ül İslam; Allah”ın kanun ve nizamının uygulandığı yer demektir. Dar-ül Harp ise; Allah”ın kanun ve nizamının uygulanmadığı yer demektir.

***Hey arkadaş nerede yaşadığına dikkat et ve ona göre tedbirini al! Sonra “bu ne biçim bir yer”; ”bu ne biçim Allah”; “nerede bu Allah”; “niçin mülküne Allah sahip çıkmıyor?“deme. Hem; Allah”a ve Kitaba da sövme! Çünkü; Allah”ın kanunlarının uygulanmadığı bir yerde; senin Allah”tan hesap sormaya ve Allah”a isyan etmeye, hele sövmeye hiç mi hiç Hakkın yoktur.***

Evet evet; sakın o yer dar-ül harp olmasın! Senin rızkını başkaları gasp etmesin! O yer; namert ve hainlerin diyarı olmasın!O yerde iyiler sürünsün;kötüler sefa sürsün; Helaller,haram;haramlar helal olsun öyle mi! Hayır hayır.Bilakis; dar-ül harpte daha da dikkatli olmak;haramlara hiç girmemek ve insanlığa güzel örnek olmak gerektir.

Evet,evet;tefeciden borç para alıp;babadan ve atadan kalan son mirasıda ipotek verip;borç para ile gününü gün etmek çözüm değildir.Çözüm odur ki; haddini bilip ve Helalinden kazanıp;kimseye bar olmamak için çok çalışmak; israf etmeden ayağını yorganına göre uzatmak, İzzetli,namuslu ve onurlu bir şekilde başı dik yaşamak; mevcudu korumak ve artırmak; üretmek, ürettiğini satmak, kazanmak,borçtan kurtulmak, paylaşmak yani;veren el olmak gerektir.

Evet helal kazanmak bu vakitte çok meşakkatlidir.Hayat zor;çileli ve çetindir. Hem bazen bir musibet;bin nasihatten daha evladır.Hem çalışan demir pas tutmaz.Ak akçe kara gün içindir.Dilenmek değil;üretmek gerektir. Hey köylü kardeş; suyuna, toprağına sahip çıkasın;hayvanlarını gözetip ,güzel bakasın ve daima Allah”ına Şükredesin.

Hey tefeci;”paran yoksa; karını, kızını mı ver diyorsun”.Heyhat;sen haddi çok aşıyorsun. Hem haddi aşanların akibetlerini bilmiyorsun! Yoksa her şeyi sahibsiz mi sanıyorsun! Yoksa haram parana mı güveniyorsun! Yoksa bu diyarda kanun yok mu zannediyorsun! Yoksa kanunlar benden yana mı diyorsun! Yoksa para ile her şeyi satın alacağını mı düşünüyorsun! Yoksa yanındaki çakallarına mı güveniyorsun! Hey mafya bozuntusu; sen kendini bir şey mi zannediyorsun!

Dersen ki;yaşamak için; dinin hükümlerini kaldırmak ve o hainlerin her dediğini yapmak zorunda idik.Bizde deriz ki; o halde o hainler ile niçin savaştınız!

***Biz diyoruz ki; bindiğiniz gemi büyük bir aysberge doğru yol almaktadır; eğer rotanızı değiştirmez iseniz çarpıp batacaksınız.Hem bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmakta akıl karı değildir.Akıl odur ki; bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışan, aysbergi göremeyen veya görmek istemeyenlerin yerine; geminin
idaresini akıllı kişilere meşru müdafa hakkınızı kullanarak illa vermelisiniz.Bu durumda gemide isyandan dolayı değil; bilakis gemiyi batırmaya çalışanlar; geminin ve içindekilerin hayat haklarını ihlal ettiğinden, divan-ı harbe yollanır. Yok diyorsan ki; biz bu gemide köle olmaya razıyız; o halde kadere ve Allah”a isyan etmeyiniz. Niçin bu gemi battı? Niçin bu musibetler başımıza geliyor? demeyiniz.***

Dersen ki; ahirzaman da,kolay ve haram yoldan risksiz kazanmak var iken,kim rahatını bozar ki!Hem faizin,içkinin,kumarın,fuhşun vs. yasak olduğu bir düzeni başta şeytan istemez ki! Hem şeytan dünyada öyle bir düzen kurmuş ki; Allah”ın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçanlar rezil;getirmeyenler ise vezir oluyor! Dünyanın ekser yerlerinde;çeşitli maskeler ve kisveler altında aslında şeytanın kanun ve düzeni uygulanıyor. Sanki dünyayı şeytan yönetiyor!

Evet evet; Şeytan; zaten sizin hayrınıza olan zerre miktar hiçbirşeyi istemez. Helal yoldan kazanmak;risk almak,zoru başarmak,şeytan ile dalaşmak,elini ateşe sokmak, zulme razı olmamak,Hak”tan ve doğrudan yana olmak, akıntıya karşı kürek çekmek, elbette ki kolay değildir.Bana ne demek,bana dokunmayan yılan bin yaşasın demek ise; kolaydır. Hem;cennet ucuz değil;cehennem dahi lüzumsuz değildir.

Gerçek düşmanınız; o hain şeytan ve şeytanın dostları olmalıdır.Çünkü onlar; sizin yükselmenizi, zengin,güçlü ve bilgili olmanızı istemezler.O hainler; suyun başını tutmuşlardır. Sakın yanlış anlama; her suyun başını tutan da, hain değildir.

Haydi bu dünyayı yönettiğini zanneden o kibirli şeytana diyiniz ki;”biz sana uyduk; Allah”ın düzenini ve kanunlarını kaldırdık,her dediğini de eksiksiz yaptık.Fakat neticede borca ve çamura battık, istiklalimizi, egemenliğimizi, itibarımızı,Milli servetimizi,İzzetimizi,malımızı, namusumuzu yitirdik. Sen bizim borçlarımızı silmez, itibarımızı iade etmez isen;biz senin adaletsiz düzenini ne yapalım,niye karşılıksız ve bedelsiz devam ettirelim; hem kaybedecek bir şeyimizde kalmadı.Haydi kudretin,aklın ve servetin var ise;bizi kurtar. Yoksa;sus,zaten dünyalığımızı yitirdik,bari ahiretimizi yitirmeyelim. Artık biz Kuran-ı Kerim”e kulak vereceğiz” diyiniz.

Hey şeytan senin Dar-ül İslam”da yerin yoktur.Sen; kendi ülkende ve kendi kanun ve düzenin ile ancak, senin gibilere reis olabilir ve senin gibilere hükmedebilirsin. Sakın yanlış anlama kardeş; senin yaşadığın diyar böyle olmasa gerektir.

***Hey kardeş;sen zaten şeytanın diyarında hem yaşayamaz, hem de seni o diyarda rahat yaşatmazlar.Allah”a isyan etmen için her şeyi yaparlar.Sakın yanlış anlama; yaşadığın diyara dikkat etmek ve ona göre tedbir almak gerektir.Şeytan; kendi diyarın da seni ezmek ve yok etmek için kafanı kaldırmanı ve isyan etmeni beklemektedir!

Yanlış anlama devlet kardeş; senin hükümran olduğun diyar; böyle olmasa gerektir.***

Hey  arkadaş; tabi olduğun devletin nizam ve kanunları; Allah”ın vaaz ettiği nizam ve kanunları ile çatışmıyor ise; uymalısın.Çatışıyor ise; ya o diyarı terk edip Hicret edeceksin veya  müsbet hareket ile; iddianı akli ve mantiki deliller ile ispat ederek ve meşru müdafa Hakkınızı kullanarak;illa o devletin idaresini akıllı ve ehil kişilerin eline vermeli ve o devlete sahip çıkmalı, hainlere ise hiç fırsat vermemelisin.



*Soru:Hayat kaç tabakadır?İlm-ü ledüniyye nedir?Dağların faydası nedir?

Cevab:Hayat; beş tabakadır.Birinci tabaka;şu anda yaşayan insanlara ve cinlere aittir. İkinci tabakada; Hz.Hızır ve Hz.İlyas peygamber. Üçüncü tabakada, Hz.İdris ve Hz.İsa paygamber. Dördüncü tabakada, şehitler. Beşinci tabakada ise vefat etmiş ve alemi ervahta bulunan ruhlar vardır. Hem Hz.İdris peygamber; cennettedir ve vefat etmiş de değildir. Hem Hz.İsa peygamber öldürülmüşte değildir. Hem şehidler; öldüklerini bilmezler ve güzel bir hayatları vardır. Hem Hz.Hızır hayattadır; içimizde dolaşmaktadır.

***Evet evet;Hz.Hızır ile Hz.Musa peygamber arasında geçen kıssada; Hz.Hızır”ın bildiği ama herkesin bilemediği bir ledün ilminden bahsedilmektedir.Bu ilim; bizim bildiğimiz akıl ile izahı güç gizli bir ilim olup,bu ilim sahibleri kendi rey ve görüşü ile hareket etmezler. Sakın sakın kendinizi Hz.Hızır gibi gizli ilim sahibi zannedip; kendi aklınız ile izahı güç şeyler yapmayınız. Hz.Musa peygamber gibi aklınız ve vicdanınız ile hareket ediniz;Allah“ın çizdiği sınırları aşmayınız.***

Mesela; aracında, karşıdan gelen araçları gösteren bir radar cihazı olan bir şöforün devamlı olarak karşıdan gelebilecek araçları görmeden hatalı solladığını zannedebilirsiniz. Gerçekte o şöfor hata yapmamakta radara göre hareket etmektedir. Hey kardeş;takdırdığın radarın hata payının sıfır olmasına ve hiç bozulma ihtimalinin olmamasına da dikkat etmek gerektir. Sakın yanlış anlama; hatasız radarın yoksa,hem hatalı sollama hem hiçbir işini de şansa bırakma. Hey kardeş;seni sollayan araca yol müsaid ise; yol vermelisin.Yol müsait değil ise o kardeşini sol
lamaması için uyarmalısın.Hem yol çizgi ve levhalarına da dikkat etmeli,hız ve yük limitini aşmamalısın.Hem Allah“ın çizdiği rotadan da ayrılmamalısın.

Evet evet;nasıl ki yeryüzünde nehirler olduğu gibi; yeraltında da gizli nehirler ve kaynaklar vardır.Mesela; Zemzem gibi.Hem dağlar; su depolarıdır. Kar sularını sünger gibi kendine çekerler.Hem dağlar yeryüzünün direkleridir.Hem yeryüzüne yaptıkları ağırlık ile; depremin şiddetine doğal bir sed olup;azaltırlar.Hem dağı yalayan havadaki zehirli maddeleri mıknatıs gibi kendilerine çeker ve havayı temizlerler.

Evet evet;yeryüzünündeki karaların alanını tespit eder iken; yeryüzündeki yüksekliği de dikkate almak gerektir.Mesela; bir huninin sadece altının alanını hesaplayıp; huninin yüzeyinin alanını unutur iseniz; yani bir dağın yüksekliğini ve dış yüzeyini unutur iseniz; yanlış hesap yaparsınız.

*Soru:Ezan okuyan imam, bir defa“Allahu Ekber” dediğinde nasıl bu sözü duyan herbir insanın kulağına ayrı ayrı binlerce “Allahu Ekber” sözü girer?

Cevap:Her bir hava zerresi aynı bir fotokopi makinesi gibi;kendisine yüklenen bir sözü başka bir hava zerresine nakl ederek çoğaltır. Söylenen söz bir iken ve sadece bir kişinin kulağına girmesi gerekirken; o sözü duyan her bir insanın kulağına o bir tek söz; ayrı ayrı girer.

Hem o tek hava zerresine aynı anda hem ses, hem görüntü yüklenebilir. Mesela; televizyon,radyo,kablosuz internet, cep telefonu gibi alıcı ve vericiler vasıtasıyla ses ve görüntünün nakli gibi.Bakır veya altın gibi bir telden, akan elektrik gibi.

***Evet evet; ilim adamları, geçmişteki hava zerrelerine yüklenen sözleri ve resimleri yakalayabilecek bir alet üzerinde çalışmaktadırlar!Yani bir manada geçmişe gitmeye çalışmaktadırlar.***

Evet evet;şimdiye kadar tek bir hava zerresini yaratan bir ilim adamı daha dünyaya gelmemiştir ve gelemeyecektir.Çünkü yaratmak Allah”a aittir.Ama dahi mucidler ve ilim adamları vasıtasıyla harika buluşlara imza da atılmamış değildir.Haydi; mucidler ve akiller ordusu;ilk hedefiniz yeni keşf ve buluşlardır; ileri.

Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş Yunus Emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’


*Soru:Ne zaman;Allah”ın kanunları hüküm ferma olacak?

Cevap:Herkes evinin önünü süpürdüğü zaman,herkes Hakkına razı olduğu zaman, herkes Allah”ın emir ve yasaklarına uyduğu zaman; belki de hiç savaşmaya bile gerek kalmadan hüküm ferma olacak.Tersinde ise;daima savaş,zülüm, kargaşa, kaos,terör,anarşi ve adaletsizlik olacak.

Evet evet;hiçbir atomdaki elektronlar,gezegen ve yıldızlar diyemez ki” ben dönmekten yoruldum artık dinlenmek istiyorum”;bir ağaç diyemez ki” ben sıkıldım gezip dolaşacağım”;hiçbir melek diyemez ki,”ben artık Allah”ın emir ve yasaklarını dinlemiyorum” Yani; cüz-i iradesi olmayan herşey zaten Allah”ın; hükmü, emri ve tasarrufu altındadır.Hem insan;bütün bütün kayıtsız da değildir.Bir öğün yemek yemese hemen kimyası değişen; havaya, suya,ateşe, toprağa,gıdaya vs. hervakit ve heryerde Allah”a muhtaç olan birşeydir.

***Hey; bir damlacık nütfeden yaratılan ve bir damla suyu bile yaratamayan insan; neyine güveniyorsun,ne yapmaya çalışıyorsun! Bir vakit annenin şefkatli sinesinde yaratılan Latif süte muhtaç; minik küçük bir çocuk idin; şimdi adam olmuş Allah”a meydan mı okuyorsun!***

Evet evet;dinde zorlama yoktur, teklif vardır.Allah’a hiç kimse iman etmese veya kanunları ve düzeni; alaya alınsa veya uygulanmasa veya yürürlükten hepten kaldırılsa veya gece gündüz yarattığı tüm varlıklar; Allah’a küfür ve isyan etseler kaç yazar.Hiçbir şey ve hiçbir kimse Allah”a zerre miktar zarar veremez.Hem; Rezzak olan Allah onların rızklarını da verir.Ama; imtihan bittikten sonrada çetin bir hesap vardır.Hem Allah; çok Sabırlı,çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Sakın yanlış anlama; herhangi bir devletin;kanunlarını ve düzenini; veya bir dini veya inancı,kişi veya kurumları tezyif;tahkir ve rencide etmek,halkı kin ve nefrete teşvik etmek,fesat çıkarmak; İhkak-ı Hak yapmak vb. doğru değildir.

Hem Allah”ın kanun ve nizamını kabul veya red edip etmemek,uygulayıp uygulamamak; sizin ihtiyarınıza kalmış bir şeydir.Hem Allah;Hikmetini zor anlayabilseniz bile sizin lehinize olan ve sizin için en hayırlı şeyi arzu eder.

Hem beşeri kanun ve sistemlerin zor ile ve zorbalık ile insanlara kabul ettirmek de olmaz.Hem Allah; zorba ve zalimleri;hem de zorbalığı sevmez. Hem biz insanı severiz. Allah”ta insanları çok sever. Hem; Yaratılanı; Yaratan dan dolayı sevmek gerektir.

***Hey kardeş; Allah”ın kanun ve düzeninin hükümferma olmasını ister isen; ferd ferd, bütün düşmanları alt edebilecek kadar; akıllı,güçlü ve zengin olmak gerektir.Hem milletin Kahır çoğunluğunun senin gibi düşünmesi gerekir.Hem bütün dünyayı belki karşına alabileceğini ve nasıl ve ne kadar dayanabileceğini de hesaplamak gerektir. Sakın yanlış anlama; hem karamsarda olma ama; tedbiri de elden bırakma.Hem bazen; zaman ve zemin müsait ise; bir domino taşının, milyonlarca taşları yıkabileceğini de unutma.***

Hem tabiat,tabiat kanunu, tabiat ana, dediğiniz aslında Adetullah yani, Allah”ın; kanunu, düzeni ve mücessem bir kitabıdır.Hem insan bu kainatın küçük bir örneğidir. Hem tabiat anayı iyi korumak ve tabiat kitabını da iyi okumak gerektir. Hem; tabiat kitabını okuyan ve sırlarını açığa çıkaran; medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesi için çalışan, keşifler yapan; öğretim ve araştırma görevlilerine, öğretmenlere, mühendislere, doktorlara, bilginlere, bilgelere,özellikle mucidlere ve gerçek din alimlerine vs.saygı göstermelidir.

Evet evet; hayatta en hakiki mürşid ilimdir.İlim sahiplerini korumak ve kollamak gerektir.

Soru:İlim adamları; atamızın yani ilk insanın maymun olduğunu söylüyor?


Cevap:Hayır hayır;sizin atanız maymun değil;  Aziz  ve muhterem bir insan ve ilk peygamber olan Hz.Adem  Aleyhisselam idi.Hey maymundan geldiğini iddia eden kardeş,iddian doğru ise; diğer maymunlarında insan olması gerekmezmiydi!

***Sakın; sizin insanın atası olduğunu iddia ettiğiniz kafatası;Kuran-ı Kerim de bahsi geçen ve Allah”a isyanları dolayısıyla ceza olarak Allah tarafından maymuna çevrilenlere ait olmasın! ***

 

Evet evet; insanı maymuna dönüştüren; Allah”ın bu mucizesini araştırmak gerektir.Yoksa Allah”ı inkar etmek için;maymundan geldiğini iddia etmek hiç akıl karı değildir.

Hem;bitki,hayvan ve insanın; DNA şifresi farklı farklıdır.Genetik ve tıp ilmi  DNA şifresini çözmek için çalışmaktadır.

Yok eğer; maymundan geldiğimizi kabul etmez isek bizi yükseltmiyorlar diyorsanız o başkadır.

 

*Soru:Kafir,münafık,müslüman ne demektir? Fedai ne demektir?

Cevap:Kafir; Allah”a imanı olmayan kişi demektir.Munafık ise;müslümanmış gibi görünen ama Allah”a imanı olmayan ikiyüzlü kişi demektir.

Müslüman;Allah”ın; birliğine, Kitaplarına,Peygamberlerine,Ahiret gününe imanı olan kişidir.

Fedai ise; kendilerine özel ruhsat ve izin verilen, kafir ve münafıkların içine sızan, onların var ise;hain planlarını deşifre eden yiğide derler.

Hey şeytan;kendini ve taraftarlarını çok zeki zannetme.Hem Müslümanları da pek hafife alma.Evet evet; bundan sonra artık senin değil; İsrafil”in borusu ötecektir!

 

*Soru:Mucize,keramet ve sihrin aslı nedir?Deccal ve Mehdi kimdir? Harut ve Marut kimdir?Hz.İsa peygamber ahirzaman da gelecek midir?

Cevap:Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe çevirmiş. Aynalarda akseden,tecelli eden güneşi, her iki aynada insanlara çevirdiğinde; insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri;ben insanların gözlerini kamaştırdım diye;kibirlenmiş ve kendisinde bir şeyler olduğunu, tevehhüm, zan etmiş.

Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında kendisinde bizatihi bir şey olmadığını, gökteki güneş olmasa bir hiç olduğunu, önceki aynaya söylemiş.

İşte gururlu ayna, sihir,fal ve büyü gibi menfi ve zararlı ilimler ile ilgilenip insanlara zarar veren ve insanları kendisinin etkilediğini ve her şeyi bildiğini zanneden ve sihir yapan ve nazar veren, şeytan ve deccal gibidir.

Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin Allah olduğunu bilen,güzel, fenni,müspet,dünyevi ve uhrevi faydalı ilimler ile ilgilenip insanlara faydalı olan bilge kişidir.

***Mesela;Hz.Musa”nın asası ile denizin ikiye ayrılması ,Hz.İsa”nın; Allah”ın izni ile ölüleri diriltmesi, Hz.Muhammed”in bir işareti ile, gökteki Kamerin yani ay”ın ikiye bölünmesi hadiseleri birer mucize olup, bunlar Allah”ın iradesi ve kudreti ile olmuş.Hiçbir zaman,hiçbir peygamber; gösterdiği ve mazhar olduğu mucize ile övünmemiş, sadece insanlara ve cinlere; peygamber olduklarını kanıtlamak ve ikna etmek için mucize göstermek zorunda kalmışlardır.***

Gıbta edilecek kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar olan kendisini güneş zannetmeyen ama güneşi gösteren,bir ayna olduğunu unutmayan kişidir.Bu aynaların en güzelleri peygamberlere aittir.En kötüleri ise şeytan ve deccal gibilere aittir. Şeytan ve deccal gibi kötü kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı tesirleri altına almakta ve aldatmakta, insanlığın ve medeniyetin gizlice ve sinsice mahvına sebep olmaktadırlar.

Mesela;deccal sihir ve manyetizma ile insanları etkileyecek,ilmi kötüye ve nefsine kullanıp insanlara zulmedecek,İlahi kanunları kaldırmaya çalışıp; kusurlu bir ayna iken;kendisini güneş zan edip;İlahlığını ilan edecektir.

Her zaman;fikri hür,vicdanı hür, gerçekçi ve gerçeklere açık olunuz. Körü körüne bir şeye veya kişiye bağlanmayınız,aklınızı çalıştırınız.Yani kula, kul olmayınız. Doğruyu,alınız;yanlışı ve batılı atınız.İfrat ve tefritten sakınınız.

Mesela; dinsizlik ve dini taassup gibi. Dini taassup;Kuran-ı Kerimin ve dinin; cahil kişilerce yanlış bilinmesi ve bu nedenle,insanların; dinden soğuması ve dine düşman olması demektir.Dinsizlik ise; dindarlara ve dine; Hak ve hakikatlere, düşman olmak demektir.

Mesela;matbaa’ya günah demenin ne akıl ile nede din ile bir alakası olamaz. Din;müsbet ilme, bilimselliğe,bilime ve teknolojiye değil;aklını çalıştırmayan akılsızlara karşıdır.

Evet evet;dünyamızda garip olaylar yok da değildir. Mesela;sandalye üzerine oturan birisini; koltuk altına ve diz kapak altına 4 kişi sadece şehadet parmaklarını dokundurmak  süretiyle havaya kolayca kaldırabilir! Acaba Mısır piramitleride böyle bir teknik ile yapılmış olmaya!

Deccal;müsrif , münafık, sahir ve çok şerli birisidir.Elide deliktir;yani çok müsriftir.İsrafı teşvik ederek, insanlardaki hırs ve açgözlülüğünü uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar edip; milli serveti heba eder,hem dini kullanır;hemde dinin ahkamlarını sinsice kaldırmaya çalışır.Aziz milletini arkadan hançerler. İktisat etmeyen,israf eden onun ağına düşer.Hem bir gözüde kördür,yani akibeti ve ahireti; görmez ve inanmaz. Münafık olduğu için;insanlar Allah”a inandığını zanneder.Deccal; insanlığın maddi ve manevi bağlarını bozarak, nefisleri başıboş bırakarak; anarşistliğe meydan açar.O vakit insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamazlar.Deccal;cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat, iyi ve olumlu şeyleri de haksız olarak kendisine mal eder. Deccale itaat etmeyen şehid olur, istemeyerek itaat eden kafir olmaz, belki günahkar da olmaz.

Hem mesala;deccal şu kişidir veya ismi budur demek; insanları rehavete ve tedbirsizliğe de sevk edebilir. Hem deccalin vefatından sonra; icraatlarının ve tesirlerinin devam etmesi o kişinin manen öldüğünü göstermediği gibi sebep olduğu kötülük ve şerler devam ettiği müddetçe;buna bilerek ve istiyerek sebep olanlar da aynen deccal gibi mesul olurlar. Hem her zaman deccale karşı tedbirli olmak gerektir.

Dikkat ediniz!Her asırda ve her millet de;mehdi ve deccal; misal kişiler çıkar. Bütün insanlar ve milletler çetin bir imtihana tabidir ve tarih tekerrür eder. Hem isimleri de lazım değildir;hem de imtihan sırrını bozmamak gerektir.

Kurduğunuz beynelminel, gizli,yasa dışı veya zahiren yasal ve masum gözüken hain örgütleriniz ve deccal misal; üyeleriniz ve reisleriniz ve başkanlarınız; sahte, süslü, kanlı rejimleriniz ile; Dünyayı soyup, ülkeleri ve devletleri parçalayıp, insanları köleleştirip, milli servetleri ülke dışına kaçırıp, zenginlik ve refah ve emniyet içinde yüzdüğünüzü ve dünyayı kendinizin yönettiğinizi mi zannediyorsun!Hem sizin kimler olduğunuzu insanların bilmediklerini mi zannediyorsunuz! Yoksa siz insanları çok saf ve akılsız mı zannediyorsunuz!

Harut ve Marut;Babil”de insanlara sihir öğreten,sihri öğretmeden önce de şayet sihir öğrenir ve yapar isen; imanının gideceğini ve imtihanı kaybedeceğini ve cehennemden hiç çıkamayacağını önceden de ihtar eden; sıra dışı varlıklar olduğuna dair tefsirler de muhtelif görüşler vardır.

Evet evet; sihir vardır.Mesela; Hz.Musa peygamber zamanında revaçta idi. Allah”ın emir ve yasaklarına uyarak; ancak sihirden korunabilirsiniz.

Sakın sakın;Allah”a isyan etmeyiniz.Çünkü sizin gerçek dostunuz, Allah”dır. Gerçek düşmanlarınız ise;sizi Allah”a isyan ettiren; şeytan ve deccal ve onların zalim düzenleri, kanunları ve mensublarının zulümleridir.Sakın yanlış anlama, her; “kanun ve düzen;yetkili ve görevli kişi veya kurum” kötü değildir.

Hem Mehdi; Kuran-ı Kerim”in bir talebesi ve hadimidir. Hem zamanının; en Bedii”si, Zeki”si ve Garibi, olsa; gerektir.Hem herkes Mehdinin kim olduğunu bilmeyecektir. Hem Mehdi şu kişi idi demek; gelecekte mehdi misal olabilecek kişilerin şevkini kırabilir.Hem her asırda bir müceddid gelir ve batıl ve hurafeleri kaldırır; dini tasaffi eder, yani saflaştırır.

Sakın yanlış anlama; dinde reform olmaz. Ama sen deforme olabilirsin. O halde sen kendini düzeltmelisin.Hem din; senin keyfine ve nefsine göre dizayn da edilemez.

***Hem Hz.İsa peygamber,yani Mesih; öldürülmüşte değildir.Hem annesi Hz.Meryem; Allah”ın bir mucizesi olarak;Hz.İsa peygamberi doğurmuş. Kundak da iken; konuşmaya başlamıştır. Dersen ki; babasız çocuk olmaz?Biz de deriz ki;”Hz.Adem babamız ile Hz.Havva anamızı nasıl ki;anasız ve babasız olarak Allah yaratmış ise; evleviyetle,haydi haydi babasız olarak da Hz.İsa peygamberi yaratabilir ve yaratmıştır” deriz.***

Hem ahirzamanda Hz.İsa peygamber;yeni; bir din ve kitap ile gelmiyecek, Hz.Muhammed peygamberi ve Kuran-ı Kerimi; teyid ve tasdik etmek için gelecek; tüm batıl hurafe ve inançları kaldıracak. Deccalin; Uluhiyeti inkar mesleğini öldürecek; gizli ve hain örgütünü ve kurduğu zalim düzenini dağıtıp; dünyaya adalet ve huzur getirecektir. Fakat; herkes Hz.İsa peygamberi tanımıyacak. Yani imtihan sırrı hiçbirzaman bozulmayacak, hayat ve imtihan devam edecek. İlahlık taslayanlar ise herzaman olduğu gibi yerin dibine geçirilecektir.

 

Hey deccal;kendini en Zeki, bu Aziz milletin senin kim olduğunu bilmediğini veya milleti kandırdığını, zannetmeyesin!Bilakis; dinsizin hakkından imansızın geldiğini bildiği için; şimdilik susmaktadır! Evet evet;munafık,kafirden daha eşeddir.

Dinsiz bir millet yaşayamaz.Sadece manevi veya sadece maddi kanat ile de uçamazsınız. Hem maddi,hem de manevi kanat ile ve birbirleriyle orantılı ve ahenkli olmak şartıyla uçabilirsiniz. Bu kural;devletler içinde, geçerlidir.

Malın; kırkta bir zekatı olduğu gibi, ilmin ve kuvvetinde bir zekatı vardır. Bilen ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa alır. İlim Çin”de de olsa alınız. Hayatta, en hakiki mürşid ilimdir.

Hey soytarı;gaybtan,gelecekten haber veriyorum,ruhlar ile konuşuyorum, cennetten parsel satıyorum,sizlere şefaatçi olacağım diyen sahtekar; insanları kandırmayı ve dini kullanmayı ve alalemin ırz ve namusuna göz dikmeyi bırak.Kelin merhemi olsa idi; önce kendi başına sürer idi.

Hey evliya olmak isteyen kardeş; ne demiş İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki “bir iman hakikatının inkişafı;binler keşf ve kerametten daha üstündür.” Hem keramet;Allah”ın mevcudatı üzerindeki acaip tasarrufatını hakkalyakin yaşamak; yani kendi ruh aynanda güneşe mazhar olmak demektir.Yoksa kendini güneş zannetmek; değildir. Yoksa sen; bir iki harf öğrenmek ile kendini öğretmen mi zannediyorsun. Hem her havada uçanı da evliya zannetmeyesin.Hem Şah-ı Geylani”nin talebelerine uçarak ders verdiğini de unutmayasın.

Hey kendini Ehl-i Beyten olduğunu iddia eden ve bundan çıkar elde etmeye ve kendisinde bir meziyet olduğunu zanneden ve insanları kandırmaya çalışan uyanık.Bizim Hz.Adem peygamber soyundan geldiğimizi unutuyormusun! Sen soylusunda biz soysuz muyuz.Hem bu din de soy ve sopun önemli olmadığını bilmiyormusun.Sakın yanlış anlama; bizim hakiki Ehl-i Beyte sözümüz yoktur.

Dikkat ediniz; Kelime-i Şahadet; İslamiyet merdiveninin birinci basamağıdır. Kuran-ı Kerim”in tüm ayetlerini doğru anlamak gerektir. Ayetin başını okuyup; sonunu okumamak ve farklı manalar vermek doğru değildir.

Hey geleceği görmeye pek meraklı kardeş; herhangi bir hastahaneye gidip siroz veya akciğer kanseri olmuş veya nefes alabilmek için boğazı delinmiş hastaları görerek;içki ve sigara kullananların bir manada geleceğini şimdiden de görebilirsin!

Evet evet; geçmiş zaman geride kalmıştır. Gelecek zaman ise daha gelmemiştir.Bir dakika sonra yaşayacağına dair elinde bir senette yoktur.O halde günde 5 vakit namaz çoktur deme.Hem bir sonraki vaktin geleceği de kesin değildir. Yaşadığın an; o andır bil.

Hem seni yaratan Allah; elbetteki seni unutmayacaktır.Hem Allah; senin şah damarından daha yakındır. Ne demiş Yunus Emre;” bir ben vardır, benden içeru”.

Evet evet; akıllı kaptan; ters esen rüzgarı arkasına alan ve yoluna devam eden kaptandır. Mesela; döner başlıklı bir rüzgar gülü ile; esen rüzgarların yönü ne olursa olsun; elektrik üretebilirsiniz. Ama başlık sabit olur ise;sadece belirli yönde esen rüzgarlardan elektrik üretebilirsiniz.Niçin bu rüzgar ters esiyor diye kadere ve Allah”a isyan yerine; aklı çalıştırarak ters esen rüzgarı kullanmak gerektir.

Dikkat ediniz;bir kuş tüyü; koca bir dağı kaldırabilir. Mesela; hassas bir terazinin iki kefesine ağırlıkları ve kütleleri eşit iki dağ konsa;herhangi bir kefenin üzerine konan bir sinek; öteki kefedeki koca bir dağı kaldırabilir.

*Soru:”Dünya;öküz ile balık üzerindedir”; ne demektir?

Cevap:Dünyada geçim kaynaklarından en önemlileri; balıkçılık, tarım ve hayvancılık olduğu veya bu söz söylendiğinde; dünyamızın balık veya boğa burcunda olduğu anlatılmak istenmiştir.Yoksa dünyamız elbetteki;bildiğimiz öküz ve balık üzerinde değildir.

Mesela;”ayağını yorganına göre uzat” deyimi ile gelirinden fazla harcama yapma demek istenmiştir.Yoksa;ayak ve yorgandan bahsedilmemektedir.

*Soru:Kıyamet ne zaman kopacak ve niçin kopmuyor? Dabbet-ül arz, Yecüc ve Mecüc nedir?

Cevap:Kıyamet sen öldüğün vakit kopacak.Eğer bu soru ile; kainatın kıyametini kastetmiştim diyorsan; elbetteki bir gün onunda kıyameti kopacak.Hem “ben öldükten sonra isterse Tufan olsun bana ne” diyen sen değilmisin. Hem kendi ecelin ile birlikte kıyametin vakt-i zamanını bilmek; hayatı sana zehir eder. Ecelin gizli kalmasının bir hikmeti de bu olsa gerektir.

Hey işsiz ve çaresiz arkadaş; Kıyametin kopmasını istersin ama;zengin olunca hiç kopmasın dersin.Hey Allah ile dalga geçtiğini zanneden veya kıyameti koparmadığı için Allah”a kızan ve “Allah kıyameti koparmıyor ise biz koparmasını biliriz diyen” ahmak; sen kıyametin ne olduğunu bilir misin? Hem sen niçin; zalime ve yaptıkları zulümlerine kızmıyorsun.

Yoksa bu Allah”ta iş yok; ben olsa idim hemen zalimi yok eder ve zulümlere de engel olurdum mu diyorsun!Yoksa sen cenennemin süs olsun diye mi yaratıldığını zannediyorsun. Hem senin elini kolunu bağlayan mı var niçin zulümlere razı oluyorsun.Niçin kanunlarını zalimden yana yapıyorsun. Niçin Allah”ın kanunlarını red ediyorsun! Zalime ses çıkarmıyor; ama Allah”tan hesap soruyorsun.Yoksa sen kendini Allah”mı zannediyorsun!
Hem sen Allah”ın kim ve ne olduğunu biliyor musun?

Hey şeytan; ne bu telaş ve korku; yoksa kıyametin yaklaştığını mı hissettin! Yoksa Ademoğlunun tüm nükleer ,kimyasal ve biyolojik füzeleri fırlatacağından mı korkuyorsun! Yoksa bir kara deliğin dünyamızı yutabileceğini mi düşünüyorsun! Yoksa teleskoplar ile yıldızlara bakıp; bir kuyruklu yıldızın; yaşlı dünyamıza çarpacağını ve dünyanın dönüş yönünü tersine çevirdiği için; güneşin batıdan doğacağının ve kıyametin kopacağının hesabını mı yapıyorsun! Yoksa; Kuran-ı Kerim”den kıyametin tarihini mi öğrendin!

Hey şeytan;Ademoğlundan kork ve titre. Hem telaş ve korkun da boşuna değildir.

 
Evet evet; kıyametin gerçek vakti zamanını Allah”tan başkası bilemez. Allah bildirmedikçe hiç kimse hiçbirşey bilemez.Kesin olan ise; mutlaka bir vakit kıyametin kopacağıdır.


***Farzedelim ki; 120 sene sonra; şu kainatında kıyameti kopacak. Şu anda yaşlı dünyamızda misafir olan altı milyar kusur insanın; ekseriyeti o vakit kabirlerinde olacaklardır.Kıyamete yetişenler bizzat,daha önce vefat etmiş ruhlar ise; kabirlerinden o dehşetli anı herkes bir manada görecek ve yaşayacaktır.***

Dabbet-ül arz; aıds mikrobu gibi,insanların azgınlıkları neticesinde toplu ölümlere sebeb olacak bir müsibettir. Hey hain deccal; dünyayı yakmak marifet değildir. Dünyayı ve ahireti imar ve ihya etmek marifettir.

Yecüc ve Mecüc ise;insanlık aleminin ve medeniyetin mahvına çalışan ve dünyada fesat,anarşi ve savaş çıkaran insi bir guruptur.Bu gurup çekirge sürüsü gibi;vakti geldiğinde dünyanın muhtelif yerlerinde tarih sahnesine çıkarlar ve dünyayı zirüzeber ederler.

 

*Soru:Allah”ın benim namazıma ne ihtiyacı var? “La İlaheillallah” ne demektir? Her şey nasıl Allah”ı zikredebilir? Evliyaların hali nicedir? Askerlik ve savaş ile ilgili bilgi verirmisin!

***Cevap:Bir kişinin, Allah”ın benim namazıma ihtiyacı yoktur, demesi; hasta birisinin, doktora“ey doktor senin ilaca ne ihtiyacın var demesine benzer ki, Allah”ın bizim beş vakit namazımıza ve zikrimize elbetteki ihtiyacı yoktur,bizim namaza ve zikre evleviyetle ihtiyacımız vardır.***

Hem namaz dinin direği,müminin miracıdır.Hem namazı dosdoğru ihlaslı ve usulüne göre kılmak gerektir.Hem; Allah emrettiği için namaz kılınır. Hem gösteriş olsun veya bir menfaat elde etmek içinde kılınmaz.Hem; birinin şerrinden korkup namaz kılmamakta olmaz. Hem namazı; namertlere kızıp, terk etmek de olmaz.

Bedenin havaya,suya,gıdaya ve ısıya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunda manevi gıdaya ihtiyacı vardır ki o gıdalardan en önemlisi ve bir tanesi;namaz ve zikirlerin en güzeli olan, “Allah”tan başka İlah yoktur” demek olan ve muhabbetullaha vesile olan,kelime-i Tevhidtir.Yani “La İlaheillallah” kelimesidir.

Evet evet;Şah-ı Nakşibendi gibi;her zaman az;yemek,konuşmak, uyumak; yani,her zaman;helal lokma yemek, hikmetli konuşmak,fazla uyumamak ve daima “La ilaheillallah” diyerek,zikr ederek;Latife-i Rabbaniyeyi çalıştırıp, ruhu ala-i illiyyine uçurmak,kainata meydan okuyacak cesareti benliğinizde hissetmek,Allah”tan korkmak ,her şeyin Allah”ın tasarrufunda olduğunu, ilmel yakin bilmek,aynel yakin görmek ve hakkal yakin yaşamak, muhabbetullahın verdiği; o manevi zevk ile huzur bulup, mutmain olmak ve mutluluktan uçmak; bir ayna olduğunu ve Allah”a muhtaç olduğunu da unutmamak gerektir.

Hem; evliya, abdal, aktab ve kutupların hali de; normal insanlara benzemez. Hem ahirzamanda iyi kişilere mecnun denecektir.Sakın sakın; aptal ile abdal”ı birbine karıştırmayınız. Yani Pir Sultan Abdal; aptal değil idi.Hem halden de anlar idi.Hem tok; acın halinden ne anlar ki.Hem anlamak için aç olmak gerek idi. Hem oruç da zaten; halden anlamak için idi. Fakat; Pire karşı gelen; müridi de kendine göre haklı idi.Hem herkesin makam ve mevkisi farklı idi.Hem eski tarikatler ile şimdikiler farklı idi!


***Evet evet; Hz.Peygamber bilmediği bir dünya işi için; ben bu işten anlamam demiştir.Sakın yanlış anlama bütün dünya işlerinden anlamam da dememiştir. Ümmidir; ama cahil hiç mi hiç değildir.Bir çoban iken; hem bir Peygamber hem aynı zamanda bir reis-i cumhurdur.Din ile devlet işlerini ne birbirine karıştırmış nede birbirinden ayırmıştır.***

Ey esrarkeş kardeş; sıhhatine ve cebine hiç zararı olmayan ve seni mutluluğun zirvesine uçuracak;selametli, “Muhabbetullah” gibi bir iksir var iken; niçin kendine zulmeder ve altın vuruş yapıp aileni ve sevdiklerini üzersin!

Ayrıca;Allah”ın Kitabı olan Kuran”ı çok okumak, doğru anlamak ve ihlas ile amel etmek ve huşu içinde namaz kılıp, huzur ve emniyet bulmak,ruhen bir manada miraca çıkmak, dünyanın ağır yükünü her beş vakitte yere koyup, güzel bir nefes almak gerektir.Hem Kuran-ı Kerim”i sadece okumak,dinlemek; manasını bilmeseniz, anlamasanız bile insana huzur verir, aynen; ilacın terkibini ve formülünü bilmeseniz bile şifaya vesile olduğu gibi. Ama; gerçek, doğru ve hakiki manasını bilmek, yasaklara tam uymak ve emirleri ise; ihlas ile uygulamak ve hayata geçirmek gerektir.

***İnsanlar her nefes verişte bilmeden,gayri ihtiyari “Hu” derler.Hu , Allah demektir.***

Aslında her şey kendi lisanı ile Allah”ı anmaktadır. İnsanın bu dünyaya gelmesinin ve gönderilmesinin sebebi ve hikmeti; Allah”ı tanımak, O”na dua, sena ve ibadet etmek; kendi nefsine ve mahlukata ise;daima şefkat göstermek, daima hayırda yükselmek; şer ve şerirlere Mani olmak; dünyanızı ve ahiretinizi imar ve ihya etmek.Varlıkta; üretmek,paylaşmak ve şükretmek.Yoklukta;iktisat ve kanaat ile Sabretmek gerektir.

Evet evet;def”i şer;celbi menafiye racihdir.Yani günah işlememek ve günahlara Mani olmak ve şerleri def etmek; sevap işlemekten daha iyi hem aynı zamanda daha sevabtır.Sakın yanlış anlama; hiç sevap ve iyilik yapmayınız demek de değildir.

Sadece Allah”a secde etmek;ama mahlukata ise hiçbir zaman secde etmemek ve başı daima dik tutmaktır ki;buna İzzet denir. Allah”a diklenmeye ise enaniyet denir ki;bu kibirdir ;her şeyi bildiğini ve her şeyden üstün olduğunu zanneden şeytan; ise bu yüzden huzur-u Hak divanından; Haklı ve geçerli bir neden ile kovulmuştur.

Mesela;bir askerin; komutanına diklenmesi gibi.Komutanın emirlerine; hiçbir zaman diklenmemek ve olumsuz karşılık vermemek gerektir. Komutan; ”hiçbir zaman gayri ahlaki emirler vermez, askerini küçük düşürmez, rencide etmez veya suiniyetli olarak askerinin hayatını tehlikeye atmaz”;bilakis, emre itaat edip etmediğini öğrenmek ister. Hem iyi bir komutan; ordusunu ve askerini; ezmez ve ezdirmez ve daima onu korur. Hem seni savaş düzenine göre eğitir.

Mesela;sürünmeyi usulüne göre iyi öğrenmek; savaşta hayatını kurtaracaktır. Hem askerlikte küskünlük ve düşmanlık olmaz. Hem savaşta; komutanın bütün emirlerini dinlemek ve mutlak itaat etmek gerektir. Mesela; Uhud savaşında Hz.Muhammed peygamber;kesin emir verdiği halde; askerler bulundukları mevzileri terk etmişler, savaş kazanmış iken; birden savaş aleyhe dönmüştür.

Sakın yanlış anlama;gayri ahlaki emir veren,kasten ve suiniyetli olarak;askerini küçük düşüren,rencide eden ve hayatını tehlikeye atan, ekmeğini yediği; ocağa, milletine, vatanına,mukaddesata hainlik eden kişi değil komutan;insan bile olamaz.Bu haini, değil af etmek; meşru kanunlar dairesinde; hemen cezasını devlet infaz etse gerektir.

Hey asker; Aziz milletini koruyarak ve kollayarak ona hizmet et.Herzaman;o Aziz milletini kendinden üstün bil. Sakın sakın;o silahını Aziz milletine çevirme. Nöbette iken uyuma. Hem dahili ve harici,düşmana da acıma;ama haddi de aşma.

Hem asker ocağı,Peygamber ocağıdır. Hem o ocakta enaniyet olmaz ve olamaz. Hem askerin postallarının bile uygun adımda; Allah”ı “Rab,Rab,Rab” diye zikrettiğine de dikkat et.Hem Allah”ın; şehitlerden, meleklerden vs.oluşan gizli bir ordusu olduğunu da unutma.

Hem deme;askerlik yapacağıma gider dağda eşkiyalık yaparım.Hem deme; ben ana kucağından ayrılmam.Hem deme çatışmaya gidenler hep gariban ve fakir aile çocukları.Evet evet;hiç kimse askerlik yapmaz ise, ırz ve namusunu,malını vs.kim koruyacak? Nasıl akşamları rahatça uyuyabileceksin? Evet evet; hem şehitlik mertebesi herkese nasip olmaz. Hem şehitler öldüklerini de bilmez.Hem deme; biz boş yere ve kim ve ne için şehit oluyoruz. Hem deme;Batıl ve şer bir düzeninin devam etmesi için mi savaşacağız.Hem deme;ben savaşmam ve savaştırılmam. Sana silah çeken ve seni öldürmek isteyene ne yapacaksın. Elbette ki meşru müdafa hakkını kullanacak ve savaşacaksın.

Soru:Ya karşımızdaki Allah için savaşıyor ise ne yapalım?

Cevab:Sen Allah için savaşmıyormusun?Yoksa sen;şeytan için mi savaşıyorsun?

Cevaba cevab:Ne için ve kimin için savaştığımızı ve şehit olup olmadığımızı da bilmiyoruz.

Evet evet; Allah yolunda veya canı,malı,ırz ve namusu için öldürülen kişi şehit hükmündedir. Hem her iki tarafta Allah için savaşıyor ise; ölenler de şehit hükmündedir.Savaş halinde; elbette ki;her canın, kendini koruması ve kollaması gerektir.

Evet evet; en büyük savaşın;evvelemirde,nefsiniz ve şeytanınız ile olan; imanı kazanmak veya kaybetmek, savaşı olduğunu da unutmayınız.

Şayet size saldırı olursa da;meşru müdafa hakkınız kullanarak kendinizi savunun ve onlarla savaşın. Bunun içinde hazırlıklı,tedarikli ve tedbirli olun. Kendinize ait,caydırıcı ve etkili silahınızı; cesur ve techizatlı ordunuzu; dolu bir hazinenizi ve akıllı yöneticilerinizi bilen düşman;size saldırmak için kara kara düşünecektir.

Hem;savaşa mani olmak;savaşmaktan daha akıllıca bir iş olsa gerektir.

Evet evet;hem askerlikten kaçıyor,sağlam iken çürük rapor alıyorsun, babam zengin nasıl olsa bir çaresini bulur, diyorsun.Ekmeğini yediğin yere hem hainlik ediyorsun. Harp çıktığında ise; “ düşman ailemi niçin,neden dağa kaldırdı”diye dövünüp duruyor ve sonra da“bu nasıl kader” diye; bu nasıl Allah diye, isyan ediyorsun. Heyhat yanılıyorsun;hem kaderi de yanlış anlıyorsun.Hz. Peygamberin;niçin ve kimler ile niye savaştığını bilmiyormusun!

Evet evet; Hz.Peygamber savaşa girmeden önce, zırhını giyer idi.Hem kılıcı, hemde bineği var idi.Hem Uhud harbinde dişini de kırmışlar idi. Hem o Aziz peygamber ümmetine güzel bir örnek olmuş idi. Hem savaştan önce şurayı toplar ve fikirlerini alır idi.Hatta bir vakit; şuradan kendi fikrine karşı bir kararda çıkmış ve o karara uymuş idi.Sonradan anlaşıldı ki; Hz.Peygamber Haklı idi.

Yoksa Kuran-ı Kerimi;tam okumuyormusun, yoksa yanlışmı anlıyorsun, yoksa işine gelmediği ayetleri görmemezlikten mi geliyorsun!

Hey hain;yoksa bu dini bozmaya mı çalışıyorsun! Yoksa; faiz, kumar, içki, zina için; fetva mı arıyorsun. Bunların haram olduğunu bilmiyormusun? Evet evet;bu din, Hz.Ebubekir gibi zengin ve sıddık; Hz.Ömer gibi sert ve Adil; Hz.Osman gibi Halim ve Nurani; Hz.Ali gibi Alim ve civanmert bir dindir.

Evet evet;ey insanlar ve cinler siz de ;ortak düşmanınız olan İblis”e karşı birlik olunuz. Şeytana savaş açınız. Sürü ve ordu misali olunuz; sürüden de ayrılmayınız. Ama saf koyun sürüsü gibi de olmayınız; kurt sürüsü gibi; o hain şeytanı gördüğünüz yerde parçalayınız ve ona hiç acımayınız.Hem siz; Allah”tan daha merhametli olamazsınız.

Hey saf arkadaş;tahta ve komik silahlar ile;devlet kurmaya, yıkmaya ve savaşmaya veya fıtrata, Adetullaha,akla ters; beşeri ve şeytani fikirler ve hülyalar peşinde de koşma. Anne, baba ve büyüklerinin hayat tecrübelerinden faydalan.Hem onların ümmi olmaları seni yanıltmasın. Hem bu kainatı sahipsiz zannetme. Hem vazifen olmayan ve hikmetini bilmediğin işlere de fazla burnunu sokma. Sakın yanlış anlama; görevini yapmayan ve ihmal eden görevlileri uyarma demiyoruz.Görevli ve yetkililere yardımcı ol; ama onlara köstek de olma diyoruz.

Biz;Hz.İsa peygamber gibi;bir yanağımıza vurana;öbür yanağımızı göstertmeyiz. Belki iyiniyetimizden bir defa aldatılabiliriz ama ikincisine de asla müsaade etmeyiz.Sakın yanlış anlama her peygamber aynı davayı savunmuştur ama her peygamberin farklı bir yoğurt yiyişi vardır.

Hem; harbin hile olduğunu da unutma.Mesela; tarihte zeki bir komutan;az bir ordusu var iken;atlarının arkasına ağaç kütüğü bağlatarak, büyük bir toz bulutu oluşturmuş.Düşman ise;uzaktan çok büyük bir ordunun gelmekte olduğunu zan edip, korkup kaçmıştır.

İlm-i nücum sahibi Hz.İdris peygamber ile Sahabilerden Hz.Halid bin Velid”in niçin savaşlarda hiç yenilmediklerini de tarih kitaplarından öğren.

Evet evet;”ya İstiklal;ya ölüm”.Yani şeytanın; kölelik,kast ve zalim düzenine akıllıca savaş açmak demektir.Yoksa tedbirini almadan;o hainlerin tuzağına düşmek; dolduruşlarına gelip, savaş ilan etmek; sonra yenilip, çok kötü bir anlaşma yapıp; o hainlerin her dediğini kayıtsız ve şartsız yapmak ve bunun karşılığında; sadece tanınma ve yaşama hakkını elde etmek bağımsızlık değil; bilakis köleliktir.Bu; zahiri ve aldatıcı bir bağımsızlıktır. Şeytana karşı olan bu savaşı yarım bırakmamak ve ekonomik savaşı da kazanmak gerektir.

***Tam bağımsız ve hür olmak gerektir. Yani;nefis ve şeytana kul köle olmamak gerektir.Sakın yanlış anlama; özgürlük herhaltı işlemek de değildir. Üretmek, keşf etmek,yeniliklere koşmak,daha iyiye,daha güzele,daha doğruya gitmek; kazanmak, dağıtmak gerektir.Evet evet; borçları ödemek ve hazineyi doldurmak gerektir.Borç içinde yüzen bir devlet veya kişi bağımsız olamaz.Hem kasasını borç para ile dolduran ve kendini zengin zanneden ancak kendisini aldatabilir.***


Evet evet;şimdiki savaşlar gizli,sinsi ve ekonomiktir.Sakın yanlış anlama; iyiniyetli olarak ülkenizde yatırım yapan; fabrika kuran, üretim yapan, istihdam sağlayan kişilere,ulusal ve yabancı sermayeye bir sözümüz yoktur.Hem iyiniyetli yatırımcıyı ülkeden kovmak olmaz.Hem ülkeyi bütün bütün her zaman dış dünyaya kapamak da olmaz. Evet evet; ifrat ve tefritten sakınmak gerektir.Ama hainlere de hiçbir zaman fırsat vermemek gerektir.

Evet evet; bir savaştaki galibiyet; savaşan her bir ferde aittir; mağlubiyet ise sadece sebep olanlara aittir.Galibiyeti sadece bir kişiye vermek ise; diğer savaşanlara haksızlıktır.

Evet evet; asker,polis,sivil,memur,millet; zincir ve tespih taneleri gibi birbine umuz umuza vermeli, kenetlenmeli, zincirin halkası, tespihin ipi kopmamalı, pirinçin içindeki taşlar misali; hainler makamı, mevkisi,rütbesi ve konumu ne olursa olsun;heryerden ayıklanmalıdır.

 

***Dikkat ediniz;buradaki hain;Ayet ve hadislerde belirtilen haindir. Beşeri mevzuatınıza veya size veya nefsinize göre; hain olan, aslında hain olmayabilir.Belki onu hain ilan edenler hain olabilir!***

Hey kardeş;hangi diyarda yaşadığına dikkat et.Deccalin diyarında yaşamak kolay olmasa gerektir.Deccalin diyarında hain ilan edilen kişi; aslında fedai olsa gerektir.

Devlet sadece ordudan ibaret de değildir.Devlet; milletin bütün ferdlerinin birlikteliği ile oluşan bir teşkilattır.Her devletin de bir teşkilatı mahsusası vardır. Ayrıca; her müttefik devletlerin veya blokların oluşturduğu ; teşkilatlar vardır.Birde bütün bu teşkilatların üstünde gizli sıradışı bir teşkilat ve o teşkilatın da sıradışı gizli bir Reisi vardır. O; Reis, kesinlikle şeytan veya deccal olmamalıdır.

Dikkat ediniz; deccal sıra dışı biridir. Sadece bir ülkeye değil;yaptığı menfi icraatleri ile bütün bir dünyaya kötü örnek olan, çok şerli birisidir. Deccalin peşinden giden;perişan olmaya mahkumdur. Sakın yanlış anlama kardeş senin liderin böyle olmasa gerektir.

Evet evet; bir vakit bir ülkenin ordu komutanı; o ülkenin Reisinin makamına sürünerek çıkar idi.Sakın yanlış anlama; o Reis;çok zengin,çok güçlü ve çok zeki idi. Hiç mümkinatı yoktu ki; o ordu komutanı ihtilal veya darbe yapsın.Hem o Reis; İslamiyetten de bihaber idi.

Hem Hz.Peygamber bir meclise girdiği zaman kendisi için ayağa kalkılmasından hoşlanmaz idi. Hem gidip en üst köşeye de oturmaz idi. Hem Hz.Ömer-ul Faruk; fakir idi ve yamalıklı ama temiz bir elbise ile devlet yönetir idi.
Hem onun döneminde herhangi bir kurt;herhangi bir kuzuya da kolay kolay ilişemez idi. İliştiğinde ise; kuzunun bedelini sahibine öder idi.

Hey, tırtıl; niçin hep sürünüyorum diye üzülme; hem hayat yolu zigzaglıdır. Sabırlı ol; onbeş gün sonra kral kelebek olup uçacaksın.

Evet evet;çift kanatlı olmalı;yani hem maddi hem de manevi makam sahibi olmalı.

Hey kardeş; şeytanın zahiren üstünmüş gibi görünmesi seni yanıltmasın. Hem deme; Allah kötülere mal mülk para veriyor; o halde bende kötü olayım!!!Hem deme; hep aptallar zengin oluyor, bende aklımı iptal edeyim de zengin olayım!!! Sakın yanlış anlama her zengin; aptal değildir.Hem her kötü de; zengin değildir. Hem Allah”ında bir planı olsa gerektir.

 

*Soru:Tenasüh; yani reenkarnasyon fikrine ne diyorsun?

Cevap:İslamiyet; Tenasüh fikrini kabul etmez.Yani ölen bir kişi, başka bir şeyin suretine girerek hayatını devam ettirmez. Ölen kişinin ruhu berzah elemine gider.

Mesela; insanlık tarihi yedi bin yıl olduğunu ve ortalama bir ömründe yüz sene olduğunu farz etsek, yetmiş defa bu dünyaya gelip gitmemiz gerekirken; değil yetmişini, birini bile hatırlayamamamız bizim çok unutkan veya akılsız olduğumuzun değil, tenasüh fikrinin doğru olmadığını gösterir.

Delil ise; Miraç hadisesi ile ahireti,cenneti,cehennemi ve Allah”ı gören ve Ululazm bir peygamber olan; Hz.Muhammed Mustafa peygamberin beyanı ve Allah”ın kitabı olan;Kuran-ı Kerim”in yazılı ve aşikar olan ayetleridir.


*Soru:Bütün ihtilal ve devrimlerin sebebi nedir?Ne yapmalı?

Cevap:Şeytanın ve deccalin;dünyayı fesada veren ve çoğu ihtilallerin ve devrimlerin sebebi olan ve insanlar için dünyayı cehenneme çeviren,”sen çalış ben yiyeyim ve ben tok olayım başkası açlıktan ölsün bana ne” düşüncesini, ortadan kaldırmak ve sosyal; refah ve eşitlik ve adalet ve huzur için çalışmak, faizi,içkiyi,kumarı, fuhuşhaneleri,uyuşturucu maddeleri kaldırmak; insanlığa yapılacak en büyük hayırlardan biri olsa gerektir.

Emek ve sermaye; aralarına uzlaştırıcı, aklı da alarak, sulh içinde ve refah içinde yaşamalı, taraflarda suiniyet ve angarya olmamalıdır.

Mesela, bina yapacak sermayesi olmayan fakir bir kişinin barakasını, zengin müteahhide verip onunla Hakkaniyet ile anlaşıp refaha ve zenginliğe kavuşması gibi. Mesela; yarıcılık,kooperatifçilik, imece ile; zor işleri başarmak,dayanışma ve işbirliği yapmak;akıllıca bir işdir.Emek,sermaye ve akıl birleşmeli, çatışmamalı ve çatıştırılmamalı;yıkıcı değil,yapıcı olmak gerektir.

Zenginliğe ve zenginlere değil;zenginliğin topluma yansıtılmamasına, sömürüye,gelir adaletsizliğine, bencilliğe,suiniyete, haksızlıklara, zulme şeytanın üstünlük taslayan kibrine ve kendisini efendi, başkasını köle kabul eden batıl ve yanlış fikre karşı olmak gerektir.

***Hey, sermaye sahipleri; kendi ulusunuzun ve diğer milletlerin istikbalini gözeterek, daima yatırıma ve üretime ve istihdama çalışınız. Parayı haps etmeyiniz ve faizi de kaldırınız; çünkü gün gelir devran döner; o faiz sizi de vurur. Gelir dağılımına dikkat ediniz. İşçileri bir köle gibi,kullanmaya kalkmayınız. İşçide; işverenin, iyiniyetini suistimal etmemelidir.***

Aziz insanlar size iş veren;işvereninize hürmet ediniz.Çünkü;çalışma karşılığında aldığınız ücret ile; imanınızı ve namusunuzu muhafaza ettiğinizi unutmayınız.Hem aşırı fakirliğin insanı Allah”a isyana götürdüğünü;mal canın yongası olduğunu, ahirzamanda imanınızı ;mal ile koruyabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız. İşveren de; çalıştırdığı kişileri bir aile reisi gibi;kollamalı ve korumalı;suiniyetli kişilere hiçbir zaman fırsat vermemeli ve gereğini yapmalıdır.

Medeniyetin tekamülü ile; kölelik devri kapanmış.Hürriyet,eşitlik ve malikiyet devrine girilmiştir. Kast sistemi de fıtrata aykırıdır.

Hem;devrim;akıllarda ve gönüllerde olmalı;zülüm,kargaşa ve anarşiye sebep olmamalı; bilakis daha iyiye,daha güzele,daha doğruya vesile olmalı,fakirler ve toplum bundan zarar görmemelidir.Evet evet;insan düzelir ise,herşey düzelir.O halde sen önce kendini;sonra da başkalarını düzeltmelisin.Kendine Hayrı olmayanın; başkalarına Hayrı olmaz.Kalk çalış üret sat zengin ol dağıt.Oturma,fakirleşip,cimrileşme.

Hem ilericilik ve devrimcilik; yakıp yıkma değildir.Hem yapmak; yıkmaktan daha zordur.

Mesela; bir ev ancak,bir ayda yapılabilse bile; bir günde yıkılabilir. Fakat; ömrünü doldurmuş, yıkılma tehlikesi olan ve tamiri mümkün olmayan binaları da usulüne uygun ve insanlara ve topluma zarar vermeyecek bir şekilde yıkmak;yerine daha; güzel ve sağlam ve kullanışlı bir bina yapmak gerektir.

Kendinden aşağı gördüğün ve küçümsediğin başka milletleri ve ırkları asıp kesmek ve medeniyeti yıkmak, masumları öldürmek ile kendi milletine hizmet ettiğini mi zannediyorsun.Hem kendi ırkının ve milletinin; diğer milletlerden üstün olduğunu nereden çıkarıyorsun.

Ey;saf arkadaş;sen Hak din ile dini taassubu;Hak ile batılı;doğru ile yanlışı; birbirine karıştırmışsın.Hurafeleri ise din zannediyorsun.Bak Fatih Sultan Mehmet ne yapmış. Beş dil öğrenmiş; zamanının en ileri toplarını döktürmüş. Karadan gemileri aşırmış. 19 yaşında çağ açıp,çağ kapamış. Sen ise aklını; başkalarının eline vermişsin. Saflığından faydalanıyorlar ve kullanıyorlar farkında değilsin.Sakın yanlış anlama bizim hakiki ve uyanık dindarlara sözümüz yoktur.

***Ey kardeş; bir zamanlar Ataların;aydınlık ve çağdaş medeniyetler seviyesinin zirvesinde iken başkaları ortaçağ karanlıklarında idi.Niçin o zirveye bir daha çıkamayasın.Niçin sen başkalarından aşağı olasın.Hem o ataların;zirvede iken dinlerini ve dünyalarını da terk etmediler.***

Ey;Aziz arkadaş,nehrin bir bölümünde dik ve tehlikeli ve yüksek çağlayan ve şelale var ise;sen kurtulmak için;suyun ters istikametine yüz hem kayalıklara da dikkat et;şayet yüzme bilmiyor isen kolluk veya can yeleği tak,başkalarının sana gülmesine ve seni kınamasına da kulak asma.Her zaman tedbirli ol.Herkes kendisini damdan atıyor diye kendini sakın sakın damdan atmaya kalkma.Hem işini; ihmal etme ve şansa da bırakma.

Herkese;fırsat eşitliği sağlanarak,terakkinin ve yükselmenin önü açılmalı. Görev; Hak edene ve ehil kişilere verilmeli, iltimas ve kayırma olmamalıdır. Fakirlik ve kölelik bir kader olmaktan çıkartılmalı,helalinden; çalışmalı, üretmeli, kazanmalı,zengin olmalı, yemeli, dağıtmalı maddeten ve manen daha; yükselmeli ve ileri gitmeli.

Evet evet;her kafadan bir ses çıkmamalı; sesler bir koro gibi birbiri ile ahenkli; orkestranın bir şefi ve ses aletlerini ustaca kullanan sanatkarları ve usta bir ses sanatçısı ve güzel bir güfte ve neticede şaheser bir eser ortaya çıkmalıdır. Sakın yanlış anlama;o şaheser eser; Allah”ı anımsatmalı, hatırlatmalı; sizleri manevi alemlere götürmeli içinizdeki ulvi duyguları coşturmalıdır.Şehevi ve gadabi duyguları ise;yerine, zamanına ve makamına göre çoşturmak gerektir.

Mesela; Harp esnasında;gadabi duyguları, gerdek gecesinde;şehevi duyguları çoşturmak ama; Allah“ın helal ve haram sınırlarını da aşmamak gerektir.Düğünde ağıt yakmanın; cenazede türkü çığırmanın; sırası, yeri ve zamanı değildir.

Dikkat ediniz; ihtilal ve devrimi yapana değil; yaptırtanlara bakınız.O hainler kirli emel ve işlerine; silahlı güç ve kuvvetlerini bile alet etmekte ve kullanmakta kendilerini ise gizlemekte ve saklamakta! Faturayı saf ve iyiniyetli askere çıkartmakta; ülkenin kaymağını ise kendileri yemektedirler! Hey hain sakın zannetme ki; insanlar sizlerin kim olduğunuz bilmiyor!

 

*Soru:Acaba; cennetlik miyim; yoksa cehennemlik miyim?Ehl-i Kitap”ın durumu nedir?Ehl-i Kitap niçin şeytan ve deccale karşı ittifak etmiyor?

***Cevap:İnsanlar korku ile ümit arasında olmalı. Acaba cennetlik miyim, yoksa cehennemlik miyim sorusunu ve Levh-i Mahfuzu merak etmek onu okumaya çalışmak yerine, en kötü ihtimali göz önüne alarak, tedbirimizi almak; daha akıllıca bir iş olsa gerektir.***

Anneniz ve babanız sizi sırtından indirip haydi hayata ve çalışmaya ve üretmeye dediklerin de; onlara düşman olmayınız ve yaşlandıklarında onlara “of” bile demeyiniz. Hiçbir ebeveyn, yani anne ve baba; çocuğunu ateşe atmaz.Ancak, o hayırsız evlat ;anne veya babasını, kasten öldürerek; cehennemi Hak eder. Halbuki; anne ve babası; daha küçücükken kendisini şefkatle büyütmüş, kendisini her türlü zararlı şeylerden esirgemiş elinden gelebildiği kadar sana cennet hayatı yaşatmaya çalışmış idi. İşte;”Bismillahirrahmanirrahim”in bir manasıda budur.

Hey çocuk;helal para nasıl kazanılır; ebeveynin seni adam etmek  için nelere katlanır bilirmisin?

Çocuklarınıza manalı ve güzel isimler koyunuz. Hem ismin önemli olduğunu da unutmayınız. Onları güzel bir şekilde terbiye ediniz ve yaşadığınız zamana göre güzel ahlaklı ve imanlı olarak yetiştiriniz. Evlenme çağına geldiğinde ise evlendiriniz.

Ne ekerseniz;onu biçersiniz.Herkes ancak; çalıştığının karşılığını alacaktır. Çalışınız, üretiniz, yiyiniz,yediriniz,kalp kırmayınız,veren el olunuz, israftan kaçınınız. Sağlığınızın ve boş vaktinizin kıymetini iyi biliniz.

Çocuklarınızı ve rahimlerdeki ceninleri de rızk endişesi ile öldürmeyiniz. Yoksa;ahired de o masum çocuklar, sizden ve iştirakçilerinizden; davacı olacaklardır.

Hüküm ve hükmün dayanağı olan kanun; adil olmalıdır. Dikkat ediniz; kanun ve hüküm adil olmaz ise;bundan zarar görenler Hakkını bu dünyada alamasa bile ahirette mutlaka haksızlığa ve zarara sebep olanlardan mutlaka alacaktır. Evet evet;Hz.Yusuf peygamber, İmam-ı Hasan ve Hüseyin, İmam-ı Azam vs. gibi; haksızlığa, zülme, iftiraya uğramış bu nedenle; haps olmuş, işkenceye maruz kalmış, şehit olmuş kişilere müjdeler olsun.

Hey ölüme meydan okuyan; Azrail ile dalga geçen genç kardeş; sen ölüm korkusunun ne olduğunu bilir misin! İdam sehpasına çıkarılan ve boynuna ip geçirilen kişiden sorup öğrenebilirsin! Hem; her idam sehpasına çıkarılan kişiyi de suçlu zannetmeyesin.

Hem fay hattının üzerine bina yapıyorsun.Hem o evi depreme dayanaklı yapmıyorsun; ondan sonrada evim niye yıkıldı;bu ölen masum çocukların suçu neydi diyorsun.Hem üzülme; depremde vefat eden,suda boğularak, yangında yanarak vefat eden tüm masumlar şehid hükmündedir. Yoksa ah ah; bunları biliyordum ama; fakirliğin ve cahilliğin gözü çıksın mı diyorsun!

Demek, Allah verince iyi; kısınca kötü öyle mi! Bollukta azın; yoklukta isyan edin öyle mi! Fakir isen öl; zengin isen çok yaşa öyle mi! İyiliklere dur; kötülüklere geç; öyle mi! Sen çalış ben yiyeyim; başkası açlıktan ölsün bana ne öyle mi! Hayır hayır; varlıkta Şükür; yoklukta Sabır gerektir. Sakın yanlış anlama; Sabır; zulme razı olmak demek de değildir.Bir şey yapamasanız bile; kalben buğz etmek;kalben dahi o zulme meyl etmemek gerektir.

Hem herkesin cennete gireceğini nereden çıkarıyorsun.Sen dini; oyuncak mı zannediyorsun!

Hey onbaşı; yoksa sen kendini Başkomutan mı zannediyorsun! Bir vakit; bir onbaşı kendisini Başkomutan zannetti.Hem kendisini yaktı; hem de dünyayı yaktı.

Hem deme;”Allah;bu dünyada bize sahib çıkmadı da; ahirette mi bize sahib çıkacak!” Hem deme; “Sabrın bittiği noktada gelen; Allah”ın yardımını ne yapayım.” Hem deme;”Allah bizi kızdırmaktan veya kendisine isyan ettirmekten zevk mi alıyor!

Evet evet; bazen bir baba elbetteki çocuğunu kızdırmaktan hoşlanır.Bu aslında onu çok sevdiğindendir.Hem hiçbir baba çocuğunun hiç kötülüğünü arzu bile etmez.Hem seni;mümkün olsa, cennet hayatı gibi yaşatmak ister.Aslında o baba; seni hayatın türlü türlü cilvelerine karşı dayanaklı olmanı ve zorluklar karşısında pes etmemeni;istemekte ve seni terbiye etmektedir.

Hem bazen çocuğun isyan bayrağını çekmesi; onu keyiflendirir ve hoşuna gider.Sen ancak baba olduğunda bunu anlayabilirsin.Sakın yanlış anlama; ebeveyne daima saygıda ve hürmette kusur etmemek hele hiç küfür etmemek; hatta mümkün ise, of bile dememek ve onu hiç kırmamak gerektir.

Hem Allah; hiç kimseye iltimas geçmez ve imtihan sırrına dikkat eder.Cennet ucuz; cehennem lüzümsuz değildir.

Evet evet; aslında Allah sizi çok sevmektedir. Şeytan ise; sizin cehenneme girmenizi istemektedir.Siz bataklıkta boğulan birisini kurtarmak istersiniz; ama o hain sizi o bataklığa çekmek ister. Sakın yanlış anlama bu bir temsildir; elbetteki boğulana yardım etmek gerektir.

Hey kardeş; Allah”ı uyutacağını veya kandıracağını da zannetmeyesin!Timsah gözyaşların veya yalanların ile Allah”ı yanıltamazsın.Hem namazını da dosdoğru ve ihlas ile kılasın.Hem Allah”ın Sabrını da denemeye kalkmayasın.

Hey kardeş; Ademoğlunu da uyutacağını veya kandıracağını da zannetmeyesin! Onlar büyüklük gösterip yaptığın haksızlıklara şimdilik ses çıkarmamakta seni mahcup ve utandırmak istememekte;hatanı düzeltmek için süre vermektedirler.

Evet evet; pembe gözlük ile kainata bakan, kainatı pembe görür.Siyah gözlük ile bakan ise;siyah görür.Esas olan ise; kainata şeffaf gözlük ile bakmaktır.Şerlere; gözünü yummak, görmemezlikten gelmek,ses çıkarmamak veya hoş görmek doğru değildir.Veya teviller ile; haram olan bir şeye, helal; haram olan bir şeye; helal demekte doğru değildir.Hem helal dairesi geniştir, keyfe kafi gelir.

***Evet evet;hem madem kıyamet kopmamıştır,hem imtihan kapısının senin için kapanıp kapanmadığı; bizce mechuldur.Hem madem kimin ne olacağını ve ne olduğunu;Allah bildirmedikçe, Allah”tan başkası bilemez;o halde ümitsizliğe kapılmadan ve ümitvar olarak; Allah”a halisane tövbe etmek;kul hakkını mümkün ise eda etmek, kabre iman ile girmek gerektir.***

Evet evet;Allah”ı inkar eden; Kafir ve Munafıklar; cehennemden kesinlikle ve kesinlikle çıkamayacaklardır. Ehl-i iman ise; hesaptan sonra ancak cennete girebilecektir.Amel defterleri açılmamış masum çocuk ve mecnunlar ile imtihana tabi olmayan mahlukattan ise; hesap sorulmayacaktır.

Ey ehl-i kitap;dikkat ediniz; Allah”ı tanımak; ama,Allah”ın havl ve kuvveti ile; “ağaçlara gel dediğinde gelen, git dediğinde giden; hervakit üzerinde güneşten rahatsız olmaması için bir bulut olan; kendisini öldürmeye gelen suikastçıların arasından görünmeden geçen, on parmağından su akıtan,az bir azık ile çok kişiyi doyuran, Miraca yükselen,Allah”ı bizzat gören,bir işareti ile ayı ikiye bölen;kendisine mucizevari bir kitap verilen; Allah”ın sevgili kulu ve elçisi olan; Hz.Muhammed Mustafa”yı (Aleyhisselam) “tanımamak olmaz. Allah”ın herhangi bir Peygamberine düşman olmak; Allah”a düşman olmak demektir.
Allah”a düşman bir kişi; ehl-i necad olamaz.Yani cennete giremez. Yani “La İlahe İllallah,Muhammedün Resulullah” demek gerektir.

Evet evet; Allah katında din İslamiyettir.Hem tüm peygamberler de Müslümandır.Hem tüm Hak dinler; Allah birdir ve Ahiret vardır demiştir.Hem tüm peygamberlerin İlahı; Allah”tır.

Sakın yanlış da anlama; İslamiyeti ve İslam Peygamberini Hakkı ile duymamış, bilmeyen; fakat kalbinde zerrece Allah”a imanı olan ve kendi peygamberinin ve tahrif edilmemiş kitaplarının izinden giden “Allah birdir ve Ahiret vardır”diyen ehl-i kitap da; hesaptan sonra cennete girecektir.

Sakın yanlış anlama;Ahirzaman peygamberi olan Hz.Muhammed peygamberini ve getirdiği Hakikatleri duymuş ve bilen Ehl-i Kitap; Müslüman olmadıkça ehl-i necat olamaz.

Hey ehl-i kitap; niçin İslamiyeti doğru öğrenmiyorsun? Yoksa Müslümanları kendine mi çekmek istiyorsun;niçin ehl-i kitap olmayanlar ile uğraşmıyorsun.

Sakın yanlış anlama; İslamiyet tüm peygamberleri ve getirdikleri orijinal;nüsha ve kitapları tasdik ve teyid eder.Hem peygamberler arasında da ayırım yapmaz.Hem bir peygamberi dahi inkar eden müslüman olamaz.Orjinal olmayan kitap ve nushaları ise kabul etmez.


***Evet evet; Hz.İsa Peygamber yeni bir din ile gelmeyecektir. Hz.Muhammed Mustafa Peygamberi ve Kuran-ı Kerim”i; teyid ve tasdik etmek için gelecektir.***

Hey ehl-i kitap;niçin deccale ve şeytana karşı; ittifak etmiyorsunuz. Birlikten güç doğduğunu bilmiyormusunuz.Siz birbiriniz ile uğraşmaktan; hain şeytanı ve zamanın deccalini hepten unutuyorsunuz.

 
*Soru: İmtihanı yüz kişide kaç kişi kazanıyor? Kaç kişi iman ile kabre giriyor? Kainatta; dünya misali gezegenler varmıdır?

 Cevap:Yüzde yüz olması için dersi güzel, sıkı ve düzenli çalışmak işi şansa bırakmamak ve her zaman tedbirli olmak gerektir.

Evet evet; kimsenin çözemediği problemleri;kısa, pratik, basit ve kolay çözen ve bunu herkesin anlayabileceği ve hiç unutmayacağı bir tarzda anlatan, dahi bir öğretmenin; dost,arkadaş ve talebeleri; elbete, ve herhalde ve kesinlikle başarılı olacaktır.Aksinde ise; tersi olacaktır.

Evet evet; İnsanların en hayırlısı; insanlara faydalı olandır.Allah”ın Kuran-ı Kerimde size çizdiği rotadan sakın çıkmayınız.Hele Atlas okyanusundaki; Bermuda şeytan üçgenine ve Büyük okyanustaki; Ejderha üçgenine hiç girmeyiniz!

Evet evet; Adalet mülkün temelidir.İlahi kanun ve nizama uymak ve tatbik etmek gerektir. Hem Kuran-ı Kerim; sadece mezarlıklarda okunsun veya duvarda asılsın diye de indirilmemiştir. Ey insan; alaküllihal öleceksin. Eyvah demeden, Allah de. Öldükten sonra; keşke şu dünyaya tekrar gönderilseydim de; şunu da yapsaydım demeden o şeyi yap.

Hem uzayda bulunan galaksiler de boş değil; Nurdan yaratılmış melekler ile doludur. Hem uzayda boşluk da yoktur.Heyula denen bir madde ile doludur.Güneşin ışık ve ısısı bu yol ve vasıta ile gelir.Hem yıldızlar;cennetin Nurunu yansıtırlar.Hem cennet ve cehennem şu anda dahi vardır ve sakinlerini beklemektedir.

Hem güneşin tutulmasından sonra görülen musibet ve belaların bir hikmeti olsa ve tesadüf olmasa gerektir.Gezegen ve yıldızların çekim kuvvetlerinin birleşmesi dünyayı etkilese gerektir.Acaba büyük deprem niçin Lale devrinde olmuş dersin! Yoksa musibet ve belalar tesadüf mü dersin!Allah; sana, akıl izan versin!Kainatta hiç tesadüf olmaz; bilmez misin!

Med ve cezir olayları ile denizlerin çekilmesi ve geri gelmesi; Ay”ın etkisinden olsa gerektir. Sakın yanlış anlama yıldız ve gezegenlerin dünyamızı etkilemeleri; bizatihi o yıldız ve gezegenden değil; Allah”ın tabiat kurallarından olsa gerektir.

Evet evet; ilim adamları kainattaki Allah”ın vaaz ettiği kanun ve kuralları keşf ederek; kainatın sırlarına vakıf olmakta ve yeni yeni keşiflere koşmaktadır.Niçin millet Aya; siz yaya kalasınız. Hem rekabet ve yarış hayırlı işlerde güzel olsa gerektir.

Evet evet;uzayın derinliklerinde dünya misali 6 gezen daha olsa;hem bu gezegenleri de bulmak gerektir.Hem eski uygarlıkları ve tarihi iyi tetkik etmek gerektir.


Soru:Bir konuda ihtilaf var ise nasıl çözülür?

Cevap:Evvela; Allah”ın orijinal kitabı olan Kuran-ı Kerim”e müracaat ediniz; yoksa peygambere ve sünnetlerine müracaat ediniz; yoksa bilginlere ve yazdıkları eserlere ve içtihatlarına müracaat ediniz; yoksa kendi aklınıza müracaat ediniz. Sıralamaya da dikkat ediniz. Kesinlikle, şeytana ve nefsinize müracaat etmeyiniz.

Kuran-ı Kerimin dışındaki hiçbir şeyi kabul etmeyiz deyip; Peygamberin sünnetini inkar etmek de yanlıştır.

Mesela; namaz emredilmiştir.Ama nasıl kılınacağı Kuran-ı Kerim”de belirtilmemiştir. Bunu Hz.Peygamber tarif etmiştir.

Mesela; bir talebenin nasıl olsa kitap var öğretmene ne gerek var demesi yanlıştır. Evet evet; önce alfabeyi ve okuma yazmayı öğreten bir öğretmene yani muallime ihtiyaç vardır.

İlim adamlarının,alimlerin fikirlerine ve eserlerine ihtiyaç yoktur demek de yanlış olur. Kendi aklınızı kullanmamak da hiç akıl karı değildir. İş ehline verilmelidir. Hasta olduğunuz zaman, hastaneye; okuma yazma öğrenmek için, okula; Hakkınızı aramak için, Adliyeye; savaş sanatını öğrenmek için askere gitmek gerektir.

***Elbette ki;Allah”ın kitabı;bir tıp veya cebir kitabı değildir.Fakat hiç tıptan ve cebirden bahsetmiyor da değildir.Peygamber;tıp doktoru değildir,ama tedavi ettiği hastalarda olmamış değildir.Hiçbir peygamber; ben her şeyi bilirim demez. Allah bildirmedikçe hiç kimse bir şey bilemez.***

Fakat bir peygamber herhangi bir kişide değildir.Sen bir zerre isen;o bir güneştir. Sakın; çoban,kral,işçi, marangoz vs.olması seni asla yanıltmasın.

Mesela;Ululazm bir peygamber olan Hz.İsa”nın;ölüleri diriltmesi, doğuştan görmeyenlerin gözlerini açması,felçli hastaları ayağa kaldırması mucizesine; daha tıp ilmi yetişememiştir. Sakın yanlış anlama; yetişemez demiyoruz, haydi sizde Ululazm peygamberlerin mucizelerine yetişebilirseniz,yetişin diyoruz, yeni bilgilere, keşiflere koşun, daima maddeten ve manen; ilerleyiniz ve yükselin diyoruz.

***Soru:Çok borcum ve günahım var ne yapmalıyım?

Cevap:Hey borçlu ve çaresiz kardeş; korkma haciz memuru senin canını alacak değildir. Hem haczedilemeyecek mallara da dokunamayacaktır.Hem hacizden kurtulmak için; boşanmakta çare değildir.Çare; mal ayrılığı rejimini kabul etmektir.Yani senin malın sana; eşinin malı eşine ait olmalıdır! Hem malların faturalarını da saklamak gerektir.Sakın yanlış anlama; gerçekten bir borç var ise;borcun aslını ödemek gerektir.

 Hey alacaklı kardeş; niçin borçluya mehil vermiyor veya o borcu bağışlamıyorsun. Bilirmisinki bu senin için daha hayırlıdır.Hem o borcuna sadık borçlu kesinlikle eli açıldığında sana veya mirascına kat ve kat ödeyecektir.

Hey borçlu kardeş; ahirette ya sevaplarını vereceksin veya alacaklının günahlarını yükleneceksin.Niçin Allah”ın sana Kefil olması istemiyorsun!

Evet evet; ne demiş Yunus Emre; bir garip ölmüş diyeler;on gün sonra duyalar,soğuk su ile yuyalar;böyle garip bencileyin.

Evet evet;asıl haciz memuru olan;Azrail kapını çaldığında ise; hoş geldin dersin. Sakın ondan mehil istemeyesin.Korkup ödünü de patlatmayasın.Sakın karşı da gelmeyesin. Yıkanıp, kefenlenip,toprağa, mezara girdiğinde; gelen melekler sana Rabbin kim diyecek. Allah dersin. Peygamberin kim diyecek. Hz.Muhammed Mustafa (Aleyhisselam) dersin. Kitabın diyecek; Kuran-ı Kerim dersin. Senden ilk namaz sorulacak. Kıldım dersin. Buraya ne getirdin diyecek.Sadece bu beyaz kefeni getirdim dersin. Hayatını nerelerde ve nasıl harcadın diyecek. Allah yolunda dersin.Hiç haram lokma yedin mi diyecek.Yok dersin.Hiç büyük günahları işledin mi diyecek.Yok dersin.Atan kim diyecek. Hz.Adem Peygamber dersin. Yaşadığın vakit ne kadar idi diyecek.Sanki bir an gibiydi rüya gibi geçti gitti dersin. Günahsız mısın diyecek. Hayır dersin. Kusursuz musun diyecek. Hayır dersin. Burada; şan,şöhret,ün, soy, sop, iltimas, kayırma,rütbe geçmez diyecek.
Sende; “Aman Ya Rabbi, Aman Ya Rabbi, Aman Ya Rabbi” dersin.

Evet evet; Hz.İsrafil ilk sura üfürmesi ile;Kıyamet koptuğunda ve Azrail den başka canlı bir şey kalmadığında; Azrail”in canını da, Allah alacak. Ahir isminin muktezası olarak;Ruhlar dahil, tüm mevcudatını bir an için;yokluğa gönderecek ve ”bugün mülkün sahibi kim” diyecek.Hiç kimseden ve hiçbir şeyden hiç ses çıkmayacak. Kendi sorusuna yine kendi cevap verecek;”bugün mülk Vahid ve Kahhar olan Allah”ındır” diyecek.

Kışın suyu çekilen, yaprağını döken ve iskelete dönen ağaç misali; ilkbaharda tekrar o ağacın damarlarına su ve hayat vererek ve o ağacı canlandıran Allah; Hz.İsrafilin ikinci sura üfürmesi ile; kurumuş, toprak olmuş mezardaki iskeletlerin kuyruk sokumunda hiç yok olmayan ve yok edilemeyen “o zerreden” tekrar insanı diriltecek.Aynen küçücük bir tohumdan koca bir çınarı yarattığı gibi.Evet evet;Halık ve Baki; yani yaratıcı ve ölümsüz isimlerinin hakiki sahibi sadece; Allah”dır.

Evet evet;nasılki kış mevsiminde beyaz kar kefenini giyen ölü tabiat; ilkbahar da o kefeni yırtar.Renkgarenk çeşit çeşit desenli kıyafetini giyer. Nasıl ki; kıştan sonra bahar gelir.Aynen ölümden sonrada; dirilme ve yeniden Haşr vardır.Hem bazen tıbben ölmüş birisinin; tekrar dirilmesi de bir vakıadır.Hem Hz.İsa peygamber felçli hastaları ayağa kaldırmada, ölüleri diriltme işinde mahirdir. Hem Hz.İdris peygember de hiç ölmemiş halen cennette yaşamaktadır. Evet evet; ölüme ve yaşlanmaya halen tıp kesin bir çare bulamamıştır. Ölümsüzlük iksiri olan ve ab-ı hayatı içen Hz.Hızır ve Hz.İlyas gibi o hayat suyunu arayıp bulmak gerektir.Hem şifalı bitki ve meyvelerden de yararlanmak gerektir.

Hem bir; Dünya ve İslam tarihi kitabı dahi okumalısın. Hem herkesin mürşid olamayacağını da bilmelisin. Hem hayatta en hakiki mürşid de ilimdir.Yani ilim sahibi olmayan mürşid olamaz. Hakiki mürşid;hem dünyevi,hem de uhrevi işlerde yol gösteren kişidir.Evet evet; herkezin bir işi olmalıdır.Evet evet;bu diyarda çalışmadan yiyenlere değil; çalışan, kazanan, üreten, dağıtan;akıllı kişilere ihtiyaç vardır.Zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır. Sakın yanlış anlama ehl-i tarik kardeş;biz tarikatler yoktur demiyoruz.Ahirzamanda Tarikatı kaldırabilecek kişiler pek azdır;belki yüzde birkaç kişidir diyoruz.

 

Ya Gafur;”nerede bu Allah,bu nasıl Allah,batsın bu dünya,bitsin bu rüya, ben ne yaptım kader sana,Adaletin bu mu dünya” gibi isyanlarımızı; “vermedi Mabut, ne yapsın kel Mahmut “ gibi şikayetlerimizi Af eyle; Ya Hannan; Ya Mennan; Ya Deyyan.

Ey masumlar,biçareler, mahsunlar,garipler,fakirler ve hakkı gasp edilenler: sakın zalim zenginliği ve izzetiyle;masum ise fakirliği ve zilletiyle bu dünyadan göçüp gitti diye üzülmeyiniz ve Allah”a isyan etmeyiniz.Velev ki; Hakkınızı bazı nedenlerden dolayı bu dünyada tam alamasanız bile; sizlerin hakkınız zayi edilmeyecek,bir mahkeme-i kübrada, eninde sonunda; Hakim,Hakem,Adil olan Allah; sizin hakkınızı zalimden alıp size geri verecektir.Ya zalimin sevapları size verilecek veya sizin günahlarınız zalime yüklenecektir.

Cennette huzur ve güven ve zenginlik içinde; bir daha ölmemek üzere, ebedi yaşayacak; her istediğinizi yapacak,her dilediğiniz melekler tarafından yerine getirilecek.Ruyetullah”a mahzar olup,cenneti unutup, kendinizden geçeceksiniz. Yunus Emre”nin dediği gibi;”cennet cennet dedikleri birkaç gılman ile birkaç huri. İsteyene ver onları;bana Seni gerek Seni.”


 *Soru: Ruh nedir,nefis nedir? Ben;kimim ve neyim? Ölümün hakikatı nedir?

Cevap:İnsan;ruh ve bedenin,madde ve mananın arkadaşlığı. Şoförü olan bir araba, kaptanı olan bir gemi, efendisi olan bir saray misalidir.Ruh insanın aslıdır,kendisidir. Mahiyeti; göz,kulak, kalb,sır, akıl, irade, sorumluluk sahibi, ölümsüz,nurani,hayat ve şuur sahibi; bir kanun-u emridir. Mesela; Yerçekimi kanunu gibi.Ama yerçekimi kanununun yukarda belirtilen vasıfları yoktur.

Ruh”un; dünyadaki işleri yapabilmesi için; evi,sarayı,bineği mahiyetinde olan bedene ihtiyacı vardır.Ruh; beden sarayının efendisidir. Ruh ne bedenin içindedir nede dışındadır. Aynen bir aynada görünen güneş misalidir.Yani Güneş aynanın içinde değildir.Ama güneşin misali yani görüntüsü aynanın dışında da değildir.Ruh;bir lambadaki elektrik gibidir.Elektrik gidince nasıl lamba sönüyor ise;ruh da bedenden ayrılınca beden sönmekte Nur gitmektedir.Nur hassas terazi ile tartılmaz ve tartılamaz.


Evet evet; rüya ile amel de edilmez ve edilemez.Fakat sadık rüyalar olmazda değildir. Belki yarın olacak bir olayı bir gün önceden rüyada da görebilirsin. Hem herkes rüyayı da tabir edemez.Hem rüya tabircilerinin piri de güzeller güzeli; Hz.Yusuf Peygamberdir.

Ruh;bir gemideki dümenci kaptan gibidir. Gemiyi idare etmektedir; ama gemideki motorun içinde olan olaylardan haberi yoktur. Tıpkı midemizde olan kimyasal,biyolojik olaylardan haberimiz olmadığı gibi.Fakat ruh; bedenin bir yerinde bir arıza olsa hemen etkilenmektedir. Hem ruh”un kullandığı o geminin asıl sahibi de Allah”tır.

Ruh”un görevi sadece kaptanlıktır.Hem bedendeki hücrelerin büyük bir kısmı her altı ayda bir yenilendiği ve değiştiği halde; ruh değişmemektedir. Aynen çocukluk, gençlik ve yaşlılıkta suretimizin değiştiği ve fakat bizim değişmediğimiz gibi.Yani sen yine sensin.Ruh; Vahid, basit ve Baki olduğundan bozulmaz, parçalanmaz, yok olmaz.

Nefs ise; bu sarayın bekçisidir,hizmetçisidir.Bedendeki kuvve-i şehvet ve gadabiyet merkezidir. Mesela;kandaki alyuvarların vücuda gelen besinleri alması, akyuvarlar ise zararlı mikropları öldürmesi gibi;beden sarayın bekçisi olan nefsin vazifesi de; bedeni korumak ve bedenin levazımatını tedarik etmek ve efendisi olan Ruh”a hizmet etmektir.

Bedene helal rızk vermek; içki ve uyuşturucu gibi haram ve sigara gibi zararlı maddeler almamak gerektir. Nefsi; kullanmak,korumak, dizginlemek, terbiye etmek gerektir.Yoksa bineğiniz olan nefsi öldürmek hem akıl karı değildir. Hemde intihar demek olur ki, kesinlikle yasaktır.Nefsin dizginleri,daima ruhun elinde olmalı, gerektiğinde çekmeli, gerektiğinde gevşetmeli,ama hiçbir zaman dizgini bırakmamalıdır.

Evet evet;Allah, bir vakit nefse sormuş; Ben kimim,sen kimsin? Nefs demiş;ben benim, Sende Sensin.Türlü türlü ceza vermiş ama yine nefs;”ben benim,Sende Sensin”demiş. Allah;nefsi aç bırakmış.Bu sefer nefs;”ben Senin aciz bir kulunum;Sen ise benim Rabbimsin” demiş.

Akıl ise; Ruh”un müsteşarı yani akıl hocası,yol gösteren bir deniz feneridir. Vicdan ise verilen kararların temyiz merciidir. Kuran-ı Kerim ise, manevi bir güneş,hakiki bir mürşid, bitmez ve tükenmez bir bilgi hazinesi,ruhların; gıdası, rehberi,rotası; Allah”ın, şaşmaz ve şaşırtmaz, sönmez ve söndürülemez Kelamı ve Nur”udur

Ruh ise; beden gemisinin kaptanıdır.

Mesela bir ülke düşünelim.Ruh o ülkenin reis-i cumhuru, akıl veziri ,nefs ise kuvve-i gadabiye olan ordusu ve kuvve-i şeheviyesi olan hazinesidir. Bir ülke; hazinesi dolu,ordusu güçlü ve yöneticileri akıllı ise; ilelebed payidar kalabilir.

Ruh; katiyyen Baki”dir,yani ölümsüzdür. Fakat bu Baki”lik bizatihi değil;Allah, öyle takdir ettiği ve istediği içindir.Hem Allah; Ahir olduğu için;kıyamette bir vakit mahlukat yokluğa gidecek isede;Allah mahlukatını; yeniden ama bir daha hiç ölmiyecek bir biçimde tekrardan yaratacak; ölümü ise öldürecektir.

Ruh; Kainatın yaratılışı ile birlikte yaratılmış ve fakat dünyaya ve bedene gönderiliş vakitleri farklı farklıdır.Ruh; Allah”ın,”Ben sizin Rabbiniz değimliyim?”hitabına muhatap olmuş ve fakat bu hitabı unutmuştur.

Hz.Adem Peygamberden öncede; Allah, cinleri yaratmıştır. Hem cinler alamine de cinlerden peygamber gönderildiğine dair bazı rivayetler vardır.Cinler ile irtibat hususunda; bazı rivayetler olsa da;cinlerin varlığı hususunda ihtilaf yoktur.Hem cinlerinde bir atası olsa gerektir.Dikkat ediniz; Hz.Muhammed Mustafa Aleyhisselam,hem ins hemde cinlerin peygamberidir.

 
Ey insanlar ve cinler; baki bir aleme gideceksiniz, o halde hazırlıklı olun. Ölüm, ruhun bedenden ayrılması; daha önce vefat etmiş olan sevgili anne ve babanızın ve çocuklarınızın ve sevgilinizin ve sevdiklerinizin yanına gitmektir.

Mesela ;bir şoför nasıl aracından inince araba hiçbir işe yaramaz ise, ruh”ta beden aracından inince, beden hiçbir işe yaramaz.Kabre konan bedendir.

***Sen ise; ruh”sun.Sen bu beden sarayının Aziz bir Sultanı,bu kainat sarayının; nazenin, nazlı,güzel bir gülüsün.***

Rüyanızda karabasanı görerek korkmanız veya sevdiğiniz birisini görünce sevinmeniz gibi; o sevinci hisseden,manevi kalp gözünüz ile çok şeyleri gören aslında sizsiniz. Şayet siz beden; olsa idiniz gözleriniz uykuda kapalı hiçbir şey görememeniz ve yeriniz sabit olduğundan, hiçbir şey yapamamanız ve hiçbir yere gidememeniz gerekirdi.

Ruh bedenden ayrılınca; berzah alemine gitmektedir. Ölüm yokluk ve hiçlik değildir.Kim yok olmak ister ki,Ezeli ve Ebedi, bir ve tek olan Allah”ın sevgili mahlukatı da ebedi olmalıdır. Fakat mahlukatın ebediliği bizatihi değil, Allah”ın dilemesiyledir.

Ey sevgili ruh; cennette ebedi; bir daha ölmemek üzere tüm sevdiklerinize ve sevgilinize kavuşmak;her istediğinizi yapmak, Ruyetullaha ve Muhabbetullaha mahzar olmak ve Allah”ı görmek istemez misin?

Evet evet;hem Cennetini, hem de Cemalini görmek isteriz.Senin gibi; ölümsüz ve Baki olmak isteriz. Evet; biz bir hiçiz; ama hiç olmak da istemeyiz.

Hem kim sevgilisinin yok olmasını ister ki. Hem gönül; o sevgiliyi ebede kadar bırakmaz ki, hem gönül uslanmaz ve usanmaz ki. Hem sevgi, muhabbet, merhamet, hürmet,Af olmaz ise;yaşanmaz ki.

Hey gönül sen;ahirette istediğini alacaksın.Hey nefis sen;ahirette tatmadığın zevk ve tatları tatacaksın.Hey akıl sen;ahirette bilmediğin ve bilemediğin sırlara vakıf olacaksın.Hey ruh sen;ahirette Rabb”ine kavuşacaksın.

HATİME;

***Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.Bunu; felçli hastalar, ayağı uyuşan , eline ayağına aniden kramp giren veya rüyada üzerine karabasan çöken kişiler daha iyi bilirler. Ey Aziz insan; “yürüyor musun? yoksa; yürütülüyor musun?yiyor musun;yoksa yediriliyor musun” dikkat et!***

 ***Ey Aziz insan ; dine hizmet ettim diye gururlanma, hizmetini; geçmiş nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat bil. Sen ey mağrur nefis; üzüm ağacına benzersin; sakın gururlanma, salkımları o ağaç kendi takmamış, Allah onları ona takmış.***

Mutlak doğru;Allah”ın kitabı olan Kuran-ı Kerim”de yazılı olan ayet ve gerçeklerdir. Sen o kitabı aslını ve tefsirini mutlaka okumalısın. Her tefsir;tefsir sahibinin bir yorumu olduğunu da unutmayasın.Meal ile tefsirin aynı şey olmadığını da bilesin.Hem bir İslam İlmihah kitabı dahi okumalısın.

Hem Risale-i Nur gibi garip bir tefsirin olduğunu da bilesin.Sakın dili ağır anlayamıyorum diye okumayı bırakmayasın,biraz sabredesin.Hem o tefsirin orjinal halini  bozmayasın. Neşr edilmeyecek kısımlarını neşr etmeyesin. Her doğruyu söylemek doğru değildir bilesin.Nabza göre şerbet veresin.Hem her ilacı her bünye kaldıramaz bilesin.Sakın yanlış anlama;biz hakikatleri saklayın demiyoruz.Yerine,zamanına ve makamına göre, akıllıca haraket ediniz diyoruz. Siz nasıl Allah”a hakaretten hoşlanmaz iseniz; karşınızdaki kişinin üstüne titrediği birşeye hakaret ederek; Allah”a hakaret etmesine sebep olmayın diyoruz.

Evet evet; Allah’ın;Kuran-ı Kerim’de asıl ne kastettiği ve asıl muradının ne olduğunu; en doğrusunu  ancak ve ancak; Allah bilebilir.Allah; şakaya,alaya alınacak veya meydan okunacak  veya yıkılacak,yok edilecek,hesaba alınmayacak bir şey hiç mi hiç değildir.

 

Hey kardeş; sizin dininiz size, benim dinim bana.Ben sizin taptıklarınıza tapmam; sizde benim taptığım Allah”a tapmazsınız.

 

HULASA;

Allah; birdir, her şey O”na muhtaçtır. Ne bir başkası Allah’ı yaratmıştır. Ne de Allah’ın bir çocuğu vardır.Allah’ın; eşi, benzeri, misli, rakibi ve ortağı yoktur. Hz.Muhammed Mustafa (Aleyhisselam) Allah”ın;abdi ve son peygamberidir.” La İlahe illallah, Muhammed”un Resulullah ”.




Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat