Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bilinmeyen Vatikan

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Serbest Kürsü
Forum Adı: Serbest Kürsü (GENEL)
Forum Tanımlaması: Serbestçe (ama üslubunca) içinizden gelenleri yazabileceginiz bölüm..
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=6618
Tarih: 22-Ekim-2014 Saat 15:10


Konu: Bilinmeyen Vatikan
Mesajı Yazan: Helen
Konu: Bilinmeyen Vatikan
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 16:53
Bilinmeyen Vatikan
 



Bilinmeyen Vatikan

VATIKAN

Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum.

VATİKAN DEĞİL LATERAN


Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı–Kenti” statüsündedir. Vatikan bu özelliği nedeniyle “Kutsal–Kent”tir. Bu Tanrı–Kenti aynı zamanda bir “Devleti” içinde barındırır. Vatikan yeryüzündeki tek “Tanrı–Kenti ve Devleti”dir. Vatikan’dan başka “Tanrı–Devleti” yani “Teokrasi” yoktur, fakat halen de kutsal sayılan bir çok kent vardır. (Örneğin, Kudüs, Kom, Hinduların, Budistlerin ve Şintoistlerin kutsal kentleri gibi).Vatikan’ın bugünkü statüsü 1870’de İtalya’da bulunan Papa–Devletleri’nin, İtalyan Ulusal Birliği’nin kurulabilmesi amacıyla ilga edilmeleriyle başlamış ve son hukuki şeklini Faşist Diktatör Mussolini ile Vatikan’ın Dış İşleri Bakanı Kardinal Gaspari arasında 26 Ekim 1926’da imzalanan “Concordat” (Mukavele) ile almıştır. Böylelikle Vatikan İtalya’da “devlet içinde devlet” statüsü edinmiştir. Vatikan’a tüm girişler Roma’nın sınırlarından yapılabilmektedir. Diğer bir deyişle Vatikan, İtalya Devleti’nin tüm haklarından yararlanabilen fakat kendi bayrağına ve egemenliğine sahip ayrı bir devlettir.Vatikan adı, ilginçtir ki, Hıristiyanlığın ilk 1350 yıllık döneminde hiç ağıza alınmamıştır. Çünkü 1267’ye kadar böyle kutsal sayılmış bir yerleşim alanı yoktu. O zamana kadar Papalar Vatikan’da değil Lateran diye bilinen yerleşim alanında otururlardı. Papalar yaklaşık 1000 yıl buradan yönetmişlerdi Katolik alemini. 14. Yüzyıl’da Papalar, Fransa’nın şimdi tiyatro şenlikleriyle tanınan Avignon şehrinde yaşamaktaydılar. Bunlar Hıristiyanlığın en tartışmalı Papalarıydılar. Fransa kralları tarafından korunan bu Papalar 13. Ve 14. Yüzyıllara damgalarını vurmuşlardı. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki Papaların sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. Bu nedenle “Lateran Kilise Kararları” daima Vatikan kararlarına öncelik sağlamıştır. Bugünkü Vatikan’ın tesisi sırasında da yine Lateran Sözleşmeleri (Treaties) rol oynamıştır.

MİNİK DEVLET=BÜYÜK GÜÇ

Bugünkü Vatikan, yerleşim alanı itibariyle, kalın surlarıyla birlikte 44 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Çevresindeki surlar bir saatte dolaşılabilir. 1527’de İspanyolların işgaline uğrayan Vatikan’ın yıkılan surları ve binaları yeniden inşa edilmişlerdir. Vatikan’ı İsviçreli Katolik askerler, geleneksel giysileri içinde korumaktadırlar. Ünlü Devlet kuramcısı Makyavel, aynı zamanda “prens” olan Papaların kendilerini paralı asker olan İsviçrelilere korutmasını sert bir dille eleştirmişti. Ona göre bu paralı askerler, kendilerine daha fazla para veren düşmanlara Papa’yı satabilirlerdi. Makyavel’in dediği doğruydu. Nitekim bir kaç kez Papalar, İsviçreli askerlerin ihanetine uğramışlardı. Ama yine de Papalar kendilerini İsviçreli paralı askerlere korutmaktan vazgeçmemişlerdi. Nedeni de çok ilginçti. İsviçreli paralı askerler ihanet etseler bile Vatikan’ın hiç bir sırrını açıklamıyorlardı. Vatikan’ı gizemli bir Kilise–Devleti yapan budur işte. Öğretiye göre “Vatikan’da öğrenilen sırlar öbür dünyada bile açıklanmaz.” Vatikan’ın sırlarını açıklayanların ve nesiller boyunca ailelerinin canları ve malları güvenlikte olmaz. Çünkü Vatikan gerçekten de inanılması güç sırları barındıran, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla tam anlamıyla “esrarengiz” sayılan bir yerdir ve bu şöhretini de yüzlerce yıldır sadece kendisine sakladığı sırlarının başkalarınca öğrenilebilmesini önleyerek edinmiştir.

SİYASİ VE DİNSEL YAPTIRIM SAHİBİ

Vatikan, kendi pasaportu, kendi devlet kuruluşları ve bürokratları olan bir devlettir. Nedir ki, bu devleti diğer devletlerden ayıran temel farklılıklar vardır. Bunları kısaca sayalım.Vatikan Devleti’nin gece yerleşik nüfusu 600 kişidir. Bu sayı sürekli konuk sayılan kişilerle birlikte 1014 olur. Gündüz nüfusu ise 3599’a yükselir. Bunlar Vatikan’da görev yapan işçiler ve diğer memurlardır. Vatikan Pasaportu bizzat Papa tarafından verilir. Bu pasaport geçicidir. Vatikan istediği zaman tek taraflı olarak iptal edebilir ya da hiç vermemiş gibi kayıtlardan çıkartabilir. Pasaportun özelliği hiç bir ırk ya da milliyet gözetilmeden verilebiliyor olmasıdır. Ne var ki tek koşulu, pasaport alacak şahsın Katolik Kilisesi’ne kayıtlı dindar olarak tanınmış bir Katolik olmasıdır.Vatikan’da altı dikkatle çizilmesi gereken bir özellik vardır. Çoğunlukla devlet olarak bilinen Vatikan ile “Papalık Makamı” bir ve aynı (özdeş) sanılmaktadır. Bu eksik bilgilenmedir. Papa, Katoliklerin başı olarak yeryüzündeki tüm Katoliklerin “Kutsal Pederi”dir, ama sadece ve sadece Vatikan Devleti’nin Devlet Başkanı’dır. Tüm Katolikler’in “Devlet Başkanı” değildir. Bu görevinde Papa’nın bir Başbakanı, bir Senatosu ve Bakanları vardır. Bunlar da siyasi yaptırımları itibariyle sadece Vatikan’la tanımlı ve sınırlıdırlar. Ancak, dinsel yaptırımları itibariyle tüm Katolikleri bağlarlar.

VATİKAN DEVLETİNİN BEYNİ “CURİA”

Devlet ve siyasi erk olarak Vatikan’ın en önemli ve güçlü kurumu, “Curia”dır. Bu kurum Devlet olarak Vatikan’ın beynidir.Vatikan’ın 1983’de kabul edilen en son Anayasası’nın (Code of Canon Law) 360. paragrafında Curia, “Papa’nın adına ama Kiliselerin hayrına ve yararına çalışma yapmakla yükümlü kılınmış bir kurumdur.” Curia, Papalık Sekreteryası (Devlet Bakanlığı); Kilise Kamu İşleri Konseyi (CPAC); Katolik Cemaatleri (Congregations);Yargı Kurumları ve diğer enstitülerden oluşmaktadır. Curia’yı oluşturan bu bakanların, deyim yerindeyse “sinir sistemi” Kilise Kamu İşleri Konseyi’ dir. Vatikan’ın yukarıda sözü edilen Anayasasına göre Curia, çok önemlidir ki, “Dini / Ruhani” bir kuruluş olarak değil, tartışmasız “Dünyevi / Seküler” bir kuruluş olarak bizzat Tanrı tarafından değil, bizzat insan tarafından oluşturulmuş bir birim olarak kabul ve tasdik edilmiştir. Dolayısıyladır ki, Vatikan’ın bu dünya ile ilgili tüm işleri, başta da siyasi, diplomatik ve ekonomik kararlarla, uluslararası ilişkileri “Dinsel” değil, “Dünyevi” olan bu kurum aracılığıyla ele alınır ve yönlendirilir.Curia ilk kez 1605’de diğer ülkelerdeki Kardinal Büyükelçileriyle çalışan Devlet Bakanlığı olarak kurulmuş, daha sonra 1721’de kendi içinde tüm Papa Devletlerinin Başbakanlığı adı altında bir makama sahip olmuştur. Papalığın Başbakanı aynı zamanda Dış İşleri Bakanıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki Curia, Tanrı tarafından öngörülmüş bir kurum olmadığı için gerekli görüldüğü takdirde Papa’nın emriyle ilga edilebilir.

KUŞBAKIŞI VATİKAN

Vatikan’daki “Tanrı–Devleti”nde irili ufaklı 200’den fazla bina vardır. Vatikan’ın üçte biri bina, üçte biri park ve üçte biride kaldırımdır. Papalık makamının bulunduğu yere Roma’yla Vatikan’ı ayıran ünlü Bronz Kapı’dan girilir. Vatikan “Kent ve Devleti”ne giriş ise Bronz Kapı’nın yaklaşık 300 metre kadar sağında yer alan Saint Anne Kapısı’ndan yapılır. Araçlar ve halk Vatikan’a ancak buradan giriş yapabilirler. Kapılarda İsviçreli Muhafızlar beklerler. Dilerlerse kimlik denetimi yapabilirler; içeriye sokup sokmamakla serbesttirler. Bronz Kapı ise sadece önemli törenlerde açılır. Bu kapıdan içeri girildikten yaklaşık 150 metre kadar ileride genişçe bir avlu ile buna bakan mahzeniyle birlikte beş katlı bir saray bulunur. Papalar işte burada otururlar. Pencereleri Vatikan’ın ve dünyanın en ünlü ve görkemli binasına bakar. Bu bina St. Peter Kilisesi’dir. 70.000 metre karelik bir alanı kaplayan bu Kilise, Vatikan “Tanrı–Kent”in en yüksek binasıdır.Bronz Kapı’nın tam karşı sınırında, Papa’nın helikopteri için yapılmış olan küçük iniş pisti vardır. Onun sağında Vatikan Radyosu, onun yanında da yabancı öğrencilerin kaldıkları yurt binası yer almaktadır. Bu iki binanın arasında park bulunur. Park’ın ucunda “Curia” sarayı vardır. Devlet olarak Vatikan buradan yönetilir. Parkın diğer alt yanına doğru İlahiyat Akademisi (Kardinaller Koleji) bulunur. Burası bir bakıma Papalığın Senatosu gibidir. Kolejin önünde Vatikan Müzesi, yanında paha biçilmez arşiviyle Vatikan Kütüphanesi yer alır. Bunlara bitişik binada Vatikan’ın “Laik Konsey” binası vardır. Vatikan’da bir de işçi sendikası vardır ve o da bu binadadır. Papanın sarayının uzantısında ise Vatikan Bankası bulunur. Az ilerisinde de Vatikan’ın resmi yayını olan “Osservatore Romano” gazetesinin yönetildiği bina vardır.

Vatikan'ın gizli ilişkileri

Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur
Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür denir) Amerikalı
Kardinal Edmund Szoka’dır.

DÜNYANIN SERVETİ SIR EN KÂRLI ŞİRKETİ

Vatikan şu anda dünyanın en zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı “Sosyalistce” kurallarla yönetilmektedir. Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı–Devleti sayılmalıdır. Gerçekten de Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı bir “sistem” ve yönetim anlayışı yürürlüktedir. Gördükleri işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan insanlar buradadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiç bir aksama olmadan yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı zengin kendini tutamamış ve “Aman Tanrım! Meğer dünyanın en kârlı şirketi Vatikan’mış” deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği 900 milyon insan koşulsuz olarak Vatikan’a bağlıdırlar ve onun emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak, geliştirmek ve gerçekte daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu emeklerine karşılık Papa’dan alabilecekleri tek “gelir” her Pazar günü
Papa’nın onlar adına yaptığı şükran “Duası”dır, o kadar.

DÜNYAYI SARAN AĞ

Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi–Tahvil–Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu düşünülürse Vatikan “Mucizesi (!)” daha iyi anlaşılır. İhraç malı olarak sadece “Dualar ve Emirleri” olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir ki...

VATİKAN’DA İKTİDAR KAVGASI

Böylesine zengin ve güçlü bir devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi “Laik”, dördü “Dinsel” niteliktedir. Laikler OPUS DEI (Tanrı’nın İşleri demektir) ile Malta Şövalyeleri’dir. OPUS DEI, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir örgüttür. Buna rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan “Laik” kurumdur. Gizli bir örgüt olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar. Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını savunarak edinmiştir. İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası Osmanlı’nın eline geçince Malta’ya sürülmüşlerdir. Türklüğe ve İslamiyet’e kökten karşı bir örgüttür. İlginçtir ki bu sofu Katolik örgütü ölümünden bir yıl önce Turgut Özal’a özel statü sağlayarak onursal üyelik beratı vermişti!

ENGİZİSYONUN MUCİDİ

Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan husus kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul altında savunulmasıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen tarikattir. Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve dogmatik olmakla tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı –özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları– yaktırmışlardır.Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, “Önce Hıristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Onlar için önce Kilise veya Papa değil, Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması önemlidir.Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin “Entellektüelleri” konumundadırlar. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaların kendileri veya Kilise’nin kendisi değil, “Papalık Makamı”nın korunması ve savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok Papa’ya –halen Papa olan 2. John Paul da dahil– karşı çıkmışlardır. Papaları yücelten OPUS DEI ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitlere göre OPUS DEI, Papa–Tapınıcılığı (Papolatry) yapmaktadır. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür. OPUS DEI dördüncü akımın temsilcisidir. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı–Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette “Olağanüstü” bir kişidir. Bu nedenle OPUS DEI, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür. Vatikan Devleti’nin uluslararası “Resmi” ideolojisi ise işte bu dört akımın ortak paydalarıyla oluşturulmuş olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı altında toplamayı öngören Ekümenizm Hareketidir.

KİRLİ İŞLERİNDE MAFYAYI KULLANAN DEVLET

Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü Papa’dan önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur. Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop’un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın ortak girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.Vatikan’ın özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat ağı vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların –başta Fransa, Polonya ve Almanya– istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan bir devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın görevidir.Vatikan’ın siyaset aleminde de yarı–gizli yarı–resmi desteklediği partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi) çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır. Bunlara yeri geldikçe değineceğim. Vatikan, BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de “gözlemci” statüsündedir.“Vatikan nedir?” sorusunun gerçek yanıtı da işte bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi–politiğiyle “Devlet Sosyalizmi”ni uygulayan –kendisi sosyalizme karşı olsa da– bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal–Tarihsel bağlamında ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik–Dinci” bir devlettir. Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in (köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten de Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı–Krallığıdır.

Ateizmin kaynağı Vatikan

Ateizmin kaynağı bizzat Roma Kilisesi olup özellikle de son 400 yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistlerinin hep bu kiliseden çıktıkları görüldü

Bütün dünyada kısaca Papa denilen şahsın resmi sıfatı Papa değildir. Üç ayrı sıfatı vardır. Ve Papa’ya ancak bu sıfatlarıyla hitab edilebilir. Bunlardan ilki, “Supreme Pontiff”tir. Bu, en üst düzeydeki ruhani önder anlamına gelir. Roma İmparatorluğu döneminden kalma bir sıfattır. O dönemde imparatorlar kendilerine “Pontifus Maximus” dedirtiyorlardı. Bu, en yüce ruhani ve dünyevi buyurucu anlamına geliyordu. İmparatorluk yıkılıp Hıristiyanlık egemen din haline gelince Papalar kendilerine geçmişteki imparatorlar gibi bu sıfatı taktılar. Papaların resmi evraklarda ve belgelerde kullandıkları ilk sıfatları budur.İkincisi Papalar, “Roma Başpiskoposu”durlar. Dikkat edilirse Vatikan’ın değil, 1926’ya kadar Kutsal–Kent statüsünde olan Roma’nın başpiskoposudurlar. Bu sıfatı özellikle Doğu ve Ortodoks Kiliseleri tarafından öne çıkartılır. Ortodokslar Papa’ya yazılı metin göndermek isterlerse en fazla “His Holliness Pope” diye yazarlar ve bununla da makamının önemli ve kutsal olduğunu vurgulamış olurlar, kendisinin değil. Papalar’ın üçüncü sıfatı ise “Holy Father (Kutsal Peder)”dir. Bu sıfat onların belki de en eski, en anlamlı sıfatıdır. Hıristiyanlığın ilk yüzyılından kalma, siyasi ve ideolojik olmaktan çok sempati toplamak amacıyla verilmiş sembolik bir babalık mevkiidir. Kutsal Peder nitelemesi aynı zamanda Ana (Bakire) sayılan Evrensel Kilise’yle (Katolik demek Evrensel demektir) evli oluş anlamına gelir. Diğer bir deyişle sembolik olarak Ana’dan (Kilise) doğmadan yani Vaftiz olmadan Kutsal Baba’nın evladı olunamaz. Papalar’ın Hıristiyan olmayan devlet ve siyaset adamları için de ayrı bir sıfatı vardır. Örneğin Müslüman bir devlet adamı Papa’ya doğrudan yukardaki üç sıfatla hitab edemez. “His Holliness” veya “Your Holliness” demek zorundadır. Yani, temsil ettiği makamı itibariyle Kutsal sayılan kişi olarak tanımlanır. Benzer şekilde Kardinal Büyükelçiler için de “Ekselans” denilir. Diğer Kardinallere de “Monsenyör” denilir. Bu hitaplar çok önemlidir. Bunların ne zaman, kime, nasıl kullanılacakları bilinmeden Vatikan mensuplarıyla
görüşme yapılamaz.

PAPALAR VE MODERN DEVLET

Papalık ve daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan Papalık Devletleri yüzyıllar boyunca dünya siyasetine ve askeri, diplomatik ve ekonomik dengelere yön vermişlerdir. Papalar’la Müslümanlar ve Osmanlılar arasında çok yoğun ilişkiler kurulmuş, karşılıklı askeri ve siyasi girişimler yapılmıştır. Bunlara ilerde değineceğim. Ama önce Papalık kurumunun günümüz dünyasına armağan ettiği en önemli toplumsal–tarihsel gelişmelerden birinin üzerinde durmakta yarar vardır. Bu, “Modern Devlet” veya diğer bir deyişle “Ulus Devleti” fikri ve oluşumudur. Papaların ve onların devletlerinin günümüzde etkili olan Ulus Devleti’ni yapan temel taşları hazırlayanlar oldukları inanın bir çok toplumbilimci tarafından dahi bilinmez. Ama gerçek budur. Ulus Devleti’ni ortaya çıkartan ve yaşatan kurumların tamamına yakınını gerçekte ilk kez Papalar ve onların “Kilise Hükümetleri” bulmuşlar ve tarihe aktarmışlardır. Bu nedenle Roma Kilisesi, Batı Avrupa’da ortaya çıkan Ulus Devleti’nin öncüsü durumundadır. Örneğin, Ulus’u “Devlet” yapan en önemli kavramı, “Egemenlik” kavramını ilk kez formüle edip bunu “Hükümdarların Uhdesine” veren yine bir Papa, 2. Pius olmuştur. Bu Papa 1453’de İstanbul’un Osmanlı’nın eline geçmesi üzerine “Egemenlik” kavramının imparatorlara ait olduğunu bir belge yayınlayarak onaylamıştır.Papalık tarihi araştırmacısı Paolo Prodi’nin belirttiği gibi Roma Kilisesi, günümüz Batı Hıristiyan aleminde yer alan modern devletlerin temel esaslarını oluşturan yargı sistemlerini; üst mahkemeleri; hiyerarsik yargı kurumlarını ve pozitif hukuku Avrupa’ya ilk sokan kurumdur. Daha önce ne krallar ne de halk bu tip bir yargıdan ve hukuktan haberdardılar. İlginçtir ki ilk avukatlar da Kilise’den çıkma papazlardı. Bunlar Prensler’in ve Krallar’ın himayesine girerek o yüzyıllarda çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen kralların Kilise karşısındaki haklarını ve toprak bütünlüklerini savunmuşlardı. Avrupa’da ilk sınır belirlemeleri işte bu Papaz–Avukatlar’ın bilgileri ve gayretleriyle oluşmuştu. İkincisi, Papalık tüm Avrupa’da ilk kez toplu vergilendirme yöntemini uygulamaya sokmuştu. Ayrıca Roma Kilisesi, tarihte ilk kez Dış İşleri Bakanı kullanmış, elçilik ve konsolosluklar tesis etmiştir. İlk kez paralı asker kullanan, düzenli ordu kuran da onlardı. Matbaa ve yayıncılık alanında gelişmeler yaptırmış olan da oydu. Benzer şekilde ilk “Yasak Kitaplar” listesini (Index) hazırlatan da oydu. Postacılık da ilk kez onlar tarafından örgütlenmiş, dağıtım ağları kurulmuştu. Para basımı tekniğini geliştiren ve ilk kez “Senet” kullanımını yasal faizlere uygulayan da oydu. İlginçtir ki, Avrupa’da cinsel hayatı ve genelevleri de Roma Kilisesi yönlendirmişti. Volter’in yazdığına göre Paris’teki genelevler bizzat Katolik Kiliseleri tarafından “sağlık” denetiminde genelevlerinin daha temiz ve kızlarının da daha sağlıklı olduklarını duyuran ilanlar veriyorlardı.!

DİN, PAPALIK VE ATEİZM

Gerçekten Ateizm’in kaynağının bizzat Roma Kilisesi olduğunu söylesem şaşardınız, değil mi? Nasıl olur da Tanrı’dan başka güç tanımayan ve onun adına kurulduğu ve hareket etmekte olduğu varsayılan bir kurum, Kilise, Tanrıtanımazlığın kaynağı olur? Ama olmuştur. Özellikle de son 400 yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistleri hep bu kiliseden çıkmışlardır. Özellikle de 15. ve 16. yüzyıllarda papazlık eğitimi görmüş, yıllarca Hıristiyanlığın “Tanrısı” için çalışmış fakat hayatlarının belli bir dönemine gelince Ateizm’e geçmiş ve bu kez de aynı Tanrı’ya karşı amansızca mücadele etmeye başlamış sayısız papaz vardı. İşte sizlere bunlardan adı gündelik hayatta geçirilmeyen, sadece Vatikan kayıtlarında bulunan ve 34 yaşındayken 1619’da Ateizm suçlamasıyla yakılarak idam edilmiş olan böyle bir papazın kısa öyküsü. Avrupa’da Ateizm’in tarihini belgeleyen araştırmacı Nicholas Davidson’un Vatikan kaynaklarından çıkarttığı Giulio Cesare Vanini 1585’de doğmuştu. Ailesi onu küçük yaşında Cizvitler’in yönettiği okullara göndermiş sonra da yine aynı tarikatın yönettiği Napoli Üniversitesi’ne sokmuştu. 1603’de Vanini, çok sofu ve oldukça gizemli bir tarikat olan “Karmelitler”e kabul edilmişti. 1606’da Vanini Karmelit keşişi olarak hukuk doktoru olmuştu. 1608’de Padua’ya, buradaki üstün başarısından dolayı da 1611’de Venedik’e atanmıştı. Ama ne olduysa bundan sonra olmuştu. 1612’de Karmelitler’le bozuşan genç adam İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmıştı. Fikir ve din suçlusu sayılan Vanini burada Hıristiyanlığın Tanrısı’nı (İsa) kabul etmediğini ilan etmiş ve bu görüşlerini yaymak için Hollanda’ya, Liyon’a ve Paris’e gitmişti. Bu arada iki kitap yazmış ve bunlar 1615–16’da yayınlanmıştı. Özellikle ikinci kitabı, De admirandes’de öne sürdüğü fikirler günümüzde kendisini keskin Ateist sanan bir çok tatlısu entellektüelinin dudaklarını uçuklatacak mahiyetteki fikirlerle doludur. Vanini, aynen, kendisi madde olmayan bir Tanrı nasıl olur da maddi bir dünya yaratmış olabilir ki diye sözüne başlamış ve eklemişti: “Sonsuz olan Maddedir, Ruh değildir” Benzer şekilde cin, peri ve şeytanın bizzat Kilise tarafından uydurulmuş gerçekte varolmayan yaratıklar olduklarını söylemişti. Vanini, “Beleş” yaşamak isteyen papazların halkı korkutmak amacıyla böyle yalanlar söylediklerini göstermişti. Kutsal Kitap’ta yer alan “Doğuş” olayıyla alay eden Vanini, kendi görüşünü şöyle özetlemişti: “İnsan hayvandan gelmedir, onun ileri bir aşamasıdır, temizidir. Sizler de Doğa’dan başka hiç bir güce sakın tapmayın. En büyük ve tek güç madde ve doğadır.” Vanini görüşlerini anlattıktan sonra vargücüyle Hıristiyanları “Dinsizleştirmeye” adamıştı kendisini. Söz konusu kitabı bugün bile Vatikan’ın yasak kitapları listesindedir, hem de aradan 380 yıl geçmiş olmasına rağmen.Papazlıktan dönme Ateist Vanini bunları yazdığı zaman (1614) ne Darvin’in vardı evrim kuramını geliştiren, ne Karl Marx vardı Madde’ye felsefi sonsuzluk kazandıran, ne de günümüzün modası “Doğa Tapıcısı” yeşiller ve çevreciler... İlginçtir ki günümüzde kendisini keskin Ateist sanan biri, futbolcu Maradona’yı veya baldır–bacak şöhreti Madonna’yı daha fazla tanımak için onlarla ilgili her yazıyı okuyabilir ama Vanini’nin hayatını merak edip okumak isteyeceğini hiç sanmam.

KİLİSE İLE MANASTIR KAVGASI


Katolik Kilisesi (Roma) ile ona bağlı olan manastırlar daima birbirlerine zor tahammül eden kuruluşlardır. Dolayısıyla Katolik Hıristiyanlık’ta alttan alta ve konunun dışındakilerce bilinmeyen bir Kilise–Manastır çatışması yaşanmaktadır. Katolik aleminde, Türkiye’deki okurlara anlatabilmek için bir ayrım yaparak söylersek, Papazlar ile Keşişler (Monks) arasında çatışma vardır, diyebiliriz.Kilise’de, yaptığımız bu kaba hatlı ayrıma göre iki tip din adamı vardır. Bunlardan çoğunlukla “Priset=Papaz” diye bilinenlere “SEKÜLER” denilir. Bunlar Kiliseler’de görevlidirler ve insanların gündelik işleriyle uğraşırlar. Ana hatlarıyla söylersek bu papazların ilk hedefi dünyayı ellerinden geldiğince “insancıllaştırmak” tır. Dolayısıyla gündelik siyasetle, sendika hareketleriyle, işçi–öğrenci eylemleriyle, bankacılıkla, teknolojiyle vd. ilgilenmek zorundadırlar. Çünkü bunları bilmeden Kiliseleri’ne gelen Katoliklere yardımcı olamazlar. Bu bakımdan, örneğin futbol maçına gidip amigoluk yapan papazlarla, diskoteklerde şarkı söyleyen rahibelere sıkça rastlanılır.Ama keşişler böyle değildirler. Onlar, kendilerini kapattıkları manastırlarından çıkmayı pek sevmezler. Gündelik basını bile çok ender izlerler. Dış dünyayla olabilecek en az şekilde ilgilenirler. Hatta bir çok manastır, kendi yiyeceğini, kendi giyeceğini kendisi üretir, dışardan almaz. Televizyon gibi, bilgisayar gibi “modern” teknolojiyle pek ilgilenmezler. İşte biraz genelleştirerek tanımladığımız bu din adamlarına da “Regulars” (Müdavimler, Daimiler) denilir. Bunlar günlerini yoğun ibadetle geçirirken, örneğin Miami’deki bir Katolik papaz aynı saatlerini bir beyzbol karşılaşmasında etrafına topladığı güzel kızlarla amigoluk yaparak geçiriyor olabilir.

KÖYLÜLERİ AYAKLANDIRAN KEŞİŞLER

Özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda Papa seçimlerinde işte bu iki ayrı gurup arasında çok yoğun mücadeleler geçmiştir. Roma Kilisesi’ne karşı en ağır eleştirileri manastırlarda kalan keşişler başlatmışlardır. Onlara göre her geçen gün zulmünü arttıran ve zenginleşmeye doymayan Kilise ve onun Papaları Hıristiyanlığı yozlaştırıyorlardı. Avrupa’daki ilk köylü ayaklanmalarını kışkırtanlar ve yönlendirenler keşişler olmuştu. Köylüleri Kilise yıkmaya ve yakmaya çağıran keşişler Papa’nın tartışılmaz otoritesini sarsmışlardı. 13. ve 14. yüzyıllarda ilk kez feodal prenslere ve krallara sığınarak onları, artık diktatörleşmiş olan Papalara karşı örgütlemişlerdi. 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa keşişler tarafından kışkırtılmış, Papalar ve onlara bağlı Prensler tarafından soyulmuş köylülerin isyanlarıyla doluydu.18. yüzyıla gelindiğinde Fransa’da patlayan ihtilal, Kilise/Manastır çekişmesini de Kilise lehine sona erdirmişti. Fransa’da “Laiklik” işte ilk kez resmen Kilise/Manastır çekişmesine son vermişti. Kilise, Fransız Laisizmi’nin esasını teşkil eden din adamı düşmanlığı (Anti–Klerikalizm) konusunda Manastırları ve daima asi davranmış olan Keşişleri ihtilalcilerin önüne itmişti. Böylelikle binlerce keşiş öldürülmüş ve manastırlara ait tüm malvarlıkları Devlet’e devir edilmişti. Daha sonra Kilise bunların bir kısmını yine kendi malları arasına katmakta gecikmemişti. Sonuçta özellikle Fransa’da ve diğer Katolik ülkelerde manastırların etkileri zayıflamış ve yoksullaşarak bir çoğu kapanmak zorunda kalmışlardı.

TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN GELİŞMELER

Türkiye’yi bekleyenlere gelince. Almanlar için önemli olan tıpkı tarihte kendilerinin yaptıkları gibi Türkiye’de İslamiyet’in lokalleşmesini istemekte ve bu yönde çalışmalar yapmaktadırlar. Fransa ise Türkiye’deki Laikliğin bekçisidir. Dolayısıyla Devletçi Laisizm’in her ne pahasına olursa olsun korunmasından yanadır. İngiltere bu iki görüşe karşıdır ve Türkiye’nin önderliğinde yeniden bir Hilafet kurulmasına sıcak bakmaktadır. Amerika ise, Türkiye’de artık Devlet’in değil, Liberalleşmiş bir Anayasa’nın en üst değer olarak tanınmasını ve bu anayasanın sınırlarını çizdiği İnsan Hakları çerçevesinde, Fransızlarınkinden daha özgür ve özerk bir “Din ve Vicdan Özgürlüğü”nü yerleştirmek istemektedir. Türkiye önümüzdeki yıllarda işte Batı’dan gelecek olan bu “İslam”la daha çok tanışacaktır...

Araştırma: Aytunç ALTINDAL



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 16:55
Bak Şu Vatikan Kilisesinin Yaptığına
 



Bak Şu Vatikan Kilisesi'nin Yaptığına

(Radikal Gazetesi'nden)


İtalya'da ortaya çıkan itirafçı Vatikan'da dönen dolapları anlattı. Suçlamalar arasında 15 yaşındaki bir çocuğun öldürülmesinden genç kızlarla sekse kadar birçok olay bulunuyor

ROMA - Roma’da 2 Haziran 1983’te henüz 15 yaşındayken esrarengiz biçimde kaybolan ve kendisinden haber alınamayan Vatikan vatandaşı Emanuela Orlandi’nin, o dönemde Vatikan Bankası Başkanı Başpiskopos Paul Casimir Mancinkus’un talimatıyla kaçırıldığı ileri sürüldü.

İtalyan basınına sızan haberlere göre, tanıklardan Sabrina Minardi, martta İtalyan savcılara verdiği ifadelerde, Orlandi’nin Vatikan’daki "iktidar savaşı" nedeniyle Marcinkus’un talimatıyla Magliana çetesi tarafından kaçırıldığını, bir süre sonra da öldürülerek cesedin Roma’nın Torvaianica semtindeki bir inşaatın betonuna gömüldüğünü anlattı. Minardi, Roma’da San Giovanni di Dio Meydanı yakınlarındaki bir apartmanda bir süre gizledikleri Orlandi’yi zaman zaman Kardinal Marcinkus dahil olmak üzere, Vatikan’dan bazı papazlarla görüştürdüklerini de iddia etti. Minardi, o süreçte Orlandi’yi bizzat gördüğünü, ölümle sonuçlanan kaçırma eylemine ilişkin ayrıntıları ise seksenli yıllarda sevgilisi olduğu Magliana çetesinin elebaşısı Enrico De Pedis’ten öğrendiğini söyledi.

İtiraflarında "Renatino" lakabıyla da tanınan De Pedis ile Başpiskopos Marcinkus arasındaki karanlık ilişkilere de değinen Minardi, "Fidye amaçlı bir kaçırma eylemi değildi. Kaçırma eylemi talep üzerine yapıldı. Bunu Başpiskopos Marcinkus istemişti. Onun ardında kimin olduğunu bilmiyorum. Marcinkus’la Renato’yla birlikte bir yemekte tanıştım. Emanuela’yı birine mesaj yollamak için kaçırmışlardı" dedi.

De Pedis’in Marcinkus’la ilişkileri sayesinde Vatikan Bankasını kara para aklama işlerinde kullandığı imasında da bulunan Minardi, "Orlandi’nin kaçırılması, zannımca Vatikan’daki iktidar savaşından kaynaklandı. Gerçek nedeni bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim: De Pedis, Marcinkus’u tanıyordu. De Pedis’in Vatikan’la sıkı bağlantıları vardı. Bu bağlantının, kara para aklamak için kullanıldığı tahmin etmek zor değil" diye konuştu.

 

Kadın götürme hizmeti

Minardi, İtalyan savcılara, o yıllarda De Pedis’in talimatıyla "Başpiskopos Marcinkus’a genç kız bulma işinde rol aldığını" da anlatarak şöyle konuştu. "Ben Başpiskopos Mancinkus’a bazen kız da götürüyordum. Kızları (Vatikan’ın yanı başındaki) Porta Angelica Caddesindeki bir apartmana götürüyordum. Bu işi toplam dört-beş ya da üç-dört kez yaptığımı hatırlıyorum. Apartmana, (Marcinkus) sivil kıyafetle sıradan bir insan gibi gelirdi."

Minardi, bu iş için Vatikan’ın yanıbaşındaki bir apartmanın kullanıldığına değinerek, hatırladığı kimi ayrıntıları da şu cümlelerle özetledi: "Flavio adında bir sekreter vardı. Resmi sekreter miydi, bilemiyorum.

Ama Marcintus’a sekreterlik yapıyordu. Beni ev telefonumdan arar ve de ’Hocamın buluşmaya ihtiyacı var’ derdi. Bunu telefonla ima ederdi. O (Marcinkus) küçük çocuklardan değil, genç kızlardan hoşlanırdı. Apartmana girdiğimde onu görüyordum. Ama kapıyı hep Flavio açardı. Beni beş dakika kadar apartmana buyur ederlerdi. Ardından kızlara, ’İşiniz bitince bir taksiye atlayıp gidin. Yarın görüşürüz’ diyerek çıkardım."



İtiraflar sızınca soruşturma açıldı

Roma Cumhuriyet Savcılığı, halen İtalya’nın kuzeyindeki Trentino kentinde uyuşturucu bağımlılığından kurtulmak için tedavi gören Mirandi’nin itiraflarının basına sızdırılması nedeniyle de soruşturma başlattı.

Soruşturma çerçevesinde, itiraflarını basına sızmasında kilit rol oynayan özel haber ajansı AGI’nin Roma’daki merkezine polis tarafından baskın düzenlenerek arama yapıldı. Bununla birlikte savcılık, Mirandi’nin itiraflarının doğruluğunu teyit etmek amacıyla Orlandi dosyasını yeniden açmış bulunuyor. Mirandi’nin anlattığı hadiselerde, birkaç tarihsel yanlışlık bulunması da dikkati çekiyor. Ancak Mirandi, savcılığa verdiği ifadede kokain bağımlılığı ve bağımlılıktan kurtulmak için aldığı ilaçlar nedeniyle, tarihleri tam olarak hatırlamakta zorlandığını kendisi de itiraf ediyor.

 

De Pedis 1990’da, Marcinkus 2006’da öldü

Mirandi’nin itiraflarında Orlandi’nin kaçırılması talimatını verdiği ileri sürülen Başpiskopos Marcinkus, 1971-1989 yılları arasında Dini İşler Enstitüsü adlı Vatikan Bankasının başkanı olarak görev yapmıştı. Kara para aklanması, uyuşturucu ticareti ve Ambrosiano Bankasının iflası gibi pek çok karanlık olaya adı karışan Marcinkus hakkında, İtalyan yargısı tarafından tutuklama emri de çıkarılmış, ancak diplomatik dokunulmazlık nedeniyle tutuklama ve yargılama mümkün olmamıştı. Marcinkus’u uzun süre himaye eden dönemin Papası İkinci Jean Paul, 1997’de en son çare olarak başpiskoposu Vatikan’dan uzaklaştırmak için ABD’nin Arizona eyaletindeki Sun City kentinde bir kiliseye atamıştı. Marcinkus, bu kentte 2006’da hayatını yitirdi.

İsmini Roma’daki Magliana semtinden alan, yetmişli ve seksenli yıllarda pek çok karanlık cinayete imza atan suç çetesinin elebaşısı De Pedis ise 1990’da 2 Şubat 1990’da Roma’da Campo di Fiori yakınlarında ensesine kurşun sıkılarak öldürülmüştü. Çete başının Roma’nın göbeğinde bulunan ve Vatikan toprağı addedilen Sant’Appolinare Kilisesine defnedilmesi şaşkınlık yaratmıştı. Kilise yetkilileri, defne izin verilmesinin, De Pedis’in "kiliseye pek çok bağışta bulunmuş dindar bir kişi" olmasından kaynaklandığını ileri sürmüştü. (aa)

 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 16:56
Dan Brown-Vatikan Kavgası
 

Dan Brown-Vatikan Kavgası

“Melekler ve Şeytanlar”ın çekimi için Vatikan’dan izin çıkmadı. Vatikan, yazarı, Hıristiyanlığı karalamakla suçluyor..

NTV-MSNBC
 
İSTANBUL - Vatikan, kara listeye aldığı Da Vinci Şifresi’nin yazarı Dan Brown’a bir kez daha geçit vermedi. Brown’ın Hıristiyanlığı aşağıladığını savunan Vatikan, yazarın Melekler ve Şeytanlar kitabının sinema uyarlaması için yapılan çekim başvurularına kapıları kapadı. Anlatılan hikayenin tamamının Roma ve Vatikan’da geçiyor olması yapımcıları zorluyor...

Da Vinci Şifresi, yazar Dan Brown’la Vatikan’ı karşı karşı getirmişti. Bugünlerde yazarla Vatikan arasındaki karşılaşmanın ikinci raundu oynanıyor...

Aynen çünkü Da Vinci Şifresi’nde olduğu gibi Melekler ve Şeytanlar kitabı da sinemaya uyarlanıyor. Çekim mekanı olarak akla ilk gelen yer yine Vatikan. Zira kitabın hemen her sayfasında Vatikan ve Roma’da yer alan kiliseler ve tarihi mekanlar yer alıyor.

Doğal olarak da yapımcılar filmde bu mekanları kullanmak için resmi başvuruda bulundu. Ama tıpkı Da Vinci Şifresi’nin çekim aşamasında olduğu gibi kapılar Dan Brown’ın yüzüne kapandı.

Vatikan’daki yetkililer, Dan Brown ismini görünce senaryonun kapağını bile açmadıklarını açıkladı.

Katolik kilisesinin merkezi Vatikan, dünyada 40 milyon satan Da Vinci Şifresi’nde yazılanların Hıristiyanlığı yanlış yansıttığını savunuyor. Kitabın yazarı Dan Brown da kara listede. Vatikan’a göre, yazarın Melekler ve Şeytanlar adlı kitabı da Da Vinci Şifresi’yle aynı özellikleri taşıyor.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 16:57
Dinlerarası Diyalog, Vatikanin Tuzağı
 



Dinlerarası Diyalog, Vatikanin Tuzağı

Doç. Dr. Mahmut Aydın, dinlerarası diyalog oyununa karşı Müslümanlar'ın uyanık olmasını isteyerek, "Dinlerarası diyaloğu ortaya çıkaran 2. Vatikan Konsili belgesinde İslâmiyet'e yer verilmiyor. Dinlerarası diyaloğun bizimle bir ilgisi yok" dedi.

Dinlerarası diyalog ve misyonerlik araştırmalarıyla bilinen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Dinler Tarihi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Aydın, dinlerarası diyalog oyununa karşı Müslümanlar'ın uyanık olmasını isteyerek, "Dinlerarası diyaloğu ortaya çıkaran 2. Vatikan Konsili belgesinde İslâmiyet'e yer verilmiyor. Dinlerarası diyaloğun bizimle bir ilgisi yok" dedi.

Doç. Dr. Mahmut Aydın, Hıristiyanlar'ın, özellikle Katolik ve Protestanların 19. yüzyılda bütün dünyanın Hıristiyanlaşacağına inandığını, 19. yüzyıl bittiğinde hiç de öyle bir hedefe ulaşamadıklarını söyledi. Aydın, bunu gören Katolik Kilisesi'nin kendisine "Biz nerede yanlış yaptık? Ekonomik güce rağmen neden Hıristiyanlığı yaygınlaştıramadık?" sorularını sorduğunu ve bu soruların ardından dinlerarası diyaloğun doğduğunu kaydetti.

1962-1965 yılları arasında 2. Vatikan Konsili'nin düzenlendiğini, bu konsilden Müslümanlar ile ilgili olumlu bir karar çıkarma düşüncesi bulunmadığını ifade eden Aydın, "Bu konsili toplayan Kardinal Bea, Yahudiler ile ilgili olumlu bir rapor hazırlanmasını istedi. Hazreti İsa'yı öldürmekten sorumlu tuttukları ve Nazi soykırımı da dahil eziyet yaptıkları Yahudiler ile aralarında iyi ilişkiler kurma düşüncesi doğdu" diye konuştu.

Hazırlanan rapor alt komisyona gönderildiğinde, İslâm ülkelerinden katılan kardinallerin buna itiraz ettiğini ve bu belgenin kabulünün İsrail'in tanınması anlamında olduğunu belbirterek, bu rapor yüzünden İslâm ülkelerinde faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini söylediğini açıklayan Aydın, şu bilgileri verdi: "Bunun üzerine rapora Müslümanlar ile ilgili bir paragraf ekleniyor. Yalnız bu paragraf İslâmiyet ile değil Müslümanlar ile ilgili. Raporda İslâm kelimesine hiç yer verilmiyor. Ama maalesef Türkiye'de diyalogla ilgili yazanlar, 'İslâm ile ilgili şöyle şöyle denildi' diyor. Hayır, böyle bir şey yok.

Raporda;

'Müslümanlar iyi insanlar olabilir. Müslümanlar içerisinde ahlaklı, namuslu, dürüst insanlar olabilir. O insanlar kurtuluşa erecekler. Ama onların kurtuluşa ulaşması da sahip oldukları dinden olmayacak. Onların içindeki İsa Mesih aşkından dolayı olacak' deniyor. Yani beni Müslüman birey olarak ele alıyor. İyi eylemlerimin İsa'dan dolayı olduğunu kaydediyor. Bunların İslâm ahlakından kaynaklandığını söylemiyor. Yani son ve hak din olan İslâm'ı reddediyor. Dinlerarası diyalog, Dünya Kiliseler Birliği ve Katolik Kilisesi'nin yürüttüğü faaliyetler zinciridir ve kiliselerin diyaloğudur. Bu faaliyetlerin amacı misyonerlik. Hıristiyanlığın daha iyi tanınıp bilinmesini sağlamaktır. Hıristiyanlık tanınıp bilinemiyorsa, en azından Hıristiyanlığa sempatiyle bakılması amaçlanmaktadır. Amaç budur. Bunun bizimle ilgisi yok."

 



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 16:59
Kod 39: Yeni Hedef Vatikan mı?
 

Kod 39: Yeni Hedef Vatikan mı?

Dünya genelinde oluşturulmaya çalışılan sözde 'yeni dünya' düzeni birçok dengesizliği de beraberinde getirdi. Dünyayı yeraltından yöneten ve kendi planlarınca dünyayı yönlendiren karanlık güçler, yeni dengeler oluşturmak için yeni arayışlara yöneldiler.

Bu karanlık güçler, Bush ve ekibiyle planladıklarını tam anlamıyla yapamadılar ve bu planlarının altında kaldılar. Ama emellerinden vazgeçmiş değiller. Bu yüzden hemen rehavete kapılmamak gerekir. Barak Obama da bu karanlık güçlerin emrinde. Zaafa uğramış tüm planları yeniden rotasına sokmak, yeni Başkan'ın boynunun borcu. Çünkü Obama sanıldığı gibi demokrasi mücadelesi neticesinde yani seçimle sahneye çıkmamıştır. Obama'nın seçim zaferi tamamen ona yeni görevler yükleyenlerin bir lütfudur. Bu lütfun da bir karşılığı olacaktır tabii ki… Konu derin; fakat vakit almamak için kısa kısa geçiyorum.

ABD'nin tüm dünyadaki kötü imajını değiştirme çabaları, her ne kadar Obama bu iş için biçilmiş kaftan olsa da, bu çabalar da Allah'ın izniyle zaafa uğrayacaktır.Ancak; Zaafa uğramış planları yoluna koymak Obama'nın aslî görevidir.

* 11 Eylül'den sonra sahneye konulan tüm planlar, hemen hemen şer güçlerin istedikleri gibi olmamıştır.

* Tek başarıları İslam'ın terörle anılması ve dünya insanlarının akıllarına bunu yerleştirmeleridir. Bunda başarı sağlayan şer güçler, bu hediyeyi hâlen önemli bir malzeme saymaktadır.

* O zaman bu malzeme işlenecektir. Yani İslam'ın terörle birlikte anılması.

Detaya girmeden konunun iskeletini oluşturan ipuçlarını verelim:

Tüm Dünyayı Etkileyen Ekonomik Kriz:

Bu krizden bilindiği gibi tüm dünya etkilendi. Dünya devletleri arasında birçok ülkenin bankaları battı, borsaları çöktü. İntiharlar meydana geldi. Herkes bu krizi kendi açısından yorumladı. Ancak, bir şey her zamanki gibi gözden kaçtı ya da kaçırıldı. O da şuydu:

Vatikan'ın akla hayale sığmayacak maddî gücü de bu krizde sarsıldı, kayba uğradı.

Şimdi akıllara şöyle bir soru gelebilir:

- Vatikan yaş tahtaya basar mı?

Cevap:

- Bastırırlar.

- Neden mi?

Biraz irdeleyelim: Söz konusu Vatikan Devleti, Katolik Hıristiyanların tüm dünyadaki temsilcisidir. Fakat Ortodoks, Protestan ve diğerleri için de bir misyon sahibidir. Uzun uzun anlatmayalım. Konuya ilişkin bilgileri açalım:

Vatikan'da üç ekol vardır:

1.DOMİNİKEN TARİKATI:

Bu ekoldeki papaz ve rahibeler kendilerini İsa ve Meryem'e adamışlardır. Prensipleri şudur: Kilise devamlı korunmalı, öncelikli olmalıdır. Kilisenin varlığı; ne pahasına olursa olsun, kurumsal olarak devam etmelidir.Bu tarikatın en önemli ilkeleri budur. Dominiken'in Latince anlamı ise: Tanrı'nın köpekleridir.

2- FRANSİSKENLER TARİKATI:

Bunlar ruhanî kanattan, fakirlerden yana, Hıristiyanlık adına hayatlarını karşılıksız adamış keşişlerdir.

3- CİZVİTLER TARİKATI:

Tarikat gibi algılanamayacak kadar Dünya çapında bir camiadır. Cizvitleri diğer iki ekolden farklı kılan şudur: Bunlar Katolik Hıristiyanlığın en büyük entelektüellerinden, yani başka bir deyişle elitlerindendirler. İlkeleri ise çok farklıdır. Cizvitler için en önemli unsur ne Papadır ne de Kilise. Onlar için en önemli unsur: 'PAPALIK MAKAMI'dır. Her şeyden önce Cizvitler için papalık makamının korunması, savunulması yani bekası çok önemlidir. Bu tarikat için önemli olan; papalık makamına hizmettir. Cizvitler Tarikat'ı, dünyanın önemli kurum ve kuruluşlarına girmekle kalmamışlar, bazı kurum ve kuruluşları da bizzat kendileri kurmuştur.

Şimdi bu konuyla ilişkin en önemli bilgi şu: Dünya Bankası'nı Cizvit Tarikat'ı kurmuştur. Dünya Bankası'nı kurmalarındaki asıl amaç ise; papalık makamının korunmasıdır.

Tüm gelirini de, bu papalık makamını güçlendirmek için kullanırlar.

Bu bilgiler her yerde, Vatikan konulu her kitapta, İnternet'te mevcuttur. Üstelik kendi yayınlarıdır. Şimdi biz konumuza dönelim: Dünya krizi Vatikan'ın hisselerini ciddi anlamda vurmuştur. Burada bir parantez açarak şunu özellikle vurgulamakta yarar var: Vatikan hisseleri bilinenin dışında, taşeron hesap ve kişilerdedir. Daha önceki bir yazımda daha krizin esâmisi okunmazken ( Ocak 2008) tarihinde Netpano.com Sitesi'nde Sarkozy'nin Omzundaki Çocuk Kim? adlı yazımın sonuna aynen şu ifadeleri yazmıştım:

"Bu arada Vatikan da çatırdadı."

İşte o gün niye çatırdadı Vatikan diye soranlara:

- İleride anlatacağım; çünkü bugün yazsak daha kriz yok, şu yok, bu yok... Komplo, hayal der geçerler cevabını vermiştim.

Evet. Şimdi... Niye çatırdadı sorusunun cevabı: Çünkü

* Genel kriz, dünya bankasını boşalttı.

* Zaman zaman gizli güçler, operasyonlarla bankaların hesaplarını başka hesaplara kaydırdı. Bunlar ileride hep meydana çıkacak "Bu kriz nasıl çıktı?" diye. Ama şu an erken.

* Vatikan'ın paraları, hisseleri ciddi anlamda hasar gördü,değer kaybetti.

* O günlerde kriz çıkarılacağı istihbaratını geç alan Papa,bütün çabalarına rağmen artık çok geç kalmıştı; yani yaş tahtaya bastırılmıştı.

* Bu istihbarat bir sene evvel gizli toplantılarında yer aldı.

* Vatikan'ın hesapları o günden bugüne kadar sıra dışı faaliyetlere sahne oldu. Tabi bunu ancak uzmanlar takip edebilir, bütün saklamalarına rağmen.

Devam edelim: Vatikan planlarında papaların açıklaması neydi?

Vatikan'ın görevi;

-Birinci bin yıl Avrupa'nın,
-İkinci bin yıl Afrika'nın,
-Üçüncü bin yılda hedef Asya'nın Hıristiyanlaştırılmasıdır.

Peki bu misyonun ekonomik dünya krizi ile alakası nedir?

Cevap:

- Çatırdayan Vatikan ekonomisi, misyonu ve kendi bekası için krize krizle karşılık vermeyi planlamaktadır. Şer güçlerle birlikte plan yaparak,yani onlarla ittifak yaparak. Nasıl mı? Riske giren Vatikan ekonomisi,tüm ülkelerin ekonomileri ile beslenen dünya bankası; yani "PAPALIK MAKAMI"nın bekası için kurulan banka kurtulmak için ne yapacak? Bu ülkelerin de ekonomilerinin krize girmesiyle beslenme damarlarının tıkandığını yani eskisi gibi kolay beslenemeyeceğini anlayan Vatikan, ABD İle; yani karanlık güçlerle ortak bir plan üzerinde anlaşmış olabilir mi?

Nedir o?

Cevap:

- Hindistan-Asya'dadır. En son terör olayı Obama'nın gelişiyle de orada olmuştur.

Ne terörü?

- Sözde İslâmî terör.

Bir şeyler çağrıştırıyor mu?

* ABD'nin çıkarları ile Vatikan'ın Asya'yı Hıristiyanlaştırma misyonu,bu ikiliyi bir araya getirmiştir.

* Yine geçtiğimiz günlerde İtalyan basınında dünyaya yayılan bir haber:

16. Benediktus, çıkacak olan bir kitabın önsözündeki mektubunda; 'dinler arası diyalogun' mümkün olmadığı konusunda sorgulamalarda bulunuyor.

* Yine dış haberlerde 16. Benediktus Nazilerle gizli anlaşma yapan 2.Dünya Savaşı'nda 12. Pius'un aziz mertebesine çıkarılması için ayin düzenleyeceğini duyurması.

* Yahudilerin Nazilerle gizli anlaşma yapması gerekçe gösteriliyor.

* Vatikan sözcüsü, 16. Benediktus'un henüz kararnameyi imzalamadığını, biraz daha düşüneceğini açıklaması.

Bu düşünme süresi niçindir acaba?

* Yine Türkiye, Ermenistan yakınlaşmasına, Vatikan darbesi haberleri.

* İki ülke arasındaki münasebetten hemen sonra16. Benediktus'un Vatikan radyosunda "Türklerin hoşuna gitmese de soykırım yapmışlardır Ermenilere" açıklaması ve Ermeni cemaatinin Lübnan'da yaşayan dinî lideri Avram'a bu konuda açık destek vermesi.

* Avram'ın Kuveyt Birleşik Arap Emirlikleri, Kıbrıs Rum Kesimi, Kanada ve ABD'den gelecek piskoposlarla yaptığı Vatikan- Papa ziyareti.

* Papa'nın tapınak şövalyelerini tanıması.

* Yine Şeytan çıkarma ayinlerini dünyada ilan etmesi vs, vs.... Daha çok örnek var.

Ortadoğu için Avram'ın söylediği: Lübnan Hıristiyanlarınken şimdi Müslümanların oldu. İvedilikle Hıristiyanlık Ortadoğu'da tesis edilmelidir. Gerekirse İsrail'le anlaşılarak ortak hareket edilebilir.

Vatikan Ortadoğu ilişkisi belli oluyor mu?

Vatikan krize krizle karşılık verme hazırlıklarında dedik. İkinci Dünya Savaşı'nı inceleyenler Almanya'nın, tarihinin en büyük ekonomik krizinde Hitler'i çıkardığını ve Hitler'in birçok planı içinde en önemlisinin yedi milyon işsize iş temin ettiğini vurgularlar.

Ne ile?

Savaş ekonomisi ile ; yani savaşla, buna hizmet edecek ordularla. O dönemde de dünya yine ekonomik krizdeydi ve İtalya'dan Sovyetler'e kadar tüm ülkeler savaş ekonomisini çare görmüşlerdi. Tabi anlayana...

Şimdi ;

Bu kriz de, yeni bir dünya savaşının habercisi midir?

* Çıkış için, büyük güçler açısından üstlendikleri plan, projeler misyonlar içinde kıyamet, Mesih senaryoları idealleri ön plandadır.

* Cizvit Tarikat'ı dünyada kendisine hizmet edecek sözde aydınlara bu söylemleri söylettirir.

* Kendi fikirlerini dillendirmeyenleri bu tarikat önemsemez, zira yeni adamlar bulur,lanse eder ve söylemlerinin yayılması için çalışırlar.

* İran'ın Mesih beklemesi Bush'la ve ekibiyle, dikkat çekicidir.

* Bir başka açıdan; yani Vatikan açısından Obama ve İsrail açısından ise:

Barak Obama ABD'nin 44. Başkanıdır. Şimdi dikkat! Kabala'da 44 sayısı "EFENDİ MÜJDECİSİ"dir ( ŞEYTAN). Tevrat'ta Daniel 2: 44'te şunlar yazar: "VE KRALLARIN GÜNLERİNDE GÖKLERİN EFENDİSİ EBEDİYYEN HARAP OLMAYACAK BİR KRALLIK KURACAK VE ONUN HAKİMİYETİ BAŞKA BİR KAVME BIRAKILMAYACAK VE BU KRALLIKLARIN HEPSİNİ O PARÇALAYACAK VE BİTİRECEK VE KENDİSİ EBEDİYEN DURACAK."

Burada İsrail'in "Büyük Ortadoğu" projesi ve "Büyük İsrail" ideali anlatılır. Rakam 44'tür. Yani Daniel 2: 44.Şimdi İncil'e bakalım. Matta 24: 44: "BUNUN İÇİN SİZ DE HAZIR OLUN. ÇÜNKÜ İNSANOĞLU(MESİH) KIYAMET UMMADIĞINIZ BİR SAATTE GELECEKTİR."

Yine Matta 24: 26- 27'de bakın ne yazar? "MESİH ÇÖLDE DERLERSE GİTMEYİN. O DOĞUDAN BATIYA KADAR HER TARAFTAN GÖRÜLEN (ŞİMŞEK) GİBİ OLACAKTIR." Şimdi burada geçen ŞİMŞEK Kelimesine lütfen dikkat buyurun! Barack'ın anlamı neydi? ŞİMŞEK.

Peki İncil'de Matta 24: 26- 27'de ne diyor? MESİH DOĞUDAN BATIYA KADAR HER YERDE GÖRÜLÜR. ÇÖLDE ARAMA. Çöl neresi? Irak, Arabistan vs...Doğu Asya'dır. Batıya kadar. İşin sonu Batıda; yani Vatikan'da biter. Bunun çok açılımı var ama vakit almayalım. Şimdi yine son günlerde tüm dünya basınında çıkan haberlere göz atalım:

* 2012'de kıyamet…

* beş yıl içinde, yeni bir 11 Eylül bekleniyor …

* Yeni İslam terörü…

* Nükleer saldırı bekleniyor…

* Teröristler bir nükleer bomba çaldı vs..vs...

Bol bol Mesih, İsa, kıyamet, terör senaryoları... İşte şimdi plan meydana çıkıyor:

* Tüm bunları gerçekleştirebilmek için İkiz Kuleler gibi para anlamı taşıyan hedefler değil de daha büyük ve tüm dünyayı sarsacak, taraftarı çok olan bir hedef olmalı.

* Tüm Hıristiyan âlemini sarsmalı Katolik'inden Ortodoks'una, Protestan'ından Süryani'sine, buna bağlanabilecek gerekçelerle vazife çıkaracak olan İsrail'e; yani Yahudilere kadar...

Ya akıllarına gelirse; yani kısacası şu hedef: Vatikan olsun derlerse? Yeni 11 Eylül, 11 Şubat 1929'da bağımsızlığını ilan eden Vatikan olursa? Diyeceksiniz ki: Dünya savaşı çıkar.

* Ya bu savaş bölgesel olursa bir bölgenin işgali amacı ile?

* Ya da krizden çıkmak için; ORTAK SAVAŞ EKONOMİSİ SAVAŞI mesela?

· Yani biri bir tuşa basıp ALO 39 mu derse?

KOD- 39 nedir diyenlere bir bilgi: 39 Vatikan'ın telefon kodudur.  Şimdi konuyla ilişkili hiç bilinmeyen bir bilgi daha: Hıristiyanlıkta Mesih nasıl gelecek derler. Çok versiyonu vardır da; kısacası:

1. Beyaz Kubbe'ye (Kudüs'e)
2. Beyaz Saray'a (ABD'ye)
3. Vatikan'ın Beyaz Kubbesi'ne

Beyaz melekler indirecek bir ışık gibi vs. vs... Bunlar yazılır, çizilir, söylenir, ancak; Bilinmeyen, yazılmayan, çizilmeyeni kısaca yazayım: Kabala'da: "BEYAZ KUBBE'YE BÜYÜK IŞIK TOPUYLA GELECEKTİR EFENDİ." der ve kodlarlar Efendi'nin gözle görünmeyen kölelerince.  Nedir bu atomlar, gözle görülmez, hapsedilmiş radyasyonlar?

Açıklaması:  Tıpkı Matta'da 24, 26, 27'deki ; ŞİMŞEK GİBİ IŞIK DOĞUDAN BATIYA KADAR HERKES GÖRECEKTİR MESİH'i ifadesi gibi. Şudur aslında: Kubbeye inen melek denen beyaz ışıkla Mesih değil, bir işarettir.

Peki Nedir o?

El cevap: Nükleer Bombadır. İki melekten kasıt: İşarettir. Elleriyle Mesih'i getirir. Yani Kubbe'ye bir nükleer atıldı mı

Mesih ondan sonra gelir ki, o iki melek işaret anlamında kullanılır. Yani Mesih'i böyle  sansasyonel bir olay getirir. Olaylar zinciri bomba nasıl görülür? Işık, şimşek gibi. Bunların hiç biri İncil'de Kabalada, Tevrat'ta veya şurada burada olduğu için çıkan meseleler değil. Tam tersine oralarda yazdığı için onlara proje üretiyorlardır.Çıkacak olan dördüncü kitabımızda bu projelerin nasıl üretildiğine dair konular gündemde olacak. Daha önce bir TV programında söylediğimiz gibi Nostradamus'un kehanetleri birtakım gruplarla ve projelerle kehanet adı altında çıkartılmaya çalışılıyor. Son söz Hak kitap KURAN-I KERİM'dir

Melek bekleyenlere bir hatırlatma:

Sultan Fatih Topkapı'dan girerken Bizans'ta papazlar meleklerin erkek mi, dişi mi olduğunu tartışıyorlardı tıpkı Beyaz Kubbe'ye iki melekle gelecek olan Mesih inancı gibi. O zaman Türk Milleti, İslam Âlemi ve hatta insanlık âlemi olarak aklımızı çalıştırmalıyız diye düşünüyorum.

Unutulmamalıdır ki : Tüm engellemelere rağmen

Asrın yıldızı; Türkiye, Türk Devleti ve Milletleri olacaktır.

AB'ye, ABD'ye, İsrail'e, Vatikan'a, Papa'ya, Dünya Bankasına, şuna, buna güvenenlerin vay hâline... Akıllarını çalıştırmadan gökten Mesih bekleyip dursunlar. Yüce Kur'an, akıllarını çalıştırmayanların gökten ne beklemesi gerektiğini söylüyor: PİSLİK

Sevgi ve saygılarımla...

Oktan Keleş/netpano.com

oktankeles@gmail.com

 

Haberi Gönderen: O_GAMSIZ

Kaynak: http://www.netpano.com" rel="no follow - www.netpano.com



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:02
'Melekler ve Şeytanlar'a Vatikan Engeli
 


'Melekler ve Şeytanlar'a Vatikan Engeli

Yazar Dan Brown'un, milyonlarca satan ve filmi çekilen 'Da Vinci Şifresi' adlı kitabından önce yazdığı 'Melekler ve Şeytanlar' için çekimlerine başlanan film, Vatikan engeline takıldı.

Kitabın konu aldığı Roma'daki mekanlarda dış çekimler yapan film ekibi, Santa Maria del Popolo ve Santa Maria Della Vittoria Kiliseleri'nde iç çekimler yapma istemi Vatikan tarafından reddedildi.

Konu hakkında açıklama yapan Roma Piskoposluğu Basın Sözcüsü Rahip Marco Fibbi, "Sık sık kiliseslerimizi dini duygularla bağdaşan projeler için açıyoruz. Ama genel dini duygulara karşıt fantezi filmleri için vermiyoruz" diye konuştu.

Bunun üzerine yönetmen Ron Howard dış çekimleri bitirdikten sonra Caserta'ye hareket edecek. Buradaki Kraliyet Sarayı'nı 3 günlüğüne kiralayan Harward, iç mekan çekimlerini burada tamamlayacak. Vatikan, Da Vinci Şifresi kitabına karşı da sert eleştirilerde
 
 
Papa Suikasti
 


Papa Suikasti

Papa Suikastı, 13 Mayıs 1981 tarihinde Vatikan'da Papa II. Jean Paul'e yönelik suikast girişimi. Papa suikastten iki kurşun yarası alarak sağ olarak kurtulmuştur.

1 Şubat 1979'da gazeteci Abdi İpekçi'nin öldürülmesi olayının firari sanığı Mehmet Ali Ağca olayın sanığı olarak yakalanmıştır. Suikast girişimi İtalya'da diplomat olarak görev yapan iki Bulgar'ın tutuklaması üzerine Soğuk Savaşın iki süper gücünü karşı karşıya getirmiştir.

Aslen Polonyalı olan Papa, Amerikan tezine göre Sovyet Gizli Servisi KGB ve Bulgaristan devleti tarafından öldürülmek istenmişti. Bulgarlar bu amaçla sağcı bir Türk eylemci olan Ağca ile anlaşmış ve suikasti düzenlemişlerdi. Bu iddia ABD ve Batı dünyası tarafından uzun süre kullanıldı ve Bulgar Bağlantısı olarak anıldı.

Sovyet tezine göre ise suikast Bulgar diplomatlara ve Doğu Blokuna yönelik bir komploydu. Amerikan Gizli Servisi CIA, Polonya'da örgütlenen ve Sovyet karşıtı bir muhalefetin önderliğini yürüten Dayanışma Sendikası'na destek veren Polonya asıllı Papa'ya suikast düzenletmiş, bu amaçla da Türkiye'de ülkücü militan olarak tanınan Ağca'yı kullanmıştır.

Her iki tez de bazı yanlışlar içeriyordu. Ağca ABD'nin iddia ettiği gibi solcu değildi, Sovyet gazetecilerin ileri sürdüğü gibi ülkücü bir militandı ve Bulgar gizli servisi ile ilişkisi vardı. İpekçi cinayeti sonrası hapisten kaçmış ve sahte pasaport ile Bulgaristan'a geçmişti. Orada Bulgar Gizli Servisi ile ilişkili Türk Mafyası tarafından saklanmış, bir süre sonra Avrupa'ya gönderilmişti. Ağca'nın suikastte kullandığı silah bir Nazi'ye aitti. Sovyetler Biriği, Polonya asıllı Karol Josef Wojtyla'nın 2. Jean Paul adıyla papa seçilmesinden sonraki komünizm karşıtı söyleminden oldukça rahatsızdı.

Ağca, Papa suikastı sonrasında yargı sürecinde sürekli olarak değişik ifadeler verdi ve akıl sağlığından yoksun bir karakter görüntüsü çizdi. Mahkeme ve soruşturmalarda 128 farklı ifade veren Ağca, kendisinin beklenen İsa Mesih olduğunu ilân etti. Mahkeme heyeti 22 Mart 1986'da Ağca'yı ömür boyu hapse mahkûm etti. Ancona cezaevinde yatmakta iken 13 Mayıs 2000'de İtalyan hükümeti tarafından Türkiye'ye gönderildi.

Kaynak: Wikipedi


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:04
Papa Yada Şiddetin Dili
 



Papa Yada Şiddetin Dili


Sorumluluk mevkiinde olan insanların söz ve davranışları toplum katmanlarında derin yankılar uyandırır. Hele bu söz ve davranışlar belli bir gruba, belli bir kavme, belli bir dine, kısaca belli bir adrese yönelik ise, elbette taraftarlar nezdinde meydana getirdiği incinmeler protest çıkışların nedeni olabilir. Bu tepkilerin ayarı bazen dengeli olur bazen de kantarın topuzunun kaçmasına sebebiyet verebilir.

İşte bütün bir İslam âleminin Papa 16'ncı Benedikte protest bir tavır takınmasının arkasında onun Almanyada yaptığı konuşmada İslamı ve Hz. Peygamberi tahkir edici sözleri vardır. Bu sözler hiç kuşkusuz çok kışkırtıcı, oldukça insafsız, adaletten yoksun ve haksız olmuştur.

İslamın kutsallarına yönelik bu sözler bir bilim adamı kimliğiyle uyuşmadığı gibi, yaklaşık bir milyara yakın bağlısı olduğu bilinen bir dini liderliğe hiç yakışmamıştır.İslamda her şey çok saydamdır. İslamın gizli bir tarihi ve gizli bir bilgi anlayışı yoktur. Kuran ve Hz.Peygamberin hayatı bir bütün olarak detaylarıyla ortadadır. Bu alanda özgün eserler ve çalışmalar tarihsel süreçte zengin bir birikim oluşturmuştur. Hz. Peygamberin yeni şeyler getirmediği iddiası, biraz dünya tarihi bilgisine sahip olan insan için gerçekten insaf sınırlarını zorlayan bir yakıştırmadır. Neden? Bu hakikaten bilgi noksanlığından değil, bilinçli bir görmezlikten gelme siyaseti izlemenin bir neticesidir. Kaldı ki, Vatikanda İbn Teymiyye, Seyyid Ahmed Han, Muhammed Abduh, Ehl-i sünnet, Mutezile gibi kişi ve akımlar üzerinde akademik düzeyde çalışma yapan çok sayıda İslamolog mevcuttur. Bunların hepsi de Papanın danışmanıdır. Dolayısıyla Papa, danışmanlarından habersiz konuşma metnini hazırlamamıştır.Bilindiği gibi Papa, Hıristiyanlık ve helenizm arasında bağ kurmuştur. Yeni Eflatunculuğun sudûr nazariyesine göre Tanrıdan ilk çıkan şey akıldır. Hıristiyanlığın akıl anlayışı buna dayanır. Bu tezden hareketle Papa, İslamda Allah ile akıl arasında bağ yoktur demiştir. Biz onun sözünü böyle anlıyoruz.

Kaldı ki, İslamın akıl anlayışı kurucu kaynaklarımız olan Kuran ve sünnette müteaddit defalar vurgulanmıştır. Bu konuda Mutezile ve Mâtürîdîlik gibi Kelam ekollerinin akıl anlayışları ve tartışmalar dillere destandır. Bütün bunlara rağmen kalkıp bugün taraftarı bile olmayan Zâhiriye mezhebinin önderlerinden İbn Hazma atıfta bulunmak gerçeği saptırmak ve yanlış adreslere gönderme yapmak anlamına gelir. Elbette, Kelam ekollerimiz tenzihi bir dil kullanmışlardır. Mâhiyetini bilmediğiniz bir varlık hakkında soyutlamacı bir dil kullanarak konuşmak, biraz da akıl yürütmek demektir. Daha doğrusu soyutlamacı Tanrı anlayışının arka planında bile rasyonel bir tavır vardır. Aksine Hıristiyanlıkta Tanrı o kadar somutlaştırılmış ki, netice de Hz. İsaya Tanrı denilmiştir. Doğrudur, Müslümanlar bu konuda çok tenzihçidir. Onlar, yaratan ile yaratılan arasını birbirinden ayırmada büyük özen göstermişlerdir. Bu bağlamda aynı özeni göstermeyen dinsel akımlar hep irrasyonel kalmışlardır. Burada rasyonel ve irrasyonel din ya da anlayışların hangisi olduğu taraftarlar tarafından çok iyi bilinmektedir.Papa, yaptığı konuşmada İslamı kılıç dini olarak tanıtmış ve böylece İslamın cihad anlayışını da eleştirmiştir. Cihadın akla ve Tanrıya karşı olduğu iddiası akılalmaz bir değerlendirmedir. Hâlbuki İslamî bir kavram olan cihad, Müslüman fenomende daha çok entelektüel ve manevî bir faaliyet olarak tanımlanmıştır. Sadece tanımlanmakla kalmamış, bunun sayısız ürünleri ortaya konmuştur.

Biz Papanın İslama yönelik haksız eleştirilerinin arka planında neyin olduğunu çok iyi anlıyoruz. İçinde yaşadığı Batı toplumu, bugün Hıristiyan köklerinden çok uzaklaşmıştır. Vatikanda bile Pazar âyinlerine gençler katılmamakta, katılanların oranı ise, %20lerde seyretmektedir. Batı hükümetleri anayasalarından Hıristiyanlığın temel değerlerini çıkarmışlar ve bu konuda Papayı dinlememektedirler. Gençlik nihilizme ve hedonizme kaymıştır. Kiliselerde görevli din adamlarının ortalama yaşı 60-65dir. Hıristiyanlıkla yoğrulmuş Batı toplumları maddeci ve seküler bir yaşam tarzını tercih etmişlerdir. Papa, İslam üzerinden siyaset yaparak, Hıristiyanlığı tekrar diriltmek istemektedir. Dolayısıyla, yanlış bir ata oynamaktadır. Hâlbuki Vatikan, 1960 yıllardan itibaren Müslümanlarla diyalog kuracağını deklare etmiş ve bunun da adımları atılmıştı. Diyalog tanıma, şiddet dilini terk etme, önyargılarla hareket etmeme ve karşılıklı müsamahaya dayalı bir zemin üzerinde yapılabilir. Siz zemini tahrip ederek, bugüne kadar ileri sürdüğünüz iddialarınızı kendi ellerinizle bozarak ötekileştirdiğiniz patnerlerinizle nasıl diyalog kuracaksınız? Buradan biz, Vatikanın yeni bir konsept değişikliğine gittiğini anlıyoruz. Diğer taraftan İslam dünyasında meydana gelen ya da getirilen üç-beş olaydan hareketle İslamın şiddet dini olduğu önermesine varmak âdil bir değerlendirme değildir. Papanın amacı, İslamla şiddet arasında bağlantı kurarak, bakın bizimkisi böyle değildir, bizim mal, sevgi ve hoşgörüye dayanır, demek istemektedir. Bir defa Hıristiyanlıkta sevgi, bebek sevgisidir, insanlık sevgisi değil. Yani, Kilisede Meryemin kucağında bulunan bebek sevgisidir. Onların insanlık sevgisini (!) biz, Afganistanda, Irakda çok iyi görüyoruz. Aslında muharref Hıristiyanlık intikam alma dini üzerine kurulmuştur. Çarmıha gerilmiş Hz. İsa heykelinin kilisenin ön tarafında herkesin gözü önünde kanlı olarak bulunması, Hıristiyanlığın kan ve şiddet üzerine kurulmuş bir intikam dini oluşunun göstergesi değil midir? Elbette biz bir Müslüman olarak şiddetin her türlüsüne karşıyız. Hiçbir sebep, şiddeti ve cinayet işlemeyi haklı kılmaz. Buna rağmen günümüz İslam dünyasında şiddete yönelik bir takım hareketler meydana gelmektedir.Acaba bu şiddetin müsebbipleri kimlerdir? Bu şiddeti doğrudan İslamla ve Hz. Peygamberle irtibatlandırmak nasıl bir akıl işidir? Sosyal olaylar tek bir nedene indirgenebilir mi? Hâlihazır İslam dünyasında cereyan eden fiili işgaller, savaşlar, kültürel hegemonyacılık, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk, halkın siyasal katılım taleplerinin geri çevrilmesi, insan hakları alanında ihlaller, üstünün hukukunun tatbik edilmesi, orantısız güç kullanma, cehalet, eğitimsizlik vb. gibi şiddeti besleyen faktörler üzerinde niçin durulmuyor? Bu halklar Irakta, Filistinde, Afganistanda, Lübnanda vs. kendi topraklarını işgal eden işgalcileri çiçeklerle mi karşılayacaktı? İşgal edilmiş vatan topraklarını savunmak şiddet midir? Asıl şiddetin aktörleri kimlerdir?
Elbette bu soruların cevabı ayan-beyan ortadadır. O halde, yapılması gereken küresel barışın ve küresel adaletin gerçekleştirilmesi için bu sorunların âcilen çözülmesi gerekiyor. Kaldı ki, Papa'nın şiddeti yorumlaması Kilise için bir yenilik olabilir. Fakat Papanın İslamı yorumlamaya kalkması, onu yeniden tanımlaması anlamına gelir ki, buna hakkı yoktur. Tanımlamak ise, müdahale etmek demektir. Onun, böyle bir yorumda bulunması, hiç kuşkusuz dünya Müslümanlarını öfkelendirecektir. G. Kepler gibi İslam dünyası raportörleri ve Müslümanlara akıl vermeye çalışan maaşlı stratejistler şunu iyi bilmelilerdir ki, artık dünya müslümanları bundan sonra önlerine atılan yemler sebebiyle kolayca tutulacak bir balık ya da kolayca yutulacak bir lokma konumunda olmayacaklardır. Sanırım Papanın Türkiye ziyareti, İslam hakkındaki önyargılarını değiştirmeyecektir ama dini liderliğin büyük bir sorumluluk ve derin bir duyarlılık gerektirdiği dersini almasına vesile olacaktır

Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ
Cumhuriyet Üniversitesi
Kelam Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:05
M. Ali Ağca, İtalyan La Repubblica gazetesine konuştu: Papaz ve kardinallerin yardımı olmadan Papa'ya suikast düzenleyemezdim!.

Ağca, Kartal Maltepe Cezaevi'nde İtalyan gazeteci ile yüz yüze yaptığı röportajda şöyle diyor: Şeytan, Vatikan'ın içinde. Papa'ya düzenlenen suikast girişiminden Vatikan da sorumludur...

TEK BAŞIMA YAPTIM

Tanrı'nın kararı olan bu suikastte hiçbir gizli servisin parmağı olmadı. Kimse bilmiyordu. Bazı Vatikan yetkilileri benim yeni Mesih olduğuma inanıyordu.

Şeytan Vatikan duvarı içinde


Ağca, İtalyan basınına "Papa suikastinde kendisine Vatikan'ın yardım ettiğini" söyledi. O dönemki davaya bakan yargıç Priore de "Vatikan sorgulama taleplerimin hepsini geçiştirmişti" dedi.

Mehmet Ali Ağca, Papa'nın hastalığının ağırlaştığı ve İtalyan parlamentosunun "Gizli Servisler Mitrokin Komisyonu"nun suikast üzerine araştırmalara başladığı bir dönemde yeniden İtalya'nın gündemine oturdu. Geçtiğimiz gün Çakal Carlos'un örgütünde Bulgar ajanlarca eğitildiği öne sürülen Ağca, hakkındaki iddiaları La Repubblica gazetesine yaptığı bir açıklamada yalanladı ve ilk kez bu kadar açık bir şekilde Vatikan'ı suçladı:

VATİKAN YARDIM ETTİ

13 Mayıs 1981'de Dünya'da hiçkimse bu suikastle ilgili bir şey bilmiyordu. Suikastte Vatikan'ın sorumluluğu var. Bazı rahip ve kardinallerin yardımı olmadan suikasti gerçekleştiremezdim. Şeytan o duvarların içinde. Benim yaptığım suikast Tanrı tarafından kararlaştırıldı. Rebibbia hapishanesinde yaptığım görüşmede Papa da suikastin Tanrı'nın bir işareti olduğunu söyledi. Ben Papa'yı seviyor ve sayıyorum. Seksenli yıllarda Vatikan'da bazı insanlar benim Mesih olduğuma inanıyordu ve serbest bırakılmam için Emanuela Orlandi üzerine entrika düzenlediler. Eğer sahte bir biçimde din değiştirmeyi kabul etseydim, 1983'te serbesttim. Beni ya Orlandi ile değiştireceklerdi, ya da cumhurbaşkanınca affedilecektim. Benim Hıristiyan olmamı istiyorlardı... Gizemini halen koruyan Ağca suikastinin yeniden gündeme oturması üzerine suikast davasına bakan dönemin hukukçularıyla görüştük. Davanın hakimlerinden Rosario Priore, "Komisyondaki Carlos ve örgütü Separat'la ilgili belgelerde yeni ipuçları çıktı. Bunun değerlendirilmesi gerekir" dedi. Priore, kendisinin de Ağca davasında İran'da kaldığı dönemi uzun süre incelediğini belirterek, yaptığı soruşturmaların ucunun Moskova'ya kadar vardığını söyledi.

"SORGU İZNİ VERMEDİLER"

Ağca'nın Papa suikastinde Vatikan'ın içinde bazı rahip ve kardinalleri suçlaması için "Bu çok ağır bir suçlama" derken, kendisinin de geçmişte Vatikan'ın işbirliğinden kaçmasından yakındığını hatırlattı. Priore, Papa'ya suikast davasını sorgularken Vatikan'a onlarca soruşturma ve tanık dinleme talebinde bulunduğunu, ancak Vatikan yetkililerinin sorularını yazılı yanıtlarla geçiştirdiğini belirtti. Priore, "Ağca çok sayıda ifade verdi. Daha sonra geri çekti" dedi. Roma savcılığının da suikast konusunda yeni bir soruşturma başlatmış olabileceğini, bu soruşturmanın büyük bir ihtimalle "yeni Bulgar belgelerine" dayandırılmış olacağını ileri sürdü. Öte yandan Papa'ya suikast davasıyla tanınan bir diğer hakim Ferdiando Imposimato da "Roma Savcılığı'nın konuyla ilgili başlattığı gizli bir soruşturma olabileceğine" değindi. Ağca, İtalyan parlamentosundaki komisyonun başkanı Paolo Guzzanti'ye ağır suçlayıcı bir mektup yazdı. Bir örneğini de bize gönderdiği mektupta şöyle dedi: Bay Guzzanti, beni tetikçi olarak tanımlamaktan utanmalısınız. Ali Ağca gerçek bir uluslararası devrimcidir. Ben tıpkı Ernesto Che Guevera gibi sadece insanlığın onuru için savaştım. Halen herkese ekmek ve iş garanti eden reel sosyalizme inanıyorum. Ne İtalyan savcılar, ne de Mitrokin Komisyonu karşısında ifade vereceğim. Bırakıldığımda Orlandi'yi de serbest bıraktıracağım. Orlandi bir batı ülkesinde lüks bir villada yaşıyor. Ancak Vatikan'a ailesini kucaklamak için dönmek istiyor. Senden Vatikan'ın da cevabını içeren bir mektup bekliyorum... İtalyan basını, dünkü haberlerinde Ağca ve suikastle ilgili belgelerin "Bulgar istihbaratında mühürlü bir odada tutulduğunu" yazdı. Bu belgelere göre suikast emrini KGB'nin verdiği, Çakal Carlos'un adamlarının Ağca'yı İran'da eğittiği, Bulgar istihbaratının da aracılık yaptığı öne sürülüyor.

Kaynak: Sabah Gazetesi


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:07
Vatikan'da Şer İttifakı
 

Türk ve Müslüman düşmanı Papa 16. Benedikt ile Ortodoks Ermeni Kilisesi’nin ikinci lideri
Patrik 2. Karekin sözde soykırım yalanını yaymak için işbirliği yapıyor. Karekin Papa’dan destek istedi ve söz aldı.

Vatikan’da şer ittifakı

Katoliklerin lideri Papa 16’ıncı Benedikt ile Ermeni Ortodoks Kilisesinin Papazı 2’nci Karekin, Ermeni soykırımı yalanları için Vatikan’da kapalı kapılar ardında sinsi planlar hazırladılar

Ermeni Ortodoks Kilisesi’nin ikinci lideri Patrik 2. Karekin, Vatikan’a giderek Katoliklerin lideri Papa 16. Benedikt ile bir araya geldi. Görüşmelerde sözde Ermeni soykırımı iddiaları görüşüldü. Karakin, Papa’dan sözde soykırımı yalanına destek istedi. Papa, destek sözü verdi ama, 2. Karekin ile çıktığı 20 bin kişinin karşısında bundan söz etmedi.

Sinsi plan

16. Benedikt, burada yaptığı konuşmada, sözde sıykırımından söz etmedi ancak, “Ermeni Ortodoks Kilisesi’nin yakın tarihi zulüm ve kahramanlık, karanlık ve umut, aşağlanma ve yeniden doğmanın zıt renkleriyle yazıldı” dedi. Papa, halk önünde bunları söylerken, kapalı kapılar ardından, Karakin’e sözde Ermeni soykırımına tam destek vereceğini söylediği belirtiliyor. Papa 16. Benedikt ise şimdiye kadar bu ifadeyi hiç kullanmadı. 16. Benedikt, bu konuyu genellikle kapalaı kapılar ardında konuşarak, sinsi bir plan yürüttüğü belirtiliyor. Papa’nın Medeniyetler İttifakı oyununu sürdürmek için şimdilik, Ermeni yalanlarını açık yerlerde dillendirmediği belirtiliyor. Papa 16. Benedikt’in selefi, Papa 2. Jean-Paul, Patrik Karekin ile 2000 yılında yaptığı görüşmenin ardından sözde soykırımı kınayan bir açıklama yayınlamış ve yaptığı çeşitli konuşmalarında bu ifadeyi defalarca kullanmıştı.

Önceki söylemişti

Katoliklerin eski ruhani lideri Papa 2. Jean Paul, Kasım 2000’de Vatikan’ı ziyaret eden Ermenistan katoliklerinin lideri 2. Karekin’le yayınladığı ortak açıklamada “sözde Ermeni soykırımını” tanıdığını ilan etmişti. İki din adamının, St. Peter Katedrali’nde düzenlenen ayinden sonra yaptıkları ortak açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı.: “Ermeni soykırımı, şu korkunç olayların başlangıcı olmuştur: İki dünya savaşı, sayısız bölgesel çatışmalar ve milyonlarca inananın hayatına mal olan, planlı imha kampanyaları.” O tarihte 80 yaşında olan Papa ile 2. Karekin’in ortak açıklamalarında maddi yanlış da yaptıkları görülmüştü. Birinci Dünya Savaşı 1914’ün ağustos ayında başlamış olmasına rağmen iki din adamı, “soykırım” olarak tanımladıkları 1915 olaylarının, Birinci Dünya Savaşı’nın da habercisi olduğunu söyleme yanlışına düşmüştü.

Sarmaş dolaş oldular!

Yunanistan Kilisesi Sen Sinod Meclisi tarafından, 28 Ocak 2008’de kanserden ölen Yunan Kilisesi Başpiskoposu Hristodulos’un yerine seçilen Başpiskopos II. İeronimos, ilk yurt dışı ziyaretini Fener Rum Papazı Bartholomeos’a yaptı. Başpiskopos II. İeronimos’u Patrikhanenin taht salonunda kabul etti. İeronimos, görüşmede Hristodulos döneminde iki kilise arasında yaşanan gerginliğe artık fırsat verilmeyeceğini söyledi. Böylece aralarında yeni bir ittifak kurduklarını belirttiler. Hristodulos’un, Patrikhane’nin 1928’de Yunanistan Kilisesi’ne emanet bıraktığı Kuzey Yunanistan gibi bazı bölgelerin dini yönetimini iadeyi reddetmesi ve Fener papazının onayını almadan atamalar yapması iki kiliseyi birbirine düşürmüştü. Bartholomeos, bir süre Yunanistan Kilisesi ile ilişkiyi bile kesmişti. Görüşmede, bu meseleye atıfta bulunan İeronimos, “Bundan sonra birlikte çalışacağız” dedi.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:08
Vatikan'ın 7 Günahı
 


Katolik dünyasının merkezi Vatikan, 7 ölümcül günahta yenileme yaptı. Papalık, “İncil’de geçen ve Kilise’nin 6’ncı yüzyılda yorumladığı yedi ölümcül günah, artık yeterli değil. Günahları günümüz şartlarına uydurmamız gerekiyor. Yeni günahlar daha çok bireysel kapsamlı. Ayrıca, pedofili (çocuklara cinsel ilgi ve kürtaja da karşıyız” dedi.



Vatikan'a eklenen yeni günahlar bunlar...

İşte cehenneme götüren 7+7 günah...

1 - Genetik değişiklik...
2 - İnsanlar üzerinde deneyler yapmak...
3 - Çevreyi kirletmek...
4 - Sosyal adaletsizliğe yol açmak...
5 - Yoksulluğa neden olmak...
6 - Uyuşturucu kullanmak ve satmak...
7 - Zenginlikle gösteriş yapmak...


İşte bunlar da doğrudan cehenneme yollayan eski günahlar:

1 - Aç gözlülük...
2 - Tembellik...
3 - Öfke...
4 - Kıskançlık...
5 - Gurur...
6 - Şehvet...
7 - Hırs...
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:11

Vatikan'ın Dinlerarası Diyalog Hakkındaki Açıklamaları
 

 

http://img1.blogcu.com/images/a/d/m/admimahmet/vatikan.jpg" rel="no follow">

 

 

 

              Vatikan’ın asırlar boyu İslam Dünyası’na karşı aldığı tavır ortadadır ve bütün İslam Dünyası bunun farkındadır. Vatikan’ın kendi ifadesiyle Dinler arası Diyalog misyonerliğin çağa uyarlanmış şeklidir. Bu açıklamalara rağmen hala milletimizin gözünün içine baka baka bu paslı hançeri milletimizin bağrına sokmaya devam ediyorlar.

              “Dinler arası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.”

          REDEMPTORİS MİSSİON(2.PAUL’UN 1991 yılında ilan ettiği “KURTARICI MİSYON” ADLI genelgesi)

               

                “Dinler arası Diyalogdan söz ettiğimizde açıktır ki bu faaliyeti, kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, kilisenin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.(1964 yılında 2. Vatikan Konsülünde kurulan “Hıristiyan Olmayanlar Sekretaryası’nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya’nın yayın organı Bulletin’deki yazısı)

 

                  “Papa 6. Paul’un vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinler arası diyalog, kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir.”

                   (Bulletin, 59/20–2.1985.124) 

                  “Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Afrika ve Amerika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.”(Papa 2.Paul/2000)

                   “Hıristiyanlar İsa’nın Mesih olduğuna ve insanın onun sayesinde kurtulduğuna inanır. Tanrı’ya götüren başka bir yol yoktur.”

               (NPQ: Cilt:1 Yaz 1991 BUTTİGLİONE)

               “Kilise ile diğer dinler arasındaki diyaloga evet. Ama aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor.”

                    (Papa 2. Jean Paul, Sen Pietro Kilisesi 25.06.2000)

                    “Bu diyalogun tek amacı İncil’i tanıtmaktır. Muhataplar ikinci Âdem’i(Hz. İsa’yı)Tanrı olarak kabul etmek zorundadırlar ki Birinci Âdem’i de (Hz.Adem’i de) yaratan odur.

                    (KATEŞİZM Kitabı Vatikan Yayınları)

               “Bütün insanlar Hz.İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan kiliseye girmelidir. Yollar usuller, metotlar değişir ama hedef hiç değişmez: Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihai maksadımız.”

                    ( TOWARDS A PASTORAL APPROACH TO CULTURE / VATİKAN 1999 )       

 

            Ve yine 27.01.2007 tarihli bir haberde Roma'da Vatikan'a bağlı yükseköğrenim kurumlarından biri olan Laterano Üniversitesi Rektörü Piskopos Rino Fisichella, Müslümanlarla dinler arası değil, sadece kültürel düzlemde bir diyalogdan söz edilebileceğini söyledi.

Piskopos Fisichella, söz konusu iddiasını, Vatikan Basın Merkezi'nde "Pietro ama e unisce" (Petrus sever ve birleştirir) adlı bir yapıtın tanıtımı amacıyla düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma sırasında gündeme getirdi.

Rektör Piskopos Fisichella, "İslam dünyasıyla, dinler arası değil, sadece kültürlerarası diyalog mümkün" dedi.

Hıristiyanlık ile İslam arasında ortak bir dinsel mirastan söz edilemeyeceğini savunan Fisichella, Müslümanlarla olası diyalog etkinliklerinin, inanç esaslarından ödün verme ve senkretizm (iki tarafı birleştirme) tehlikelerini bertaraf edebilme amacıyla, sadece kültürel düzlemle sınırlı tutulması gerektiğini ileri sürdü.

Piskopos Fisichella, Hıristiyanlık ile Musevilik arasında ise ortak dinsel miras nedeniyle dinler arası diyalogun da mümkün olabileceğini belirterek şöyle konuştu:

"Hıristiyanlık, Musevilik ile teolojik açıdan çok farklı bir ilişki içindedir. Dolayısıyla Musevilerle ilişkilerimiz, sadece kültürel düzlemdeki bir diyalogla kalmamalıdır. Zira ortaklaşa kabul ettiğimiz, Eski Ahit kitabı söz konusudur. Aziz Pavlus'un ifadesiyle belirtmemiz gerekirse biz, söz konusu kitaba yapılmış bir aşının ürünüyüz."

Papaz Adriano Garuti ve Piskopos Nicola Bux tarafından kaleme alınan "Pietro ama e unisce" adlı yapıtın tanıtım toplantısında kürsüne bulunan yetkililer arasında Fisichella'nın yanı sıra Vatikan Devlet Sekreteri (Başbakan) Kardinal Tarcisio Bertone de vardı.

Laterano Üniversitesi Rektörü Fisichella, İslam'la dinler arası diyalogun söz konusu olamayacağı biçimindeki iddiayı Kardinal Bertone'nin huzurunda dile getirdi. Kardinal Bertone'nin söz konusu görüşe herhangi bir itirazda bulunmaması da dikkati çekti.

 

       Hal böyle iken içimizdeki malum şahısların ve onların faaliyetlerinin bu söylenenlerden bihaber ve bitaraf olmadıklarını açık bir şekilde yine burada gözlemlemekteyiz. Bu faaliyetleri yönlendirenlerin akıllarının ve ellerinin dışarıda olduğu göbeklerinin şer güçlerine bağlı olduğu açıkça ortadadır. Artık burada aklı ve vicdanı hür, basiret ehli kardeşlerimizin bu gaflet ve dalalet uykusundan bir an önce uyanarak harekete geçmelerini temenni ediyoruz.

 

 



Vatikan'ın Futbol Sevdası

Vatikan Devlet Sekreteri (Başbakan) Kardinal Tarcisio Bertone'nin Papa'nın müsaadesi olması durumunda İtalya Birinci Futbol Ligi'ndeki (Serie A) ünlü takımlarla başa baş yarışabilecek bir futbol kulübü kurulabileceğine ilişkin beyanatının ardından, Papa önderliğindeki bu minik devletin aslında bir milli takımının zaten var olduğu ortaya çıktı.

Sarı-beyaz formalı Vatikan Milli Futbol Takımı, fiiliyatta var olmakla birlikte tarihte çok az resmi maç oynadığı öğrenildi. Uluslararası Futbol Federasyonu'na (FİFA) kayıtlı olmayan Vatikan Milli Futbol Takımı, bu kuruluşa tescillerini yaptırmamış olan milli takımları bünyesinde barındıran NF-Board üyesi. Teknik ve bürokratik zorluklarla karşı karşıya olan Vatikan Milli Takımı, FİFA üyesi olmayan takımlar arasında oynanan Mini Dünya Kupası'na da katılmamış. Sarı-beyazlı milliler, bugüne kadar da uluslararası müsabakalara oldukça az katılmışlar.

Vatikan Milli Futbol Takımı'nın 1994 ve 2002'de San Marino Milli Futbol Takımı'yla yaptığı iki karşılaşma da golsüz beraberlikle sonuçlanmış. Sarı-beyazlıların aldıkları en önemli galibiyetlerini ise 5-1'lik bir skorla bu yıl içinde, İsviçre'deki minik takımlardan SV Vollmont karşısında elde etmişler.

Vatikan'ın futbol takımının turnuva amaçlı düzenlediği karşılaşmalarda Papa'yı korumakla görevli İsviçreli Muhafızlar, Papa'nın danışmanları, İtalyan koruma görevlileri ve Vatikan Müzesi bekçileri top koşturuyorlar. Roma'da Brezilyalı papaz adaylarının öğrenimleri sırasında ikamet ettikleri Brezilya Koleji'nin de amatörlerden oluşan ayrı bir takımları var.

Ancak Vatikan'ın uluslararası futbol müsabakaları söz konusu olduğunda, sadece İsviçreli Muhafızlar forma giyebiliyorlar. Zira, anılan gruplar arasında, görev süreleri boyunca Vatikan vatandaşlığına alınanlar sadece İsviçreli Muhafızlar'dan oluşuyor. Maçlar için genelde Roma'da Gianicolo tepesindeki Vatikan'a bağlı Propaganda Fide Üniversitesi'nin top sahası kullanılıyor.
 



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:13
Vatikan'ın Gerçek Yüzü ve Dinler Arası Diyalogda Varılan Nokta
 


VATİKAN’IN GERÇEK YÜZÜ VE DİNLER ARASI DİYALOGDA VARILAN NOKTA


Dünyaya yön veren etkili güçler, yıllardır İslâm’ı şiddetle ve terörle ilişkili, Müslümanları da barbar olarak göstermek için olağanüstü çaba harcıyorlar. Bugün yeryüzünde bizatihi Rasûlullah (s.a.v.)’in tebliğ edip, sahabesine öğrettiği İslâm ile insanların kafalarında şekillenip algılanan İslâm arasında uçurumların olduğu açıkça ortadadır. Bu açıdan bakıldığında İslâm düşmanlarının aleyhte propagandalarının sonuç verdiği söylenebilir. Kendi iç sorunlarıyla boğuşan İslâm dünyası, yüksek sesli ve entrikalar dolu bu propagandalara etkili ve ikna edici cevap vermekten çok uzaktır.

Sizler neler düşünüyorsunuz ve nelerle meşgulsünüz bilmiyorum; ama dünyada gelişen hadiselere baktığınız zaman fark edeceğinizi umduğum Müslümanların kalplerini hüzne boğan olay ve açıklamalara her gün bir yenisi eklenmektedir. Son zamanlarda gün geçmiyor ki İslâm'a laf atılmasın, âlemlere rahmet olarak gönderilen Kainatın Efendisi Rasûlullah (s.a.v.)’e dil uzatılmasın ve dünyada 1.5 milyarı aşkın nüfusa sahip Müslümanlara hakaret edilmesin.

İşte onlardan birkaç tanesi; 11 Eylül olayları sonrası Bush'un, küresel işgal hareketini başlatmak için kullandığı "Haçlı Savaşı" beyanatını, kısa bir süre önce kullandığı "Faşist İslâmcılar" hezeyanını nasıl unutabiliriz. Ve yine 2006 Nisan ayında Danimarka Kraliçesi II. Margrethe'in; "İslâm'ın meydan okuyuşuyla karşı karşıyayız. Artık İslâm'a karşı muhalefetimizi göstermenin zamanı geldi." dediğini. Bunların hemen arkasından Rasûlullah (s.a.v.)’e çirkin çizgilerle yapılan saldırı nasıl unutulabilir ki!

Bu meyandaki hücumların Müslümanlarda oluşturduğu yara her geçen gün derinleşmektedir. İşte bu kanayan yaraya bir yenisi daha eklendi. Son olarak Roma Katolik Kilise'nin güya barış elçisi Papa, İslâm'a karşı tarihî kinini kusarak bu yaraya kezzap dökmeyi başardı.

Papa'nın İslâm’a karşı söylediği sözler tüm dünyada derin yankılar uyandırdı, İslâm dünyasını ayağa kaldırdı; Vatikan kendince İslâm dünyasından güya özür diledi; ama kimse bu özre kulak asmadı. Çünkü onların bu özürlerindeki samimiyetsizlik ortadaydı. Tabi bu gelişen hadiseleri çok fazla garipsememek lazım. Çünkü Papa, Sovyetler'in yıkılışından sonra Huntington 'un(1) Amerika'yı canlı ve dinamik tutmak için oluşturduğu “Hristiyan-Müslüman çatışması kuramı”na uygun davranıyor. Zaten karikatür krizi de bu amaçla icat edilmişti. Yani Amerika’nın dünya liderliğinin devamı ve pekiştirilmesi için bir düşmana ihtiyaç var. İşte 11 Eylül olaylarıyla bir şekilde başlangıç yapan krizler silsilesi sayesinde Amerika, yandaşlarını etrafında kolayca toplayacak ve stratejik hedeflerine kolayca saldıracak bahaneler bulabiliyor. Nitekim Papa'nın açıklamaları, Bush 'un ''İslâmofaşistler, çağımızda Hitler gibi tehdit oluşturuyorlar'' tezinin hemen üzerine geldi.

İslâm coğrafyasının çeşitli yerlerinde hâlen sürmekte olan katliamların, eşi benzeri görülmemiş vahşetin ya bizzat tetikçisi, bombacısı ve bombalayıcısı durumunda olan ya da aktif destekçisi olan saldırgan bir dünyanın din adamı rolündeki bir adam hiç sıkılmadan, utanmadan, ellerinden damlayan Müslüman kanına bakmadan tüm dünyaya şöyle seslenebiliyor: "İslâm'da Tanrı o kadar soyut ki, akıl ile Tanrı arasında bağ yok. İslâmî cihad akla ve Tanrı'ya karşıdır." Sonra da söylediklerini teyit sadedinde 14. yüzyılda Bizans İmparatoru İkinci Mihail Paleologos ile bir Fârisî bilge arasında güya cereyan eden, İslâm'a karşı Hristiyanlığı savunma amacıyla kaleme alınmış hayali diyalogu ele alan eserden aktarmada bulunuyor. Buna göre Paleologos, Müslüman muhatabına seslenerek; "Bana Muhammed'in getirdiği yenilikleri göstersene! Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın. Tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücü ile yayılması emrini verdiği gibi..." demiş.

Papa, sözlerinin devamında ise İslâm dünyasındaki şiddet olgusuna atıfta bulunarak; "Dine davet için, şiddet ve tehdit yerine, iyi konuşma kapasitesi ve doğru akıl yürütme gerekir..." diyor ve böylece akılcılığını ve hümanistliğini beyan ediyor.

Aslında bu seviyesiz, edepsiz ve de terbiyesiz sözler, yüzyıllardır sürmekte olan “Haçlı kini”nin en yetkili ağızdan dış dünyaya bir kez daha yansımasıdır. Bu alçakça ifadeler, Papa’ya ve temsil ettiği dünyaya pek de yakışıyor doğrusu!

Papa’nın İslâm’a yönelik iftiralarına, cihat kavramı ile şiddet ve aşırılık arasında bağlantı kurmalarına cevap verecek değiliz; ancak şayet konu dinî şiddet veya din adına şiddet ise, tarihin en çirkin ve barbar savaşlarını Hristiyan Batı’nın Hristiyanlık adına başlattığını Papa’nın çok iyi bildiğinden hiç kuşkum yok. Durum sadece çirkin vahşi Haçlı savaşlarıyla sınırlandırılamaz. Aksine konu Batı emperyalizmi döneminin savaşlarına, Batı’nın bugün yine dinî gerekçelerle açtığı savaşlara kadar uzanmaktadır. Haçlı seferleriyle İslâm ülkelerini ve hatta Roma’yı yağmalayıp kan gölüne çeviren, I. ve II. Dünya Savaşlarında yüz milyonlarca insanı katleden ve bugün Filistin, Irak, Afganistan, Lübnan, Bosna gibi yerlerde vampirlerden beter kan döken, savaş teknolojisini üreten, “vahşi” unvanına sahip Batı terörist olmuyor da; kelime manası sulh, barış, emniyet, selâmet olan İslâm’ın ahlâkını alan bir Müslüman nasıl fundamantalist, terörist olabiliyor? Tarih okuyan herkes bilir ki; Hristiyanlık tarihi, Hristiyan veya aynı mezhepten olmayanları dinlerinden ve mezheplerinden döndürmek için yapılan baskılar, savaşlar ve katliamlarla doludur; ama İslâm tarihinde “Ya Müslüman olacaksın, ya da öleceksin” şeklinde bir dayatmanın tek örneği bulunamaz. Cihad ve fetihler ise zorla dine sokma savaşı değildir.

Papa’nın bu sözleri yıllardır insanlara süslenerek sunulan ve dinler arasında kurulmaya çalışılan diyalog hikâyesini de sıkıntıya sokmuştur. Bilindiği gibi modern dünyada misyonerliğin geleneksel tarzda yürütülmesinin zorluğunu fark eden Katolik Kilisesi, "dinler arası diyalog" kavramını gündeme getirerek, Papa VI. Paul, 6 Ağustos 1964'te ilan ettiği “Ecclesiam Suam” isimli bildirisinde diyalogdan bahsetmiş ve böylece diyalog kavramı Konsül dokümanlarına girmiştir. Dokümanda, Kilise’nin İncil'i yayma görevinde dinler arası diyalogun yeri izah edilirken, diyalog ile "insanların kurtuluşu" arasında bağlantı kurulmaktadır. Dokümana göre, Tanrı tüm insanların kurtuluşunu plânladığı için Katolik Kilisesi, herkesle diyaloga girmek ve onların ihtidasını sağlamak zorundadır. Çünkü Kilise, kurtuluşun evrensel aracısıdır. Papa VI. Paul bu bildirisinde, Kilise’nin içerde ve dışarıda bütün insanlarla diyaloga girmesini ve bunun için daima hazırlıklı olmasını bildirmiştir. Papa, bunun gerekçesini açıklarken, Kilise’nin bütün insanlık için olduğunu, dolayısıyla diyalogun bütün insanları kurtuluşa ulaştırma diyalogu olduğunu belirtmiştir. Yani, Papa’nın anlayışına göre kurtuluş, Katolik Kilisesi'nden geçmektedir. İnsanları Katolik Kilisesi'ne yaklaştırabilmek için onlarla diyaloga girilmelidir.(2)

Papa II. John Paul de, dinler arası diyalogun Kilise’nin insanları dinlerinden döndürme (evangelizasyon) görevinin bir parçası olduğunu belirtmiştir.(3) Papa II. John Paul başka bir mesajında; “Birinci bin yılda Avrupa Hristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika. Üçüncü bin yılda hedef Asya’dır.”(4)

Dinler arası diyalogun mimarlarından olan Montgomery Watt da Katolik Kilisesi’nden farklı şeyler söylememektedir. "Modern Dünya’da İslâm Vahyi" adlı çalışmasında diyalogun olabilmesinin temel unsuru olarak; "Benim dinim son dindir.” inancından vazgeçmenin gerektiğini savunmaktadır.(5) Watt, Kur'ân'a açıkça ters düşen böyle bir hezeyanın ehl-i sünnet çevrelerince benimsenmeyeceğinin bilincindedir. Bu yüzden Watt, Müslümanları Endülüs'te İbn-i Tufeyl ve İbn-i Rüşd'ün temsil ettiği "felsefî İslâm'a" çağırmaktadır.

Diyalog yanlısı Katolik Kilisesi ve onun yandaşlarının amaçlarının hangi yönde olduğunun verdiğim birkaç örnekle anlaşılacağını ümit ediyorum. Durum böyle olduğu hâlde İslâm Dünyası’nda bazı kesimler tarafından gündemde tutulmaya çalışılan “dinler ve medeniyetler arası diyalog” meselesinin faydasız olduğunu anlamalıyız. Çünkü “Müslümanların hiçbir zaman Kiliselerin inandığı gibi, Hz. İsa’yı Tanrı olarak tanımayacakları muhakkaktır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’in 1400 sene önce Peygamber’e hitaben bildirdiği şu hususun yürürlükten kalkmayacağı da anlaşılmalıdır: “Sen onların dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki, ‘Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.’ Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.”(6)

O halde Hristiyan ve Yahudilerin “Biz Allah’a inanıyoruz!” demeleri ve diyalogcuların “Allah’ta buluşalım!” teklifleri ilmî ve itikâdî mesnetten mahrum, zandan başka bir şey değildir. Nitekim Hristiyanlar; “İsa Allah’ın oğludur.” diyerek ve ona Ruhu’l-Kudüs’ü de eş koşarak üçleme, yani teslise sapmışlardır. Yahudiler de keza “Üzeyr Allah’ın oğludur.” demektedirler. Kur’an literatüründe ve akaid esaslarında bu hâl açık şirk olarak tanımlanır.

Buradaki sözlerim bazı kimseler tarafından diyalog karşıtı radikal söylemler olarak algılanmasın. Bu yaklaşım diyalog istemediğimizden dolayı değil. Zira İslâm başka dinlere ve mensuplarına saygı gösteren en mükemmel dindir. Fakat Batı’nın şu an öngördüğü, bir başka ifade ile Batı’nın Müslümanlara dilediklerini dayatacakları bir araç olarak kullandıkları diyalogu kabul edilemez görmekteyiz. Zannediyorum sizler de farkındasınızdır; son yıllarda sayısı artarak devam eden diyalog faaliyetleri; Müslümanlara has olması gerekirken bu dinden olmayanlara da özel olarak tertiplenen diyalog iftarları, bunca harcamalar ve onların hezeyanlarla dolu muharref kitaplarının Kur’ân’la karıştırılmasını sağlamışken, bizzat Vatikan’ı Efendimiz (s.a.v.)’e hakaret etmekten vazgeçirememiştir. Demek ki, diyalog misyonu tek taraflı çalışan, bâtılı hak seviyesine çıkarmaya çalışan bir misyondur.
İşte bir Ramazan ayı daha geldi. Merak ediyorum; papazlı, hahamlı iftar sofralarında oruçlarını açan bu insanlar geçtiğimiz Ramazan’da Felluce’de Haçlı birliklerinin mangalar halinde camilere dağılarak yaptıkları katliamı hatırlayacaklar mı acaba? Altından çocuk cesetlerinin çıkarıldığı enkaza aslında insanlığın gömüldüğünün farkındalar mı? Bombardımandan her nasılsa yaralı kurtulmuş olan Müslümanları yakın plandan katletmeleri, diyaloga kimlerin kurşun sıktığı konusunda bir fikir vermiyor mu?

Ve son bir söz; (Yahudi ve Hristiyanlardan) dost edindiklerinizin, onlardan olmadıkça sizden memnun ve razı olmayacaklarını da unutmayın!

Kaynakça:
1. Samuel Huntington, The Clash of Civilisations / Medeniyetler Çatışması, Foreign Affairs. Vol. 72, Summer 1993.
2. Dialogue and Proclamation: Reflections and Orientations on Interreligious Dialogue and Proclamation of the Gospel of Jesus Christ, Bulletin No. 77 (1991). Ayrı basım, Vatican City 1991, s. 224-227.
3. Marcello Zago, Interreligious Dialogue, Following Christ in Mission, s. 105.
4. Papa II. John Paul’ün 24 Aralık 1999’taki Milenyum Mesajı.
5. M. Watt, Modern Dünya’da İslâm Vahyi, çev. Mehmet S. Aydın, Hülbe yay., Ankara 1982, s.167.
6. el-Bakara, 2/120.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:14
Vatikanın Gizli Raporu

ALMANYA'da yayımlanan Welt Am Sonntag gazetesi, "Milyonlar Muhammed'e Karşı" manşetiyle yayınladığı bir raporda, Vatikan'ın, İslam'ın yayılmasını engellemek ve Hz. Muhammed'i karalamak için Katolik Kilisesi'ne bağlı gizli bir misyonerlik örgütüne milyar dolarlık fon tahsis ettiğini yazdı.

Almanya'da çıkan Welt Am Sonntag gazetesi, Vatikan'ın "Milyonlar Muhammed'e Karşı" adını taşıyan raporunu yayınladı. Gazete, Vatikan'ın Katolik Kilsesi'ne bağlı, dünyanın dört bir yanında şubeleri olan ve gizli misyonerlik faaliyeti yürüten bir kuruma, İslam'ın yayılmasını engellemek için büyük bir fon tahsis ettiği belirtildi. Haberi, "Milyonlar Muhammed'e Karşı" manşetiyle okuyucularına duyuran Alman Welt am Sonntag gazetesi, 30 Mayıs 2004 tarihli nüshasında, Vatikan'ın büyük bir meblağdan oluşan bir fonu, gizli "Congregation for the Evangelization of Peoples (İnsanları Evangelist Yapma Cemaati)"in kullanımına verdiğini yazdı.

Vatikan'ın İslam'ın yayılmasını engelleme raporunu Welt Am Sonntag gazetesinde yayınlayan Andreas Englisch, cemaatin öncelikli hedefinin Hz. Muhammed'in insanlığın gözündeki imajını zedelemek yoluyla İslam'ın yayılmasını frenlemek ve insanların İslam dinine gösterdiği ilgiyi azaltmak olduğunu ifade etti. Merkezi Roma'da olan cemaatin ilgi alanının daha çok Hıristiyanlık ile İslam arasındaki hassas noktalarda yoğunlaşmak olduğu belirtilen raporda, cemaatin bu konudaki kötü şöhretine özellikle vurgu yapılıyor. Raporda, cemaatin Hıristiyanlık ve İslamiyet arasındaki gergin noktaları körükleyen tek uluslararası kurum olduğu da kaydediliyor.

Müslüman-Hristiyan diyaloğu

Raporda, Hıristiyanlaştırma Cemaati'nin bir- çok hükümetten de sosyal, kültürel ve ekonomik yardım gördüğü belirtilerek, birçok hükümet yetkilisi ve diplomatın cemaatten Katolik inancın yaygınlaşması için ellerinden gelen hiç bir desteği esirgemedikleri ve İslam ile Hıristiyanlığın dünya üzerinde yayılmasını karşılaştıran sosyal, demografik gibi istatistiği bilgileri bu cemaatin kullanımına sundukları vurgulanıyor. Raporda, Papa'nın İnsanları Hıristiyanlaştırma Cemaati'ne verdiği açık desteğin altı çizilerek, Papa'nın Katolik inancın yeryüzünde yaygınlaştırılması için gereken tüm yeni metod, yol ve yöntemlerin kullanılması yönünde talimatlarının titizlikle uygulandığı belirtildi.

Fakir ülkelerdeki Müslümanlara bedava sağlık hizmetleri verilerek Hıristiyanlaştırılması, diğer bölgelerde ise, Hıristiyan-Müslüman diyaloğunun desteklenmesi adı altında çalışmalar sürdürülmesi tavsiye edilen raporda, Müslüman ülkelerde yürütülen bu çalışmaların kesinlikle gizli tutulması isteniyor.
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:18
Vatikan'ın Gizli Yüzü
 


Vatikanin Gizli Yüzü


Hangisi gercek; isa mi, Apollonius mu?
Gercekte isa Mesih diye birisi hicbir zaman varolmadi. Hiristiyanligin gercek kurucusu Yahudi asilli isa degil, Anadolulu pagan Tyanali Apollonius-tur.

Bu iddia ilk kez iS 217-220 yillari arasinda Dogu Roma imparatoru Domitian-in bilge esi imparatorice Julia Domna-nin imparatorluk arsivindeki belgeleri vererek Flavius Philostratus adli unlu bir yazara hazirlattigi kitapta ortaya atilmistir. Kitapta, Tynali Apollonius-un yardimcisi Ninovali Damis-e emanet ettigi yazilari ve gezi notlariyla mektuplari belgeleriyle aciklanmisti. Buna gore isa ile ayni tarihte dogmus olan bu kisi, cesitli mucizeler yapmis, bir sifaci ve buyu ustadi olarak tanitilmistir. Kitapta, Apollonius-un yasadigi donemde ve Flavius-un gunlerinde insan suretindeki tanri- adiyla tanindigi vurgulanmisti.

Nedir ki Apollonius-un yasami ve eserleri , iS 325 yilinda imparator Konstantin tarafindan toplanan 1. Ekumenik Konsil-de alinan gizli bir kararla Plagiarisma (intihal) yoluyla isa Mesih-e atfedilmis ve Anadolu Ermis Kilise tarafindan adi ve eserleri ortadan kaldirilarak tarihten silinmistir.

16.Yuzyil-da baslayan Reform Hareketi sirasinda Apollonius-un yasami ve eserleri ozellikle Arap bilim adamlari tarafindan yeniden gundeme gelmistir. Apolonius-un Araplarin arasinda yasadigi ve burada Balinius adiyla tanindigi ozellikle unlu matematikci Razi ve kimyanin kurucusu kabul edilen ibn-i Hayyan tarafindan yazilmis kitaplarda uzun uzadiya anlatilmistir.

Kilise butun bu yayinlara karsi apollonius-un cok tehlikeli bir Okultist, Gizli ilimler ustadi oldugunu ve isa-dan ustun olmadigini soylemekle yetinmistir. 20.Yuzyil-a gelindiginde yaklasik 300 kadar kitap yayinlamis ve bunlarda da Apollonius-un Hiristiyanligin gercek kurucusu oldugu belirtilmistir. 1954-de ABD-de Alice Weston imzali kitap bu tartismayi daha da alevlendirmis ve incil arastirmalarinda tartisilmaz gerceklik olarak kabul edilen incil metinlerinin aslinda tamamen ilk donem Kilise Babalari tarafindan uydurulmus yalanlar olduklari ve isa-nin sanal- bir roman roman kahramanindan daha fazla bir anlam ve onemi olamayacagi bilimsel ve arkeolojik bulgularla ilkin akademik cevrelerde sonra da basinda tartisilmaya baslanmistir.

Tarihte cok az kitap, yuzyillar boyu surecek tartismalarin kaynagi olmustur. Flavius Philostratus-un yazdigi ya da Damis-in tuttugu notlardan ve imparatorice Julia Domna-ya iletilen belgelerden derledigi Tyanali Apollonius-un Yasami boyle bir tartismanin odagi olmustur. Bu kitapta verilen bilgilere gore, Tyanali Pagan Apollonius-un yasami ile Yahudi asilli isa Mesih-in yasami nerdeyse birebir cakismaktadir.

soyle ki Flavius-un yazdigina gore, Apollonius gunumuzun takvimiyle hesaplaninca, i.u. 4. yilinda Tyana kentinde dogmustur. Tyana, birinci yuzyilda Kapadokya-daki en unlu ve gelismis pagan yerlesim alanlarindan biri, belki de birincisiydi. Batisinda Galetia (Konya ve cevresi), dogusunda Armenia, guneyde Kilikya, kuzeyde Pontus ile komsuydu. Tyana, gunumuzde Nigde-nin Kemerhisar ilcesidir.

Tyana, Kilikya Bogazi denilen bir gecitte Pozanti-ya (Podandus) ve oradan da Tarsus ve Adana-ya bagliydi. Bu iki kentte o donemde en az Edessa (Urfa) ve Carrhae (Harran-in 1.yy-daki adi) kadar gelismis ve uygarlasmis kentlerdi. Ama Kapadokyalilar, o yillarda oldugu gibi, ilgincitir, 10.yy-da da gozukara, kaba, dikkafali,soz dinlemez cesur gibi sifatlarla aniliyorlardi. uyle ki, 10.yy-da saray geleneginde Kapadokyali demek sert, hoyrat, kabadayi demek anlamina geliyordu. Apollonius-un dogum tarihi ile isa-nin dogum tarihi, kuvvetle muhtemelen aynidir. Katolik Kilisesi ile diger kiliseler arasinda bu konuda sorun vardir.

Flavius-un kitabindan ogrendigimize gore Apollonius, cok varlikli ve kulturlu bir ailenin cocugudur. Atalari Tyana-nin kurucularindandir. iyi bir egitim ve ogrenim gormustur. On alti yasina geldiginde ailesinin istegi uzerine o donemde egitim merkezi sayilan Tarsus-a gitmis ve buradaki Pisagorcu/Apollo-ya bagli kisilerle tanismis ve onlarin ogrencisi olmustur. Ayni yillarda, daha genc olarak Aziz Paul da Tarsus-ta egitim ve ogrenim goruyordu. Bir Yahudi Farisi mezhebinin ogretilerine gore, digeri de Roma imparatorlugu-nun asli dinsel sistematigi olan Paganizm-e gore egitilmislerdi. Aziz Paul da Tarsus-un yerlisi, zengin bir ailenin iyi egitim gormus bir cocuguydu. Daha sonraki hayatinda kendisini, tutucu Farisiler-in en- tutucu Farisisi olarak tanimlamistir. Apollonius ile Paul-un Tarsus-ta tanisip tartismis olmalari muhtemeldir. Ancak kesinlikle olmamistir denilebilecek bir gercek vardir. ikisi de, tum yasamlari boyunca isa-yi hic gormemis ve tanimamistir.

Aziz Paul ileriki yaslarinda, baslangicta cok karsi oldugu, isa Mesih olayini yaymayi uslenmis ve dort Evangelist-in Gospeller-ini vaaz etmeye baslamistir. ilginc olan, su unlu Lazarus olayidir. Dorduncu Gospel-in yazari John -ki bunu onun yazdigi belli degildir- isa-nin Lazarus adli bir genci oldukten sonra dirilttigini- yazmistir. (Not: Neredeyse bu Lazarus ve diger sozde- dirilenler, daha sonra tekrar olmusler ve bu kez yanlarinda isa olmadigi icin, bir daha dirilmek sansini yakalayamamislardir.)

Bu masalda garip olan, John-un son Evangelist olmasi ve Gospeli-ni isa-nin olumunden ( iS yaklasik 27-29 yillari ) 60 yil kadar sonra yazmis olmasidir. Oysa Claude-Carrierre-nin de belirttigi gibi, ilk Gospel-in yazari Matthew, isa-nin hep yaninda yer almisti. Her zaman onunla beraber olmus he zaman ona yakin olumustu ama kendi Gospel-inde, boylesine inanilmaz bir olaydan tek satirla dahi soz etmemisti. ilginctir ki, Katolik Kilisesi Apollonius-u karalamak icin onun cinlerle- ugrasan, sifa getirmek amaciyla cinleri- kovan bir buyucu oldugunu yuzyillardir
yinelemektedir.

isa-nin Lazarus-u oldukten sonra diriltmesi

Katolik Kilisesi-ne gore Pagan Apollonius, cinlerle- konustugu ve onlari yonlendirdigini one surmus bir Sahte sifaci-dir. Nedirki, o donemde Cin- ilmi (Demonology) ile sadece Paganlar ugrasiyorlardi. Yahudilerde boyle bir uygulama ve inanc yoktu, olamazdi. Cin Kovma- (Exorcism) Paganlara ozgu bir sifa-yontemiydi. Bugunku tanimlarla soylersek bir tur Ruhsal terapi- ve psikolojik danismanlik ve ruhsal sagim-di.
Dogrudur, 1.yy-da bu dalda da en unlu kisi Apollonius idi. sasirtici olan tamamen Paganlara ait olan bu uygulamanin tipkisi gunumuzun Katolik Kilise-sinde resmen- vardir ve rastlantiya bakin ki, yuzyillardir Kilise-ye bagli sofu Katolik Papazlar, Kilise-nin gizli bolumlerinde cin kovmakla- mesgulduler. Katolik Kilisesi-nde resmen Cin Kovma - Cin uikarma- dairesi vardir. Ve adi da Athenaeum Pontificium Regina Apostolorum-dur. Burada deneyimli papazlar, tipki Pagan Apollonius-un yaptigi gibi, ruhsal bunalimlar gecirmekte olan hastalarini zapt- etmis olan cinleri (Demos) cikartmakta yada kovmaktadirlar. su farkli ki, Apollonius bunu Hindistan-da, Misir-da ve Askelipos-ta ogrendigi yontemle Doga- adina yapmisti. Katolik Papazlar, Konstantin-in emriyle Devlet Tanrisi- yapilmis olan isa Mesih ve O-nun oldugu soylenen Kutsal Kitap incil adina yapmaktadirlar. Papazlar neyin adina yapsalar da sonuc bir Pagan pratiginin, Katolik Kilisesi tarafindan gasp edilerek kendisine mal edilmis oldugu gercegini degistiremez.

3.yy-da yasamis filozoflardan Apoleis ve unlu Lactantius-un hocasi Amobius, Apollonius-un, Musa ve Zerdust gibi bir kisi oldugunu yazmislardi. Gercekten de, Yeni Ahit bolumunde anlatilanlarin nerede ise tamamini Apollonius da yapmistir. Garip ama gercektir ki, Apollonius-un dogumunda onun yeryuzune Apollo-nun oglu olarak gonderildigi soylenmis, Philostratus da bunu nakletmistir. Yazar bunun o donemin kahinlerinin yaptiklarini /soylediklerini Oracle-lardan kaynaklandigini belirtmistir.. Apolonius DA- (Deus Absconditus) rastlanti bu ya, tipki isa Mesih gibi mabedleri ve tapinaklari dolasmis ve buradaki carpik ve yoz- dinsel ogretileri elestirmistir. Bir farkla ki isa, Yahudi sinagoglarini, Apollonius ise Pagan tapinaklarini gezmis ve elestirmistir. Apolonius DA- tipki isa gibi, faizci ve rusvetci tefecilerle tartismis onlarin insanlara insanlara zulum ve aci getirdiklerini soylemis ve onlain kentlerde ve de ozellikle mabedlerden cikartilmalarini istemistir. incil-de isa-nin sinagogun avlusundaki tefecilerin para masalarini nasil devirdigi anlatilmaktadir. Apollonius her gittigi kentte bu kisilerle tartismistir.

Tipki isa Mesih gibi, Apollonius DA- (Deus Absconditus) insanlara kotu huylarindan vazgecerlerse, kendilerine yeni bir yasam verilecegini mustulamistir. Bir farkla ki, isa bu yeni ve olumsuz- yasamin kendisinden gelecegini soylemis -yada Kilise babalari onun agzindan soylemisler- Apollonius ise bunun Pagan Tanrilari tarafindan verilecegini one surmustur.

Tipki isa Mesih gibi, Apollonius da yeryuzunun- tum imkanlar icin oldugunu hicbir zalimin ve/veya tiranin yeryuzune El- koyamayacagini ve insanlari kolelestirmeyecegini vaaz etmis ve insanlari zalimlere karsi cikmaya cagirmistir. Bir farkla ki, isa Apollonius gibibu cagrisinin arkasinda durmamis ve gosterdigi cesaretsizlik nedeniyle Yahudilerin umutla bekledikleri mesih- olabilme sansini yitirmistir. Apollonius ise zindanda bile cagrisini yinelemekten cekinmemistir.

Tipki isa Mesih gibi Apollonius DA- konustugu zaman Peygamber yada W.C: Frend-in deyimiyle bir Yasa yapici- (Lawgiver) gibi konusmus ve soylediklerinin uygulanmasini yanlislarin duzeltilmesini, hatalardan donulmesini, saglamak istemistir. Bir farkla ki,isa-nin vaaz ettikleri, muhtemelen 10/15 kisi tarafindan hayata gecirilmis, Apollonius-un sozleri ise tum Pagan dunyasinda yankilanmis ve hayata gecirilmis. Bunlarin hayata gecirilmesinde, krallar, imparatorlar, Apollonius-un isaret ettigi yanlislarin ve hatalarin duzeltilmesinde ondan sozunu dinleyerek ozel emirler ve fermanlar yayinlamislardir. urnegin bir Pagan gelenegi olan kurban- edilmesinin yanlis oldugunu ilk kez Apollonius tarafindan dile getirilmistir.

Olayin ozu sudur: incil-in Yeni Ahit bolumunde isa Mesih-e atfedilen bircok ozellik, mucizeler de dahil intihal- izlemini vermektedir. Bunlarin bircogu, isa-nin agzindan cikmamis sozlerdir. Bunlarin bircogu, isa-nin agzindan cikmamis sozlerdir. Bunlarin bir cogu isa Mesih tarafindan yapilmis isler ve mucizeler degildir. isa nasil ki, babasiz dogarak Baba Tanri-nin Oglu- yapilmissa Tanri Oglu- yapmak fikri incil-den en az 1000 yil once Hindistan-da ve Misir-da uygulanan bir gelenekti. ulu Deniz-de bulunan-Oumran- belgelerinde isa-nin da kuvvetle muhtemelen esinlenmis ve etkilenmis oldugu Esseneler, iu 200 yillarindan beri Seherin/ safak-in Oglu/Ogullari- (bene ha-shahar) ile Isigin Ogullari- ayrimini yapiyorlardi. Eldeki okunmus belgelere gore, Esseneler-in Belletici ugretmeni (maskil) henuz belirli olgunluga gelerek / ulasarak Isigin Oglu- olmamis genc tilmizlere Seher-in Ogullari, burada ogrendiklerimizi tam olarak uygularsaniz, yeniden yasam yoluna donersiniz- diyerek onlari uyarirdi, gelenek boyleydi. (and returned to the path of life). Gercekte incil-de kendini gizleyen, gozlere gozukmeden incil-in sayfalarindan dolasan Deus Absconditus- ( invisible God) gozumuze gorunerek bu sayfalarda Dolastirilmis- olan isa Mesih degil, dogrudan dogruya Apolonlius-tur, denilse yanilgi olmaz kanisindayim.

incil-de adi gecen tam on Meryem vardir ve bunlardan isa-nin annesi olarak gosterilen Bakire Meryem- disindakilerin kimlikleri koyu bir sis perdesinin ardina saklanmistir. Bu on Meryem-den hangisinin Maria Magdelana oldugu da belli degildir.Hatta Maria Magdelan-nin, isa-yi yetistirmis olan bir sut anne oldugu bile iddia edilmistir.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:18
incil-de adi gecen tam on Meryem vardir ve bunlardan isa-nin annesi olarak gosterilen Bakire Meryem- disindakilerin kimlikleri koyu bir sis perdesinin ardina saklanmistir. Bu on Meryem-den hangisinin Maria Magdelana oldugu da belli degildir.Hatta Maria Magdelan-nin, isa-yi yetistirmis olan bir sut anne oldugu bile iddia edilmistir.

isa Mesih, annesini disinda tutarsak bu dokuz Meryem-den biriyle gercekten de evlenmis miydi. Acaba? Gunumuzde cok bilinenve tartisilan bu konu Hiristiyanligin 2000 yilina damgasini vurmustur. Bu tasarinmsal evlilik konusunda daha ilk yuzyildan baslayarak kitaplara konu olmus sayisiz tartisma yasanmistir. simdi kisaca bu tartismalardan bazilarini gorelim.

ilkin incil-de yer alan su on Meryem-i gorelim:

Bunlar sirayla, isa-nin annesi Kutsal Bakire Meryem, Havari James-in annesi Meryem, Evangelist = incil-in dorduncu kitabinin yazari Yuhanna-nin (John) annesi Meryem, kim oldugu bilinmeyen esrarengiz bir kadin olarak kalan ve sadece uteki- (Other) diye tanitilan Meryem, fahise Meryem, Mary Jacoby diye adi ve soyagaciyla belirtilmis olan Meryem, Maria Magdalena (Mecdelli Meryem), Mark-in yazdigi ikinci kitapta adi gecen Bethany-li Meryem ve son olarak da Misirli Meryem-dir. ilginctir ki 16.yy-da iki Meryem daha eklenmistir bu listeye.

soyle ki, isa-nin annesi Meryem-in annesi Hannah (Anna) incil-de anlatildigina gore kisirdi. Bu ayni zamanda tum Kutsal Kitap-taki besinci kisir kadindir. Daha sonra, Tanri-nin lutfuyla hamile kalip Meryem-i dogurmustur. 16.yy-da bu klasik anlatim bir hayli tartisilmis ve bazi din adamlari bunun dogru olmadigini, ucuncu yuzyilda uyduruldugunu ve amacin da isa-nin annesine kutsiyet atfedebilmek icin Kutsal Kitap-taki Abraham (ibrahim Peygamber) ve esi Sarai-yi ornek alarak Hannah-i da kisir yaptiklari seklindeki iddiaydi. uzellikle Protestanligin ilk kurulus yillarinda ortaya atilan bu iddiaya gore Hannah kisir degil tam tersine uc evlilik yapmis ve her kocasindan bir kiz cocuk evlat edinmis ve ucune de Meryem adini vermisti. isa-nin annesinin bu hesaba gore kendisinden yasca cok genc neredeyse isa ile yasli iki de Bebek Teyzesi- vardi. Protestanlar bu nedenle Bakire Meryem-e hicbir kutsiyet atfetmezler ve onun sadece Tanri-nin Biricik- Oglu-nun yeryuzune gonderilmesinde kullanilmis bir arac daha dogrusu bir tekne (=Vessel) oldugunu one surerler.

Bu on iki Meryem-den Misirli ve Bethany-li Meryemler 17.yy-dan itibaren Maria Magdelena il ozdeslestirilmisler ve bazi din adamlarina gore bu sekilde anilmislardir. Nedir ki bu konuda tam bir anlasma saglanabilmis degildir. Bunlara ek olarak yine bu oniki icinde yer alan ve toplumsal statusu itibariyla Yahudi cemaatinde daha ust bir duzeyde olan Haham Cleophas-in esi Meryem vardir . Bu Meryem de incil arastirmacilari icin bir sorundur. uunku bunun iste yukarda sozunu ettigim Hannah-in ic kizindan biri olma olasiligi vardir.. Bu durumda isa-ya en cok karsi cikan Haham-in karisi isa-nin kucuk teyzelerinden biri olmaktadir. uzellikle de 20. yy-da yapilan bilimsel arastirmalara gore isa-nin tabii eger boyle birisi yasadiysa evlenmis olabilecegi Meryem-in, Maria Magdelena olmasi gerektigi konusunda genel bir kabul vardir. Tinede bazi arastirmacilar evlilik adayi olarak Bethany-li Meryem-i de gostermektedirler. Onlara gore Maria Magdalena ile Bethany-li Meryem iki ayri kadindirlar ve ikiside isa il evlenmek istemislerdir.

Çok gerilere gitmeden cagimizdaki yartismalara bakarsak isa-nin Evlilik- yapip yapmadigi sorunu ile dogrudan baglantili ilk bilimsel calismanin 1970 yilinda Protestan ilahiyatci William E. Phipps tarafindan gerceklestirildigini goruyoruz. Bu Protestan ilahiyatci 20. yy-da isa-nin evli olup olmadigini sorgulayan ve Evli- oldugunu one suren ilk akademisyendir.. Prof. Phipps, kitabinda ilk donem Kilise Babalari-in bu gercegi ortbas ederek isa-ya Tanrisal bir gorev (Mesihlik) atfedebilmek icin onu Evlilik ve Kadin- dusmani gibi takdim ettiklerini iddia etmistir.. Gercekten de incil in Herustik ve Hermeneutik ( iki ayri bilimsel okuma yontemi) okumalarinda isa, gercekte olmadigi ve olamayacagi kadar evlilik aleyhtari ve kadin dusmani gibi sunulmustur. uzellikle de Aziz Pavlus (Paul ) tarafindan yazilan metinlerde kadinlardan uzak durulmasi istenmis ve ilginctir ki kadinlarin Kilise-ye geldiklerinde en arkada ve baslari ve yuzleri ortulu olarak sessizce oturmalari istenmisti. Yine Aziz Paul-un koydugu bir kurala gore kadinlarin kutsal metinlere el surmeleri ve kutsal kabul edilen objelere yaklasmalari yasaklanmistir. Bu oylesine sert uygulanmisti ki, Hiristiyan kadinlar yozyillarca incil-i okuyamamislar ve ona el surememislerdi. Bu sacma yasagi kaldiran ilginctir ki, eslerini oldurmekle unlenmis olan ingiltere Krali VIII. Henry olmustu.

VIII. Henry, Katolik Kilisesi ile baglarini kopartarak bagimsiz bir Kral olabilmek icin mucadele etmisti. Ve ilk kez bu kral kizini karsisina oturtarak tum saray mensuplarinin onunde Papa-nin yasagini kaldirdigini ve kizinin (Elizabeth) incil-i tutarak okuyacagini aciklamistir. Boylelikle incil-in kadinlar tarafindan okunabilmesi ilk kez 16.yy-da once ingiltere-de sonra da yavas yavas Avrupa-da yayginlasmistir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:21
incil-de Mecdelli Meryem-in adi pisman olmus fahise olarak gecer.
Buna gore, isa bir gun havarileriyle dolasirken meslegini icra etmekte olan bu kadina rastlar ve ona hicbir soz soylemeden bir sure bakar. Kadin (MM) birden silkinir ve fahiseligi birakarak isa-nin aradiklari arasina katiliverir. Bu isa-nin mucizelerinden biri olarak gosterilmistir. Oysa ozellikle 1960 dan sonra Harvard-li ilahiyatcilar bu fahiselik meselesinin de tipki diger bir cok uydurma gibi incil-e sonradan ve ozellikle de imparator Konstantin in istegi ile kararlar almis olan iznik Konsil-yle birlikte eklendigini saptamislardir. Bu ilahiyatcilara gore Mecdelli Meryem, birakin fahise olmayi, gizli bir ezoterik orgutun Bas Rahibelerinden biriydi. Dahasi isa-nin bilmedigi bircok sirri bu Meryem isa-ya aktarmis ve onu hem egitmis hem yonlendirmisti. Bu iddia ozellikle ingiliz ve Amerikali kadinli erkekli cok genis bir ilahiyatcilar toplulugu tarafindan savunulmaktadir. Vatikan ise onlarin bu istekleri ve iddialari karsisinda simdilik sessiz kalmayi her zamanki gibi secmis gorunmektedir. Yine de incil-in duzeltilmis yeni basiminin hazirlandigi su donemde hic degilse isa-nin annesi Meryem-in hamileligi ile ilgili bazi duzeltmelerin yapilacagi tahmin edilmektedir.

Mecdelli Meryem-in, fahise degil, gizli bir -Misir kokenli ve isis cikisli- orgut uyesi olduguna dair kanilari guclendiren belgeler 1947-den sonra bulunan ve /veya ortaya cikartilan bazi ilk donem incillerinden ve yine o yillarda yazilmis olan bazi gnostik incil-lerden kaynaklanmistir. Bunlarin en onemlisi iste bu yeni bulunan Mecdelli Meryem incili-dir. Klasik incil-de fahise olarak tanitilan bu Meryem-in Gnostiklerce yazilmis olan yasaminda bambaska bir profil vardir. Bu incilerde Meryem Disil ilkeyi- (Sofya=Hikmet) temsil eden bir tur Bilge Kadin ve Bas Rahibedir. Bu iddia incil terminolojisi ve literaturunde icin cok tehlikeli bir belgedir. uunku iznik Konsili-nde isa, Logos- adi verilerek tanri-nin Kelami ve Hikmeti- yapilmisti. Dolayisiyla disil ilke Eril=Logos- yapilarak isa-ya mal edilmisti.

Bu Gnostik incil-den sonra 1990-larda bu kez bir de Gercek- Markus incil-i bulundu. Kisaca Markus-un Gizli incil- diye bilinen bu metinlerde de Bethany-li Meryem-in isa ile olan iliskileri anlatilmisti. Klasik incil-de anlatilanlardan cok farkli olan bu anlatimda ayrica uteki- diye adlandirilan kisi olan esrarengiz Meryem-in isa-ya yardim icin uzak bir yerden gonderildigi seklinde pasajlar vardir.

Kisacasi klasik anlatimda yer alan fahiselik olayi kadin dusmani- Kilise Babalari-nin bir uydurmasidir, diyebiliriz. Kaldi ki, kesin olan Mecdelli Meryem-in ve / veya Bethany-li Meryem-in isa-nin gomuldukten sonra mezarinin Bos- oldugunu goren ilk kisi oldugudur.. Gnostik yazarlara gore ise uc Meryem bunu birlikte gormuslerdir. ucuncusu Havari James-in annesi Meryem-dir. Bu sonucu Meryem-in ardinda incil-deki En- esrarengiz kisi sayilan zengin ve kulturlu bir Yahudi vardir.. Bu esrarengiz adam, Joseph Arimeteadir. Gercekte isa-nin gomulmesi icin yapilan mezar bu adama aitti ve Meryemler-in Bos- bulduklari mezar buydu cunku Joseph Arimetea olmemisti ve isa-ni bedenini uarmih-tan indirme hakkini Romali garnizon komutani ona vermisti.

Joseph Arimeteayi ilginc ve esrarengiz yapan husus adinin Havariler arasinda gecmemesine ragmen Dort incil-de de (Gospellerde) Tartismasiz gecmesi ve dordunde de hicbir degisiklik yapilmadan ayni sekilde zikredilmesindedir.
Adiyla ve saniyla anlatilan bu adam kimdi? Romali Komutan, isa-nin uarmih-tan indirilme hakkini -bu o donemde cok onemliydi- nicin isa-nin annesine ve havarilere degilde bu adama vermisti. Bu sorular cok onemlidir. uunku isa-nin uarmih-tan erken ve henuz uLMEMisKEN indirilmis olmasi olasiligi vardir. Bunu bilen tek kisi iste bu Arimetea idi. ilginc olan Arimetea-nin isa-yi idama gonderen Yahudi Yasli Yargiclar Kurulu Sanhedrin-in En Saygin- Bas danismani olmasidir. Gnostik incil-lere gore , Arimetea, isa-yi henuz olmeden uarmih-tan indirmis ve isa kendisine cok gizli bir sir vererek onun bu sirra uygun davranmasini istemistir.

Vatikan-in Gizli Yuzu

Gnostik inciller-de anlatildigina gore Arimetea-ya akratilan sir, isa-nin kaniyla ilgilidir. Arimetea bu nedenle bir kase alip isa-nin kaninin bir kismini toplamistir. isa-nin esini ve cocugunu alarak ingiltere-ye giden Arimetea soylular tarafindan korunmustur. Kral Arthur ve sovalyeleri, Kutsal Kase-nin saklandigi satodan yetismistir.

Katolik Kilisesini ne bekliyor ?

Bugun Vatikan kisa adiyla taninan dini ve sekuler kurum gercekte son 2000 yildir sayisiz entrika ve oyunlarla ayakta durmustur. Gelip gecmis olsun 264 Papa-dan en az otuz kadarinin dogal olumleriyle olmedikleri bilinmektedir. Bu Kilise sadece Tyanali Apollonius degil, kendi kati dogmalarina-- karsi cikan herkesi ortadan kaldirtmistir. Buna karsilik kendi icinde her turlu buyu ve sihir ile ugrasmis papalar da vardir. urnegin XXII. John bunlardan biriydi. Ayni sekilde Katolik Kilisesi tarafindan lanetlenmis olan Mason orgutlerine ve benzeri kuruluslara uye olmus sayisiz Kardinal hatta papalar vardir. urnegin Turk Papa diye yutturulan XXII. John gercekte Gul ve Hac urgutu-nun uyesi yapilmisti ve hem de Turkiye-de gorevli bulundugu sirada!

**Vatikan ile ilgili en ilginc kehanet ise Nostradamus-tan degil dogrudan dogruya Kilise-nin icinden gelmistir. Bir onceki papa I. John Paul ileride Vatikan-in yer degistirecegini ve muhtemelen yeniden eski ikametgahi olan LATERAN-a donecegini ve kendi icinde doktrinler acisindan buyuk bir temizlik yapacagini ongormustu.

**Nostradamus-a gelince. Bu Yahudi asilli Kahin-- tum bilgisini basta ibn-i Arabi olmak uzere Arap/Yahudi kaynaklarindan almisti. Bunlarin arasinda Tyanali Apollonius-un NUCTEMERON diye bilinen sifreli-- deyisleri de vardi.

**Nuctemeron-da yer alan 12 kehanet ve Nostradamus-unkiler karsilastirilirsa aralarindaki farklar ve benzerlikler sasirtici sonuclar verir. Kaldi ki Nostradamus-u 1941-de dunya kamuoyuna tanitan Karl Haushoffer olmustu. Alman Gizli Servisinde gorevli olan bu akademisyen Hitler ve Naziler-in Manevi-- lideri durumundaydi. Haushoffer 1945-te intihar etti.

**Vatikan bir gayya kuyusudur. uc gunluk bir yazi dizisinde tamamini anlatabilmek olasi degildir. Ancak bu kuruma karsi olan Hiristiyanlar gunumuzde artik daha etkili calismalar yapmaktadirlar. Ve belki inanmasi guc gelecektir ama, tum bu gruplar arsivlerinde Tyanali Apollonius-un yazilarini ve eserlerini saklamakta ve uyelerinden bunlari okumalarini istemektedirler.
**Nednedir bilinmez, isa Mesih-i uarmih-tan indiren ve onu beseri-- haliyle son goren ve ona dokunan kisi Joseph Arimetea oldugu halde kendisi Katolik Kilisesi tarafindan Aziz-- ilan edilmistir. Oysa isa-yi gormus ve konusmus oldugu varsayilan kisiler bile gecen yuzyillar icinde Aziz yapilmislardi. Katolik Kilisesi-nin Index-inde 10,00-den fazla Aziz ve Azize vardir... Benzer sekilde Meryemlerden de sadece ikisi (Bakire ve Mecdelli) azize ilan edilmisler, digerleri gormezlikten gelinmis.

isa ile ayni donemde yasamis olan Gnastiklere gore isa son nefesini vermeden Arimetea-ya cok gizli bir sir aktarmistir. Gnostik inciller-de anlatildigina gore bu sir isa-nin kaniyla ilgilidir. Arimetea bu nedenle bir Kase-- (Graal) alip isa-nin bogrunden akmakta olan kanin bir kismini toplamistir. Ancak yine ayni kaynaklara gore isa, Arimetea-ya esini (Mecdelli Meryem) ve cocugunu alarak uzak bir ulkeye goturmesini istemistir. Bunu uzerine Arimetea-a yanindakilele birlikte cok uzaga, ingiltere-ye gitmis ve burada ilginctir ki Evalach ve/veya Mordrains adli soylular tarafindan korunmustur bu kisiler ayni zamanda kaseyi saklamak icin bir manastir insal ettirmisler ve Kasenin bekcisi olarakta Arimetea-nin kayin biraderi Brons-u Bas Gardiyan/Koruyucu-- olarak atamislardir. Bu bekcilik gorevi daha sonra Brons-un oglu Allain-e gecmis ve bu kisi de Corberic de bir satoya saklamistir. Kutsal Kan Kasesini. iste bu satodan yetisen Kral Arthur ve sovalyeleri Kaseye sahip olduklari icin insan ustu isler yapmislar ve ilk Gizli-- Kardeslik orgutunu kurmuslardir.

**Buraya kadar anlatilanlar Kutsal Kase Efendisi-nin Batidaki versiyonudur. Oysa bu efsane ilginctir ki, 12.yy-da ispanya-da/Toledo-da ortaya cikmisti ilk kez. Ve sasirtici gelebilir ama iran/Fars kaynakli bir kitapta da yer almistir. Efsaneyi batiya tasiyanlar unlu Tapinak sovalyeleri olmustur.

**Muhtemelen 11.yy.-in sonlarinda Toledo-ya getirilen bu Farsca efsane, Latinceye cevrilmis ve Flegitanis-- adli gercekte var olmayan bir Katolik-e maledilmisti. Gul ve Hac kardesligi gizli orgutunun imparator statusundeki ustadi (1950-lerde) Lewis Harvey Spence-in yaptigi aciklamaya gore kitabin ozgun adi farsca olarak Felekedane-- idi.

isa cicektir, gul ve hac-tadir.

Gul ve Hac orgutunden daha once soz etmis ve 20.yy-da bu orgute uye olmus yada baglanti kurmus en az bir papa bulundugunu soylemistim. Bu papayi tanitmadan once Gul ve Hac sembolizminin Hiristiyan ezoterizmindeki (Batinilik, gizli ogreti) yerine bakalim.

**isa carmiha gerildigi zaman hemen olmemisti. Buyuk bir izdirap cekiyordu. Bunu goren bir asker dayanamayip mizragi ile isa-nin bogrune bir darbe vurmustu. Askerin amaci isa-nin daha fazla aci cekmeden bir an once olmesini saglamakti. isa-nin bogrunden akan kan, ayaklarindan ve ellerinden civilenmis oldugu hacin dibine damlamis ve inanca gore isa-nin kaninin damladigi hacin dibinde birdenbire guller yesermeye baslamisti. iste bu Gul ve Kan isa-nin tensel caniydi. isa bir cicek olmustu ve acmisti. Bu olayda kuskusuz hacta onemli bir anlama sahipti. uunku hac olmasaydi isa-nin kaninin Gul-e donustugu de bilinemeyecekti.

**Ama bu anlatim Gul ve Hac konusundaki sayisiz soylenceden sadece biri, belki de en cok kabul gormus olanidir. Baska degerlendirmelerde vardi. unlu Ezoterist Arthur Edward Waite-in anlattigina gore Gul, isa-nin kani olmasinin yani sira, hacin esrarengiz mesajini iletmek icin kullandigi isiktir. Yine ayni kaynaga gore Gul, gercekte uig Damlasi-- demektir ve bu haliyle de isa-nin Hiristiyan Gonostisizmindeki (Rafizilik) semboludur. Ayni zamanda Gul, Oratacag-daki yazilisiyla RAS (Rose) kelam demektir ve sayisal degeri itibariyle de R=200; O=75, S=90, E=365-i vermektedir. Bu nedenle gunumuzde kullanilan takvim sistemini kuran Papa Gregor tarafindan bir Yilin 365 gun olmasi uygun gorulmustur. Boylelikle isa-nin yilin her gunune damgasi vurmasi saglanmistir. Bu sistematikte isa yine cicek olarak degerlendirilmistir. uunku NASIRA kentinden geldigi icin kendisine Nasira-li isa denilen Tanri-nin Oglu, Nasira, (Nazereth) cicek anlamina geldigi icin boyle anilmistir. iste Gul ve Hac orgutu, gulun ve hacin bu turden olaganustu ve mucizevi yonlerinin bulunduguna inanmis sovalyeler tarafindan 2.yy-da Kudus-te kurulmus ve gunumuze kadar cesitli dunya olaylarina karisarak gelmistir.

Masonik misyonerlik

Hiristiyanlikta gizli orgutler isa-nin carmiha gerilisinden sonra, hatta bizzat onula birlikte vardirlar demek mumkundur. urnegin Spekulatif Masonlar, isa-nin ilk mason oldugunu dusunurler. Bunun gecmisi daha once anlattigim Templar urgutu-ne dayanir. Ve temelinde Essene diye bilinen kucuk bir Yahudi cemaati vardir. Ne oldugu ve kim olduklari tam bilinmeyen bu cemaat, iddialara gore, isa-yi yetistirmis ve Yahudi Kralligi-na sahip olmak istemistir. Ve yine inanisa gore, cok gizli ve esrarengiz bir Suriyeli cemaat, isa-nin oldurulmesinden sonra bu sirlari saklamis ve Hacli Seferleri sirasinda Templar sovalyeleri tarafindan korunan bu kucuk cemaat, Avrupa-ya kacirilmistir. Burada gozlerden uzak olsunlar diye iskocya-ya yerlestirilmis ve daha sonra da Avrupa-ya giderek Templar-in yardimiyla Masonik Misyonerligi-- baslatmislardir. Boylelikle iki adim dogmustur. Bunlardan biri Meryem-e dayandirilan Dul Kadinin Ogullari-- urgutu, degeri de Sufi Masonlugudur. Hen neyse, konumuz bu olmadigi icin bunu gecelim ve gelelim gunumuzde en gizli ve en guclu Katolik orgutu OPUS DEI-ye.

Papa II. Jean Paul-u tahta oturtan orgut

isvicreli parlementer ve toplum bilimci Jean Zeiegler-in dedigine gore OPUS DEI, kendisiyle komunizm kadar mucadele edilmesi gereken gizli calisan asiri sagci bir harekettir. Ve iste Polonyali kardinal, sair ve aktor Karol Wojytla-yi Papa II.Jean Paul olarak Vatikan-daki tahta oturtan bu orguttur.
Karol, papa secilince Cizvitlerin basi Peter Pedro Arrupe hemen muhalefete basladi. OPUS DEI, tarafindan sectirilen papayi tanimamakla tehdit etti. 1983-e kadar Cizvitler II.Jean Paul-a karsi muhalefet ettiler bu arada papaya suikastler duzenlendi. Porkekiz-de oturan Arrupe-nin taraftari bir papaz, papayi tahtinda otururken bicakla saldirarak oldurmek istedi. Papa ise OPUS DEI Vatikan-da tum dizginleri eline alincaya kadar bekledi. 1983-te Cizvitlere karsi taarruza basladi. Kisisel yetkisini kullanarak Cizvitler-e yeni bir onder secilmesini sagladi. Bu, 54 yasindaki Hollandali Cizvit Hans Kolvenbach-di. Bu secimde papanin adami diye bilinen Kolvenbach-in secilmesi Cizvitleri yeniden atesledi. Bu kez dogrudan OPUS DEI-yi hedef alan saldirilara basladilar. Ve OPUS DEI-yi, aynen Katolik Kilisesindeki Mason Localari olarak tanimladilar. Bunu karsilik papa da onlari Latin Amerika-da Marksistlerle dayanisma halinde olmakla sucladi. Papa bir risale yayinlayarak Marksizmi kinadi. Cizvitler de buna karsi papanin Latin Amerika-daki kapitalist somuruyu, adaletsizlikleri ve iskenceleri gormezden gelmekte oldugunu ve yoksullari insan yerine koymadigini vurguladilar. Konu daha sonra insan haklari tartismasina geldi. Cizvitler israrla insan haklarini savundular. Papa da koseye sikisinca Vatikan-in daima insan haklarindan yana oldugunu yayinladigi bir risaleyle tekrarladi. Tartisma buyudu. Bu arada papa, tarihte ilk kez olarak dogrudan OPUS DEI uyesi oldugu aciklanmis olan bir gazeteciyi, 48 yasindaki ABC Gazetesinin Roma muhabiri ispanyol asilli Joaquin Navorro-Valls-i Vatikan-in basin sozcusu yapti. Boylelikle sadece Kardinallere ayrilmis olan boylesine onemli bir goreve tarihte ilk kez din adami olmayan, laik bir kisi atanmis oldu. Papa, ayrica, 1984-e kadar Cizvitler tarafindan yonetilen Radyo Vatikan-in basina da laik bir sahsi atamisti.

Gizli gelenek denildiginde anlasilmasi gereken nedir? ilkin sunu belirtmek gerekiyor: Gizli kavrami (Secret) bu gelenek icinde Okult-- anlaminda kullanilmistir. Katolik Kilisesi-nin vahsi saldirilarina mahsur kalmis olan alsimist, hermetist, okultist ve ezoteristles Gizli-- sozcugunu kullanmaktan cekinmisler ve bunun yerine sir anlamina gelen Secret-- sozcugunu kullanmislardi.
Gelenek sozcugu de benzer sekilde Hafifletilmis-- Burada Gelenek--derken toplumda bilinen ve anlasilan anlamiyla Gelenek--kast edilmiyordu; kast edilen Kabala-- idi. / NOT: Kabala, sozcuk anlamiyla gelenek demektir). uyleyse Gizli Gelenek-- denildiginde insanligin ilk donemlerinden beri ugrastigi Okult-- uygulamalari ile daha sonraki yy.larda, ozellikle de 11, ve 12, yy.lardan itibaren gelisen ve icinde Yahudi Kabalizmi-nin de yer aldigi tum yasaklanmis ilim ve bilim kumeleri kast ediliyordu. Bu en genis anlamiyla Gelenek-- (Tradition) okult orgutlerinin anladigi ve kullandigi bilimdi. Bunun icin de Helen, Yahudi, Roma, Antik Misir, Sumer, Babil, Hint ve uin Geleneklerinden-- fizyon yoluyla tasinmis ogeler vardir. Ancak en guclu etki Anadolu ve Ortadogu cografyasindan gelmisti. unlu Bakus, Ceres, Cybele ve Eleusis, Samothraki kulturlerindeki okultik, hermetik, ezoterik, alsimist uygulamalar bir sentez halinde belirli bir tarikat/orgut tarafindan gunumuze kadar intikal ettirilmisti. Bu gizli tarikat Cabiriler-- adiyla taninmisti. Basta Herodot ve uecero olmak uzere bir cok yazar Cabiri kultu hakkinda uzun tanitimlar yazmislardir. Nedir ki ilk kez 1888 yilinda bu kultun tapinagina ve tanrilarinin izine ulasilabilmisti. Thebes-te yapilan kazilarda cabiri kulturun tanrilarindan biri olan ve Herodot tarafindan En Guclu Buyucu-- diye tanimlanan Caberios-un heykeli bulunmustur. iste bu cabiri gelenegi, Ege ve Bati Anadolu-daki en eski ve etkili okult sistematigiydi. Hacli seferleri sirasinda ve sonrasinda cabiri Sirlari-- (Mysteries) batiya Tapinak sovalyeleri araciliyla tasindi. ilkin Gul ve Hac kardesligi orgutu bu sirlarin cogunluguna sahipti, sonra bu orgutun ust uyeleri Masonluktaki Spekulatif ve Operatif-- Mason localarini kurdular. unlu din adami ve okult uzmani Rev. George Oliver-in History of Initiation-- adli kitabinda yazdigina gore ozellikle Fransiz Masonlugu-Buyuk Dogu Locasi-tam anlamiyla Cabiri gelenegine gore kurulmus ve yonetilmisti. Cabiri geleneginin sembolleri beyaz onluk, cekic ve demir orstur ve bu asli semboller gunumuzun Masonlari tarafindan da kullanilmaktadir.

Gizli gelenegin, Yahudi Kabalizmi dahil her yonuyle ugrasan ve sadece soylularin, zenginlerin ve bilim adamlarinin uye olabildikleri ilk Acik-- Gnostik-Hiristiyan tarikat ve localari 1767-den itibaren pes pese acilmaya baslandi. Bunlar tamamen Cabiri gelenegine uygun, en eski kultur ve kult uygulamalarinin tasiyicilari olduklari bilinen ozel orgutlerdi. Krallar, basta II. Fredeick, prensler, basta Thurm und Taxis, soylular ve zenginler bu orgutlere uye olmuslardi. Bu dort orgut sulardi: 1767-de Avusturya-da Habsburg Hanedani-nin himayesinde kurulan, The Academy of the Ancients and of the Mysteries--, 1780-de kurulan The Knights of the Ture Light--, ayni yil Almanya-da Gul-Hac-in uyeleri tarafindan kurulan The Order of Jerusalem-- ve 1783-te Paris-te acilmis olan, The Society of the Universal Auora--. Bu tarikat ve localar, tum Avrupa-da sadece manevi-- planda deil, Kilise Karsiti faaliyetlerde bas rolde yer almislar ve Gnostik Hiristiyanligin yerlestirilmesini temin etmislerdir. unlu Mesmer, isvec-teki en etkili Kilise-yi kuran Swedenborg, Fransiz sifaci,St. Martin, unlu Pasqually, Willermoz ve ornegin gecmisteki Lavator ve Ecekartshausen bibi mistiklerde dahil, adlari 71,18,19.yy.larda unlenmis bircok entelektuel bugunku Avrupa Birligi-nin, Kulturel Mirasina-- iste bu tip gizli orgutler araciligiyla yon vermislerdir. Binlardan bazilari bu gizli orgutlere, 6 yasindayken inisye-- edilmisler ve cok gizli, cok ozel bilgilerle donatilmislardi.

Son soz

Yer alti okult orgutlerinde sir Mystery anlaminda kullanilir, sadece
saklanmasi gereken orgutle ilgili bir bilgi degildir. Bu orgutlerde Mystery-- kisilerle ilgili degil, Uhrevi-- bir guce atfen Sir-- olarak saklanmaktadir. urnegin Buyu, Gozgoru, Sihir vb. gibi okultik uygulamalarin sonsal kaynagi Tanri ya da onun yerine kaim edilmis bir Super Guctur--. Gizlilik ise, iste bu anlamda anlasilan Mystery-nin (sirrin) kimseye fark ettirmeden, Gizlilik-- (Clandestine) icinde toplumlara uygulanmasi yada enjekte edilmesi faaliyetidir.
**urnegin komunizim doneminde S.S.C.B.-de okult ilimleri ile ilgili sirlar bilimsel arastirma konulari basligi altinda ust Tasarim-- sahipleri tarafindan hayata geciriliyor. Daha doyurucu bir ornegi ingiltere-den verebiliriz. irlandali unlu yazar George Russel ve dunyaca unlu sair William Butler Yeats, gizli bir orgutun uyesiydiler. Yeats 1886-da Gul ve Hacin surgunlerinden olan Theosophical Society-ye uye olmustu. (Russell-de ayni orgute uyeydi.) Yeats daha sonra 1890-da Hermetic Society of the Golden Down-- adli okultik-hermetik orgute uye yapildi. Aractirmaci-yazar Michael Edwardes-in yazdigina gore bu iki yazar 1916-da patlak veren Paskalya ayaklanmasina, yazdiklari ve soyledikleri okultik bilgilerle Milli Ruh-- katmislardi. Edwardes-e gore bu ikili Dussel-- bir irlandalilik ruhu yaratmislar ve 1922-de irlanda devlerinin (kismen) dogmasina yol acmislardi. Burada acikca gorulecegi uzere, Spekulatif-- sonra Operatif-- (Silahli Mucadele) olan yasanmistir. Toparlarsak, yer alti okult orgutlerinde sir belirli bir ust Tasarim-- olusturan ve Spekulatif olan bir Mystery-- dir. Operatif olan ise, verili ust Tasarim-- in on gordugu tarzda bu Mystery-- yi gizlilik icinde topluma asilamaktir.
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:25
Vatikan'ın Hedefi Gizli Sion Tarikatı
 


Papa İkinci Jean Paul, ölüm yolculuğuna hazırlanırken son bir savaş daha başlattı. Dan Brown'ın iki yıl içinde 44 ayrı dilde 25 milyon adet satan 'Da Vinci Şifresi'ne karşı savaş.

Artık eski enerjisini kaybeden Papa, dünyevi hayatındaki son savaş için cepheye çıkacak durumda değildi. Cepheyi Papa'ya çok yakın bir isim açtı. Cenova Başpiskoposu Kardinal Bertone. Vatikan'ın önde gelen teologlarından olan Bertone, 'Katolizm karşıtı, yalan ve iftiralarla dolu bu kitabı okumayın' diyerek hiç beklenmedik bir çıkış yaptı.

İNANIN uçağa binemez oldum, peçetelere, kusmuk torbalarına bile imza atmak zorunda kalıyorum. Şöhretle nasıl baş edilir bilmiyorum.'

Amerikalı yazar Dan Brown, Da Vinci Şifresi'yle yakaladığı baş döndürücü şöhretten şikayetçi. Bu şöhretle gelen 50 milyon dolara rağmen şikayetçi.

İki yılda 44 dile çevrilip 25 milyon satan kitap ona şöhret ve tabii ki para getirdi ama, Dan Brown artık Louvre Müzesi'nin büyük galerisinde oturup, gizli cemiyet entrikaları, sofistike cinayetler planlayabilecek 'tanınmamış' bir yazar rahatlığına sahip değil. Da Vinci Şifresi'nin kilit mekanı Louvre'a gitmek bir yana, uçağa bile binemediğini söylüyor. Çünkü yolcular koridorda sıra olup kitap, peçete, artık ne buldularsa Brown'a imza attırıyorlar.

Aşırı ünden yakındığı röportajdan bu yana, yaklaşık bir yıldır medyaya konuşmuyor Dan Brown. New Hampshire kırlarındaki evinde kabuğuna çekilmiş, Da Vinci Şifresi'nin devamı niteliğindeki romanın araştırması ve yazımıyla uğraşıyor. Bu yeni romanın da baş kahramanı, aynı Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar'da olduğu gibi Harvardlı simgebilimci Robert Langdon. 'Süleyman Anahtarı' adını taşıyan yeni hikáye, Washington'da geçiyor ve Hür Masonlar'ın gizli dünyasını deşiyor.

Brown'ın kurgu álemine çekildiği şu günlerde Da Vinci Şifresi'yle ilgili yeni bir tartışma daha alevleniyor.

Aslında Brown'ın, Hıristiyanlığın dogmalarını temelden sarsan, Hz.İsa'nın evlendiğinden ve soyunun bugün bile devam ettiğinden tutun da, son akşam yemeğinde kullandığı Kutsal Káse'nin aslında Mesih'in çocuğunu taşıyan Magdalalı Meryem olduğuna varan iddiaları iki yıldır çok tartışıldı. Ancak Katolik dünyasının merkezi Vatikan, Dan Brown'a hiç ilişmedi. O çok sarsıcı iddialara Papalık makamından hiç itiraz gelmedi. Daha doğrusu geçen 15 Mart'a kadar gelmedi. O gün Cenova Başpiskoposu Kardinal Tarcisio Bertone, ansızın Vatikan Radyosu'na konuşuverdi ve 'Bu çuvalla yalan ve iftirayla dolu kitabı okumayın' diye şaşırtıcı bir çıkış yaptı. Konuşmasında özellikle genç Katolik beyinleri spekülatif etkilere karşı koruma dürtüsüyle hareket eden Bertone, Papa İkinci Jean Paul'ün en yakınlarından biriydi ve 2003 yılında Cenova Başpikoposluğu'na atanmadan önce Vatikan'ın İnanç Doktrinleri Kongregasyonu Başkanı'ydı. Yani doktrinler konusunda Vatikan'ın en yetkili isimlerinin başında geliyordu. Hiç şüphesiz bu sözlerini Vatikan'ın, yani Papa'nın temsilcisi sıfatıyla sarfediyordu. Üstelik de muhtemel papa adaylarından biri olarak.

Son iki ayını Vatikan'daki apartman dairesi ile Gemelli Kliniği arasında gidip gelerek geçiren, artık ölüm yolculuğunun sinyallerini vermeye başlayan Papa yeni bir savaş mı başlatıyordu?

Yıllardır Parkinson'dan mustarip olan Papa, sağlığının giderek bozulmasına rağmen, 26 yıldır devam eden dünyevi savaşlarına bir yenisini mi ekliyordu?

PEKİ NEDEN ŞİMDİ

Peki Da Vinci Şifresi'nin bir salgın gibi dünyaya yayıldığı, şifreyi çürüten kitapların yayınlandığı iki yıl boyunca suskun kalan Vatikan neden Papa'nın tam da bu dünyadan göçmeye hazırlandığı günlerde başlatıyordu bu savaşı? Bu tavrın nedenleri şöyle açıklanabilir.

Da Vinci Şifresi özellikle genç okuru çok cezbediyordu.

Çok satan kitabın elbette filmi de çekilecek ve böylece hem daha geniş kitlelere ulaşma imkánı bulacak, hem de kitabın zaten zirvelerde olan satışı daha da tetiklenecekti.

Papa'nın ruhunu teslim etmeden önceki son mesajı da Vatikan'ın genç kuşağa yeni bir yöneliş içinde olduğunu ele veriyor.

PAPA'YA HAKARET Mİ

Vatikan'a son darbeyi ise şöyle indiriyor: Katolik Kilisesi'nin kurucusu Aziz Petrus, Mesih'in ilgisinden ötürü Magdalalı Meryem'i kıskanıyor. Kitapta Hıristiyanlığın en eski kayıtları olarak sunulan Nag Hammadi ve Lut Gölü yazıtları arasında yer alan Magdalalı Meryem Suresi'ndeki satırlar yer alıyor.

Da Vinci Şifresi'ne göre Hz.İsa, Hıristiyan Kilisesi'nin kuruluş direktifini Aziz Petrus'a vermemişti, o kişi Magdalalı Meryem'di. Yani Mesih'in kesin emrine karşın kilise bir kadının elinden çalınmıştı.

Peki çalan kişinin, yani Aziz Petrus'un bugünkü temsilcisi kimdi?

Vatikan'daki Papa.

İsa'nın Çilesi Da Vinci'ye antitez olamadı

DA Vinci Şifresi'nde Magdalalı Meryem'in Hz. İsa'nın eşi ve 'soylu kanını karnında taşıyan' kadın olarak sunulması Vatikan'ı en çok kızdıran tema oldu. Vatikan hiç sesini çıkarmadı ama, kalın duvarların arkasında fırtınalar kopardı. Son iki yıldır Papa, kadınlara daha az mesafeli durmaya başlamıştı. Bu belirgindi. Çünkü Dan Brown, kilisenin kadınlara olumsuz bakış açısını bütün çıplaklığı ile ortaya seriyordu. Koyu Katolik Mel Gibson'ın çektiği İsa'nın Çilesi filmi de, genel olarak Vatikan'ın beğenisini kazanmakla birlikte, kilise pek tatmin olmadı. Film, Da Vinci Şifresi'ne antitez olamadı.

PAPA'NIN MUCİZELERİ

Papa oğlumu iyileştirdi

MEKSİKALI bir baba, 1990 yılında ülkesini ziyaret eden Papa 2'nci Jean Paul'ün 4 yaşındaki lösemi hastası oğlunun saçsız başını okşayarak şifa verdiğini ve evladının mucizevi bir şekilde iyileştiğini öne sürüyor. Vatikan, bu iddiayı mucize olarak kabul ederse, geçen cumartesi 84 yaşında ölen Papa, Aziz olma yolunda bir adım daha ilerlemiş olacak.

Aile, 1990 yılının Mayıs ayında Meksikalı bir başpiskopos aracılığıyla Papa ile Zacatecas havalimanında buluştu. O zamanlar dört yaşında olan Heron Badillo, kan kanseriydi ve doktorlar yaşaması için pek şans tanımıyordu. Baba Jesus Badillo, 'Ancak Papa'nın müdahale ederek çocuğu iyileştireceği umudunu taşıyorduk. Papa dokunduktan, saçsız başını öpüp, onunla konuştuktan sonra küçük Heron değişti. Yemek yemeğe başladı ve ilaçsız iyileşti. Bizim için bu mucizeydi' diyor. Heron Badillo şimdi 19 yaşında ve kolej öğrencisi.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:27
Vatikan'ın İsrail Hayranlığı
 


Papa XVI. Benedict’in Yahudilerle ilgili küçültücü ifadeler içeren Latince duaya izin vermesi Yahudi lobisinden büyük tepki almıştı. Bunun üzerine dua yeniden gözden geçirildi ve Yahudileri kızdıran ifadeler değiştirildi. ImageGeçtiğimiz temmuz ayında Papa XVI. Benedict’in Paskalya öncesi yapılan merasimde Yahudilerle ilgili küçültücü ifadeler içeren Latince duaya izin vermesi, Yahudi lobisinden büyük tepki almıştı. Bunun üzerine dua yeniden gözden geçirildi ve Yahudileri kızdıran ifadeler değiştirildi.

Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan bir cuma günü, Hristiyanlar arasında her yıl bir takım dua ve ritüellerle anılır. II. Vatikan Konseyi’ne kadar Hz. İsa’nın ölümünden Yahudi halkı sorumlu tutulmakta ve yapılan dualar “Yahudiler karanlıktan çıksınlar” ya da “Tanrı onların kalplerinden örtüyü kaldırsın” gibi ifadeler içermekteydi. Ancak Katolik Kilisesinin diğer dinlerle diyalog politikasını benimsemesi üzerine bu dua değiştirilmişti. Papa XVI. Benedict, temmuz ayında bir açıklama yaparak bu eski Latince duanın yeniden kullanılabileceğini açıkladı. Bunun üzerine bilhassa Amerika’daki Yahudi örgütler, Papa’nın açıklamaları hakkında teessüflerini ve hayal kırıklıklarını ifade ettiler. Yahudi lobisinden gelen yoğun tepki Katolik Kilisesi’nin geri adım atmasını sağladı ve dua yeniden formüle edildi. Şu an geçerli olan duada, sadece Yahudilerin kurtuluşu ve Hz. İsa’yı tanıması için dua edilmekte.

Katoliklerin Yahudilerle olan ilişkilerinin tarihi oldukça karmaşık. Geçtiğimiz asra kadar Yahudiler Katolik Hristiyanların gözünde lanetlenmiş bir ırk, hatta “Tanrı katilleri” olarak görülmekteydi. Bu iki dinin mensupları arasındaki uzun savaş ve zulüm yılları, aralarındaki nefret ve düşmanlığı giderek arttırmıştı. Hristiyanlar, Yahudilerin Tanrı’yla yaptıkları ahde sadık kalmadıklarına ve bu nedenle, onun İncil’le değiştirildiğine inanmaktalar. Onlara göre Yahudilik, kuralcı ve bozulmuş bir dinken, Hristiyanlık merhamet ve sevgi dinidir. Yahudiler sadece Hz. İsa’yı inkar etmekle kalmamış, onu çarmıha gererek insanlık tarihindeki en korkunç günahı işlemişlerdir. Hristiyanlar arasında yaygın olan bu anlayış Roma İmparatorluğu döneminden Katolik İspanya’ya ve nihayet Nazi rejimine dek tarihin kanla boyanmasına yol açmıştır.

Ancak Katolik Kilisesi, II. Vatikan Konseyi’yle birlikte bu önyargıları ve kalıpları yıkmak için bazı önemli adımlar attı. Konsey’den sonra yayınlanan, Katolik Kilisesi’nin diğer dinlerle ilişkileriyle ilgili belgenin bir bölümü, sadece Yahudilere ayrıldı. Kilise, herhangi bir zamanda herhangi biri tarafından yapılan her türlü Yahudi karşıtlığını kınadı ve Yahudilikle Hristiyanlığın din olarak ortak yönlerine dikkat çekti.

II. John Paul, 1986’da Roma’daki sinagogu ziyaret ederek, tarihte bir sinagogu ziyaret eden ilk papa unvanını kazandı. Papa, yaptığı konuşmada Yahudilere “büyük kardeşlerimiz” diye hitap etmişti. Katolik Kilisesi ile Yahudiler arasındaki bu yakınlaşma siyasi olarak da meyvelerini vermekte gecikmedi. Nitekim Papa X. Pius’un “Yahudiler bizim Rabbimizi tanımadılar; biz de Yahudi halkını tanımayız.” sözünden 90 yıl sonra, 1993’te Vatikan, resmen İsrail devletini tanıdı ve 1994’te elçi değişimini gerçekleştirdi. Vatikan’dan bir yetkili bu olayı, “iki küçük Akdeniz ülkesi arasındaki uluslararası bir diplomasi “anı olarak” değil, Yahudi halkı ile Katolik Kilisesi arasındaki 2000 yıllık uzun tarihte belirleyici bir olay” olarak tanımladı.



XVI. Benedict, Vatikan ve İsrail devlet arasındaki samimi ilişkileri geliştirecek bir takım önemli adımlar attı. 2005 yılında papa olarak seçilmesinin hemen ardından pek çok kişi onu diğer dinlerin mensuplarına karşı duyarsız, hoşgörüsüz bir ideolog olarak tanımlarken, New Yorklu Yahudi liderler, Benedict’in kardinal olduğu zamanda, ona kişisel tecrübelerini aktararak, saygılarını ifade ettiler. Benedict, göreve gelir gelmez İsrail yanlısı din adamlarını önemli görevlere getirip, Müslümanlara ılımlı düşünceler besleyenleri pasifize etti. İsrail ile Vatikan arasındaki ilişkileri geliştirmek üzere, Aralık 2006’da İsrail Başbakanı Ehud Olmert’le görüştü. Mayıs 2007’de sekiz kişilik Vatikan devleti delegesi ile dokuz İsrail devleti yetkilisi buluşarak görüşmelerde bulundu.

Öte yandan Vatikan devleti ile İsrail arasında bir takım diplomatik gerilimlerin yaşandığı da bir gerçektir. Örneğin, Hristiyan-Arap din adamlarına vize kısıtlamaları, mal edinme, seyahat sınırlamaları, mali ve idari işlerde İsrail’deki kiliseye bağlı kurumlar üzerindeki baskılar, Vatikan ile İsrail arasındaki ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

Vatikan’ın İsrail’le olan siyasi ilişkilerinde belirleyici bir diğer unsur da hiç şüphesiz Filistin topraklarındaki Katolik varlığıdır. Vatikan 1994’te Filistin’in doğu Kudüs’teki egemenlik haklarını tanımış ve Filistin’le diplomatik ilişkileri başlatmıştı. Yine 2000’de Papa II. John Paul, Yaser Arafat’la görüşerek bir anlaşma imzalamıştı. Bunun üzerine İsrail’den gelen tepki neticesinde Vatikan, anlaşmanın barış meseleleriyle ilgili olmadığını, Filistin topraklarındaki Katolik kiliselerinin durumunu düzeltmeye yönelik olduğunu belirtmişti.
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:29
Vatikan'ın Kabusları
 



Vatikan'ın Kabusları

Roma Katolik Kilisesinin ruhani lideri Papa 16. Benedict, Almanya ziyareti sirasinda 12 Eylül 2006 Sali günü Regensburg Ilahiyat Fakültesinde akademisyenlere hitaben yaptigi konusmada Medine döneminden itibaren Hz. Muhammed ve Müslümanlarin dini yayma konusunda siddeti bir yöntem olarak benimsedikleri iddiasinda bulunmustu. "Islam'da Tanri ile akil arasinda ayrilmaz bir bag yok" sözlerini de sarf eden Papa'nin bu çikisina tüm dünyadan "cahilce yapilmis bir açiklama" yorumu yapilmisti. 14. yüzyilda yasamis Bizans Imparatoru Manuel Paleologos'tan alinti yapan Papa, "Hz. Muhammed'in yeni bir sey getirmedigini, getirdiklerinin ise inancini kiliçla yaymak gibi insanlik disi ve seytani seyler oldugu" suçlamasini yapmisti. Papanin olay yaratan sözlerinin tamami söyleydi: "14. asirda yasamis olan Bizans Imparatoru Paleologos'un, "Muhammed, sadece kötü ve insanlik disi seyler getirdi." ifadelerini kullanmisti.

Yakinlarda Bizansli bilge imparator Ikinci Mihail Paleologos'un diyalogunun Prof. Theodore Khoury (Muenster) tarafindan yayimlanan bölümlerini okudugum esnada, Tanri'nin dogasina iliskin akil ile düsünürken, zihnime gelenler sunlar oldu:

Bu, muhtemelen bir kis mevsiminde 1391'de Ankara yakinlarinda egitimli bir Farisi ile Hiristiyanlik, Islam ve ikisinin geçerliligi hakkinda yapilmis bir diyalogdur. Bu diyalog, bilahare 1394–1402 arasinda, Konstantipolis kusatmasi sirasinda, muhtemelen bizzat imparator tarafindan kaleme alinmis olmali. Kendi açiklamalarinin Farisi muhatabininkilere oranla çok ayrintili olmasi da bundan kaynaklansa gerek. Diyalog, Kitab-i Mukaddes ve Kur'an'da mevcut dinin yapilari üzerinde odaklaniyor. Özellikle Tanri imaji üzerinde duruluyor.

Dogal olarak, üç seriat ya da üç hayat düzeni diye de adlandirilan Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kur'an arasindaki iliskilere de deginiliyor. Bu derste benim bahsetmek istedigim konuya gelince... Ben, din ve akil çerçevesinde, diyalogun bütünü içerisinde oldukça marjinal bir yer isgal eden tek bir konuya deginecegim. Zira bu beni çok etkiledi ve de bunu konuya iliskin düsüncelerim için bir kalkis noktasi olarak kullanacagim. Prof. Khoury'nin yayimladigi diyalogun yedinci bölümünde imparator, cihat, kutsal savas konusuna deginiyor. Imparator, (Kur'an'daki) 2. suretin 256. ayetinde, 'Din konusunda zorlama yoktur' denildiginden elbetteki haberdardi.

Uzmanlar, bunun baslangiç dönemindeki surelerden biri oldugunu söylüyorlar. O dönemde Muhammed, güçsüzdü ve de tehdit altindaydi. Ama imparator, dogal olarak, kutsal savas konusunda müteakip dönemlerde gelismis ve Kur'an'da belirlenmis diger düzenlemelerden de haberdardi. Imparator, ayrintilara dalmaksizin, bir Kitap sahibi olanlar ile 'acimasizlar' arasindaki davranis farkini izah etmek için, bizi hayrete düsüren sert bir üslupla muhatabina, genel anlamiyla din ve siddet iliskisi baglaminda basit bir temel soru yöneltiyor: 'Hadi bana Muhammed'in yeni olarak ne getirdigini göster! Bu konuda, kendisinin vaaz ettigi dini kiliç ile yayma emri türünden kötü ve insanlik disi seylerden baska bir sey bulamazsin'.

Imparator, böylesine agir bir ifade kullanmasinin ardindan, dini siddet araciligiyla yaymanin neden akil disi oldugunu ayrintili biçimde izah ediyor. Siddet, Tanrinin dogasina ve ruhun dogasina zittir. Imparator diyor ki, 'Tanri kandan hoslanmaz. Akla göre davranmamak, Tanrinin dogasina zittir. Din, bedenin degil, ruhun ürünüdür. Dolayisiyla birini dine çekmek isteyen kisinin, siddet veya tehdide degil, iyi konusmaya ve dogru bir sekilde akil yürütmeye ihtiyaci vardir. Makul bir insani ikna edebilmek için, ne kola ihtiyaç vardir, ne vurabilecek bir seye, ne de bir insani ölümle tehdit etmeye yarayacak baska bir araca!.

Bu diyalogda, siddet araciligiyla dine çekmeye muhalefet baglaminda en önemli husus sudur: Akla göre hareket etmemek, Tanrinin dogasina zittir. Yayinci Theodore Khoury, yorumunda diyor ki: Grek felsefesi içinde yetismis imparator için bu son derece net bir konudur. Ama Müslümanlik ögretisinde ise Tanri mutlak anlamda askindir. Onun iradesi bizim kategorilerimizden tümüyle bagimsizdir. Buna akillilik, makuliyet de dâhildir. Khoury, bu baglamda ünlü Fransiz Islambilimci R. Arnaldez'in bir eserine de bir atifta bulunuyor. Buna göre Ibn-i Hazm, isi, Tanriyi kendi kelamindan bagimsiz olmaya kadar götürerek, O'nun bize hakikati açiklamak gibi bir zorunlulugu dahi olmadigini belirtiyor. Eger o irade buyurmus olsaydi, insan putperestlige de tabii olmak zorundaydi diyor".

Bu sözlerin ardindan Türkiye Diyanet Isleri Baskani sert bir açiklama yapti ve Papa'yi özür dilemeye davet etti. Benzer çagriyi Türkiye Basbakani yapti. Papanin sözleri, Islam Dünyasinda büyük tepkilere yol açti. Papa'nin konusmasi, Misir'in El Ahram gazetesinde de, Islam dini ve tarihi konusundaki bilgi eksikliginin göstergesi olarak yorumlandi. Hindistan'daki Ulusal Azinlik Komisyonu, Papa'nin sözlerinin 'orta çagin haçli seferi' çagrisi gibi yankilandigini duyurdu. Endonezya'daki ikinci büyük Islami örgüt Muhammadiye'nin Baskani Din Syamsuddin de 'Papa'nin açiklamalarinin akildan yoksun oldugunu gösterdigini' söyledi. Lübnan'daki Sii lider Büyük Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah, Papa'nin sözlerini kinayarak, özür dilemesini istedi. Almanya Müslümanlari Merkez Konseyi Baskani Aiman Mayzek de, "Kilise baskalarinin asiriliklarini elestirecegine kendi kanli geçmisine baksin: Müslümanlara karsi haçli seferleri, Güney Amerika'daki kanli din savaslari, Hitler rejimi, kutsal savas ifadesini üreten Papa 2. Urban..." diye açiklama yapti.

Ankara'daki Vatikan Büyükelçiliginden "Eger Papa, Türkiye veya Türk halkina karsi bir sey söylemis olsa tepki gösterilir. Ancak dine iliskin bir sey söylenirse durum farkli. Türkiye, bir din devleti degil, laik bir devlettir. Laik bir ülkenin, dini açiklamalara göre politika belirlemesi beklenemez" açiklamasi yapilmistir.

Türkiye Katolik Piskoposlar Kurulu Baskani Baspiskopos Ruggero Franceschini, Roma Katolik Kilisesinin ruhani lideri Papa 16. Benedict'in Almanya'da yaptigi konusmada, Islam'i incitici bir boyut bulunmadigini ileri sürmüstür. Baspiskopos Franceschini, ''Radio24'' adli bir Italyan radyosuna verdigi demeçte, ''Papa, zerre kadar Islam'i incitmek istemedi. Papa 16. Benedict, Regensburg'daki konusmasinda, basit bir sekilde, Tanrinin ogullarinin birbirlerini öldürmemeleri gerektigini söylüyor'' demistir. Papanin bu konudaki düsüncelerinin yeni bir sey olmadigini belirten Franceschini, ''Ratzinger, henüz kardinal oldugu dönemde Münih'te ve Roma'da zaten vermis oldugu bir dersi tekrarlamaktan baska bir sey yapmadi'' diye konusmustur.

 Peki, Papa 16. Benedict, durum dururken neden böyle bir açiklama yapma geregini duymustu? Papa neden Islam'a ve Müslümanlara saldirma ihtiyaci hissetmisti? Papa, Islam'a saldirma cesaretini nereden ve kimlerden almisti? Papa 16. Benedict, Papa 2. Urban gibi kâbus mu görüyordu?  Papa 16. Benedict, Papa 2. Urban gibi, 21.Asrin Haçli Ordularinin toplanmasini mi istiyordu? Papa 16. Benedict ile Bush arasindaki iliski neydi? Papa 16. Benedict, A.B.D ve AB'nin dünya isgalinin dinde yerini mi saglamlastirmak istiyordu? Galiba, Papa 16. Benedict, Papa 2. Urban'in yolundan gidiyordu. Hiristiyan Bati dünyasinda, laiklik elden gitmis, din ile devlet isleri birbirine karismisti. Papa'nin asil niyetinin dünyada Hiristiyanligin hakim olmasi için kilicini çekmisti.

Papa 16. Benedict,  Afganistan ve Irak'i isgal eden A.B.D'yi manevi yönden moral saglamak için kollari sivamis, agzina geleni söylemistir. Öte yandan A.B destekli A.B.D'nin, Iran'i isgal etmesi için sinyal göndermistir ve Haçli ordularinin tüm dünyayi isgal edinceye kadar savasmalari emrini vermistir. Çünkü Papa 16. Benedict, Vatikan'in gizli ve muammali odalarinda önceki meslektaslari gibi kâbus görmeye baslamistir. Papa 16. Benedict, neden sik sik kâbus görmeye baslamistir? Bu soruyu, kâbusun ne oldugunu ve Vatikan'in kâbuslarini açiklayarak cevaplamaya çalisalim.

Vatikan'da Neden Kâbus Görülür?

Insanoglu dünya hayatinin yaklasik üçte birini uykuda geçirmektedir.  Bu da 75 yillik bir ömrün 25 yili demektir. Uyku, günlük çalismalardan yorgun düsen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanidir. Uyku sirasinda, kisinin bilinçaltinda düsüncelerinin, özlemlerinin ya da isteklerinin bir film seridi gibi göz önünden geçtigi varsayilir ki buna rüya denilir. Freud'a göre bilincin gizledigi, tamamen sakladigi olgular ortaya çikabilmek için yol aramaktadir. Bunlardan bazilari da rüyalar haline girerek kendilerini gösterir.  Baska bir açiklamaya göre ruh bedenden ayrildigi zaman, yasanan olaylarin tümüne rüya denilmektedir. Rüyalarda yasananlar inanilmayacak kadar hizli gelisir. Bir kaç dakikalik rüya esnasinda bile çok uzun sürdügünü sanilan garip, sasirtici ve çok degisik olaylar birbirlerini izler, bu nedenle rüyada zaman kavrami olusmaz.

Uyku birkaç devreden olusmaktadir. Uykusu gelen insan yatagina yatar ve gözlerini kapatir. Kisa süre sonra göz kapaklari belli belirsiz titremeye baslar. Insan o sirada uykuya dalmis ve rüya görmeye baslamistir. Rüyalar renkli ya da siyah beyaz olabilir. Insanlarin çogu, siyah beyaz rüya gördüklerini söylemektedir.

Kafasi yorgun, devamli bir konuyla ilgilenen kimse uyudugunda rüyasinda karmakarisik seyler ya da ilgilendigi, önem verdigi konuyu görebilir. Bu tür korku ve sikinti veren kötü rüyalara, kâbus veya karabasan denilir. Kâbus; aci, korku ve sikinti verir.

Oldugu gibi çikan rüyalar, genellikle sezgisi güçlü olan kisilerin rüyalardir Buna "Gerçek Rüya" adi verilir. Birde günlük olarak görülen rüyalar vardir. Uyuyan kimse rüyasinda birçok sey görür ve sabah uyandiginda da bunlardan bazilarini hatirlar.  

Islam Peygamberi Hz. Muhammed (a.s); "Rüya üç kisimdir: Bir kismi; âdemoglunu üzmek için seytandan olan korkulardir; bir kismi, kisinin uyanikken kafasini mesgul ettigi seylerdendir; bunlari uykusunda görür; bir kisim rüyalar da var ki, onlar peygamberligin kirkalti cüzünden birini teskil eder" buyurarak rüyalari Rahmani ve seytani günlük meselerden kaynaklanan rüyalar diye üç kisma ayirmistir.

Çocuklar rüyalarinda genellikle büyüdüklerini görürler. Gençlerin rüyasi heyecanlarinin tezahürüdür. Yetiskinler,  daha ziyade günlük sikintilarini rüyalarina tasirlar. Yaslilarin rüyasi ise, uzun bir ömrün disa vurumu seklinde olusur. Iste bu açiklama Vatikan'da neden sik sik kâbus görüldügünü açiklamaktadir. Ömrünün son demlerine kadar sadece Hiristiyanligin ögretilerini ve diger dinleri kötüleyen kitaplari defalarca okuyan ve Haçli Seferlerini anlatan hikâyeleri okuya okuya ezberleyen kisiler toplulugu, elbette belli bir yastan sonra kâbus görmeye baslayacaktir. Hele, Hiristiyanligin merkezi oldugu Avrupa'da Islamiyet'in hizla yayildigini görmeleri, gördükleri kâbusun siddetini iyice artirmaktadir.

Vatikan'in Kimligi

Bilindigi üzere, Vatikan bir din devletidir. Vatikan (Pontificio), Italya'nin Roma sehrinde bulunan, Hiristiyanlik dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlettir. Italya Devleti ile Kilise arasinda Patti Lateranensi antlasmasi imzalanmistir. Bu antlasma ile ülkenin resmi dininin Katolik dini oldugu ve Roma'nin kutsal bir sehir oldugu ilan edilerek 11 Subat 1929 tarihinde bagimsiz devlet olmustur.

Italya'nin tarihi ile hemen hemen ayni tarihe sahip olan, dünya Katolik dininin merkezi kabul edilen 44.000 m² lik (0,44 km2) alana sahip Vatikan (Pontificio), ruhban sinifi tarafindan yönetilir. Devlet baskani Papa'dir. Devlet baskani; Papa 16. Benedict (24 Nisan 2005)'tir. 2006 yili tahmini nüfusu 932 kisidir. Nüfusun gelisme orani % 0,01'dir.  Para birimi; Avro (Euro), resmi dilleri ise; Italyanca, Latince ve Fransizca'dir.

Papa'nin kabul günü genellikle haftada bir kez çarsamba günleri Vatikan sehrinde, yazin ise Roma'ya yaklasik 40 km. uzakliktaki Castel Gondolfo'da gerçeklestirilir. Katolik dinine mensup olanlarin bagli oldugu kiliseden bir yazi getirmesi istenmektedir. Papa'nin kabul gününe katilacak kadinlar, uzun kollu, basi kapali ve sade giysiler giymek zorundadirlar. Koyu renkli veya dikkati çekmeyen elbiseler tercih edilir. Erkeklerin ise koyu renkli ceket ve kravat ile katilmalari uygun görülmektedir.

Vatikan devletinin bütçesi; Katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bagislar, sirket gelirleri, hisse senedi-tahvil-bono gelirleri, bankacilik ve faiz gelirleri, hediyelik esya satislarindan elde edilen gelirlerle, basin yayindan elde edilen reklâm gelirlerinden olusmaktadir.

Vatikan'in dogrudan ya da dolayli olarak sahibi oldugu veya yönlendirdigi günlük, haftalik ve aylik 200'den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanali veya kablolu yayini bulunmaktadir.

Vatikan'da etkileri ve güçleri tartisilamayacak baslica birkaç akim vardir. Bunlardan ikisi laik, digerleri dinsel niteliktedir. Laik akimlar OPUS DEI (Tanri'nin Isleri ) ile Malta Sövalyeleri'dir. Dominiken tarikati için en önemli husus kurum olarak Kilise'nin sürekliliginin korunmasi ve her kosul altinda savunulmasidir. Dominikenler, "Önce Kilise" diyen tarikattir. Fransiskanlar ise; sözde yoksullardan yana, din adina karsiliksiz çalisan kesisler toplulugudur. Cizvitler tarikati;  Katolik âleminin entelektüelleri olarak bilinir. Cizvitler için önemli olan Papalik Makamidir. Papalarin kendileri veya Kilise'nin kendisi degil, Papalik Makaminin korunmasi ve savunulmasi öncelik tasimaktadir.

 

Hiristiyan Dünyasinin Kâbuslari

Hiristiyan dünyasinin kâbuslari, Hiristiyanligin ilk dönemlerinde baslamistir. Hz. Isa'nin çarmiha gerilmesinden sonra gerçek incilin tahrif edilmesi, havarilerin gördükleri en büyük kâbustur. Havariler arasindaki çekismeler, gerçek incilin ortadan kaybolmasina yol açmistir. Ve bundan birbirinden oldukça farkli sonra çok sayida Incil yazilmistir. Hz. Isa'nin dogumundan 325 yil sonra Iznik kosilinde, 100 tane Incil'den 4 tanesi seçilmis ve bunlar otantik ve ilahi kitap olarak kabul edilmistir.  Bu dört Incil'de cümle kuruluslari arasinda söz ve cümle benzerligi bulunmamakta ve birbirlerinden oldukça farkli görülmektedir. Öte yandan Iznik konsili tarafindan kabul edilen dört Incil kaybolmus ve günümüzdeki Inciller bunlarin kopyasi oldugu söylenmektedir. Dört incilin ilk nüshalari ile kopyalari arasinda 250 yillik bir zaman boslugu bulunmaktadir. Yani günümüzdeki incilerin ilk kopyasi Miladi 570'li yillara denk gelmektedir ki, bu yillar, Islam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a)'in dünyaya geldigi yillardir.

Islamiyet'in gelisi ve yayilmasiyla birlikte, Hiristiyan dünyasi büyük bir korku ve endiseye kapilmis ve kâbuslar görmeye baslamistir. Islam dünyasinin cografi sinirlari genisledikçe, Hiristiyan din adamlarinin (papa, papaz, rahip, rahibe) kâbuslarinin siddeti artmistir.

 Afrika'da faaliyet gösteren bir Ingiliz misyonerine ihtiyar bir Afrikalinin (20.yüzyilin baslarinda Afrikali bir aydin olan Jomo Kenyatta), söyledigi su söz çok manidardir. Ihtiyar Afrikali Ingiliz misyonerine diyor ki: "-Siz memleketimize geldiginiz zaman, bizim topragimiz; sizin ise, mukaddes kitabiniz vardi. Simdi ise bizim mukaddes kitabimiz, sizin ise topraginiz var." Evet, öyle oldu. Bugünkü Afrikanin siyasi cografyasi bunu açikça ortaya koymaktadir.

Papa 2.John Paul 24 Aralik 1999 milenyum mesaji söyleydi; "Birinci bin yilda Avrupa Hiristiyanlastirildi. Ikinci bin yilda Amerika ve Afrika. Üçüncü bin yilda hedef Asya'dir." Hedef belirlenmistir. Önümüzdeki bin yilda A.B.D ve A.B, Asya kitasinin tümünü isgal edecektir.

Papa 6.PAUL 6 agustos 1964 tarihinde; "Kilisemiz insanlarin mutlulugu içindir. Dinler arasi diyalogun bizim için anlami bütün insanlari Incil'e ve kiliseye yani Hiristiyanliga ulastirma yoludur" diye bir açiklama yapmistir. Dinler arasi diyalogun asil amaci, demek tüm dünyanin Hiristiyanlastirilmasiymis.

 

Papalarin Kâbuslari ve Haçli Seferleri

Dogu Hiristiyanligin temsilcisi Bizans Imparatorlugu (395-1453), 1071 yilinda Selçuklu Devleti (1038-1194) ile yaptigi Malazgirt Savasi'nda yenilince, Türklere Anadolu kapilari açilmistir. Selçuklu akincilari, birkaç yil içinde Anadolu'nun bati kiyilarina ulasmis ve Bizans'in baskenti olan Istanbul'u zorlamaya baslamislardir. Türklerin, 1075'te Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurup, Iznik'i baskent yapmalari, Avrupa'nin en büyük Hiristiyan devleti olan Bizans'i kökünden sallamaya baslamistir.  Bu durum Avrupalilari ve özellikle papayi telâsa düsürmüstür. Papa Ikinci Urbanus, kâbuslar görmeye baslamistir. Çünkü Bizans'in düsmesi, Türklerin Avrupa'ya hâkim olmasina yol açacakti. Büyük Selçuklu Sultani Meliksah'in vefatindan sonra, iç karisikliklarin olmasi vefat etmis, iç karisikliklar bas göstermistir.  Iç karisikliklar Papa Ikinci Urbanus'u Hiristiyanlari birlestirerek Müslümanlarin üzerine saldirtmaya tesvik etmistir. Papa Ikinci Urbanus ve diger papazlar, Kudüs sehrini, Türklerin elinden almak için faaliyete baslamislardir. Sadece Pierre L'Ermite isminde yoksul bir Fransiz kesisi, etrafina 50.000 Fransiz toplamistir. Bunlar, Almanya'ya gelince, kendilerine 50.000 Alman serserisi daha katilmistir. Macaristan'da ve Balkanlarda daha da çogalan bu çapulcu ordusu (600.000), 1096–1270 seneleri arasinda tertiplenen sekiz Haçli seferinin ilk ordusu olmuslardir. Anadolu'yu Türklerin elinden almak ve Kudüs'ü isgal etmek için, dokuz defa haçli seferi düzenlenmistir. Her bir haçli seferinde, papalar ve papazlar büyük rol oynamistir.

Ikinci Haçli Seferi (1147–1149); papa Eugenius'un tesviki ve papaz Saint Bernard'in propagandasi neticesinde, Üçüncü Haçli Seferi (1189–1192); Papa Üçüncü Clemens'in tesvikiyle, Dördüncü Haçli Seferi (1204); Papa Üçüncü Innocentius'un çagrisi, Foutges de Neville'nin propagandasi neticesinde yapilmistir. Papa III. Urban, 1187'de Selahattin Eyyubi'nin Haçlilari büyük bir bozguna ugratarak Kudüs'e girdigini haber alinca üzüntüden vefat etmistir.

Besinci Haçli Seferi (1217–1221) Papa Üçüncü Honorius'un, Altinci Haçli Seferi (1228–1229); Papa Dokuzuncu Gregorius'un tesvikiyle gerçeklesmistir. Papalik makami, haçli seferlerin masraflarini karsilamak gayesiyle, Hiristiyanlarin ruhanî isleri için vergi almak âdetini çikarmistir. Bulundugu çevrenin kilisesine vergisini vermeyenler, Hiristiyanliktan aforoz edilmislerdir.

Haçli Seferlerinde, Avrupali çapulcularin yaptiklari zulüm ve insanlik disi davranislar akil almaz boyutlarda olmustur. Fransa Enstitüsü üyelerinden Funde Brentano'nun "Les Croisades" adindaki eserinde, Ilk Haçli seferinin Pierre L'Ermite (Piyer Lermit) idaresindeki öncü kuvvetleri 1096 tarihinde Istanbul önlerine geçirilip Türklere karsi sevk edilince, Iznik civarinda ellerine geçirdikleri masum çocuklari pisirmek için parçaliyorlar veyahut kaziklara geçirerek ateste kizarttiklarini yazmaktadir. Yine ayni yazar sözkonusu eserinde, Haleb'in "Maarra" kasabasinin haçlilar tarafindan kusatilmasi sirasinda haçlilarin yaptiklarini su sekilde özetlemistir; "Türk sehitlerinin cesetlerini dograyip etlerini kizartarak yiyorlardi. Açlik öyle bir hal almisti ki, halk tabakasina mensup olan haçlilar kasaba civarindaki 15 günü geçen bir zamandan beri serili duran kokmus Müslüman cesetlerini büyük bir istahla yemek zorunda kaldilar."

 

Hiristiyan Çocuklarin Kâbusu

Bütün haçli seferleri arasinda en hüzünlüsü ve en anlamlisi çocuklarin haçli seferleridir. Asirlar boyunca, Avrupa'da, anneler ve babalar, "Barbar Türkler Geliyor. Barbar Müslümanlar geliyor. Seni yiyecek" diye çocuklarini korkutarak büyütmüsler. Müslüman ve Türklerle korkutularak büyüyen çocuklarin bilinçaltlarinda "korku ve endise" yerlesmis, sik sik kâbuslar görmeye baslamislardir. Almanya'da ailesinin ve kilisenin telkinlerinden etkilenen Nikolaus adli bir çocuk, kutsal topraklara gitme amaciyla bir grup çocugu toplamis, ancak bu çocuklar (haçli ordusu) Avrupa'dan bile çikamadan dagilmislardir.

1212'de, Fransa'da 12 yaslarinda yoksul, daglarda çobanlik yapan Etienne (Istefanos), yeni haçli seferine çocuklari çagirmaya baslamistir. Etienne, büyüklerin yenilmesine ragmen çocuklarin Tanri'nin yardimiyla Kudüs'ü ve Filistin'i kurtaracaklarini söylemistir. Musa'nin yasadigi dönemdeki gibi, Kizildeniz'in onlarin önünde yarilacagini duyurmustur. Etienne bu mesaji bir buçuk ay duyurduktan sonra, birçogunun 12 yasindan küçük olan 30.000 çocugu toplamistir. Çocuklar Fransa'nin güney kiyisina, Marsilya limanina gitmislerdir. Çocuklarin çogu yedi gemiye binip denize açilmislardir. On sekiz yil boyunca onlardan hiç haber alinamamistir.

 

Geçmiste Kâbusun Disa Vurumu

Bebeklik yillarindan itibaren Müslüman ve Türk korkusu ile büyütülen Avrupali çocuklar, çocukluk yillarindan itibaren kâbuslar görmeye baslamislardir. Bilinçaltlarina yerlesen Müslüman ve Türk korkusu, kin ve nefrete dönüsmüs ve böylece kâbusun disa vurumu, çok siddetli ve dehset verici olmustur.

Hiristiyan Avrupalilarin kâbuslarinin disa vurum sekline, aci bir örnek Endülüs'te yasanmistir. Ispanya'daki sonuncu Islâm devleti olan Endülüs Devleti, 2 Ocak 1492'de Ispanyollarin eline geçmistir. Hiristiyan Ispanyollar, Endülüs Devleti'ni yikinca, görülmemis bir vahset ile ilim merkezi olan Endülüs'teki Müslümanlari yok etmisler, essiz sanat eserlerini tahrip etmislerdir.  Avrupa'nin en büyük ve medenî sehri olan Girnata, korkunç yagmalara maruz kalmistir. Dünyanin en büyük kütüphanelerinden olan ve birkaç yüz bin kitabi bir araya getiren Girnata Kütüphanesi'nin kitaplari, Kardinal Cisneros'un emri ve Kral ile Kraliçe'nin tasvibiyle sehrin büyük meydaninda tamamen yakilmistir.

Dominiken Tarikatina mensup olan ve 1484 – 1566 Güney Amerika'da Emperyalizme karsi mücadelenin simgesi olmus, bir Ispanyol rahibi olan Papaz Bartolome de Las Casas 1542'de, Ispanya Prensi II. Philip'e anilarini takdim etmistir. Las Casas, anilarinin bir bölümünde sunlari kaydetmistir; "Ispanyollar atlariyla, kiliçlariyla ve mizraklariyla yerlileri kolayca savusturup öldürdüler ve onlara karsi her türden vahseti sergilediler. Yerli yerlesim bölgelerine zorla girerek, küçük çocuklar, yasli erkekler, hamile kadinlar, hatta yeni dogum yapmis kadinlar dâhil karsilarina çikan herkesi katlettiler. Siddetle vurarak parça parça kestiler, Sürüler halinde agila toplanmis koyunlar gibi karinlarini yardilar. Bir adami tek bir darbede ikiye bölüp bölemeyeceklerine veya bir kisinin basini gövdesinden ayirip ayiramayacaklarina ya da tek bir balta darbesiyle bagirsaklarini çikarip çikaramayacaklarina dair bahislere bile girdiler. Memeden kesilmemis bebekleri ayaklarindan tutup annelerinin gögüslerinden ayirdilar ve bas asagi kayalara çarptilar. Bütün bunlar olurken digerleri ise gülüp egleniyorlar, bebekleri omuzlarinin üzerinden bir nehre atip, "Kivran, seni gidi küçük velet!" diye bagiriyorlardi. Yollarina çikan herkesi öldürdüler, firsat buldukça bir kadini ve bebegini tek bir hamleyle kiliçtan geçiriyorlardi. Kimseyi sag birakmadilar, kurbanlarini ayaklarindan asabilmek için özellikle ters "L" seklinde genis daragaçlari kurarak bir defada on üç tanesini birden diri diri yakiyorlardi. Vücutlarina kuru saman baglayip atese veriyorlardi. Bazilarini öldürmeyip bileklerini kesiyorlar, ellerini öylece asili birakip onlara, "Bu mektubu al" diyorlardi. Amaçlan, onlari böyle zavalli durumlara düsürerek, tepelerde gizlenenleri tehdit etmekti. Yerli liderleri ve esrafini ise yere çakili iki yaba üzerine oturtulmus dal parçalarindan olusan, bir tür demirden düz izgaraya baglayip, kisik ateste kizartiyorlardi. Yerli liderler, yavas yavas ölürken çaresizlik içinde inliyorlardi. Zavalliciklarin inlemeleri Ispanyol komutanin uykusunu bölmüstü. Hemen esirlerin bogulmasi için talimat verdi. Ancak, ortalama siradan bir cellâttan daha kana susamis olan infaz müfrezesinin basindaki iki adam, onlari bogarak eglencesini yarida kesmek istemiyordu. Bu yüzden gürültü yapmalarini engellemek için bizzat kendi elleriyle agizlarina tahta tipa yerlestirdi ve kendi cani istedigi zaman ölmeleri için atesi artirdi. Bütün bu olanlari ve baska olaylari kendi gözlerimle gördüm. Yerlilerin bir kismi, bu merhametsiz ve insafsiz katillerin pençesinden kurtulmak için tepelere ve daglara kaçinca, insan türünün bu amansiz düsmanlari, izlerini bulmak için av köpeklerini egittiler. Bir yerliyi görür görmez saldirip isiran, parçalara ayirip adeta bir avi yer gibi etlerini silip süpüren bu vahsi köpekler, yerlilere çok zarar verdi; katliama ortak oldular. Ara sira da olsa yerliler bir Avrupaliyi öldürdügünde (ki kendilerine karsi islenen suçlarin büyüklügü göz önüne alinirsa buna haklari da vardi), Ispanyollar kendi aralarinda gayri resmî bir anlasma yaparak öldürülen her Avrupali için yüz yerlinin idam edilmesine karar veriyorlardi…"

Bugünkü Vatikan'da Kâbusun Disa Vurumu

Bugün Vatikan'da yasayan Hiristiyan din adamlarinin tümü, Avrupali tarihçiler tarafindan tarafli olarak kaleme alinan tarihte yasanmis hikâyeleri okuyarak vakitlerini geçiriyorlar. Dünya geçimleri, kiliselerin Katoliklerden kesilen vergilerle fazlasiyla karsilandigi için, ömürlerini saçma hikâyeleri okumakla ve aralarinda tartismakla geçiriyorlar. Papa ve etrafindaki papazlar, sürekli korku romani okuyan bir kisinin ruh haline bürünmüsler ve sürekli kâbus görüyorlar. Kâbus görmeleri gayet dogaldir. Çünkü bilinçaltlarina sürekli olarak Hiristiyanlik disinda diger din mensuplarina karsi büyük kin ve nefret uyandiran saçma sapan hikâyelerle dolduruyor. Öte yandan Hiristiyanligin merkezi olarak gördükleri Avrupa'da Hiristiyanligin gerilemesi ve buna karsilik Islamiyet'in hizli yayilisi, Papa ve Papazlari iyice çilgina çeviriyor ve saldirganlastiriyor.

Papa ve papazlar, Islamiyet'in hizli yayilisini önlemek için çok degisik tedbirler aliyorlar. Almanya'da yayimlanan Welt Am Sonntag gazetesi 30 Mayis 2004 tarihli nüshasinda, "Milyonlar Muhammed'e Karsi" mansetiyle yayinladigi bir raporda, Vatikan'in, Islam'in yayilmasini engellemek ve Hz. Muhammed'i karalamak için Katolik Kilisesi'ne bagli ve dünyanin dört bir yaninda subeleri olan ve gizli misyonerlik faaliyeti yürüten bir örgüte "Congregation for the Evangelization of Peoples (Insanlari Evangelist Yapma Cemaati),  milyar dolarlik fon tahsis ettigini yazmistir. Ancak bütün çabalar bosa gitmistir. Katoliklerin merkezi olan Italya'da, Islamiyet ikinci büyük din olmustur. Bugün Italya'da Katolik dininden sonra en önemli ikinci din 2.000.000'den fazla kisi ile Müslümanliktir. Bunun nedeni, özellikle Kuzey Afrika'dan ve son zamanlarda Balkanlar ile Orta Dogudan gelen göçlerdir. Ülkede, valdesi, metodist, battisti, luterani gibi farkli gruplara ayrilan Protestanlarin sayisi 200.000, Yahudilerin sayisi 36.300, Budistlerin sayisi 30.000, Ortodokslarin sayisi ise 20.000 civarindadir. "Testimoni di Geova" diye adlandirilan ve Katolik dininden ayrilan bir gruba mensup kisilerin sayisi ise yaklasik 300.000'dir. Ayrica, Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa devletlerinde de Islamiyet ikinci büyük din haline gelmis ve Müslümanlarin sayisi her geçen gün artmaktadir. Bu durum karsisinda, Vatikan'daki papa ve papazlara, karabasanlar sarmistir. Bugün Vatikan'in odalarinda hayaletler dolasmaktadir. Papazlar her gece kâbuslar görmekte ve sabahlari dehset ve korku içinde uyanmaktadirlar. Bu nedenle, Papa, kardinallerin ve diger papazlarin Islamiyet'e karsi saldirilari araliksiz devam etmektedir.

Papa XVI. Benedict'in Kâbuslari

 Bugün Katolik dünyasinin lideri, Alman Kardinal Joseph Ratzinger'dir ve Papa 16. Benedict adini kullanmaktadir. 80 yasina ulasan Papa16. Benedict, Katolik âleminin 265. Papa'si olmustur. Diger papalar gibi 16. Benedict de, Müslümanlara ve Türklere karsi kâbuslar görmeye baslamistir. 14 yasinda Nazi hareketine katilmis olan Alman asilli Papa  Joseph Ratzinger,  Almanya'da Passau'ya bagli Marktl am Inn'de 16 Nisan 1927'de dünyaya gelmistir. Ratzinger'in rahiplikte karar kilmasi 1951 yilinda olmustur. Felsefe ve ilahiyat egitimi gören Ratzinger, 1959'dan itibaren de Almanya'daki degisik üniversitelerde akademisyenlik yapmistir.  Papa II. John Paul döneminde, 25 Kasim 1981'de Vatikan'daki en önemli kurumlardan biri olan Dinsel Ögretiler Kurulu Baskanligi'na getirilen Ratzinger, Papa vefat edene kadar da koltugunu korumayi basarmistir. 24 yil boyunca bu görevde kalan Ratzinger, II. John Paul'ün en gözde adamlarindan biri olmustur. Ratzinger, normalde 2002'de 75 yasini tamamladigi için emekliye sevk edilmesi gerekirken Papa'nin özel talimatiyla görevinin basinda birakilmistir. Vatikan'da Dinsel Ögretiler Kurulu Baskanligi disinda pek çok önemli kurul ve komisyonun da baskani olan Ratzinger, Papalik Kitab-i Mukaddes Komisyonu'nun, ayrica Papalik Uluslararasi Ilahiyat Komisyonu'nun baskanligini da yürütmüstür. Ratzinger'e 2002 yilinda piskoposluk unvani verildi, ayrica Kardinaller Kurulu Baskanligi'na seçilmistir. Katolik Kilisesi'nin eski Engizisyon Kurumu'nun devami niteligindeki Dinsel Ögretiler Kurulu, Ratzinger'in 24 yillik baskanligi süresince muhtelif Katolik ilahiyatçilarinin ve din adamlarinin 'görüslerinden dolayi sorgulandigi, kizaga çekilmekten görevden almaya' kadar uzanan cezalar yagdirmaktan da çekinmeyen bir kurum haline dönüsmüstür.

Ratzinger, Papa seçilmesinden sonra Aziz Petrus Meydani'ndaki halka hitaben yaptigi konusmada, "Kardinaller, Tanri'nin hizmetçisi olarak çalismak üzere beni seçtiler" demistir.

Avusturya'da Alman Kardinalin papa seçilmesi Viyana'nin merkezindeki 13 ton agirligindaki, Viyana kusatmasi sirasinda Osmanli Yeniçerilerin geri çekilirken mevzilerinde biraktiklari silahlar eritilerek yapilmis olan Türk Çani'ni çalarak kutlamistir.

Katolik Kilisesi'nin yeni ruhani lideri olan Alman Kardinal Joseph Ratzinger, Türkiye'nin A.B'ye üyeligine karsi olmasi ile taninmistir. Ratzinger, Fransiz Le Figaro gazetesine verdigi mülakatta, Osmanli Imparatorlugu'nun geçmiste Viyana kapilarina dayandigini hatirlatmis ve Türkiye'nin Avrupa'yla daimi tezatlik içinde bulundugunu' ileri sürmüstür. Türkiye'nin, gelecegini Hiristiyan kökenli AB yerine, bir Islam ülkeleri örgütünde aramasi gerektigini savunan Ratzinger, Ankara'nin AB'ye degil Araplara katilmasi gerektigini öne sürmüstür. Ratzinger, 2004'te yaptigi bir konusmada, Türkiye'nin AB ile bütünlesmesinin ''büyük bir hata'' oldugunu belirterek, "Avrupa cografi degil, kültürel bir kitadir ve Türkiye tarih boyunca, Avrupa'nin tersi bir baska kitayi temsil etmistir'" demistir.

Bundan sonra Papa 16. Benedict, bir Nazi Askeri gibi davranmaya devam edecektir. Papa 16. Benedict, Islam'a ve Islam Dünyasina yönelik saldirilari bütün siddetiyle devam edecektir. Belki, Islam Dünyasi'ndan yükselen tepkilerle, biraz sesi kisilacaktir ama Hiristiyan ülkelerin liderlerine gizli gizli emir ve mesajlarini iletmeye ve onlari Islam Dünyasi'na yönelik savaslarinda en büyük manevi destegini hep verecektir. Çünkü Papa 16. Benedict, kendini Papa 2.Urbanus gibi görmektedir. Ehh ne diyelim. Hiristiyan âleminin dini lideri olan Papa'ya akil verecek halimiz yok. Insallah, Islam'i yakindan tanimak için Müslümanlarin kutsal kitabini ve Islamiyet ile ilgili kitaplardan bir kaçini okur da, gerçegi görür. Insallah, Islam Dünyasindaki diyalog taraftarlari da, Papa 16. Benedict ve diger papalarin söylediklerinden ders alip,  biraz olsun gerçegi görürler ve daha temkinli davranirlar.  

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:31
Vatikan'ın Nihai Hedefi
 


Vatikan'ın Nihai Hedefi

Papalık, asırlardır; Müslümanlara, Yahudilere, hatta kendi dinlerinden olup da, farklı mezhepte olanlara kan kusturdu. Milyonlarca insanın kanına girdi. Son yıllarda Kilise arşivi üzerinde yapılan araştırmada Kilise’nin Ortaçağ’da din adına, yakarak ya da işkence ederek öldürdüğü insan sayısının 5 milyon civarında olduğu tespit edildi.

Şimdi yeni bir devir başlattı kilise. Bugüne kadar, hep günahkar Hıristiyanlar Kilise’ye gidip günah çıkartıyorlardı, şimdi de Kilise, Hıristiyanlara dönüp günah çıkartıyor. Papa II. Paul, Vatikan’daki pazar ayinlerinde Kilise’nin geçmişte insanlığa karşı işlediği günahları affetmesi için dua ediyor ve insanlıktan da af diliyor.

Bu yeni devirde, her fırsattan istifade ederek, kendisini öldürmeye kasteden teröristi bile affederek ne kadar insancıl, hoşgörü sahibi olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Geçmişteki vahşetlerini unutturmak istiyorlar. Samimi olmadıkları da her hallerinden belli. Fakat insanlar bunu göremiyor.

İşte, bu Fatima ve Ağca olayı kaçırılmaz güzel bir fırsattı bunlar için. Bu şekilde bütün dünya basını kendilerinden bahsedecekti. Bundan daha iyi reklam olur mu? Vatikan, Ağca suikastinin ta 83 yıl öncesinden bilindiği masalını uydurarak, Hıristiyanlığın gelecekten haber veren, gerçek bir din olduğu imajını verdi. Bu da itibarına itibar kattı.

1999 yılı Mart ayında Vatikan, İtalyan hükümetine resmi bir mektup yazarak Ağca’nın affını istedi. Geçtiğimiz ay da Papa 2. Jean Paul, Portekiz’in Fatima bölgesine giderek, yapılan bir ayinden sonra kendisini izleyen milyonlarca Hıristiyan’a üçüncü sırrın “Ağca suikastı” olduğunu açıkladı. Bu da İtalyan hükümetinin üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Ve halk desteğini aldı. Kimse de çıkıp, bu baskılar Laikliğe aykırı demedi, daha doğrusu diyemedi. Çünkü, Batı’da Kilise akıl almaz derecede bir güçtür. Hiçbir devlet, hiçbir politikacı buna karşı duramaz.

Papa, son bir manevra daha yaparak gizli kalması gereken vasiyetini basına sızdırdı. Bu, Ağca’nın serbest kalmasında önemli bir rol oynadı. Vatikan’a yakın kaynaklarca bilinen Papa 2. Jean Paul’ün vasiyeti, İtalyan medyasına sızdırıldı. Buna göre 80 yaşındaki Katolik dünyasının en büyük ruhani lideri olan Papa, Ağca’nın serbest bırakılması için Laik İtalyan hükümetine her koldan baskı yapmakla kalmadı. Aynı zamanda, öldüğü gün açılmak üzere hazırlattığı vasiyetine de Ağca ile ilgili bir madde koydurttu. Papa’nın kardinallerince vasiyetnamede Ağca ile ilgili olarak İtalyan devletine şöyle çağrı yapılıyor:

“Ben öldükten sonra Vatikan hükümeti, Mehmet Ali Ağca’nın serbest bırakılarak ülkesine dönmesinin sağlanması için elinden geleni yapsın. Hayattayken bunu görürsem daha da mutlu olacağım…”

İşin başka bir yönü de, her vesile ile gündemde kalıp, gizli faaliyetlerinin ortaya çıkmaması. Çünkü, bütün karanlık, kirli işler Kiliseler tarafından idare edilmektedir. Bunun için Araştırmacı-yazar Suat Parlar, “Ağca, Vatikan’ın kirli ilişkilerini koruduğu için Vatikan’a heykeli dikilmelidir” diyor.

Bu maksatla, bizzat Vatikan tarafından bir Ağca efsanesi ortaya atıldı. Bu kirli mitosun ardında saklananlar ise ortaya çıkmıyor. Vatikan, Papa suikastını bizzat kendisi örttü. Her kurumun kirliliği araştırılıyor. Ama nedense Vatikan’la ilgili bir dosya açılmıyor.
Çünkü kimse buna cesaret edemiyor. Vatikan’ın bir uyuşturucu ve kara para aklama merkezi olduğu da bir gerçek…

Suikastla ilgili bir iddia da, Papa 2. Jean Paul’un ”Hizaya getirtilmesi” için gerçekleştirildiği yolundaydı. 2.Jean Paul, sadece 33 gün görev yapan ve kuşkulu bir biçimde ölen, 1. Jean Paul’ün ardından makama gelmişti. Vatikan, Opus Dei Örgütü’yle iyi geçinmeyen 1. Jeal Paul’ün cesedine otopsi izni bile vermemişti.

Örgüt, “Kutsal Mafya” olarak da adlandırılıyordu. Papa 2. Jean Paul’ün de Opus Dei ve İsrail’i rahatsız eden tavırları artmaya başlayınca, Ağca Suikastı ortaya çıktı. Ardından Papa’nın ilginç açıklamaları başladı. “Pekçok halk acı çekti. Ama Yahudi halkı özel bir halktır. Yahudiler tanrının en sevdiği kullardır.” Açıklamalar yapmakla da kalmadı. Tarihte ilk defa bir papa kalkıp, İsrail’e resmi bir ziyarette de bulundu.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz; Vatikan’nın esas maksadı, bütün fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek, Batı devletleri tarafından 150- 200 yıldır, siyasi, ekonomik, sosyal baskılarla, sindirilen, mücadele azmi kırılan; bunun neticesinde bilhassa Ortaasya ve diğer İslam ülkelerinde meydana gelen inanç boşluğunu doldurmak. Bütün dünyada Hırıstiyan hakimiyetini sağlamak… Vatikan’ın nihai hedefi bu…
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:32
Vatikan'ın Tarihi
 


Vatikan'ın Tarihi

Vatikan, dünyanın en küçük ülkesidir. Roma kentinde bulunan bu
devletin toprağı 0,4 kilometrekareyi geçmez. Bu kadar küçük olmasına rağmen Vatikan'ın dünya devletleri üzerindeki etkisi İtalya'dan bile büyüktür. Çünkü Vatikan Devleti Hıristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolik Kilisesi'nin merkezidir. Kilisenin başkam olan papa burada oturur.

Tarihte Vatikan

Vatikan eskiden epeyce büyük bir devletti. Toprakları 45,000 kilometrekareyi, nüfusu 3,5 milyonu buluyordu. Sonra, topraklarını komşu İtalya krallıklarına kaptırdı. İtalya Krallığı kurulunca da şimdiki gibi kendi küçük kentçiğiyle sınırlandı. 1929 yılında İtalya Krallığı ile yapılan Laterano Antlaşması'yla Vatikan'ın bağımsızlığı tanındı. Papa bu din devletinin hem dinsel başkanı, hem siyasal başkanıdır.

Papanın oturduğu Vatikan Sarayı Roma'nın kuzeyindeki bir tepe üzerindedir. Ünlü San Pietro Kilisesi de buradadır. Devletin bayrağı, ordusu, parası, özel radyo istasyonu v.b. vardır. 200 kişilik Vatikan ordusunda gönüllü İsviçreli muhafızlar görev yapar. Askerlerin silâhları ve kıyafeti XV. yüzyıldaki gibidir.

Yönetim

Vatikan'ı papa yönetir. Yerel yönetim papanın seçtiği bir valiye verilmiştir. Devletin geliri, yeryüzündeki bütün Katoliklerin bağışlarıyla İtalya Devleti'nin yardımından oluşur. Vatikan'ın en yüksek yönetim organı Kardinaller Meclisi'dir. 70 üyeli bu meclis kendi üyeleri arasından papayı seçer. Üyeler bu meclise seçildiler mi ömür boyu üye kalırlar. Yeni seçilen papa kendi adını kullanamaz, ona ruhanî bir papa adı verilir. Vatikan'da Osservatore Romana adlı günlük bir gazete, Osservatore della Domenica adlı haftalık bir dergi yayımlanır.

Vatikan Sarayı

Vatikan'da San Pietro Kilisesi'nin kuzeyindeki yapılara Vatikan Sarayı denir. XIII. yy.da kurulan ilk yapı, zamanla yapılan eklerle genişledi ve tamamlandı. 1377'de papalık Avignon'dan Roma'ya taşınınca papalar burada oturmağa başladılar. Mimar Bramente, saraya son şeklini vermiştir. Sarayın avlusu, odaları ve salonları Raffaello, Fra Angelico, Pinturicchio gibi ünlü ressamların resimleriyle süslenmiştir.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:34
Vatikan'ın Türkiye'den İstekleri
 


Vatikan'ın Türkiye'den İstekleri

1 Hıristiyanlar üzerinde cebir yada psikolojik yollardan baskıya derhal son verilmelidir.

2 Hıristiyanların yeri ve biçimi ne olursa olsun ibadethaneleri kapatılmamalı gözlem altında tutulmamalı tam güvenliği sağlanmalıdır.

3 Hıristiyan din adamları özel koruma altına alınıp diplomatik dokunulmazlık uygulanmalıdır.

4 Hıristiyan din adamlarına yönelik saldırılar devlete karşı işlenmiş suç niteliğine sokularak caydırıcılık açısından cezaları arttırılmalıdır.

5 Hıristiyan Türk vatandaşlarına askerlik görevleri sırasında uygulandığı tarafımızca bilinen kötü muameleler ortadan kaldırılmalıdır.

6 Milli Eğitim müfredatı yeniden gözden geçirilmeli gerek hıristiyanlığa gerekse hıristiyanlığa mensup din adamlarına yönelik olumsuz fikirler aşılayan öğretiler ders kitaplarından çıkartılmalıdır.

7 Eğitimciler bu din mensupları yada dini inançlarıyla ilgili ima yoluylada genç kafalarda olumsuz fikirler doğuracak anlatımlarda bulunmaktan men edilmelidir. Misyonerliği eleştirenler cezalandırılmalıdır.

8 Medyaya hıristiyanlıkla yada hıristiyanlığı benimsemeyenlerle ilgili özellikle kışkırtıcı nitelikli alehte yayın yapma yasağı getirilmeli yapanlara ilgili cezai şartlar yürürlüğe konulmalıdır

9 Güvenlik güçleri hemen bir genelgeyle uyarılmalı insan hakları temelinde dinsel hoşgörü eğitimine tabi tutulmalıdır

10 Türkiyenin mevcut yasalarında dinsel konularla ilgili hükümler uluslararası hukuku uygun hale getirilmelidir.

11 Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalıdır

12 Gecikmeksizin Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalı yerine din işlerinin yürütüleceği dinler bakanlığı kurulmalıdır.

13 Bakanlık yönetim kadrosunda bütün dinlerin temsilcileri yada dinin üst kurumu tarafından belirlenecek danışman yer almalıdır

14 Temsilci yada danışmanlara diplomat statüsü uygulanmalıdır.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:37
Vatikan'ın Kıyamet Tarihi Açıklaması
 


Vatikan'ın Kıyamet Tarihi Açıklaması


Vatikan açıkladı! Kıyamet'in nasıl ve ne zaman olacağını bilmiyoruz. Arşivlerimizde yok

90 yıl önce Portekiz’in Fatima kasabasında yaşayan küçük bir çoban, 3 kehanette bulundu. Katolik Kilisesi, kehanetlerin doğruluğunu kabul ederek Luia Dos Santos’u azize ilan etti. Santos’un “Fatima’nın Gizemi” olarak bilinen 3 kehaneti mühürlenerek Vatikan arşivlerine kaldırıldı. İlk kehanette İkinci Dünya Savaşı’nın bir toplu katliama dönüşeceği ve dünyayı kan gölüne çevireceği ifade ediliyordu.

İkincisinde ise Rusya’da komünizmin çökeceği ve Ruslar’ın yeniden Hıristiyanlığa bağlanacağı anlatılıyordu. Vatikan yıllar boyunca 3’üncü kehanetin ne olduğunu açıklamadı. Bunun üzerine tarihçiler, teologlar ve komplo teorisyenleri “3’üncü kehanet Kıyamet Günü’nü tasvir ediyor.

Vatikan kıyametle ilgili bilgileri tüm insanlıktan saklıyor” suçlamasını getirdi. Papa 2’inci Jean Paul “Bu doğru değil, 3’üncü kehanet Mehmet Ali Ağca suikastını tarif ediyordu” dedi. Ancak belgenin tam metninin açıklanmadığından bu sözler ikna edici olmadı.

Vatikan’ın Dışişleri Bakanı konumunda olan Papa’nın sağkolu Kardinal Bertone dün kıyamet tartışmalarına son noktayı koymak istediğini belirterek, “Kıyametin geleceğine ve Hıristiyanlığın çökeceğine dair kehanetleri gizlediğimize yönelik tüm komplo teorileri yalandır. Bunlar dine zarar vermek isteyenler tarafından çıkarılıyor. Kesinlikle böyle bir kehanet arşivlerimizde yok. Bunlara son verin” dedi.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 29-Mayıs-2009 Saat 17:38
Vatikanda Kilise Yaptıran Osmanlı Padişahı
 


Vatikanda Kilise Yaptıran Osmanlı Padişahı

Osmanli diyalogu boyle yapardi: Vatikan’da kilise yaptiran padisah kim?

Hic ihtimal verir miydiniz bir Osmanli padisahinin hem de Papaligin gobeginde bir kilise insaatina katkida bulunduguna? Artik vermeniz gerekiyor, zira kimi cahillerin hâlâ hakkindaki “Kizil Sultan” teranesini devam ettirdigi II. Abdulhamid, kendisinden yardim isteyen Papa’nin cagrisini geri cevirmemis ve Istanbul’dan Roma’ya hem para, hem de kilisenin suslemesinde kullanilmak uzere malzemeler gondermisti.

Iste diyalogun Osmanlicasi:

Hatirlayacaksiniz: Sultan Abdulhamid’in Kadikoy, Yeldegirmeni’nde Hemdat Israel Sinagogu’nun yapimina musaade etmek bir yana, Rumlarin saldirisina karsi ozel korumasi altina aldigini ve bu sayede insa edilebildigini daha once yazmistim. Ayni sekilde Istiklal Caddesi’nden Tunel’e giderken sol kolda merdivenle inilen Santa Maria Draperis Kilisesi’nin insasina katkilari sebebiyle giris kismina yine Sultan Abdulhamid’in adinin yazili oldugu bir kitabe konuldugunu da biliyoruz.

Abdulhamid Han’in “Osmanli memleketleri”nde (“Memâlik-i Osmâniye”) yasayan gayrimuslimlere ait cesitli dinî binalarin yapim ve tamirine aynî ve nakdî yardimlar gonderdigi de, kayitlara gecmis durumda. Ancak Osmanli sinirlari icinde bulunmayan, ustelik Vatikan’in gobegindeki bir kilisede Abdulhamid’in katkisini gormek yine de sasirticidir.

KarisIk seyler okudugumu bilen bilir. Bunun bir faydasini da su anda okumakta oldugunuz yazida gordugumu soylemem lazim. Zira bu hususa dikkatimi ceken, masonlarin cikardigi bir dergideki yazi oldu. Celil Layiktez, 1995 yilinda (1) Roma’ya yaptigi bir bayram tatili seyahatinden soz ediyor. Daha once “Muhterem Ustadi Ziya Umur”dan Vatikan’daki San Gioacchino in Prati Kilisesi’nin ozelligini isitmis olan yazarimiz, seyahat sirasinda gidip kiliseyi bulmus ve Redentorista tarikatina mensup Basrahibi Padre Benito Bissacco ile gorusmustur.

Layiktez’in Basrahip’ten aldigi bilgilere gore, kilisenin temeli 1 Ekim 1891’de atilmis ve 1898 yilinda da ibadete acilmistir. Basrahip Bissacco’nun II. Abdulhamid’in kiliseye katkisini belirten sozleri ise soyle: “Sultan Abdulhamid’in yardimi aynî ve nakdî olmus. Aynî olarak kilise ici suslemelerde ve …dis kapilarin yapiminda kullanilan Lubnan sedir agaclarini yollamis.”

Buna gore, Papa, kilisenin insasina mali destek saglamak icin dunyadaki devlet baskanlarindan yardim istemistir. Olusturulan fona, Sultan Abdulhamid’in de aralarinda oldugu 24 devlet baskani cevap vermis ve katkida bulunan ulkelerin isimleri, yanda gordugunuz gibi, giris kisminda tavana yakin lento uzerine mermer mozaiklerle yazilmistir. Osmanli Devleti’nin ismi de buraya Latin alfabesiyle “Memalik-i Osmaniye” seklinde yazilmistir.

Buna sasirmamak lazim, cunku Halife-Sultan, topraklari uzerinde yasayan Katoliklerin de koruyucusuydu. Tabii bu kilisenin yapimina katkida bulunmak suretiyle muthis denge politikasina yeni bir aktoru dahil ediyor, Papaliga yakin mesajlar gondererek Avrupa’da aleyhimize esen havaya karsi bir propaganda firsati yakalamak da istiyordu. Nitekim Papalik ile iliskisini sicak tutmak amaciyla baska hamlelerde de bulundugunu goruyoruz.

Mesela Sandikli yoresinde bulunan Hiristiyanligin ilk caglarina ait bazi mermerlerin Muze-i Humayun araciligiyla Papa’ya gonderilmesini emrettigini Hazine-i Evrâk kayitlarindan ayrintilariyla ogrenme imkânina sahibiz (bkz. 1310 (1884) tarihli 1724 numarali hususî irade). II. Abdulhamid bununla da yetinmeyerek Vatikan’a Roma’dan ayri bir elci tayinini arzu etmis ve arzusu uzerine Atina Buyukelcisi Asim Bey’in bu goreve atanmasi icin harekete gecilmistir (bkz. Basbakanlik Arsivi, 1314/1315 (1888-1889) tarihli 1138 ve 1219 sayili belgeler). (2)

Sultan Abdulhamid’in yurticindeki sinagog ve havra insaatlarina gosterdigi ihtimamin asil sebebi, nasil kendisine vergi veren Musluman veya gayrimuslim teb’asinin dinî ihtiyaclarini gozetmek gibi bir “imparatorluk” tavri ise, Vatikan’daki San Gioacchino in Prati Kilisesi’ne yaptigi yardim da, ne sozumona “kardinal” oldugundan, ne de Katoliklige yakinlik duydugundandir. Asil amaci, emperyalizmle milliyetciligin el ele vererek kirmaya azmettikleri Memâlik-i Osmaniye platosunun butunlugunu korumakti. Bunu da Katolik dunyasinin dinî lideri Papa’yla diyalog kurarak basaracagina inaniyordu.

Sultan Abdulhamid, gonderdigi “Biz buradayiz” mesajinin, Vatikan cayirlarinda (“prati” ‘cayir’ demektir) bir hosgoru ruzgâri gibi esmesi gerektigine inanmisti. Tabii boylece Avrupa kamuoyuna hosgorunun en genis olcude yasandigi “ada”nin sesini de duyurmus oluyordu.

Velhasil, Osmanli hosgorusu, II. Abdulhamid eliyle Vatikan cayirlarina kadar uzanmisti. Gelecege paha bicilmez degerde bir mesaj birakarak hem de… Ister misiniz simdi Sultan Abdulhamid’i de kardinal ilan edenler ciksin!..

Alıntıdır...


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat