Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Şeytan Nedir?

Nereden Yazdırıldığı: Kur'an Yolunda
Kategori: Kur'an-ı Hakim -Genel-
Forum Adı: Kur'ani Konular GENEL
Forum Tanımlaması: Kur'anda geçen konular hakkında görüşler, çalışmalar makaleler, soru ve cevaplar...
URL: http://www.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=6679
Tarih: 24-Temmuz-2014 Saat 05:17


Konu: Şeytan Nedir?
Mesajı Yazan: Helen
Konu: Şeytan Nedir?
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:21
Şeytan Nedir?
 

Şeytan Nedir?

Şeytanı gercekten tanımak ister misiniz? Onun ne kadar zavallı, ne kadar aciz, ne kadar ucube, ne kadar riyakâr ve ne kadar sahtekâr olduğunu görmek istiyorsanız eğer , Kur'ân-ı Kerim âyetleri ışığında yaptığımız açıklamaları dikkatle okumanız yeterli olacaktır. Şeytanın bizim üzerimizde hiç bir sultanlığı yoktur aslında. İnsanları kandırarak kendini güçlü göstermek onun en büyük oyunudur. Allahû Tealâ Sad Suresinde şöyle buyurmaktadır:

38/SAD-72: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).

Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın.

38/SAD-73: Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).

Bunun üzerine meleklerin hepsi birden secde etti.

38/SAD-74: İllâ iblîs(iblîse), istekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).

İblis hariç ki, o kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

Bu âyet-i kerimelerden de anlaşıldığı gibi Allah'ın emrine itiraz eder bir hüviyette olan iblis, kendisi gibi insanları da Allah'ın emirlerine itaat etmekten alıkoymaya çalışmaktadır. İblisin Allahû Tealâ'nın emrine nasıl karşı geldiği Araf Suresinde de açık ve kesin olarak ifade edilmiştir.

7/A'RAF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).

Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.

7/A'RAF-12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk(emertuke), kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).

(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.

7/A'RAF-13: Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).

( Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu.

7/A'RAF-14: Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne).

(Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi.

7/A'RAF-15: Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).

(Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu.

7/A'RAF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).

(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

7/A'RAF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).

Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

4/NİSA-118: Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan).

Allah, ona (şeytana) lânet etti. O da dedi ki: “Elbette ben, Senin kullarından belirli bir pay edineceğim."

İblis, son derece kurnaz bir mahlûktur. Ve bu âyet-i kerimelerden de anlaşıldığı gibi tek görevi, Allahû Tealâ tarafından yeryüzüne halife kılınan insanı, Allah'ın yolu olan Sıratı Mustakîm'den saptırarak kendisi ile birlikte cehenneme sürüklemektir. İblis, amacına ulaşabilmek için çeşitli yöntemlere başvurur. Aslında yaptığı tek şey insanları kandırmaktır. İnsanlara zaafı istikametinde yaklaşıp o konuda ilham eder. Ve onlara fuhuş ve münkerle emreder. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de bu konuya da açıklık getirmiştir.

15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).

(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”

Şeytan, insanlara yeryüzünü süslü gösterip dünyadaki geçici zevkleri tutku haline getirir. Bunu yapmaktan muradı insanlara Allah sevgisini unutturmaktir. Mal-mülk, şöhret, makam, iktidar arzusu ve tutkulu şekilde insan sevmek… Bunların hepsi şeytanın bir tuzağıdır. Allah'ın buradaki koruma sistemi ise muhlis kulları üzerinedir. Şeytan onlara asla zarar veremez. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

15/HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).

Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.

34/SEBE-20:Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).

Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

38/SAD-85: Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn(ecmaîne).

Cehennemi mutlaka seninle ve onlardan sana tâbî olanların hepsiyle dolduracağım.  

Şeytanın insanların üzerinde hiç bir etkisi olmadığını söylemiştik. Allahû Tealâ bu konuyu da Kur'ân-ı Kerim'de net olarak ifade etmiştir .

34/SEBE-21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li naleme men yûminu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).

Onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir (koruyan, gözeten).

Allahû Tealâ, mü'min kullarını koruyacağını vaad ederek insanları şeytana karşı uyarmaktadır.

7/A'RAF-27: Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev'âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu'minûn(yu'minûne).

Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü'min olmayanlara dost kıldık.

Âyette geçen şeytan ve kabilesi, şeytanın yeryüzündeki yardımcılarıdır. İnsan şeytanlar, cin şeytanlar ve şeytan şeytanlar olmak üzere üç grupturlar. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'inde onlara TAGUT adını vermiştir. Onlar, iblise itaat ederek yeryüzünde ona hizmet ederler. İnsanları Allah yolundan uzaklaştırıp şeytanın tayfasına katmak ve cehenneme götürmek için ellerininden geleni yaparlar.

7/A'RAF-202: Ve ihvânuhum yemuddûnehum fîl gayyi summe lâ yuksirûn(yuksirûne).

Ve onların (şeytanların) kardeşleri onları cehenneme sürüklerler. Sonra (bundan) vazgeçmezler.

4/NİSA-118: Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan).

Allah, ona (şeytana) lânet etti. O da dedi ki: “Elbette ben, Senin kullarından belirli bir pay edineceğim."

4/NİSA-119: Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurennehum fe le yubettikunne âzânel en'âmi, ve le âmurennehum fe le yugayyirunne halkallâh(halkallâhi), ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasire husrânen mubînâ(mubînen).

Onları elbette dalâlette bırakacağım ve onları emaniyyeyi emre derek kuruntulara düşüreceğim ve onlara k esin olarak emre deceğim ve onlar, davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emre deceğim, Allah'ın yarattıklarını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan gayrısını, şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

4/NİSA-120: Yeıduhum, ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).

(Şeytan) onlara vaad eder. Onları emaniyyeye düşürür, kuruntuya düşürür. Oysa ki; şeytanın, onlara vaadi sadece aldatmadır (aldatmaktan başka bir şey vaadetmez).

Âyet-i kerimelerden de anlaşıldığı gibi şeytan insanlara Allah'ın emrettiği şeyin aksini emreder. Allah'ın emirlerinin dışında yaptığınız herşeyde biliniz ki mutlaka şeytanın ilhamı vadır. Şeytanın en temel hedeflerinden biri de insanları mutsuz kılmaktır. O, hiç kimsenin mutlu olmasını istemez. İşte nerede mutsuzluk varsa orada mutlaka iblis vardır. İnsanları geçmişleri ile oyalar, hesaplaştırır. Allah'ı düşünmelerini engelleyerek vakitlerini boşa harcamalarını sağlar. Nitekim insanlarla konuştuğunuzda şu cevabı alırsınız: “ O kadar çok problemim var ki, Allah'ı hiç düşünemiyorum. Problemlerimi bir halledeyim, o zaman görevlerimi yerine getireceğim” . Bu düşüncenin iblisten geldiği açıkça ortadadır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

58/MUCADELE-19: İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike ızbuş şeytân(şeytâni), e lâ inne hızbeş şeytâni humul hâsirûn(hâsirûne).

Şeytan onları bağladı. Allah'ı zikretmeyi unutturdu. İşte bunlar, şeytanın tarafını tutan kimseler, şüphesiz hep hüsrana düşen kimselerdir.

43/ZUHRUF-36: Ve men ya'şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn(karînun).

Ve kim Rahmân'ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.

Karşılaştığımız her türlü musibetin tek çözümü Allah'tandır. Ancak iblis insanlığa bunu da unutturmuştur. Yalancı ve sahtekâr olmasına rağmen ne yazık ki insanları kendisine inandırmayı başarmıştır.

16/NAHL-98: Fe izâ kare'tel kur'âne festeız billâhi mineş şeytânir racîm(racîmi).

Öyleyse Kur'ân-ı Kerim'i okuduğun zaman recmedilmiş (taşlanmış) şeytandan hemen Allah'a sığın.

16/NAHL-99: İnnehu leyse lehu sultânun alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).

Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanlığı (yaptırım gücü) yoktur.

16/NAHL-100: İnnemâ sultânuhu alellezîne yetevellevnehu vellezîne hum bihî müşrikûn(müşrikûne).

Onun (şeytanın) sultanlığı (yaptırım gücü) sadece ona (şeytana) yönelenlerin ve onunla (şeytanla), Allah'a şirk koşanların üzerindedir (onları etkiler).

59/HAŞR-16: Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).

Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et." dedi, inkâr edince de, "Gerçek şu ki; ben senden uzağım. Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." dedi.

İblis, kıyâmet günü insanlara şöyle söyleyecektir: “Benim sizin üzerinizde bir sultanlığım yoktu. Sadece sizi davet ettim. Siz de icabet ettiniz.Artık beni kınamayın ben sizin yardımcınız değilim.Siz de benim yardımcım değilsiniz. Muhakkak zalimlere acı bir azap vardır.”

7/A'RAF-200: Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeiz billâh(billâhi), innehu semîun alîm(alîmun).

Ve fakat şeytandan sana bir dürtü gelirse, hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, O, işitendir, bilendir.

Şeytanın insana yaklaşmasına vesile olan bir kapı da gaybdan haber vermesidir. O, insanları bu yolla kendisine bağlamaya çalışmaktadır. Önceleri fallarla bir iki doğru şey söyleyip insanları kendine bağlayan şeytan, daha sonra araya yalanlar katarak onları kandırır. Büyü, fal ve hüddam ile uğraşanlar belirli bir süre sonra şeytanın etki alanına girip ona hizmet etmeye başlarlar. Şeytan, hizmetinden memnun kaldığı ve emirlerine itaat eden kişiye belirli bir süre sonra kendi zatını gösterir. Ondan sonra buradan kurtuluş yoktur. Zamanımızda şeytana hizmet edenler gittikçe çoğalmaktadır. Satanistler, titanlar, zülmanî ilimlerle uğraşanlar bilerek, görerek ve isteyerek ona hizmet etmektedirler. Bu insanlar, şeytanı kendi efendileri olarak isimlendirmişlerdir. Şeytanın korkunç yüzü belirli bir süre sonra onlarda da tecelli etmeye başlar. Giyinişleri, davranışları, makyajları, dinledikleri müziklerle hep şeytanı çağrıştırırlar. Nasıl ki Allah dostlarında Allah'ın nuru varsa onlarda da şeytanın karanlık yüzü tecelli etmiştir. Amaçları insanlara kötülük edip onları üzmek ve mutsuz etmektir. İnsanları öldürmek, onlara zarar vermek, alay etmek ve bundan garip bir zevk almak onlara has bir davranıştr.

Peki Allah'ın vaadi neydi? Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Îmân eden kullarımı koruyacağım, şeytan onlara bir zarar verememez”. Öyleyse şeytandan korunmanın tek bir yolu vardır. Bir Allah dostunu, Allah'ın bir velîsini kendine bend edip, hıfz edilmek. Kaf-32'de ifade edildiği gibi kişi Allah tarafından korunduğu zaman kimse ona zarar veremez.

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).

İşte vaadolduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allah'a ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafiz (başları üzerinde devrin imamının ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Ey âmenû olanlar! Nefsinizi teskiye etmek üzerinizedir. Siz hidayete erdiğiniz zaman dalâlette olanlar size zarar veremez.”

Dalâlette olanların şeytanın dostları olduğunu kabul edersek hidayette olanlar da Allah'ın dostlarıdır. Öyleyse Allah kime dosttur? Velîsine yani evliyasına dosttur.

10/YUNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi?

15/HİCR-16: Ve lekad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).

Andolsun ki Biz, semada burçlar kıldık. Ve bakanlar için onu süsledik.

15/HİCR-17: Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).

Ve Biz, onu taşlanmış şeytan(lar)ın hepsinden muhafaza ettik.

67/MULK-5: Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a'tednâ lehum azâbes saîr(saîri).

Andolsun Biz, en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık.

Bütün bu âyet-i kerimlerden anlaşılıyor ki, insanlar için iki seçenek vardır. İnsanlar ya şeytanın yolunu (gayy yolu) yol edinecekler ve şeytana dost olacaklardır. Yada Allah'ın yolunu (rüşd yolu) yol edinip Allah'a dost olacaklardır. Allah'a yönelmiş bir kalp size ne söylüyorsa, ne yapmanızı emrediyorsa, biliniz ki, O Yaratan'ın sesidir. Bir varlığı yaratıcısından daha çok kim sevebilir? Kim onu yaratıcısından daha çok korumak, kollamak isteyebilir. O yarattı, sevdiği için… Ve yalnızca mutlu olmanızı istediği için. Zaman zaman yüreğinizin acıtılmasına izin veriyorsa, biliniz ki, bu O'na sığınmanızı sağlamak içindir. Yüreği acımayanlar, O'nun rahmetine sığınma ihtiyacı duymayanlardır.

Ve yaşam devam ettiği sürece, yüreğiniz size hep bir şeyler fısıldayacaktır. Ne zaman bir güzellikler demetinin içinde buluverseniz kendinizi, orada Allah vardır. Ne zaman içinizdeki ses, sizi karanlığa yönlendiriyorsa, o şeytanın sesidir. Allah'a yönelenler, yalnız güzellik içre olurlar. Şeytana tâbî olanlarsa sonsuza dek karanlığa mahkûmdurlar. Öyleyse seçim sizin. Dilerseniz, mutluluğa yelken açan bir geminin üzerinde olursunuz. Dilerseniz sonsuza kadar karanlığa yol alırsınız.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:22
666 Sayısı
 

666 Sayısı

İncil'in Vahiy bölümünde şöyle der:

“İşte bilgelik. Bırak anlayanlar canavarın sayısını hesaplasınlar: İnsan için sayısı; onun sayısı altıyüz, üç yirmi ve altıdır. (13:18)”

Birçok kimse "canavar" ı Hıristiyan karşıtı kişi olarak düşünür ve 666'nın da Şeytan'ın sayısı olduğunu kabul eder. Ama Book of Revelation, daha birçok gizemli sayıyla doludur. Örneğin; New Jerusalem'in ölçülerinden şöyle bahseder:

“Ve o benimle konuşanın elinde şehri ölçmek için altın bir asa vardı ve oradaki kapıları, buradaki duvarları. Şehir dörtköşedir ve eni boyu kadardır; ve şehri asasıyla ölçtüğünde onikibin furlong olduğunu buldu. Eni ve boyu ve yüksekliği eşitti. (21:15-16)”

Onikibin furlong boyutlarında bir şehrin inanılmaz derecede devasa bir yer olması gerekir, çünkü bu durumda göğe yükselen kısmı yaklaşık 2,400 km. olacaktır; bu da oldukça bilim-kurgusal bir yaklaşım olur. St. John, gezegenimizin olası teknolojik geleceğine bir bakış atmış olabilir ama bu sözlerin gerçek anlamdan çok mecazi olması daha muhtemeldir. İncil'de sık sık karşılaşılan sayı sembolizmi, Musevi inancında çok önemlidir. Gerçekten, benim de keşfettiğim gibi, 666 sayısından sadece Book of Revelation'da değil, Book of Kings (Kralların Kitabı)'de de bahsedilmektedir:

“Solomon'a (Kral Süleyman) her yıl gelen altın, altıyüz, üç yirmi ve altı talentdi.”

Solomon adı İbranice barış anlamına gelen shaloın kelimesinden türemiştir ama Kral James versiyonunda simya terimleriyle sol (Güneş) ve omon (Ay) olarak karşılık bulmaktadır.

Orta Çağ'da ortaya çıktığı haliyle simyanın kökleri, antik Mısır'ın izoterik bilgilerinden kaynaklanmakta olan keşiş bilimidir. Mısırlılar için bu bilimin adı Kemet idi ve günümüzde bundan kimya (chemistry) ve simya (alchemy) sözcükleri türemiştir. Kabala'da görülen izoterik Musevi geleneğinde de bazı simya kavramlarının Mısır inançlarından kaynaklandığı belirtilmektedir.

Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam dinlerinde, güçlü inanç taşıyan ve kendini adamış olan kişiler tarafından sır olarak tutulan bazı kavramlar olduğu bilinmektedir. Bu gizli sistemler, felsefik kavramları ifade etmek için genellikle sayılar kullanılır. Yine bu da antik Mısır'dan kaynaklanan bir fikirdir.

A.T. Mann, bu sistemin nasıl işlediğini Sacred Architectııre (Kutsal Mimari) adlı kitabında şöyle açıklamaktadır:

“Sembolik matematik antik gizem okullarının temeliydi ve insanların inançlarını, yaşamlarını düzenleyen prensipleri belirlerdi. Her tanrının doğası ve sembolik gezegeni sayıyla temsil edilirken, geometri biliminde her harfin sayısal bir karşılığı vardı. Sistem ibrani ve Yunan alfabelerinde benimsenmişti...”

“Geometri kullanırken, tapınakların ve anıtların boyutlar, şiirlerin ölçüleri, müzikal yazımlar ve diğer konular tanrılarla ve güçleriyle ilgili olmalıydı. Herhangi bir kelimenin veya adın şifresini çözerek daha derin, sembolik niteliklerini anlamak mümkündür. Eflatuncular, Hermesçiler, Resicrucian'lar, Hıristiyan Gnostikleri, simyacılar, masonlar, tapınak şövalyeleri ve diğer birçokları bu gizli kutsal dili kullanmışlardır.”

Simyada, Ay ve Güneş sürekli bir uyum içinde olan dişi ve erkek elementler olarak ele alınır. Thomas Vaughan, 1650'lerde yazdığı yazılarda şöyle anlatmaktadır:

“Güneş ve Ay, biri aktif, diğeri pasif, bu Erkek, o Dişi olan iki Büyüsel Prensip'dir. Onlar hareket ettikçe. Yozlaşma ve Kuşak da hareket eder: Eşit olarak çözülür ve birleşirler.”

Simyada altın, saflaşmış ruhu simgeler ve geleneksel olarak Güneş'le bağlantılıdır. Güneş'in bir dönümü ise bir yıl demektir. Bu yüzden İncil'de 666 sayısıyla Güneş arasında bir bağlantı bulunduğuna dair Kings kitabından bir alıntı vardır.

Ayrıca, 666 sayısından Ezra'da da bahsedilmektedir ve Babil'den Judah'a dönen insanları simgelemektedir:

"Adonikam'ın çocukları altıyüz, altmış ve altı tanedir." (2:3)

"Adonikam" kelimesinin anlamı şudur: "Tanrı'nın övgüsüne layık."

666 sayısının İncil'deki anlamlarının yüzeysel olarak kastedilenlerden başka bir anlamı olmaması da mümkündür. Ancak St. John, 666 sayısını sayı sembolizmini alegorik olarak kullanan Musevi mistisizmine bağlamaktadır. Muhtemelen aynı geleneği izleyen kişilere yönelik bazı mesajlar vermeye çalışıyordu ama günümüzde artık bu mesajlar belirsizdir.

Yine bir tesadüf olarak, eski Roma rakamları da büyükten küçüğe dizildiklerinde toplamı 666 sayısını vermektedir:

D = 500
C= 100
L= 50
X= 10
V= 5
1= 1
666

Bu yüzden canavarın sayısı olarak kabul edilen 666'nın Hz.İsa'nın çarmıha gerilmesini sağlayan Roma otoritelerini temsil ediyor olma olasılığı da yüksektir.

Hıristiyanlık dininin İngiltere Adaları'nda yayılmaya başladığı yıllarda 666 sayısı M.S. 946 yılında St. Dunstan tarafından yaptırılan ünlü Glastonbury Manastırı'nda da yer almaktadır. Bu, ilk olarak Bligh Bond'un 1920'deki araştırmasında ortaya çıkmıştır.

Manastırın bir kenarı 74 fit olan dokuza dört karelerden oluşan bir dikdörtgen alan üzerine kurulu olduğunu görmüştür. 74 fit, 888 inch demektir. Yer planı ise 666 fit x 296 fit boyutlarındadır. Manastırın mimarlarının bu sayıyı tasarımlarında yer verecek kadar önemli gördükleri ve St. John'ın "canavar" atıfını dikkate almadıkları bellidir.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:24

Batı'nın Şeytanı

1672 yılında Fransa Başbakanı Jean-Baptiste Colbert hakimlere büyücülük ve cadıcılık davalarını kabul etmelerini yasaklayarak, Şeytan’ın prestijine ağır bir darbe indirmiş oldu. Yasağı sakıncalı bularak ilk itiraz eden Normandiya Parlamentosudur. Gerekçesi ise: ” Hristiyanlık için Şeytan tartışılmaz bir gerçektir. Her zaman yenilen’e ( Şeytan’a ) dokunmak Ebedi Yenen’e (Allah’a) dokunmak anlamına gelmez mi? Cadı (La Sorciere, 1862) adlı ünlü eserinde bu noktaları hatırlatan Jules Michelet şöyle der: ” Cehennemi inkar eden akılsız, Cennet’i sarsabilir.”

Şeytan şeytanlıkları, kötülükleri ve aldatmacaları ile her dinde ve ilkel inanışta karşımıza çıkar. Adları ve sıfatları değişir ama işlevi aynıdır. O daima karanlıktır, günahtır, acı verendir…Yüzyıldan yüzyıla güç kazanır. Tevrat’ta aldatıcı bir yılan iken zamanla dehşet verici bir ejderhaya dönüşüyor. Baş kaldırdığı için Cennet’ten kovulan melek, Cehennem’in efendisi ve insanın bir numaralı düşmanı oluyor. Şeytanı inkar etmek imkansız ise de onu abartmamak mümkündür, hatta gereklidir. Hz. Adem ve Havva anamızın “ılk günah”ının arkasında Allah c.c’a karşı gelen, ölüme , Cennet’ten kovulmaya iten cezbedici bir ses vardır.

Kutsal Kitap ve Kilisenin geleneği bunda adı Satanas veya Yunanca’da Diabolus olan “düşmü” bir meleği görüyorlar. Eski Ahit’e baktığımızda Şeytan’ın ve Şeytanların kökenini bulmak oldukça zordur. Şeytan ve şeytanlar tam yoksa da, kötü ruhlar ve cinler hiç eksik değiller. Örneğin: büyücülerin ayinlerinde çağırdıkları ölülerin ruhları Elohim’ler, kurban törenlerinde kurban törenlerine yol açan gerçekten Şeytan’ı Sedimler, kalıntılarda ve ıssız yerlerde yaşıyan kıllı vücutlu Seirim’ler. Bunlara, daha eski kaynaklarda da karşımıza çıkan yıkık evler şeytanı Lilith ve çöl şeytanı Azazel eklenir. Bir de Şeytan’ın bir prototipi olan Mısırlılar’ın Sth tanrısı. Şeytan ve etrafındaki şeytancılar, kötü “deamon”lar (= Cinler) en büyük tehlikedir.

Kiliseler ister Katolik olsun, ister Protestan, ister Ortodoks bu eski melek ile mücadele edebilmek için inançlarına sarılarak, bütün gayretleri ile karşı koyuyorlar, her gerektiğinde kovarak… Şeytan kovmanın amacı, Hazreti İsa’nın kiliseye teslim ettiği kutsal yetki ile, Şeytan’ı bir kişinin içinden kovmak, çıkartmak, etkisini yoketmektir. Ama özellikle ruhsal olup tıp konusuna dahil olan bazı hastalıklara, rahatsızlıklara dikkat edilmelidir. Bundan dolayı bir şeytan kovma ayinine girişmeden önce, tesbit edilen durumun Şeytan’dan mı yoksa bir ruhsal bedensel hastalıktan mı (psikosomatik rahatsızlıktan ) kaynaklandığına önemle bakmak, bunu incelemek gerekiyor. Şeytan, bütün becerilerini kullanarak, bir çeşit süperstar konuma geliyor “yasak meyve”lerin çekiciliğini kullanarak…. Şeytan insanları kullanır, onun izinde gidenler aldatılmakla birlikte, popüler olmasına, hatta deyim yerindeyse, yücelmesine en büyük etken cadıcılık, Kara Büyü ve Şeytan’a tapma ( Satanizm) oluyor.

Şeytan, Allah’a başkaldıran ve bu yüzden, taraftarları ile Cennet’ten kovulan, düşürülen gururlu ve isyankar bir melektir.

Şeytan, tekrarlamakta yarar vardır, bütün kötülüklerin kaynağı ve simgesidir, bütünü ile kötü olandır, günaha sevkeden Karanlıklar Prensi, Allah’ın ve Allah’ı sevenlerin en büyük düşmanıdır.

“Satanas” Şeytanın İbranice karşılığıdır, özgün anlamı ise “düşman”dır. “Gökyüzüne çıkacağım, Allah’ın üzerine tahtımı kuracağım, Allah’ın yıldızları üzerinde tahtımı kuracağım, En yüce olana benzer olacağım” diyen ve gururu ile Allah’a benzer olmayı arzulayan eski düşman, dünyanın sonunda yalnız bırakılacak ve ölümle yargılanacaktır.

Martin Luther’in (1483-1546) getirdiği Protestan reformu, Şeytan’ın kimliğine pek bir değişiklik getirmiyor. Kaldı ki Luther’in kendisi de Şeytan’a karşı çetin bir mücadele vermektedir. Luther şeytan’ı sık sık görür, konuşur, kavga eder. Kendi anlattığı gibi bir gece Şeytan, hücresine girer bir ceviz çuvalını karıştırmaya başlar. Kızan Luther ona “Def ol!” diye bağırır. Şeytan aldırmaz , bir sineğe dönüşür ve Luther’in başı etrafında vızıldayarak uçuşmaya koyulur. Sabrı tükenen Luther, mürekkep şişesini kaptığı gibi fırlatır. Wartburg manastırında, bugün hücrenin duvarındaki mürekkep lekesi ziyaretçilere gösterilir. “Yücelebilmek için” derdi Luther, bir tanrı bilimci Şeytan ile mücadele etmelidir:

” Şeytan, boğazımıza sarılmadığı sürece sıradan tanrıbilimcileriz.” Şeytan bir kısım suçsuz insana musallat oluyor, onları taciz ediyor. Bir kısım insan ise, bu dünyanın nimetlerine güya sahip olabilmek için, Şeytanla temasa geçmeye çalışıyor, şeytani güçleri kullanmaya kalkıyor. Birçok kez Kara Ayin’den,Şeytana tapma ayininden söz ettik. İyi de Batı’da şeytancılık, satanist geleneğinde Kara Ayin nedir?

Büyük bir olasılıkla ve tarihçilere göre Kara Ayin ya da Cehennem Ayini, felaketler yılı olarak bilinen 1000 yılında ortaya çıkıyor. Başlangıçta kırsal alandaki Şeytanlar ya da Şeytanı Kutlama Şenlikleri ile karışıyor. Ayin açık havada gece vakti yapılıyor, yerde bir oyuk kazılıyor ve hazır bulunanlar, idrarlarını o oluğa döktükten sonra, sağ ellerinin iki parmağını batırıp haç işareti çıkarıyorlardı.

Şeytan Allah’a ve Hz. İsa’ya karşı duyduğu nefretten dolayı eylemlerde bulunuyorsa ve her ne kadar bu eylemler, her insan ve toplum için ruhsal ve bedensel zararlara neden oluyorsa da herşey, TAllah’ın izni ile olmaktadır. Tanrını Şeytanın faaliyetlerine verdiği izin yüce bir sırdır amcak bilindiği gibi “Herşey Allah’ı sevenlerin iyiliği için işliyor. 20. yüzyılın İngilteresinde Kara Büyü her tür insanı çekmektedir… Gazete ve televizyonlarda sık sık tekrarlandığı gibi kenar mahallelerdeki Satanistler, sadece öğrenciler ya da eski bir tapınma şekline başvuran, sapık zevkler peşinde olan aklı bozuklar değildir. Bu insanlar neyi hangi amaçla yapmak istediklerini çok iyi biliyorlar… Ancak çağdaş Kara Büyücüler Şeytan diye birilerinin varlığına inanmıyorlar, kötülüğün yaşayan bir güç olduğuna inanıyorlar.

 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:25
Cin ve Şeytan'ın Farkları
 

Cin ve Şeytan'ın Farkları

Burada dikkat edilmesi gereken nokta;

- Cinler, insanın doğrudan beynine, aklına, düşünce sistemine nüfuz edebilir, o bölgeleri tesir altına alabilir. (Korku, endişe, ürperti, hayal kurma gibi olaylarda olduğu gibi)

- Şeytan ise farklıdır, o yaratılış gereği kalbe ve inanç merkezine nüfuz eder. Kalbin yanında bulunan lümme-i şeytaniye denilen yerde, devamlı surette insana vesvese verir, onu ifsad etmeye çalışır.

Şeytan, en büyük düşman olduğu halde, gerektiğinde cinleri, gerektiğinde habis ruhları, gerektiğinde ise insî şeytanları kullanarak, kötülüklerini bunlar vasıtasıyla sergileyerek varlığını insanlara unutturmaya çalışır. Bu gaflet hâlinden kurtulmak için, insanın inancı kuvvetli, düşünce ufku berrak, temiz kalbli, hizmet şuurundaki insanlarla münasebetinin çok olması, hakikat derslerinin yapıldığı sohbetlere sık sık gitmesi ve dünyayı bir misafirhane olarak görmesi gerekir.

Kaynak: Doğan Mirzalıoğlu, Cinler



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:39
Egzorsizm Nedir?
 

Egzorsizm Nedir?

Egzorsizm görünmeyen bir varlığın etkisi altına girdiği sanılan kimseyi çeşitli yöntemlerle bu etkiden kurtarmaya çalışma olarak tanımlanır. Terim, yüksek bir otoriteye başvurularak musallat varlığın engellenmesini ya da lanetlenmesini ifade etmek üzere, eski Yunanca’da “lanet” anlamına gelen “exousia” sözcüğünden türetilmiştir. Eski uygarlıkların çoğunda, birtakım tuhaf davranışlar gösteren kimselerin içine cin ya da şeytan girdiği sanılır ve bu yaratığı o kimsenin bedeninden kovmak üzere, genellikle ayin şeklinde çeşitli uygulamalar yapılırdı. Bu tür uygulamaları yapanlar da genellikle okültizmden, majiden anlayan uzmanlar veya rahipler olurdu. Hıristiyan Avrupa’da bu tür uygulamaları yapanlara egzorsist adı verilmiştir. Egzorsistler, böyle bir yaratığın musallat olduğu düşünülen, hasta olduğu kabul edilen kimsenin vücudundan çıkması için, görünmez yaratığa çağrılarda bulundukları ayinler düzenlerlerdi. Kötü kokuların, tütsü, tuz, takdis edilmiş su, kutsal ot gibi maddelerin ve dans öğesinin kullanıldığı bu ayinlerde ya lanet okuma ve küfürler etme yoluna ya da dua ve trans yöntemine başvurulurdu.

Kilise, özellikle engizisyon döneminde, bu olayda şeytani bir unsurun var olduğunu kabul ederek, hasta olduğu kabul edilen kimsenin vücudundan demon adını verdiği yaratığı kovmak gerekçesiyle sık sık sözkonusu kimsenin vücuduna işkence etme yolunu tercih etmiştir. Kilise bu dönemde medyumnik yetenekleri olan kişileri de aynı kategoride ele alarak, bunu medyumlar üzerinde de uygulamıştır.

Egzorsist uygulamalar tarih boyunca, yalnızca Avrupa’da değil, farklı biçimlerde de olsa hemen hemen tüm kültürlerde ve birçok dinde (Budizm, Hinduizm, Şinto dini vs.) görülür. Bu uygulamaların hatırı sayılır bir kısmında egzorsistin, transa geçerek, görünmeyen varlıkla irtibat kurmaya çalışması sözkonusudur. İrtibatın kurulması durumunda ise esas olarak iki yöntemden birine başvurulur: Ya musallat varlık, Afrikadaki Zar’lar kültünde görüldüğü gibi, hasta üzerindeki hakimiyetini sona erdirmesi için ikna edilmeye çalışılır ya da Şamanizm’de görüldüğü gibi, musallat varlık hastanın bedeninden zorla sökülüp atılır. Bu ikinci yöntemde şamanın musallat varlığı ele geçirebilecek derecede güçlü bir majisyen olması gerkmektedir.

Spiritüalist görüşe göre, bu tür olaylarda obsesyon sözkonusudur ve cin zannedilen varlıklar spatyumun teşevvüş halindeki bedensiz ruhlarıdır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:42
Exorcist - Şeytan Filminin Perde Arkası
 

Şeytan filminin ve romanının simgesi, Mezopotamya tanrılarından biri olarak tanımlanan Pazuzu'nun filmde kullanılan heykeli.

Exorcist - Şeytan Filminin Perde Arkası

Sinemada Gizem

Bir korku ve dehşet yapıtı olan ve gelmiş geçmiş en iyi korku filmi olarak ilk sırada yer alan ''Exorcist'' yani ''Şeytan'' filminin iç yüzü inanılmaz gerçeklerle doluydu; ama en inanılmazı filmde Şeytan'ın saldırısına uğrayan anne ve kızın aslında ünlü sinema oyuncusu Shirley McLain ile kızı Sachi olduklarıydı. Durun bu kadarla da bitmiyor.. Ya film çekilirken yaşanan garip olaylar...??



1993 Yılı için yayınlanan ''Her Konuda En İyi 10'' kitabının liste başında 1973 yılında çekilen ''Exorcist -Şeytan'' filmi geliyordu.

Ayrıca da film uzun bir süre en çok iş yapan yani gelir sağlayan filmlerin ilk onu arasına da giriyordu. Filmi gördünüz veya görmediniz fakat muhakkak duydunuz çünkü yurdumuzda da gösterime girdiği zaman büyük ilgi görmüştü. Ama duyduklarınızla okuduklarınızın dışında sıkı sıkıya gizlenen diğer bir boyut vardı. gerek filmin öncesinde, gerekse de filmin çekiminde yaşanan olaylar inanılmaz fakat gerçekti. Sanki filmin başarılı olmasının nedeni, bazılarına göre bizzat Şeytan'ın orada bulunmasıydı. ''Olur mu canım...'' diyeceksiniz! Doğru, olacak iş değil ama yine de biz.. Neyse, şimdi gelin filmden öncelerine yani ''Şeytan'' kitabının yazarı William Peter Blatty'nin neden böyle bir kitabı yazdığına ve yaşadıklarına...



Şeytan 1949'da İş Başındaydı..

1949 Yılında, Washington'da 14 yaşında bir oğlan çocuğunun Şeytan'ın etkisi altına girdiği (Poessesion) ve seksüel anomalilerle karışık saldırgan davranışlarda bulunduğu duyuldu. ''Washington Daily News''ın haberine göre olay Katolik Kilisesi'nin müdahalesi ile durdurulmuş ve psikolojinin çaresiz kaldığı noktada, geçmişi 2000 yıllık Hıristiyan kaynaklarına dayanan ''Exorcism'' yani ''Şeytan Çıkarma'' ayini ile başarıya ulaşılmıştı. Ayrıca Washington Parapsikoloji Derneği ile de işbirliği yapılmıştı. Bu ironik vaka, geniş çapta sansasyona neden olduğundan ilgili kayıtlar ve sonuçlar, Georgetown Üniversitesi'nin de tarih bölümünde Prof. Rahip Thomas Bermingham tarafından anlatıldı. İşte o anda sınıfta bulunan öğrencilerden birisi de yıllar sonra ''Şeytan'' romanını yazacak olan Blatty idi.

Blatty, ''Şeytan'' filme alınırken o yıllar için şunları söylüyordu: ''İnanılmaz bir olaydı. Sayısız tanık vardı ve 14 yaşındaki çocuk, birçok doğaüstü olayı gerçekleştirmiş ve önüne geçilememişti. Örneğin, çocuk durup dururken ve özellikle gece saatlerinde yatağından resmen havaya kalkıyor ve yerçekimiyle resmen alay edercesine boşlukta duruyordu. Olacak iş değildi, daha sonra Duke Üniversitesi Parapsikoloji Kürsü Başkanı DR. J.B.Rhine yaptığı açıklamada bir ''Poltergeist'' yani dıştan gelen bir etkinin şuurlu olarak olaylara neden olduğunu söylemişti. Garip, kaynağı belirsiz sesler duyuluyor, eşyalar yer değiştiriyordu. Ama beni asıl etkileyen bu vakanın ötesinde oldu. Çünkü sonraki yıllarda sadece St.Louis bölgesinde benzeri 27 olayın yaşandığını öğrendim. Aynı tür olaylardı ve çözümlere daima Rahipler tarafından kökeni 1500-2000 yıl öncesine dayanan İncil kökenli ''Şeytan Çıkarma'' töreni gerçekleştirilerek ulaşılmıştı. 1971 Yılında yayınladığım ve hemen Best-Seller olan ''Exorcist''de işte bu olayların sentezini kurguladım. Şundan eminim, Tanrı ile Kötülük arasında gerçek bir ilişki var ve Şeytan bunun temsilcisi ama eğer binlerce yıl öncesinde kazanılmış ve etkisini hiç yitirmeyen yöntemleri kullanırsak, Kötülüğü yenebiliyoruz. Öyleyse, yaşananlar inancında ötesinde gerçek ve Tanrı salt bunun için gerekli silahları bizlere öncelerde vermiş.''

Olaylar Mantığın Ötesindeydi

İlginçti, 14 yaşındaki çocuğun başına gelen olay Georgetown'da yaşanmıştı. Blatty de romanında olayın yine aynı yerde geçtiğini yazdı. ve film de aynı yerde çekildi yani Georgetown'daki bir evde. Blatty filmin yönetmeni olan William Friedkin'i bu konuda ikna etmişti. Ama daha önce Blatty'nin Friedkin'i filmin yönetmeni olması için ikna etmesi gerekti. Yönetmen birçok sıradan filmin ardından ''French Connection''ı çekmiş ve büyük bir başarı kazanarak Oscar'ı kazanan en genç yönetmen unvanını elde etmişti. Oscar Ödülü'nün Hollywood'daki etkisi ebedi olduğundan, önemli yönetmen konumundaki Friedkin'in her projeye atılmayacağı belliydi. Gerek yapımcı şirket Warner Bros, gerekse de Blatty uzun çabalar gösterdiler; Friedkin sonra şöyle diyordu: ''Her anlatılana hemen inanmak mantıklı değildir, ben de ikide bir sözü edilen şeytani etkilerin varlığına inanmayı pek düşünmedim fakat evrende var olan her şeyi bildiğimize de inanmıyorum. Örneğin inancın çok büyük bir güç olduğunu ve bu güçle nelerin yapılabileceğini biliyorum. Aşkta olduğu gibi...

Bana teklif yapıldığında epey düşündüm, sora astronotların yaptıkları telepati deneylerini, SSCB'deki parapsikoloji olaylarını ve sonuçlarını, Arthur Koestler'in ''Rastlantının Kökenleri'' adlı inanılmaz kitabını inceledim. Kesin olan şeyler vardı, Kirlian denen yaşam enerjisi gözlemlenebiliyordu ve ölümden sonra yok oluyordu. O zaman düşündüm ki, bizler çok az enerji türünü tanıyor ve görebiliyoruz, hatta göremiyoruz da yani elektriğin kendisini göremediğimiz gibi... Öyleyse bizden farklı ama akıllı enerjiler olabilirdi sonucuna vardım. Ve tabii sonra da ''Şeytan''a. Ama çözemediğim dinsel antik metinlerin nasıl olup da etkili olabildikleri? Bunu anlamıyorum daha doğrusu mantığın ötesinde.''



Filmdeki Olaylar Gerçekten Yaşanmıştı...

Batty'nin kitabındaki kahramanları arasında, Şeytan'ın etkisinde kalan Regan adlı küçük bir kız çocuğu, onun Chris adlı sinema oyuncusu annesi, Şeytan konusunda uzman Karras ve Merrin adlı iki rahip önde geliyorlardı. Chris rolünün kim oynayacaktı? Friedkin, Jane Fonda, Ali McGraw, Shirley McLaine ve Ellen Burstyn arasında düşünüyordu, Fonda politik kişiliği olan biriydi ve inançsızdı, McGraw henüz olgunlaşmamıştı, McLaine ise Yönetmen'e göre bu gibi konulara fazla istekli ve yakındı. İşte tam o anda Blatty ortaya inanılmaz bir iddia attı:

''Romanımdaki sinema oyuncusunu yani Chris tiplemesini, gerçek bir kişinin, hem de çok ünlü gerçek bir sinema aktrisinden yola çıkarak yarattım. Söz konusu sanatçı Shirley McLaine'dir, saklanan gerçek ise, ''Şeytan Etkisi'' olayının aynen McLaine'in kızı Sachi'nin başından geçtiğidir. Ben Shirley'nin yakın dostuyum ve biliyorum. Ne kendisi, ne de yakınları asla bu filmde yer almaz, hatta sözünü dahi ettirmez. Çünkü, kızı ve kendisi çok acı çektiler ve bu filmin tasarısı dahi onlara büyük rahatsızlık verdi. Bu nedenle, Yönetmen Friedkin'in Shirley'e bu teklifi karşı çıktım ve ona Ellen Burstyn'in uygun aday olduğunu söyledim..''

Öyleyse aday Burstyn idi, hem tiyatrodan geliyordu, hem benzeri filmlerde deneyimliydi. ve Friedkin, seçimini Burstyn'e yaptı.

Olaylar Çekimle Beraber Başlıyor..

Yazarın açıklaması inanılmazdı, Yönetmenin aksine Shirley McLaine'in bu konulardan korktuğu ileri sürülüyordu. O sıra bir müzikalde oynayan ünlü oyuncunun, basında yer alan bu açıklamaya tepki vermediği görüldü. Tepki sonradan gelecekti. Duyuruların sonucunda müracaat eden 400 kız çocuğunun arasından Regan rolü için, hiç deneyimi olmayan Linda Blair seçildi, seçimin tek nedeni vardı: Test çekimlerinde hiç korku belirtisi göstermeyen ve çalışmaları bir oyun zanneden tek çocuk oydu. Sonra diğer oyuncular belirlendi ve 14 Ağustos 1972'de filmin çekimi başladı. Bu tarih önemlidir, çünkü filmin çekimi bittiğinde artık birçoğunun yaşamları eskisi gibi olmayacak ve inanılmaz değişimler olacaktı.

O gün sabah Goldwater Memorial Hospital'da yapılacak olan ilk çekimde Şeytan çıkarmak için kullanılan ''Roma Ritüel''i canlandırılacaktı. Bu sahnede zor olan, ayinin yapılışı idi. Yönetmen; ayini gerçek bir rahip olan, Exorcism uzmanı Rahip O'Malley'i çağırmış ve arkadan göstererek ayini gerçekten yapmasını istemişti. Önceleri itiraz eden Rahip O'Malley sonra kabul etti ve geldi ama yanında bir sürü muska getirerek, herkesin takmasını istedi. Çünkü ayin gerçek olacaktı ama ortada kovulacak bir şeytan olmadığından, aksi etki oluşabilir ve ayin bir çağrıya dönüşebilirdi. Rahibin bu yaklaşımı ekipte soğuk bir duş etkisi yaptı ve Linda Blair'in dışında ilk kez herkes korkunç olabilecek bir olayın içine girdiklerini fark ettiler. Acaba Olabilir miydi?

Önce Dolap Sonra Seksüel Şok...

Bir sonraki çekim metroda yapılacaktı. İlk aksilik orada oldu, bir türlü istenen ışık sağlanamıyor ve net bir ses kaydı yapılamıyordu. Her tür teknik ve araç kullanıldı ama nereden geldiği anlaşılamayan ve bir kaybolup. bir ortaya çıkan ışık pırıltıları ve yansımaları yok edilemedi, ses kaydında ise yine nedeni bulunamayan veya distortion vardı, bütün bir gün ve gece uğraşıldı. Sonunda başka bir metro istasyonuna gitmeyi düşündükleri anda birden pırıltı ve yansımalar kesildi, ses düzeldi. Neden? Cevap bulunamadı ve hala da yok. Georgetown'daki eve geçtiklerinde daha çekim başlamadan. ilk tepki civardaki din okulundan geldi, filme karşı çıkıyorlardı. Tartışmalar sürdü gitti, sonra din adamları ''Bizden uyarması...'' diyerek direnişten vazgeçtiler. Çekimler başladı ve ertesi gün daha garip olaylar oldu.

Washington Post Gazetesi'nden gelen muhabir Sally Quinn, hem çekimleri izlemek, hem de yönetmen Friedkin'le bir söyleşi yapmak istiyordu. Yönetmen gazeteciyi eve davet etti, o gün dolap sahnesi çekiliyordu (Filmi görenler, kendiliğinden açılan dolap sahnesini hatırlarlar.), önce teknik bir hile ile dolabın kendiliğinden açılması gerçekleşecekti. Çekim başladığında, birden aygıt bozuldu ama daha kameraya stop demeden dolap kendiliğinden açıldı. Ekip, şaşırdı ve ilginç bir rastlantı diye şakalaşmaya başladı, sonra Freidkin çekimin tekrarını istedi. Aygıt hazırlandı, çekim başladı, daha özel efekt uzmanları aygıtı çalıştırmaya başlamamışlardı ki, dolap yine kendiliğinden açıldı. Ekibin bu defaki tepkisi sessizlikti. Çekim sürdüğü için sahne aynen görüntülenmişti, Freidkin bir an durdu ve sonra okey dedi ve sonraki çekime geçilmesini istedi. Nasıl ve niçin? Hala bilinmiyor...

Yıllar Sonra Açıklanan Sır..

Bu anlaşılmaz olayı Gazeteci Sally Quinn'de izlemiş ve heyecanlanmıştı. Sonraki çekim tuvalette geçiyordu ve erotik izler taşıyordu. Freidkin beklemeden hazır mizanseni kullandı ve çekimi bir kere de bitirdi, sonra Sally Quinn'e dönerek onunla konuşmaya başladı fakat daha on cümle konuşulmamıştı ki, kıpkırmızı kesilen Freidkin söyleşiyi keserek telaşla odayı terk etti. Sally Quinn'de tuhaftı, göğsünü tutuyor ve sakinleşmeye çalışıyordu. Biraz sonra toparlandı ve koşarcasına evi terk etti. Olayın farkına varan fazla kişi yoktu, herkes işiyle gücüyle meşguldü o anda, yalnız yönetmenin iki asistanı ve sekreter rolündeki Kitty Winn olanları görmüşlerdi. Ne olmuştu acaba? Olanları çok sonraları Friedkin ve Quinn ayrı ayrı anlattılar. Karşılıklı oturup, daha iki dakika dolmadan karşı konulmaz bir seksüel arzuyu ikisi aynı anda hissetmişler, ifadelerine göre çıldıracak gibi olmuşlar, şok sürerken muazzam bir orgazma oturdukları yerde ulaşmışlardı. Her ikisi de olayı yıllar sonra açıkladıklarından, olayın reklam olsun diye uydurulmadığı kesindi. Peki öyleyse ne olmuştu? Bu da anlaşılamadı ve bir daha da tekrarlanmadı.
Bundan sonra olanlarla bir kitap yazılabilir, pardon yazıldı. Peter Travers ve Stephaine Reiff adlı iki araştırmacı bütün olanları toplayıp,1974 yılında bir kitap halinde yayınladılar ve kitabın ithafını Blatty'e adadılar. İşte Shirley McLaine o zaman konuştu ve bir açıklamada bulundu:
''Kızım Sachi'nin bu olaylardan etkilenmesini istemiyorum, bu bize ait özel bir olaydır, okulunda arkadaşları onu Şeytan'ın kızı olarak düşünüyorlardı. Ve bu filmi değil benim kızıma, herhangi bir çocuğa seyrettirmek cinnettir. Hiçbir çocuk bu şoku atlatamaz ve yaşamı boyunca izlerini taşır. Ben bunu biliyorum. Bu filmden sonra, sayısız insan bana gelerek kızım için dua ettiklerini söylediler. Benim ve Kızım hakkında böyle düşünülmesini istemiyorum ve reddediyorum...''

Shirley'i Değiştiren Olay Neydi?

Açıklama, bir annenin kızını korumak için çağrıda bulunmasından başka bir şey değildi. Fakat o yıllardan sonra, 1974 yılından sonra günümüzdeki kişiliğine doğru ilerleyen başka bir Shirley McLaine ortaya çıktı. geçmişin hoppa, seksi, müzikal yıldızı artık UFO'lara inanıyor, uzaylıları bekliyor, yeniden doğuşu kabul ediyor ve ruhların yaşamları hakkında kitaplar yazıyor. Ve ''Sokak Kızı İrma'' düşler ülkesi Hollywood'un tek örneği. Karar sizlerin, Shirley'e ne oldu? Hangi şok onun başka evrenlerin ve gerçeklerin bulunduğu noktaya attı? Neden hala Sachi'yi dünyadan gizliyor? Ve en önemlisi, artık Shirley McLaine neden ''Don't Fall Of the Mountain'' adlı kitabının sonunda ''Son basamak her şeyi olduğu gibi tam ve kesin kabullenmek ve sonucu da kabullenmektir'' diyor. Ama onunla ve kızıyla ilgili gizem hala sürüyor, gerçek neydi ve Blatty gerçeği mi söylemişti? Eğer doğru söylüyorsa çekimdeki inanılmaz olaylarla birlikte ''Exorcist-Şeytan'' filmi gerçekti.. İster inanın veya inanmayın...

Kaynak: Fenomen Dergisi Haziran 1996 Sayfa: 48-49-50

Yazıyı Gönderen: Çetin <caktepe@gmail.com>



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:44
Hıristiyanlığın Bakış Açısıyla Şeytan
 

Hıristiyanlığın Bakış Açısıyla Şeytan

ŞEYTAN KİMDİR VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Şeytan ruhsal bir kişiliktir: Her şeyden önce aklımızda bulundurmalıyız ki, Şeytan, bazılarının sandığı gibi kişiliksiz bir güç değil kendine özgü ruhsal bir kişiliktir. Rab İsa Mesih bu gerçeği birçok olayda açık bir şekilde bildirdi. Örneğin yersel hizmetine başladığı ilk günlerde, Şeytan O'na yaklaşıp, O'nu kendi davasına kazanmak ve kandırmak için O'nunla konuşmuş ve O'na birçok şey önermiştir. İsa Mesih her defasında "yazılmıştır" ifadesiyle onun saldırılarını püskürtmüştür (Mat. 4:1-11). Açıktır ki, İsa Mesih burada kişilik sahibi bir varlıkla diyalogdaydı, bilinçsiz bir güçle değil. Hz. Eyub olayında da Tanrı Şeytan'la direkt olarak "sen" ve "ben" gibi ifadelerle konuşmaktadır (Eyb. 1:6-12, 2:1-5).

Şeytan, günaha düşmüş görkemli bir melektir: Şüphesiz Tanrı, başlangıçta Şeytan diye kötü bir varlık yaratmamıştı. Bir önceki konuda gördüğümüz gibi aslında Şeytan, önceleri Tanrı'nın yaratmış olduğu parlak ve öncü meleklerden biriydi. Tanrı' nın melekler ordusunda çok önemli bir yeri ve görevi vardı. Ama bu kutsal varlık, bile m ediğimiz nedenlerden dolayı yüreğinde gurura, kıskançlığa yer verip, aynı Tanrı gibi yüce olmaya özlem duydu. Bu emel doğrultusunda da eyleme geçip, Tanrı'ya isyan edince Şeytan durumuna geldi. Bu isyanına önce birçok meleği, daha sonra da insanları kattı (Esin 12:4). Bu nedenle ona ‘Şeytan' karşı koyan veya düşman , onu izleyen meleklere de "cinler" adı verildi. Daha sonra bazı melekler de Nuh tufanından önce insan kızlarının güzel olduğunu görüp, onlarla birleşmek amacıyla bedenleşerek Tanrı'ya karşı itaatsiz olmuşlardır. İnsan kızlarıyla evlenen bu meleklerin daha sonra dev adamlar andırışında Nefilim olarak bilinen melez ve kötü bir zürriyet meydana getirdiler (Tek. 6:1-4). Nuh tufanı esnasında ise insan bedenini terk eden bu itaatsiz melekleri Tanrı, ‘ bü yük yargı günü için çözülmez bağlarla bağlayarak karanlığa hapsetti .' (Yah. 6). Şeytan'ın itaatsizlik veya düşüş zamanının tam olarak ne zaman olduğunu söylemek zor olsa da, bunun büyük bir olasılıkla insanın yaratılışından kısa bir zaman sonra olduğunu düşünebiliriz. Çünkü Tanrı, yaratılışın sonunda "her şeyin çok iyi" olduğunu söylemektedir (Tek.1:31). Eğer Şeytan bu zamanda düşmüş olsaydı bu sözler anlamsız ve gerçek dışı olurdu. İşaya peygamber Şeytan'ın bu düşüşünü şöyle anlatır:

"Ey parlak yıldız, Seher'in oğlu, göklerden nasıl düştün?.. Kendi yüreğinde dedin ki, 'göklere yükseleceğim ben, tahtımı Allah'ın yıldızları üstüne eriştireceğim. Kuzey'in sonlarında, topluluk dağında oturacağım... kendimi Yüce Tanrı gibi edeceğim." (İş.14:12-17, Hez.28:12-19).. .
Şeytan, Tanrı ve O'nun hizmetçilerinin baş düşmanıdır :

‘‘Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis, yutacak birini arayarak kükreyen aslan gibi dolaşıyor.'' (1Pet. 5:8; Ef. 6:11-19).
Kutsal Kitap Şeytan'ın kimlik ve karakterini açığa vuran kırka yakın isim ve ünvan vermiştir ona: "Şeytan" İbranice "düşman" veya ''karşı koyan'' anlamına gelir. "İblis" ''suçlayan'' demektir. "Ayartıcı", "Kötü olan" (Mat. 4:3,5, 6:13), "Tüm dünyayı saptıran eski yılan", "Büyük ejder", "İthamcı" (Esin. 12:9-10), "İğva edici", "Katil", "Yalancı", "Yalanın babası", "Gerçekte durmayan" (Yu. 8:44), "Beelzebul" (Mat. 12:24), "Belial" (2Kor.6:15), "Apolyon", "Abaddon", "Uçurum meleği" (Esin.9:11), "Kükreyen aslan" (1Pet. 5:8), "Bu dünyanın reisi ve ilahı" (Yu.14:30, 2.Kor. 4:4), "Havada olan karanlık güçlerin ve cinlerin reisi" (Ef. 2:2, Mat.12: 24), "Nur meleği suretine giren" (2.Kor. 11:14) vs… Bu isimler açık bir şekilde Şeyan'ın kandırıcı ve kıyıcı ürkünç karakterini ortaya sermektedir.

Şeytan ve cinleri çok uzun zamandan beri var olduklarından dolayı çok güçlü, kurnaz ve çok tecrübelidirler. Ama Tanrı gibi her şeye kadir, her şeyi bilen değildirler. Eyup olayında gördüğümüz gibi, Yahve Tanrı, Şeytan ve cinlerin güçlerini tam olarak kullanmamaları için onların etkinliklerine bir sınır koymuştur (Eyb. 1:12, 2:6). Bu nedenle İnanlılar korkusuzca, İsa Mesih'in adı ve yetkisiyle ona karşı durabilirler (Yak. 4:7).

ŞEYTAN VE CİNLERİN BAŞLICA İŞİ NEDİR?

Tanrı'yı lekelemek: Şeytan'nın başlangıçtan beri gütmüş olduğu başlıca amaç; Tanrı'nın yerine geçip, yalnızca Tanrı'ya özgü yüceliği, saygıyı ve tapınışı elde etmektir. Tanrı'yı lekelemek, suçlamak ve O'nun hazırladığı kurtarma programını bozmak Şeytan'ın başlıca emelidir. O, bu amacına ulaşabilmek için, akıl almaz sinsi metodlara ve yollara başvurur. Zaten başlangıçta Adem ve Havva'yı yine Tanrı'yı lekeleyip, O'nun Sözü'nün doğruluğuna zihinlerinde kuşku uyandırmak yoluyla kandırmış ve davasına kazanmıştı (Tek.3). O, zamanımızda yine büyük kitleleri aynı şekilde çeşitli Tanrı-tanımaz ideoloji, felsefe, din, tarikat ve rejimlerin oluşmasını sağlamakla saptırmış, kendi denetimi altına almıştır. Zamanımızda mevcut olan birçok liberal, ekümenik, bilimsel ve insancıl gibi görünen bir yığın politika ve dinsel sistemlerin kaynağı da bizzat Şeytan olup bunlarla o, Tanrı'yı ve Kutsal Kitap gerçeklerini lekelemek, çürütmek ve inkar etmek emelini gütmektedir. Şeytan bu şekilde gerçekten de Tanrı'yı lekelemeye çalışarak, "İncil ışığının imansızların üzerine doğmasın diye, onların zihinlerini körletmek" tedir (2.Kor.4:4).

Mesih İnanlılarını Tanrı'dan ve Mesih'ten koparmak: Şeytan bu amacına ulaşmak için "kükreyen aslan gibi kimi yutacağını arayarak dolaşır." (1Pet.5:8), İnanlıları Tanrı önünde suçlar (Esin. 12:10, Eyb. 1:10-11), dener (Mat. 4:3), "baskı ve sıkıntı" gönderir (1Pet. 5:9), Işık meleği ve doğruluk hizmetçileri kılığına bürünerek inanlıları; rüyalar, görmeler ve zararsız gibi görünen çeşitli fikirlerle doğru yoldan ve Kutsal Kitap'tan uzaklaştırarak kendi ağına düşürmeye çalışır (2Kor. 11:3, 11-13, 2:11), kilise ve kardeşler arasına sevgisizlik, şüphe ve yanlış öğretiler ekerek kiliseleri bölüp, tarikatlar yaratmaya çalışır (Elçi.28:20).

Tanrı'dan ve Mesih'ten uzakta olan insanları kendi tarafında ve denetiminde tutmak: Kutsal Kitap'a göre dünya ve dünyadaki insanlar doğal olarak Şeytan'ın tarafında ve etkisinde bulunmaktadırlar. Efesliler 2:1-3 ve 1.Yuhanna 5:8 bu gerçeği açıkça bildirmektedir. Gerçekten de ‘Bütün dünya kötü olanın denetimindedir.' . İşte bu nedenledir ki, Şeytan'a "dünyanın reisi ve ilahı" (2.Kor.4:4) denilmektedir. Şeytan'ın işi, gücü bu insanları kendi denetiminde ve tarafında tutmaktır. Bu amaç doğrultusunda Şeytan İncil'in yayılmasını engellemek için insanların fikirlerini körletir (2Kor.4: 4), ekilen Tanrı sözünü boğar, unutturur ve kapar (Mat.13:18-23), binbir çeşit uğraşılar sağlayarak imansızları kendi ağında tutmaya çalışır (Çık.5:1-21). Şeytan özellikle ruhçuluk, büyücülük, falcılık, bakıcılık, sihirbazlık, horoskop, astroloji, ruh çağırma gibi yollarla kitleleri ağında tutup tövbe etmelerine, Tanrı'ya yönelmelerine engel olur.

Ne yazık ki bugün milyonlarca insan, kendilerini bu korkunç, yıkıcı eylem ve uygulamalara vermektedir. Bu yıkıcı şeytansal uygulamalar çoğu zaman medya yoluyla sanki yararlı ve iyilik içinmiş gibi, masum bir havaya büründürülerek zararsız bir eğlence türü olarak sunulmaktadır. Günümüzdeki birçok büyük devlet adamlarının, politikacı, şarkıcı veya sanatçıların sürekli danıştıları özel medyumları veya bakıcıları vardır. Kütüphaneler okkultizm, karanlık, gizli güçleri konu alan bir yığın kitaplarla doludur. Televizyonlardaki film, müzik ve oyunların çoğunluğu da yine bu doğrultudadır. İsa Mesih yeryüzündeyken Şeytan ve cinleri, sarsılan karanlık güçlerini kurtarmak a macıyla varlıklarını insanlara ve hayvanlara girme (cine tutulma) ve çeşitli yıkıcı etkinlikleriyle özel bir şekilde belirgin ettiler. Mesih İsa'nın yeryüzüne tekrar gelişinin yakın olduğu bu dönemlerde de Şeytan ve cinleri yıkıcı faaliyetlerini özel olar a k yeniden ele almışlardır. Şeytan gerçekten de "vaktinin az olduğunu bilerek büyük gazapla" saldırıya geçmiştir (Esin. 12:12).

ZAMANIMIZDA DA CİNE TUTULMALAR OLABİLİR Mİ?

Evet olabilir. Cinler geçmişte olduğu gibi zamanımızda da insan veya hayvanlara girerek fiziksel ve akılsal dengesizliklere neden olabilirler (Mat. 9:28-33;12:22). Fakat bunun yanında şu iki noktayı da önemle vurgulamalıyız:

1. Tanrı'dan uzakta bulunan her insan her ne kadar Şeytan'ın etkisinde ve dünyasında bulunsa da cine tutulmuş değildir. Cinlerin etkisinde olmak başkadır, cinlerin bir insanda barınması başkadır.

2. Hastalık ve dengesizlikler Adem ve Havva'nın günahı sonucunda dünyamıza girmiş doğal dengesizliklerdir. Her ne kadar bazı hastalık ve dengesizlikler cine tutulmanın bir sonucu olsa da, her dengesizlik ve hastalığın gerisinde cine tutulma olgusunu aramak yanlıştır.

Cinli birini ayırt edebilmek için Kutsal Ruh'un ışığına ve Tanrısal hikmete gereksinim vardır. Cinliliğin işareti bazen kendisinin olmayan sesler çıkarmak, bedensel uzuvların anormalleşmesi, kontrolden çıkması, aşırı güç, yabansı dillerle konuşmak, İsa Mesih'e ve Kutsal Kitap'a karşı düşmanlık ve nefret, intihar teşebbüsleri, transa girmek vb... olabilir. Şüphesiz büyü, fal, ruh çağırma, sipiritualizmle uğraşanl a r veya geçmişte bunlarla uğraşmış olup da tövbe etmemiş olanlar kolayca cinlerin barınağı olabilirler. Her tecrübeli İnanlı, Mesih'in adı ve yetkisiyle cinleri kovabilir (Mat.10:1-8; Mark. 16:17).

Şu gerçeği de önemle vurgulayalım ki, her ne kadar dıştan saldırıp, etkilese de hiçbir gerçek İnanlıya cinler giremez ve onda barınamaz. İnanlının vücudu Kutsal Ruh'un tapınağı ve konutudur. Cinler, Kutsal Ruh ve İsa Mesih aynı zamanda, aynı yerde beraberce barınamaz ve aynı tahtı paylaşamazlar. Elçi Pavlus'un b e lirtmiş olduğu gibi:

''Doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne beraberliği olabilir? Mesih ile Beliyal arasında ne sözbirliği olabilir?'' (2.Kor. 6:14-16).
''Bedeninizin, Tanrı'dan aldığınız ve içinizde olan Kutsal Ruh'un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Siz kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız.''(1Kor.6:19-20).

ŞEYTAN VE CİNLERİN GELECEĞİ NE OLACAK?

Kutsal Kitap'a göre Şeytan, "büyük sıkıntı" denilen dönemde, şimdi konut kurmuş olduğu ‘hava' (Efes.2:2; 6:12) veya gökten yeryüzüne atılacaktır (Esin.12:7-9). Bundan hemen sonra Şeytan Antikrist ve sahte peygamber aracı-lığıyla başlangıçtan beri gütmüş olduğu evrensel bir imparatorluk kurup, tanrı olmak, saygı ve tapınışı elde etmek amacına birkaç seneliğine de o lsa sonunda ulaşacaktır (Esin.13:1-8). Ama yedi yıl sürecek olan sözkonusu bu büyük sıkıntı döneminin sonunda Mesih'in ikinci gelişiyle, Antikrist ve sahte peygamber ateş gölüne atılacak, Şeytan ise bağlanarak bin yıl süreyle uçuruma kapatılacaktır. (Esin . 19:11-21; 20:1-3). Mesih'in açacağı bin yıllık parlak çağdan sonra da Şeytan son bir kez kısa bir süre için özgür bırakılacak ama hemen sonra, cinleriyle birlikte, ‘ebetler ebedince işkence görmek ' amacıyla ateş ve kükürt gölüne atılacaktır (Esin.20:10). Böylece Şeytan ve cinler sorunu da tam ve kesin bir şekilde çözümlenmiş olacaktır (Esin.13:4, 20:1-15) vs…

ŞEYTAN VE CİNLERİNE KARŞI TUTUMUMUZ NE OLMALIDIR?

Şeytan tarafından acilen Tanrı tarafına geçmeliyiz: Görmüş olduğumuz gibi eğer sen özel olarak tövbe edip, Mesih'i yaşamına çağırmadıysan hâlâ doğal olarak Şeytan ve cinlerinin tarafında bulunuyorsun. Acil olarak yapman gereken şey bu taraftan ayrılıp, Tanrı ve Mesih'in tarafına geçmektir. Bu, ancak samimi olarak ve bütün yürekten günahlarına tövbe etmek, Şeytansal uygulamalardan vazgeçerek, İsa Mesih'i Rab ve Kurtarıcı olarak yaşamına çağırmanla mümkündür. Sihirbazlık, büyücülük, üfürükçülük, ruh çağırmak, falcılık, (kahve veya el falı) medyumculuk gibi bütün uygulamalardan tamamen uzaklaşmalı, kor u nma amacıyla taşınan muska, nazar boncuğu ve bütün batıl itikatları da kesin bir şekilde terk etmelisin. Bundan başka bu tür kötü ruhların etkin olduğu korku veya çizgi filmlerini, video kasetlerini müzik kasetlerini veya CD'lerini, atari oyunlarını, bütü n yazı ve yayınlarını da mutlaka evinden uzaklaştırmalı veya yok etmelisin. Bu şekilde hareket etmek Şeytan'ın etkisinden özgür olmanın ilk ve en önemli adımlarıdır. Efes'te İsa Mesih'e iman eden kişiler arasında bulunup da ‘‘Büyücülükle uğraşmış bir sürü kişi de kitaplarını toplayıp herkesin önünde yaktılar… Böylelikle Rabbin sözü kudretle yayılıyor ve etkinlik kazanıyordu.'' (Elçi. 19:19-20). Öbür yandan bu uygulamaları sürdürmek Tanrı'nın düşmanı olan Şeytan ve cinleriyle ilişkiyi sürdürmek ve onların tesiri altında yaşamak demektir. Bu uygulamalarsa her insanı Tanrı'nın kurtuluşundan ve bereketlerinden mahrum kılıp, sonsuz mahva götürür. Tanrı' nın şu buyruğunu asla unutma :

‘‘Aranızda oğlunu ve kızını ateşten geçiren, yahut falcı, yahut müneccim (medyum), yahut sihirbaz, yahut afsuncu, yahut büyücü, yahut cinci, yahut bakıcı, yahut ölülere danışan bulunmayacak. Çünkü bu şeyleri yapan adam RABBE mekruhtur.'' (Tes.18:9-14.Esin. 21:8 ;22:15).
‘‘Cincilere ve bakıcılara dönmeyin, murdar olmak için onları aramayın.'' (Lev. 19:31; 20:6,17).
Seni cinlerin esaret ve bağlarından sadece Rab İsa kurtarabilir. Hiçbir muska, hiçbir nazar boncuğu veya başka hiçbir nesne seni koruyamaz. Tersine bunlar seni gitgide kötü güçlerin denetimine sevkeder. Bu nedenle sen yalnızca Tanrı'ya ve İsa Mesih'e sığın. Şeytan'ı tam anlamıyla alt etmiş olan yalnızca İsa Mesih'tir. O, Şeytan ve cinlerin bütün karanlık güçlerinden daima üstündür. Sen yalnızca O'nda kötü güçlere karşı gerçek bir korunuşa ve güvenliğe sahip olabilirsin.

‘Tanr ı'nın Oğlu, İblis'in işlerini bozmak için geldi.' (1.Yu. 3 :8).
‘‘Bunun için Tanrı'ya boyun eğin. İblis'e karşı durun, o da sizden kaçacak...'' (Yak.4:7. 1Pet.5:8-9).
İkinci olarak bilmelisin ki her ne kadar Şeytan ve cinleri Mesih tarafından yenilmiş bulunuyorsa da, onlara karşı tek başına karşı duramazsın. Göksel yardıma gereksinimin vardır. Bu yardımı elde edebilmek için bir asker gibi ruhsal alanda donatılmalısın. Bu ruhsal donatım ilk olarak sarsılmaz bir iman ve ümide sahip olmak, Tanrı'nın Sözü ol an Kutsal Kitap'ı sürekli okumak , her gün dua etmek , diğer imanlılarla bir araya gelerek sürekli uyanık kalmaktır. Elçi Pavlus'un bildirdiği gibi:

‘‘Son olarak Rab'de ve O'nun üstün gücüyle güçlenin. İblis'in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bundan dolayı, kötü günde dayanabilmek, gerekli olan her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını alın." (.Ef.6:10-18).
Şeytan ve cinleri, ölüme dek İnanlılara saldırmaktan vaz geçmez. İsa Mesih'e yaptığı gibi zaman zaman uygun ortamlardan yararlanarak İnanlıya yaklaşır (Lu. 4:13). Şeytan özellikle düşüncelerimize saldırarak merkezden bizleri zayıf düşürmeye çalışır. İnanlıda şüphe, gereksiz korku, kaygı ve suçluluk hisleri yaratarak zayıflatmak başlıca emelidir. Hatta çoğu zaman günaha düşen bir İnanlıya yaklaşarak Kutsal Ruh'a karşı gün a h işlediğini ve artık onun için bütün af yollarının kapandığını söyleyerek umutsuzluk çukuruna indirmeye çalışır. Bu durumlarda ona yer vermeyip Rabbimiz İsa Mesih'in yaptığı gibi yetkiyle Tanrı'nın sözüne ve vaatlarına dayanarak ‘ Çekil Şeytan' diyerek kov abiliriz. Bizler Rab ile daima korkusuz ve cesur olup, Şeytan'a, saldırı ve tuzaklarına karşı da daima ayık ve uyanık duralım. Tanrı'ya ve İsa Mesih'e sadık kalıp, yaşamımızın her alanında Tanrı'ya hizmet edelim. Çünkü düşmanımız İblis'in ayaklarımızın altında ezileceği büyük gün her gün biraz daha yaklaşmaktadır :

‘‘Esenlik Tanrısı çok geçmeden Şeytan'ı ayaklarınızın altında ezecektir.' (Rom.16:20).



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:47
Mitoloji'de Şeytan
 


Mitoloji'de Şeytân

Şeytân, birçok dinde insanları kötülüğe teşvik eden, adaletsizliğin önderi bir varlığın ismidir. Şeytan, rakip, muhâlif, bozucu ve bozguncu gibi anlamlara gelen İbrânice bir kelime olan "Satan"dan ya da Arapça kökü "rahmetten uzaklaştı, Hak'tan uzak oldu." anlamlarına gelen "şetâne"'den gelmektedir.

Modern dinlerde ya da mitolojilerde; Şeytân, genellikle, doğaüstü güçlere sahip, sürekli insanları dinden, dolayısıyla yaratıcısının emirlerinden uzaklaştırmaya çalışan bir varlık olarak düşünülmüştür. Latincede "Diábolus, Diaboli", Yunancada "Diabolos", "Karanlıkların Efendisi," "Beelzebub" (Sinek Kral), "Belial", "Mephisto", ya da "Lucifer" olarak geçer. Talmud ya da Kabbala felsefesinde "Samael" olarak geçer.(Yahudi inanışında Samael başka bir melektir). İslam'da "İblis" (إبليس) olarak bilinir; ancak Kurân-ı Kerim'de "Şeytân" kelimesi (87 kez), "iblis"ten daha fazla kullanılmıştır. Şeytan ayrıca "Azazel" olarak da anılmıştır.



Eski Antlaşma'da (Tevrat ve Zebur'da) Şeytan

Eski Antlaşma'da Şeytân, Hrıstiyanlıktaki gibi korkulan bir mahluk değildir ve kötülüklerin temelini oluşturmaz. Çünkü musevilikte (İslamiyet'teki gibi) hayrın da, şerrin de Tanrı'dan geldiği inancı vardır. Bu sebeple Satan ya da Samael adı verilen Şeytan'nın hile ve aldatmacalarına karşı dikkatli olunmalıdır.

Yine Talmud, Bava Batra Bölümü, Daf 16a 'ya göre:
(הוא שטן הוא יצר הרע הוא מלאך המות הוא שטן דכתיב )Şeytan, kötü dürtüler ve Ölüm Meleği aynı şahsiyetlerdir.

Ezekiel 28:12–19: "..güzellerin ve bilgelerin en mükemmeliydin. Aden'de, Tanrı'nın bahçesindeydin. Giysilerin hep güzel taşlarla – yakut, zümrüt, aytaşı, beril, onix, safir, turkuazla - ve altın işlemelerle süslüydü. Bunlar sana sen yaratıldığın gün verildi. Seni kudretinle ve gücünle bekçim yaptım. Tanrının kutsal dağına gidebiliyor ve ateş tarlalarında yürüyebiliyordun. Yaptıklarından tamamen muaf tutulurdun ta ki için kötülükle dolana dek. Bu varlık içinde bile daha büyük şiddet yarattın ve günahkâr oldun. Seni Tanrı'nın dağından men ettim ve seni bekçilik ettiğin ateş tarlalarından sürgün ettim. Güzelliğin yüzünden için kibirle doldu ve bilgeliğini kendi ünün için harcadın. Seni içine hapsettiğim ateşle beraber dünyaya attım. Seni takip edenlerle beraber sonunuz ateşler içinde küle dönecek. Çok feci bir sona geldin."



Yeni Antlaşma'da (İncil'de) Şeytan

Şeytân, özellikle Yeni Antlaşma'da ve Hıristiyan inancında kendisine daha çok yer bulmuştur. Özellikle Hz.İsa'yı sürekli olarak kışkırtır (ayartır). Ancak Şeytanın kişiliğinin kaynağı İncil değil, Hıristiyan edebiyatıdır. John Milton'nun epik bir şiirinde Şeytân'ın en üst düzeyde bir melekken insanı ve kendini yaratan Tanrı'ya karşı düşmanlığa yönelen bir kişilik olduğu anlatılır. Ancak Şeytân, kesinlikle cehennemde hapsolmuş biri değildir; aksine istediği her yere - dünyaya hatta cennete bile - girip çıkabilir. Bu özellikleriyle Şeytanın nihâi amacı, insanlığı yaratıcının yolundan saptırmaktır. Bu anlamda kendisini tanrıya bir rakip olarak kabul ettirme gayreti içindedir. Kendisine bir süre verilmiş ve bu sürenin dolmasına kadar yaratıcıya karşı açtığı savaşın sonucunu beklemektedir.

Yaradılış (Genesis) bölümünde, Âdem ve Havva'yı kışkırtan yılan figürü, Tevrat'taki anlatımın aksine daha sonraları Hristiyan uleması tarafından Şeytân olarak değerlendirilmiştir. Doğu (Ortodoks) Kilisesine göre Şeytân, insanın üç düşmanından (Günah-Ölüm) birisidir. Bütün Hristiyan inanışlarında Şeytân, Hz.İsa'ya ve Hz.İsa figüründe Tanrı'ya karşı son bir savaş (Armageddon) açacaktır. Bu savaş, aynı zamanda Şeytân'a verilen sürenin de (aeonios) sonuna çok yaklaşıldığını gösterecektir. Üniteryen Kilisesi'ne göre; Şeytân, bu zaman geldiğinde tekrar iyi olacak ve melek özelliklerine kavuşacaktır. Bu sürenin nasıl işleyeceği her kilisede farklılıklar gösterir. Neticede; dünya, tüm şeytanlıklardan arınır ve tıpkı cennet gibi günâhsız bir yere dönüşür.

Ortaçağ'da Şeytân, bir keçi gibi sakallı ve boynuzlu, elinde çatal ve kuyruklu olarak tasfir edilirdi. Bu görüntünün oluşmasının sebebi, İncil değildir ve hristiyanlıktan önceki pagan inanışlarda simgelenen bazı tanrı figürlerinden (Pan, Dionysus) kaynaklanır.



Kurân-ı Kerim'de Şeytân

Şeytân, İslamiyet'e göre cin (diğeri melek) türünden bir varlıktır. Cinler, meleklerden farklı olarak irâde sahibidir. Yaratılışının en büyük nedeni, kıyamete kadar insan iradesinin sınanmasıdır. Bu sınavı geçenler, ödüllendirilecek; geçemeyenler ise cezâlandırılacaktır. Kurân-ı Kerim'de Şeytân'dan bahsedilen ayetlerde, insanlar onunla birlikte hareket etmemeleri konusunda uyarılmıştır. Şeytân'ın önceleri bilgeliğinden yararlanılan ve sayılan biriyken, Allah'ın huzurundan kovulma aşamasına nasıl geldiği, Araf Suresi'nde anlatılır. Hıristiyanlık ve İslâmiyet, Şeytân'ın bir zamanlar Allahın sevdiği bir hizmetkârı olduğu konusunda hemfikirdir.

Araf (11-25): "Andolsun, size yeryüzünde imkan ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Allah dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.” “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” Allah dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” Allah dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”



Yehova Şahitliğinde Şeytan

Yehova Şahitleri, Şeytân'ın aslında gerçek bir insan olduğuna ve mükemmel ruh özelliklerine sahip olarak yaratıldığına inanır. Ancak Âdem ve Havva'nın, Tanrı Yehova yerine kendisine inanmalarını sağlamaya çalışmasıyla Şeytân'a dönüşmüştür. Lucifer adı verilmiştir.

Lucifer, Cennet'te kendisine yasaklanan meyveyi yemesi için Havva'yı kışkırtmış (ayartmış) ve onu meyveyi yerse tıpkı tanrı gibi olacağına inandırmıştır. Yehova Şahitleri, bu dünyayı Şeytân'ın yönettiğine inanır.



Yezidilik

Şeytan figürünün Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'teki bir benzeri Yezidilikte de bulunmaktadır. Ancak burada Şeytân'ın sahip olduğu özellikler diğer dinlerden farklıdır. Yezidilikte Tanrı, dünyanın sadece yaratıcısıdır; ancak sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin vücut bulması için Şeytân, bir nevi aracılık rolü üslenmiştir. Şeytân, "Tavus" olarak adlandırılır ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Tanrı özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. Aksine ibadetin ona değil içi kötülüklerle dolu olana, Tavus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Bu anlamda iyilik ve kötülüğün kaynağı aslında Melek Tavus'tur. Ahiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir. İnsanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de cehenneme de dönüşebilir. Melek Tavus, bütün bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu dünyadaki gölgesidir.

Yezidilikten önceki ilâhi dinlerde anlatılan Şeytân'ın, Yaratıcı'nın buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun tüm evrene ispatıdır ve Yaratıcı tarafından sınanmıştır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya işlerinin başına geçme hakkını kazanmıştır.



Satanizm

Satanizm, Şeytân'ı yaratıcı ve hükmedici bir figür olarak gören inanç sistemidir. Tam olarak bir din değil, mevcut dinlere alternatif ya da muhalif bir hareketin temeli, bir yarı-din ya da felsefe olarak da görülür. İlâhi dinlerce emredilen dini ve toplumca kabul görmüş tüm kurallar reddedilir. Örneğin ilahi dinlerde yasaklanan intihar, ibadet sayılmaktadır.

Diğer dinlerdeki tanrı figürü ile Şeytân figürü Satanizm'de yer değiştirmiştir. Bu açıdan diğer dinlerdeki ibadet amaçlarının ve davranış hedeflerinin Şeytân merkezli olarak yeniden tanımlanmasıdır..



Edebiyatta Şeytan

Edebiyatın ve dinin kesiştiği birçok noktada Şeytân, olayların gelişmesinde, sonuçlanmasında ya da dallanmasında temel bir figür olarak, tıpkı hayattaki kaosun açıklanmasında olduğu gibi, yazarlarca kullanılmıştır. Şeytân'ın kahramanı oynadığı en önemli eserlerden birisi, Goethe'nin Faust'udur. Faust'ta Şeytan (Mefisto), başarılı çalışmalarıyla insanlığı, kendisinin sebep olduğu felaketlerden koruyan bir doktoru elde etme konusunda Tanrı'yla "bir kez daha" bahse girer. İnsanın Şeytan'la içsel bir kavga halinin anlatıldığı ve dünyadaki iyilik ve kötülük kavramlarının kaynağının sorgulandığı bir başka eser, Paulo Coelho'nun "Şeytan ve Genç Kadın" adlı romanıdır. Jeffrey Burton Russell ise, Kötülük 1-4 serisinde yeryüzüne artık iyice alışmış olan Şeytân'ın, insanlardan bir farkının kalmadığını ve "onu bizden biri" gibi görerek, şeytanlaşan insanı anlatmaktadır. (tarihsel ve diyalektik materyalizm mihengine vurulduğunda bütün bunların sebebi açıklanabilir)


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:49
Müminin Şeytanı ile Kafirin Şeytanı

Bir gün, bir mü'minin seytâni ile bir kâfirin seytâni karsilasirlar.

Kâfirin seytâni yag'li, semiz, parlak ve temizdir.

Mü'minin seytâni ise zayif, pis, kirli ve çiplaktir.

Kâfirin seytâni, mü'minin seytânina;

- Bu ne hâl? diye sorar.

Mü'minin seytâni; - Ne yapayim, bir adama düstüm ki adam yiyecegi zaman (Besmele'yi) okur, ben aç kalirim, içecegi zaman okur, susuz kalirim. Giyinirken okur, çiplak kalirim. Temizlendigi zaman (Besmele) ile temizlenir, pis kalirim. dedi.

-- Ben de öyle birine düstüm ki: Hiç (Besmele) getirmez. Ben de onun yiyecegine, içecegine giyecegine velhâsil herseyine ortak olurum, dedi.


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:51
Satanizm Nedir?
 

ein%20BildSatanizm Nedir?

Özel olarak Hıristiyanlığa genel olarak da bütün dinlere karşı "alternatif din" olarak ortaya çıkan geçmişi oldukça eskiye dayanmasına rağmen yakın zamandan itibaren yeni bir din hüviyetine bürünen önemli bir harekettir. Kelime olarak şeytana inanma, tanrı diye tapınma anlamına gelen satanizm; şeytana tapınma faaliyeti adı altında Yahudi-Hıristiyan geleneğine Yahudi - Hırıstiyan din tahakkümüne ve özellikle de Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Buna "Modern Protesto Hareketi" demekte mümkündür. Bu hareket başta Hırıitiyanlık omak üzere bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir başkaldırıyı temsil eder. Dolayısıyla, başta İngiltere, Fransa, ve Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde özelliklede Amerika 'da ortaya çıkan, oradan diğer ülkelere yayılan Satanizm; Şeytanın en önemli özelliği olan muhalefet ve başkaldırıyı esas alarak dinin ve dini olan herşeyin karşısında, fakat şeytanın ve onun temsil ettiği şeyin yanında yer alma hareketidir. Modern Satanizm ABD 'li Macar asıllı Anton Szandor Lavey tarafından kurulan Şeytanın Kilisesi ile ortaya çıkıp şekillenmiştir. Satanizm'in inanç ibadet ve ahlak anlayışını Yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler olarak ikiye ayırıp inceleyebiliriz. Satanizm de inançları 21 Satanist nokta, 9 büyük yasak ve 9 bildiri olarak ele alabiliriz.

 

21 Satanist Nokta

"The Dark Book of Satan" adlı eserde satanistlerin hayatı nasıl anlamalır gerektiği ve diğer bireylerle ilişkilerini düzenleyen yirmi bir satanist nokta şunlardır;

-Gücünü kaybetmemek için zayıf ve aciz (karaktersiz, kişiliksiz) olanlara saygı gösterme
-İçinde başarı yattığı için gücünü her zaman sına
-Mutluluğu barışta değil zaferde ara
-Uzun süreli dinlenmeden ziyade istirahatlerini kısa tut
-Yeni bir şey yaratacaksan eskiyi tamamen yok et
-Ölümünü göremeyeceğin hiçbir şeyi çok fazla sevme
-Yapıyı Kumun üzerine değil kayanın üzerine inşa et... Çünkü yapı sadece bugün yada dün için değil her zaman içindir
-Her zaman, yapılmamışı keşfetmek için daha fazla çalış
-Boyun eğmektense öl
-Demircilik ölümün kılıcını işlemek dışında hiçbir sanatsal değere sahip değildir. Çünkü ölüm getiren kılıç bir sanat şaheseridir
-Her şey üstende başarıyı elde etmek için önce kendinin üstüne çık (kendini aşmayı öğren)
-Yaşayanların kanı yeni bir tohum yaratmak için iyi bir gübredir
-Kurukafadan oluşan piramitlerin üzerinde duran kişi,daha uzakları görebilir
-Sevgiyi bir kenara atma, fakat onu her zaman tehdit et çünkü o bir sahtekardır
-Bütün büyük olan şeyler acı üzerine kurulmuştur
-En önde olmaktan çok en üst de olmaya çalış, çünkü büyüklük orada yatar
-Daha önceden yaratılmış engelleri yok etmek için taze ve güçlü bir rüzgar gibi gel
-Bırak sevgi, hayatında bir amaç olsun, ama en büyük hedefin büyüklük olsun
-Erkek dışında hiçbir şey güzel değildir ama bütün her şeyden güzel olan kadındır
-Gücü engellediği için bütün aldanma ve yalanları reddet

 

Satanizm'in 9 büyük günahı

Satanizm diğer tüm dinlere karşı çıkarak günahı ret ederken kendiside yapılmasını yasakladığı kurallar koymuştur. Satanizm'de ki 9 büyük yasak şunlardır ;

1- Aptallık (Stupitiy)

Satanist günahların ilki aptallıktır. Aptallar acı duymazlar. Satanistler hayatın tuzaklarla dolu olduğunu söyleyerek tuzaklara düşmemek ve aptal olmamak için çaba gösterilmesi gerektiğini savunur.

2- Olmadığın gibi gözükmek (Preteniousness)

Boş böbürlenmelerin rahatsız edici bir şey olduğunu söylerler ve Lesser Magic 'in kardinal kurallarına hitap etmediğini bildiriler.

3- Solipsizm

Satanizm 'e göre başkalarına karşı davranışlarını dengelemek gerekmektedir. Çünkü karşıdaki kişi senin istediğin gibi olmaz yani sana ayak uyduramayabilir. Bu nedenden dolayı Satanizm, kişi sana nasıl davranıyorsa kişinin de ona öyle davranmasını öğütler ve kolaylıkla yanılgıya düşülebileceğini bu nedenle her an dikkatli olmak gerektiğini bildirir.

4- Kendini kandırmak (Self - Decient)

Satanistler için en büyük Kardinal günahlardan biriside kendini kandırmadır. Karşındaki kişilere her hangi bir nedenden dolayı (tabu, ön yargı,dış baskı vs) olmamasına rağmen büyüklük yakıştırıp saygı göstermeyi reddederler. Satanizm için asıl olan bireysel çıkardır ve kutsal olan bireyin sadece kendisidir.

5- Sürüye uymak (Herd Conformity)

Bir kişinin diğer bir kişinin isteklerini yerine getirebilmesi ona bir çıkar sağlaması ön koşuluna bağlıdır. Aksi takdirde bir çok kişinin isteklerine uymak onu köleleştirir. BU nedenle köle olmaktansa akıllı bir efendi seçmelidir.

6- Perpektif eksikliği (Lack Of Perspektive)

Satanizm yaşayarak her gün tarih yazıldığını bu süreçte perspektif eksikliğinin büyük acıları da beraberinde getireceğini bildirir. Bu nedenle her zaman geniş tarihsel ve sosyal olguları görmek gerekmektedir. Sürüye uymak özgürlüğü kısıtlar.

7- Ortodoksları unutmamak ( Forgetfulness)

Daha önce var olan ve toplum tarafından dedilen veya birey tarafından dedilen şeylerin yeni bir görünüm altında ve farklı bir şeymiş gibi sunulması ihtimaline karşı dikkatli olmak gerektiğini aksi davranışın günah olacağına inanırlar.

8 - Conterproductive pride

Satanizm 'in kuralı "eğer sizin için faydası varsa yapın" dır. Fakat sizin aleyhinizeyse ve köşeye sıkıştığınızda tek çıkış üzgünüm bir hata yaptım,keşke anlaşabilsek demek ise bunu yapın. Fakat sonra tekrar denemek gerektiğini bildirir. Yani bireysel çıkarınız için her şeyi yapın.

9- Estetik eksikliği ( Lack of Aesthetics)

Birey evrensel estetik görünüme



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:53

Satanizm"  ŞEYTANI MEMNUN ETMEK

Prof. Dr. NEVZAT TARHAN

Mü’min bir insanın en büyük amacı Allah’ı memnun etmektir. Materyalist bir insanın amacı nefsini memnun etmek, satanist bir bireyin amacı ise şeytanı memnun etmektir.

Yezidîler, antik satanizmin bizim topraklarımızdaki temsilcisi olmuşlardır. Şeytana ‘Melek-i Taus’ derler. Hz. Ali’nin insan bedenine bürünmüş Tanrı olduğuna inanırlar. 

Mardin-Midyat’ta çok az sayıları kalan Yezidîler “Şeytan ile Tanrı eşitti. Tanrı şeytanı kıskandı ve kutsal özelliklerini elinden aldı” diyorlar ve şeytanı tutuyorlar. İnsanların her türlü kötülüğü şeytana mal ettiklerini, asıl kötünün insan olduğunu savunuyorlar.

Modern satanizm için ise, 1966 yılında Rosemary’nin Bebeği isimli kitap ve film başlangıç noktası oldu. Şeytan tarafından gebe bırakılan ve Deccal’i doğuran kadını anlatan filmin yapımcısı bir yıl sonra öldürülecekti. Bu filmde ‘karabüyü danışmanı’ rolündeki Kafkas kökenli Anton La Vey (1930) ise, sonradan Şeytan Kilisesini kurdu ve başrahip oldu.

Şeytanın kutsal kitabında La Vey şunları söylüyor: “Şeytanın çağıdır bu; şeytan dünyayı yönetiyor.”

Grubun amacı, ‘bireyselliğin bütünleştirilmiş enerjisini toplayıp doğanın karanlık güçlerine ulaşmak. Bu amaca ulaşmak için ilhamını büyü ve metafizik güçlerden almak.’ 666 rakamını uğurlu sayarlar.

Geçen yıllarda Ataköy’de beraber ondördüncü kattan kendilerini bırakan Alp ve Aslı, yazdıkları mesajda “Biz buraya ait değiliz” diyorlardı. Biri ondört, diğeri onyedi yaşındaki derslerinde başarılı bu iki gencin ekonomik sorunları yoktu. Bir ritüel gereği kedi yerine arkadaşını öldürenler ile satanizm bir kez daha ülke gündemine taşınmıştı. Bütün bu gençlerin ortak özellikleri satanizm inancına bağlı olmaları. Öte yandan, Kaliforniya’da “Yüce Kaynak Tarikatı”na mensup 39 satanist, toplu intiharlarında, “Biz buraya ait değiliz” diye not bıraktılar.

Satanistler internetteki sitelerinde Türkiye’de sayılarının ellibin olduğunu söylüyorlar. Eğer bu rakam doğru ise, PKK’da bile böyle bir genç ordusu olmadığına göre, Türkiye’yi yönetenler kafalarını ellerinin arasına alıp iyice düşünsünler ve kendilerini sorgulasınlar.

Nedir bu satanizm?

“İnsan bencil, çirkin, habis ve korkulması gereken bir varlıktır. Kötü olan şeytan değil aksine insanın kendisidir. Amacımız şeytanı memnun etmektir.” Bu sözler ABD’de Şeytan Kilisesinin kurucusu La Vey’e aittir.

Antik satanizmde doğaüstü güçlerle ilişki kurma, büyüyü kullanma özelliği ön plandadır. Gizli güçlerle bağlantılarının olduğuna inanırlar.

Modern satanizmde ise uyuşturucu, seks ve sert müzikle dinlerdeki günah anlayışına başkaldırı ön plana çıkıyor.

Günümüzdeki satanistler ister ABD, ister Mısır, ister Türkiye’de olsun; ortak bazı ritüeller gösteriyorlar. Giyim kuşam, saç şekli, ibadet biçimleri, intihara yürürken geride bıraktıkları aynı mesaj, satanizmin serseri hareketi değil, ideolojik temelleri olduğunu gösteriyor. Organize bir şekilde çalışıyorlar. İnternet sitelerinde çok hareketliler. Web sayfalarını yoğun bir şekilde kullanıyorlar.

Her bir satanist genç—ki bunlar 14-22 yaşlarında birer satanizm uzmanıdırlar—kitaplar önerirler, fikir tartışmaları yaparlar. Kendilerini bir sosyal hareket, alt-kültür faaliyeti olarak algılıyorlar.

Satanistler ölümsüzlük, kıyamet, hayatın cehennem olduğu, ölümün gerçek boyuta geçiş olduğuna inanırlar. Şeytana tapar gözükmekle birlikte, asıl amaçları şeytanı yok edip dünyayı ele geçirmektir. Dinî kitapların üstüne aykırı eylemler yaparlar. “Eminim şeytan bizi seyrederken kıskanıyordur” derler. Kendilerini üst düzey bir klan gibi hissederler. Kendileri dışındaki insanları aptal birer mahluk olarak görürler.

Şeytanın yaptırım gücü var mı?

Şeytan bizim kültürümüzde gurur, kibir, bencillik gibi saplantıların esiri olmuş durumlar için kullanılan bir kavramdır. Kelime olarak şeytan ‘şatane’ fiilinden türemiştir. ‘Uzak olmak’ anlamına gelir. İnsanı Allah yolundan uzaklaştıran herşey şeytanlık olarak tanımlanabilir.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre, şeytan vesvese vererek insanı kötülük yapmaya sevkeden güçtür. İnsan ruhunda çoraklaşma varsa, şeytan bunu işletir. Hedeflediği insanı o insanın gücü ile vurur. Çirkin şeyleri güzel gösterir. Tuzak ve hilelerle hareket eder. Şehvet, nefret, intikam, hırs, sevgi, korku, öfke, şiddet gibi duyguları değerlendirmede yanılgıya düşürtür. “Şeytanın hilesi cidden zayıftır” (Nisâ, 4:76) âyeti insan aklının değerini ortaya koymaktadır.

İnsan nefsi sürekli kötü şeyleri emreder ve insanı onlara meylettirir. Kişinin vicdanında neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyecek bekçi yoksa ve kişi kötü şeyler ile iyi şeylerin arka plânını görecek duygusal zekaya sahip değilse, içi isteklerine meyleder. İslâm inancına göre bu meyil içerisindeki insana şeytan kötülükleri süslü ve güzel gösterir. Hırsızlığa, yalana, şiddete kılıf uydurur, sevimli gösterir. Şeytan insan iradesine hükmedemez.

“Ateist olma, satanist ol!?”

Satanistlere göre materyalizm yanlıştır. Ateizm aklen mümkün değildir. Bu kadar mükemmel, san’atlı ve kusursuz evreni var eden bir dış güç olması mantığın gereğidir. Satanistlere göre öldükten sonra insan yok olmaz. Dünya hayatının cehennem olduğuna, ölümün gerçek boyuta geçiş olduğuna inanırlar. Bu nedenle kolayca intihar ediyorlar veya sevdiklerini kurban ediyorlar.

Kedi-köpek katletmek, ibadetlerle dalga geçmek, kutsal nesneleri aşağılamak, kurban seçilen insanlara işkence ve tecavüz, grup seksi, uyuşturucu kullanımı, karabüyü ve büyü ayinleri yaparlar. Vazgeçemedikleri şeyler siyah, karanlık, ve sert müziktir.

Black Metal, Heavy Metal gibi müzik, bu müzikte civciv çiğneyerek dans etmek (Ozzy Osborne), satanistlerin orgazma benzer ritüelleridir.

Aslında sert müzik satanistlerin iç sıkıntısının çığlığıdır. Orgazm, devam ettirememenin öfkesi ve şiddeti ve umutsuzluğudur.

Satanizm neden yaygınlaşıyor?

“İnançta büyü vardır” diye bir söz vardır. İnanç insana çok aykırı şeyler yaptırabilir. Eğer inanç sisteminde ahlâkî normlar yoksa veya yanlış ahlâkî normlar taşıyorsa, o doğrultuda hareket edecektir. Yaptığının doğru olduğuna inanan genç başkalarını da buna inandıracaktır.

Pasteur “Tabiat boşluktan nefret eder” demektedir. Bir toplumda inanç boşluğu varsa, bu, aykırı inançlarla doldurulacaktır. 

İşte satanizmde de semavî dinlerin amentüsü, satanizmin amentüsü ile yer değiştirmiştir. 

Satanizm küreselleşmenin nimetlerinden yoğun bir şekilde faydalanan hayat standardı yüksek çevrelerde yaygınlaşmaktadır. Özellikle çocuklarını kendi hallerine bırakan ailelerde, sevgi ve disiplini beraber vermeyen ailelerde satanist meyveler alınmaktadır. Parçalanmış aileler ile alkol ve uyuşturucu madde kullanımının onaylandığı topluluklarda daha çoktur. Gencin azarlandığı, aşağılandığı ailelerde, topluma ve aileye karşı öfke olarak satanizm gelişmektedir.

Eğer bir ailede gençlere değer verilmezse; onunla zaman geçirilmezse; ana baba çocuğunun omzuna elini atamıyorsa; sevgi dolu bakışla, tebessümle, güzel sözlerle iletişim kuramıyorsa.. çocuğu satanist olursa şaşmayın.

Kübün dışına sızanlar

Şu an toplumda manevî çoraklaşma, ahlâkî yozlaşma ileri boyutta vardır. Çirkin ahlâkın kötü neticelerinden biri de satanizmdir.

Burada dindar bilinen insanların da büyük hatası var. Din adına hareket eden kimselerin dünyalık peşinde koşmaları, ticarî hayatta çıkar ilişkisinde acımasız bir kapitalist gibi davranmaları, Allah’ı değil nefsini memnun edenler gibi yaşamaları gençlere kötü örnek oluşturmaktadır.

Toplumda çarpıcı bir sosyal çatlama, toplumsal kriz ve kırılma döneminden geçiyoruz.

Gençlere emretmeyen örnek olan, dostça, akıllı, hoşgörülü davranan, zaman ayıran bireyler olmalıyız. Eğitim hatalarımızı düzeltmeliyiz. Zafer Dergisi
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:55

Satanizmin Perde Arkası

Son bir kaç yıl içinde birbiri ardına patlak veren bazı garip Satanizm (Şeytana Tapınma) vakaları, toplumun ve medyanın dikkatini bu konuya çevirdi. Şeytan'a tapınmak için düzenlenen kanlı ayinler, işkenceyle öldürülen sokak kedileri, tecavüz vakaları, intihar eden gençler... Tüm bunlar, inanılmaz gibi gelse de, Satanizmin giderek yayılan bir tehlike (ve cinnet) olduğunu ortaya çıkardı.

Nasıl oluyor da bir kısım insanlar, kötü olmayı, kötülük yapmayı, hayvanlara veya insanlara acı çektirmeyi, karanlık ve korku dolu bir dünyada yaşamayı kendilerine bir hayat gayesi ve "din" olarak benimseyebiliyorlar? Pek çok insan bu sorunun cevabını merak ediyor, ama cevabı yanlış yerlerde arıyor. Satanizmin nasıl olup da geliştiğini ve insanları çekebildiğini anlamak için, bu karanlık dinin ardındaki felsefeyi tespit etmek gerekir. Çünkü satanizmin kaynağı, sanıldığı gibi sadece bazı çılgın gençlerin psikolojik dengesizlikleri değil, onları bu dengesizliklere sürükleyen bir felsefedir. (Harun Yahya, Dinsizliğin Kabusu, 3.b., İstanbul: Global Yayıncılık)

Ve bu felsefe, insanı bir hayvan türü olarak gören ve "doğa acımasızdır, sen de acımasız olmalısın" mesajını veren Sosyal Darwinizm'dir...

Şeytan Kilisesi

Satanizm tarih boyunca farklı isim ve görünümlerle var olmuş olsa da, günümüzde bilinen şekliyle 1960'larda Amerika'da ortaya çıkmıştır. Satanistlerin en önemli örgütü, 1966 yılında kurulan ve halen California'da faaliyet gösteren "Church of Satan" (Şeytan Kilisesi)dir. Bu kilisenin görüşleri, kurucusu olan Anton Szandor LaVey adlı bir Satanist ideolog tarafından yazılan kitaplara dayanır. Şeytan Kilisesi'nin faaliyet ve ayinleri çoğu kez mahkemelere konu olmuştur.

Satanizmin felsefesini anlamak içinse, öncelikle bu karanlık dinin dile getirdiği görüşleri incelemek gerekir.

Satanizm: Ateist ve Materyalist Bir Din

Şeytan Kilisesi'nin yazılarına baktığımızda, Satanistlerin aslında birer ateist olduklarını görürüz. Materyalisttirler, yani sadece maddenin varlığına inanmaktadırlar. Allah'ın varlığını ve tüm metafizik varlıkları (örneğin melekleri) de inkar ederler. Dolayısıyla aslında şeytanın varlığına da inanmamaktadırlar! İsimleri "şeytana tapanlar" olmasına rağmen, şeytan diye bir varlığı kabul etmemektedirler. Onlara göre şeytan, din düşmanlığının bir sembolüdür. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan "A Description of Satanism" (Satanizmin Bir Tanımı) adlı dokümanda, şu görüşler ifade edilmektedir:

Satanizm ateist bir dindir. (Satanistlere göre) Eylemlerimiz nedeniyle kendisine hesap vereceğimiz bir merci yoktur.

Satanistler; Allah'ın, Kutsal Kitab'ın kutsallığının, meleklerin, cennet ve cehennemin, şeytanın, iyi ruhların ve cinlerin varlığına inanmazlar. Materyalizm ve realizm Satanistin başta gelen emirleridir... Satanizm ateisttir. Biz aslında otodeistiz, yani kendimize tapıyoruz. (A Description of Satanism, (http://simon.crabtree.com/satanism/modern.html)

Satanizm dinin zıttıdır; dinsizliktir.

Yine Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan "Feared Religion" (Korkulan Din) başlıklı bir yazıda ise, Satanistlerin gerçek inancı şöyle açıklanmaktadır:

"Satanistler doğaüstüne inanmazlar; Allah'ın da şeytanın da varlığına iman etmezler. Satanist için, kendisi kendinin asıl tanrısıdır. Şeytan, kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insanın sembolüdür. Şeytanın ardındaki gerçek, tüm doğaya egemen olan ve yaşam ve üreme için gerekli gücün kaynağı olan karanlık evrimsel entropi gücüdür. Şeytan kendisine tapınılacak bilinçli bir varlık değil, daha ziyade her insanın içinde bulunan ve tek bir dokunuşla harekete geçecek olan potansiyel güçtür." (Magister Peter H. Gilmore, "Satanism: The Feared Religion", A New Age: essays on current religious beliefs and practices published by Merrimac Books in 1992

Üsteki alıntıdaki bir ifade oldukça dikkat çekicidir: "Kendi hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insan"... İşte bu ifade, aslında Satanizmin özünü temsil eder. Satanistler, insanın tesadüfen ortaya çıkmış ve evrim geçirerek bugünkü halini almış bir hayvan türü olduğunu ve hayvanca yaşaması gerektiğini savunmaktadırlar.

Yani Satanistler, felsefelerini Darwin'in evrim teorisine dayandırmaktadırlar.

Satanizm ve Darwin'in Evrim Teorisi

Şeytan Kilisesi yayınları arasında yer alan "Feared Religion" (Korkulan Din) başlıklı yazıda şu cümle yer almaktadır: "Satanizm, insanın bir hayvan olarak kabul edilmesi için vardır")

Şeytan Kilisesi'nin en temel bildirisi olan "The Nine Satanic Statements" (Dokuz Şeytani İlke)nin yedincisi ise şöyledir: "Şeytan insanı herhangi bir hayvan olarak tanımlar. Bu hayvan bazen, diğer dört ayak üzerinde yürüyen hayvanlardan daha iyi, bazen de daha kötüdür." (http://www.churchonfsatan.com/Pages/Feared.html))

Şeytan Kilisesi'nin tüm yayınlarında insan için ısrarla "sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan" ifadesi kullanılmaktadır. Satanistlerin insanlar arasındaki ilişkiler ve insanın diğer canlılara karşı olan tavrı hep bu mantıktan çıkar. Örneğin Satanistler tecavüzü haklı görürler, çünkü doğada vahşi hayvanlar arasında tecavüz meşrudur. Hayvanları acı çektirerek öldürmek (örneğin Türkiye'deki Satanistlerin sokak kedilerine yaptıkları işkenceler) de aynı mantığın bir ürünüdür. Satanistlere göre insan sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvandır ve bunun gereğini yapmalıdır.

Peki Satanistler insanın "sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan" olduğu inancına nereden kapılmışlardır? Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Evrim teorisi. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan "A Description of Satanism" (Satanizmin Bir Tanımı) adlı dokümanda bu konuda şunlar yazılıdır:

"Bizim prensiplerimize göre, tüm insanlar ve hayvanlar ortak ve basit bir biyolojik kaynaktan gelmektedir. Aslında SATANİZM, İNSANLARIN GELİŞMİŞ BİRER HAYVANDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARINA İNANMAKTIR. Şans eseri evrimleşmemiz ve hayatta kalmamız dışında, yaratılışta hiç bir özel yerimiz yoktur... Satanistler kendilerini (ve tüm insanları) hayvanlar olarak tanımlarlar ve Allah'ın kendilerine hayat üflediği insanlar olarak görmeye karşı çıkarlar." (Magister Peter H. Gilmore, "Satanism: The Feared Religion", A New Age: essays on current religious beliefs and practices published by Merrimac Books in 1992)

Eğer evrim teorisini savunan biyologların veya felsefecilerin kitaplarına bakarsanız, orada da aynı cümleleri birebir görebilirsiniz. Örneğin üstteki cümlelerin aynısını, Richard Dawkins, Stephen J. Gould, Daniel Dennett, Carl Sagan gibi Darwinist ve ateist düşünürlerin kitaplarında bulmak mümkündür.

Kısacası Satanizm, evrim teorisini merkezine yerleştirmiş ateist bir dindir. İnternette Satanist yazarların makale ve açıklamalarına bakıldığında, Darwin'i ve evrim teorisini hararetle savunan pek çok açıklama görülecektir. Evrim teorisi insanın bir hayvan türü olduğunu savunmakta, Satanistler ise buna göre davranış ve düşünce kalıpları geliştirmektedirler.

Satanizm hakkında bir üniversite tezi hazırlayan Dr. Roald E. Kristiansen, bu karanlık dini şöyle tarif etmektedir:

"Satanizm, en güçlülerin zayıflar üzerindeki hakimiyetini savunan, çünkü ancak bu yolla insanlığı biyolojik bir tür olarak ilerleyebileceğini ve doğal ve sosyal evrimdeki liderlik rolüne sahip çıkabileceğine inanan bir tür sosyal Darwinist "din" olarak kabul edilebilir." (Roald E. Kristiansen, PH.D., "Satan in Cyberspace: A Study of Satanism on the Internet in the 1990's", Prepared for the Lomonosov Conference in Archangelsk, Russia, November 1995)

Satanistlerin Hayal Ettiği Sosyal Darwinist Toplum

Evrim teorisinin öngördüğü "insan hayvandır" sloganını felsefelerinin temeli olarak alan Satanistler, insanların hayvanca yaşadığı ve davrandığı bir dünya kurma özlemi içindedirler. Hayal ettikleri bu dünyanın temel kuralı, Sosyal Darwinizm, yani "güçlüler zayıfları e-zer" prensibidir. Şeytan Kilisesi'nin sözde "başrahiplerinden" Peter H. Gilmore, bunu açıkça ifade eder: "Günümüzdeki Satanizmin gerçekte ne olduğuna birlikte bakalım: Elitizme (seçkinlerin iktidarına) ve Sosyal Darwinizme dayanan, yeteneklileri akılsızlar üzerinde hakimiyetinin yeniden kurulmasını savunan... ve son iki bin yıldır insan türünün evrimini aksatmış olan "eşitlikçilik" efsanesini kökünden kaldırmayı isteyen açımasız bir din..." (Magister Peter H. Gilmore, "Satanism: The Feared Religion")

Satanist yazarın "son iki bin yıl"dan kastı, hıristiyanlıktır. Bilindiği gibi Hıristiyanlık öncesinde Avrupalı toplumlar putperest veya ateist kültürlere sahiptiler ve bu kültürlerin temel vasıflarından biri insanların barbar, vahşi ve acımasız olmasıydı. Şefkat, merhamet, zayıflara yardım, insanlar arasında eşitlik ve adalet gibi İlahi dinlere ait olan ahlaki kavramlar, Hıristiyanlık vesilesiyle Avrupa toplumları tarafından öğrenildi. İşte Satanistlerin amacı hakkaniyet ve adalet prensiplerine dayanan ahlaki kavramları tamamen ortadan kaldırmak ve bunun yerine "güçlü olan haklıdır" prensibine dayalı Sosyal Darwinist bir dünya kurmaktı. Şeytan Kilisesi'nin rahiplerinden Peter H. Gilmore bunu şöyle ilan etmektedir:

Satanistler insanlığın toplumsal yapısını farklı katmanlara ayrılmış şekilde görürler, dolayısıyla her insan kendi doğasal yetenekleri (veya bunların yokluğu) sonucunda farklı bir yere gelir. En güçlülerin hayatta kalması prensibi (Satanistler tarafından) toplumun her düzeyinde savunulur; bireylerin ayakta kalması veya kaybetmesinde olduğu gibi, kendilerini ayakta tutamayan milletlerin bunun sonuçlarına katlanmasında da. Her düzeyde yapılacak her türlü yardım, bir menfaat karşılığı olmalıdır. Bu sayede, yani zayıfların Sosyal Darwinizm'in sonuçlarına katlanmalarına izin verilmesiyle, dünya nüfusunda önemli bir azalma olacaktır. Nitekim doğa her zaman için kendi çocuklarını güçlendirmek ve gerekirse ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. Bu acıdır, ama dünyanın gerçeğidir...

Özetlemek gerekirse, Şeytan'ın Kilisesi şunu savunmaktadır: "Fakirlere, açlara, zayıflara yardım etmeyin, bırakın ölsünler. Bu doğanın kuralıdır. Böylece nüfus azalır ve güçlüler daha fazla imkan elde eder!" (Magister Peter H. Gilmore, "Satanism: The Feared Religion",

Bu zalim, acımasız doktrin aslında Satanistlerin kendi buluşu değildir. Darwin'in evrim teorisinin temel taşları olan "yaşam mücadelesi" ve "güçlü olmayan bireylerin elenmesi" gibi kavramlardan etkilenilerek geliştirilmiştir. Satanistlerin dünya görüşü, Darwin'in teorisi ile beslenmektedir ve vardıkları sonuç da "Sosyal Darwinizm", yani Darwin'in teorisinin topluma uyarlanmasından başka bir şey değildir.

Sonuç

Buraya kadar incelediğimiz bilgiler, "Satanizm belası nereden çıktı?" diye düşünen veliler, eğitimciler veya sosyal bilimciler için yol gösterici olmalıdır. Eğer bir toplumda insanlara, "siz maymunlardan evrimleşmiş bir hayvan türüsünüz" denirse, bu büyük yanılgı; gazetelerde, dergilerde, ders kitaplarında, sözde "bilimsel" kaynaklarda ısrarla tekrarlanırsa, o toplumda Satanizm veya benzeri vahşet ideolojilerinin gelişmesi de son derece normal olur. Bu gerçeğin önemle dikkate alınması ve eğitim sistemimizin ve kültürel ve sosyal politikaların buna göre değişitirilmesi gerekmektedir.

Aksi halde, Satanist cinnet içinde masum insanları öldüren gençlere "neden cinayet işledin" diye sormaya kimsenin hakkı olmayacaktır. Zira, böyle bir sorunun ardından "cinayet işledim çünkü vahşi hayvanlar öldürmek için yaşar, ben de vahşi bir hayvanım" cevabını aldıklarında, artık telafisi bulunmayan bir noktaya gelinmiş olacaktır.



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:56
Şeytan, Nereden Zarar Vermektedir?
 

Şeytan, Nereden Zarar Vermektedir?

Zülmanî âlem, şeytanın bizlere nefsimiz kanalıyla, büyü ve hüddamı kullanarak ya doğrudan ya da suflî cinler vasıtasıyla dalga boylarıyla tesirde bulunduğu âlemdir. Aşağı doğru inildikçe karanlığın arttığı bir âlem. Son noktası da kapkaranlık. Bu noktaya ulasan suflî cinler artık iblisin elinde oyuncak olmuş, onun emrinden çıkamayanlardır.

Rabbimize ve O'nun emirlerine itaat ederek mutlu olmak varken neden şeytana hizmet ve ona itaat etmek?!!!



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 12:58
Şeytan'ı İmtihana Çeken Mümin
 


Şeytan'ı İmtihana Çeken Mümin


İlk zamanlarda lanetlik şeytan insanlar arasında öz çehresiyle serbestçe dolaşabiliyordu.

Bir gün gerçek mü'minlerden biri yanına yaklaşarak şeytanı denemek istedi. Mü'min, "Ey Şeytan, ben seni çok seviyorum. Aynı senin gibi olmak için ne yapmak gerek? Bana söyler misin?" diye söze girişti. Lanetlik şeytan bir av yakaladığından emin söze başladı. Önce, "Hayret!" dedi. "Bugüne kadar benim gibi olmak isteyen bir kişiyle karşılaşmamıştım. Sen nasıl istiyorsun bunu? Ne mutlu sana! Seni candan tebrik ederim."

Sonra da kendisi gibi olabilmenin yolunu şöyle gösterdi:

"İlk işin namazı terk etmek olacak. Sonra da eğriye, doğruya boyuna yemin edeceksin."

Bütün bunları can kulağıyla dinlemiş görünen mü'min ortaya atılarak, "Ey Şeytan!" dedi. "Ben Allah'a namazımı terk etmeyeceğim, asla dilimi yemine alıştırmayacağım diye erkek sözü verdim. Sözümden beni kimse caydıramaz."

Birden oltaya düşürülerek kandırma ve avlama usulleri meydana çıkarılmak istendiğini anlayan Şeytan başına kaynamış su dökülmüş gibi şaşırıp kaldı. Bunun üzerine lanetlik şeytan:

"Şimdiye kadar senden başka kimse beni tuzağa düşürüp de insanları nasıl kandırıp avladığımın usullerini öğrenememiştir. Fakat bundan böyle öz çehremle insanlar arasında dolaşmıyacağım ve hiç kimseye de kandırma metodlarını (usulllerini) açık etmeyeceğim." diye and içti.
 


-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 13:12
Şeytan'ın İnsan Faktöründeki Egosantrik İrade Boyutuna Müdahele Etme Pozisyonları
 

ŞEYTANIN İNSAN FAKTÖRÜNDEKİ EGOSANTRİK İRADE BOYUTUNA MÜDAHALE ETME POZİSYONLARI __________________________________________

İnsan faktöründeki ego, tanrısal evlada ait Dünya deneyim süreçlerinde biriktirmiş olduğu karmik tortu ve çıkıntılara sahip, güdümleyici aktiflik planından devreye soktuğu dezfonksiyonla varlık gösterebilen olgular yumağıdır.


İnsan faktöründeki egonun sahip bulunduğu güdümleyici aktiflik planda iradi bazda etkileşim gösterebilen EGOSANTRİK İRADE BOYUTU, alfa titreşim aktivitesine sahiptir.

ALFA TİTREŞİM AKTİVİTESİ, SADECE İLLÜZYONLU DEĞİŞEBİLEN GERÇEKLİK PLANINDAN YAŞANABİLEN OLGULARIN YAŞANMASINI MÜMKÜN KILAR. ŞEYTAN DA İNSAN FAKTÖRÜNÜ ANCAK BU OLGULARI YAŞARKEN AZDIRIR VE AVLAR.

İnsan faktöründeki Öz İrade Boyutu ise beta ve omega titreşim aktivitesine sahiptir. Betası Tanrısal Evladi Bilinç bazında, omegası ise Tanrısal Bilinç bazında yaşanılması gereken değişmez - şaşmaz illüzyonsuz gerçeklik planındaki olguları yaşatır.

ŞEYTANİ AZDIRMA, DİN SİKLÜSÜ DÖNEMİNDE DÜNYA İNSANLIĞINA "ŞEYTANİ İĞVA" İFADESİYLE TANITILMIŞTIR.

Şeytani azdırma, İnsan faktörünün illüzyonlu değişebilen gerçeklik planından yaşadığı olgu mahiyetleri göz önünde bulundurularak ORİON YÖNETİMİ tarafından devrede tutulmaktadır.

ŞEYTAN, ŞEYTANİ AZDIRMAYI, İNSAN FAKTÖRÜNDEKİ EGOSANTRİK İRADE BOYUTUNA MÜDAHELE ETME POZİSYONLARINI, KENDİ SONDAJLAYICI AKTİF SİSTEM DOĞRULTUSUNDA GERÇEKLEŞTİREBİLDİĞİ "İNSANSAL AKTİVİTE PLANLARINA AİT TESPİTLERDEN" SONRA DEVREYE SOKABİLMEKTEDİR.

Şeytana bu hak doğduğunda şeytan, yine kendi empozisyon koparım gücü oluşturma ve denetleme teknolojisi etkinlik sistemi'nin icaplarına uygun olan fonksiyonları dolaylı veya dolaysız olarak devreye sokar. Şeytanın amacı; Sirus'a ait pozitif kutbiyetli bilinç boyut kavramının icaplarına uygun olan fonksiyonları vurgulayarak başkalarına hizmet yasasının ön gördüğü prensipler doğrultusunda hareket eden görev / icraat ünitelerini "görev icraat / denge rayından çıkararak fethetmek ve sonra onlara negatif kutbiyetli bilinç boyut kavramının icaplarına uygun olan fonksiyonları kendine hizmet yasasının ön gördüğü prensipler doğrultusunda vurgulatmaktır.

İNSAN FAKTÖRÜ, KENDİ ÖZ DOĞASININ GEREĞİNE UYGUN OLAN YAŞAM KRİTERLERİNİ BENİMSETEN GENETİK KODLARLA DONATILMIŞ BİR BEYİNE SAHİPTİR. Bu kodları açması için kendi varlığına öz irade boyutundan hakimiyet yetisi verilmiştir. İsterse bu yetiyi kullanarak Öz doğasının gereğine uygun olan yaşam kriterlerini benimsetebilen genetik kodları açıp İNSANA YAKIŞIR AHLAKLA İNSANCA yaşayabilir. Böylesi örnek insan numuneleri Dünya tarihinde çok az görülmüştür. Neden? Zira insan faktöründeki güdümleyici aktiflik planına sahip olan ego an be an devrede tutulmakta ve insan faktöründeki akıl Öz irade boyutuna değil, daha çok egosantrik irade boyutunun hakimiyeti altına sokulmuştur ve sokulmaktadır.

İnsan faktöründe değişebilen illüzyonlu gerçeklik planından yaşanılabilen olumsuz olguların başında kibir gelmektedir. Kibir, ben bilirim, ben yaparım, ben üstünüm zihniyetinin hakim olmasına sebep olur. Böylesi insanlar egosantrik iradi bazda şeytanın kendi varlığına müdahale etmesine ve hatta işbirliği yapmasına açık olurlar.

ŞEYTANLA İŞBİRLİKÇİ FONKSİYON VURGULAMAYA BAŞLAYANLAR, KÖLELEŞTİRİCİ AKTİFLİK PLANINDAN HAREKET ETMEYE MÜSAİT KAVRAMI ŞEYTANIN DESTEĞİYLE ÇARÇABUK OLUŞTURURLAR. NE YAZIK Kİ, BU KAVRAMIN İCAPLARINA UYGUN OLARAK HAREKET ETMEYE AÇIK OLAN İNSAN FAKTÖRÜNÜ ŞEYTAN "EMPOZİSYON GÜCÜ" İLE DONATARAK ONUN ÜZERİNDEN KİTLELERİ KENDİ VARLIĞINA DOLAYLI OLARAK BAĞLAYABİLMEKTE VE ONLARI KÖLE OLARAK KULLANABİLMEKTEDİR.

Ö.Cenap Başman



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER


Mesajı Yazan: Helen
Mesaj Tarihi: 03-Haziran-2009 Saat 13:13
Şeytan'ın Kalpteki Gizlenme Yeri (Lümme-i Şeytaniye)

Kalp sarayının eşkıyasının gizlenme mahalli

Fısıltı Merkezi

“İnsanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vahimenin telkinatıyla konuşan bir şeytanî lisan ve ifsat edilen kuvve-i vâhime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiplerinin ihtiyarına zıt ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücuduna katî bir delildir”

Peygamber efendimizin ifadesiyle; “İnsan kalbinde iki lümme (merkez) vardır Bunlardan biri melek ilhamı, diğeri ise şeytan vesvesesi içindir.” Şeytan, kendine ait olan kısmı bir karakol olarak kullanır

Şeytan, Hz Adem'e secde etmemesi dolayısıyla cennetten kovulunca; Allah’a şöyle yalvardı: “Ey Rabbim! And olsun ki, beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna” (Hıcr 39-40)

Nefis ve Şeytan, insanın manevi ilerleyişinde en mühim iki engel. Nefis içeriden, şeytan dışarıdan dünya ve ahiretimizi perişan etmek için durmadan çalışıyorlar Nefsin mahiyetinde gurur- kibir- menfaatçilik gibi pek çok zararlı özellikler var Şeytan, işletilmeye uygun bu madenleri iyi biliyor ve işletiyor Nefsin zaaflarını tanıyor ve yakalıyor

Nefis, içimizde şeytanın temsilcisi Onun yerli işbirlikçisi Eğer terbiye edilmezse, onun bir öğrencisi. Nefsinin kötü arzularına uyan birisi dalalet vadilerinde şaşkın şaşkın dolaşır, günah bataklığına saplanır kalır, tümüyle şeytanın emrine girer, onun kulu- kölesi olur

Halatlar ince yerlerinden kopar, kaleler zayıf yerlerinden fethedilir Onun gibi şeytan vücud ülkesinde hakimiyeti ele geçirmek için nefsin zaaflarından istifade eder Kur’an-ı Kerim şu ayeti ile nefsin bazı zaaflarına dikkat çeker:

“İnsanlara kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve tarıma karşı arzular süslü kılındı” (Al- i İmran, 14)

Yani insan fıtratı itibariyle bunlara son derece düşkündür Hayatı bunları elde etmek için mücadele ile geçer İnsanların en çetin imtihanları bunlarla olur

Üstteki ayette nazara verilen zaaflardan başka, nefsin tembellik, midesine düşkünlük, övülmekten hoşlanmak, başkalarına karşı kibirlenmek, lüzumsuz öfkelenmek, kör hislere sahip olmak, tiryakilik, gaflet, cehalet, heva, heves, peşin lezzetlere müptela olmak… gibi daha nice zaafları vardır Bu zaafları birer maden gibi şeytan tarafından işletilir

Kaynak: www.mumsema.com/cin-seytan/38153-seytanin-karakolu.html



-------------
BİR SAYHA İLE YURTLARINDA ÇÖKÜVERDİLER



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat